Paylaşma ve yardımlaşma ibadeti zekat ve sadaka
Ana Sayfa »Faydalı Bilgiler » Genel Bilgiler » Paylaşma ve yardımlaşma ibadeti zekat ve sadaka

Paylaşma ve yardımlaşma ibadeti zekat ve sadaka

   

Paylaşma ve yardımlaşma ibadeti zekat ve sadaka

Zekat lügat deyiminde temizlik, bereket, çoğalma, güzel övgü manalarını taşır. Din deyiminde ise; ölçülere göre zengin olan (Nisab miktarına ulaşmış) müslümanların seneden seneye malının ve parasının kırkta birini fakir olan müslümanlara vermesidir. Sadaka ise, Allah rızası için fakirlere, muhtaç kimselere, karşılıksız olarak verilen şey; yapılan yardım, her türlü iyilik; Allah yolunda yapılan harcamadır.

Yardımlaşma ve paylaşma insanın yaratılıştan sahip olduğu hasletlerden biridir. Zekât insanın fıtratında var olan bu hasleti açığa çıkarır, harekete geçirir ve geliştirir. Tabiatındaki bencilliğin etkisiyle yardımlaşma ve paylaşma hasletinin zayıflamasını ve gitgide yok olmasını önler, insana verebilme yani infak bilinci kazandırır.

Zekât insanı cimrilik, bayağılık, bencillik, başkasının malına göz dikme, çekememezlik, ben merkezcilik, bireycilik, çıkarcılık, eli sıkılık, hazcıhk, istiğna, kibir, menfaatçilik, vurdumduymazlık, nankörlük, mal düşkünlüğü gibi kirlerden temizler, insanda al çakgönüllülük, cömertlik, dayanışma, destek olma, diğerkâmlık, fedakârlık, hayırseverlik, infak, iyilik, merhamet, muavenet, müzaheret, bol ellilik, kadirşinaslık, şükür gibi hasletleri geliştirir.

Zekâtı verilmeyen mal dinimizce kirli kabul edilir. Mal ancak zekâtı verildiği zaman temizlenmiş olur. Böylece zekâtını veren müslüman, hem malını mânevi kirlerden arındırmanın hem de ruhen arınmanın mutluluğunu elde eder. Diğer taraftan sevindirdiği yoksulun duasını almanın muduluğu ise bir müslüman için paha biçilmezdir. Ancak zekât, zenginin fakire bir lutfu değildir. Fakirin zenginin malındaki hakkıdır. Zira zengine o mal ve serveti veren Allah'tır. Allah'ın yardımı ve ihsanı olmasa o kişi bu serveti elde edip zengin olamazdı. Müslüman kimse de bu bilinç ve duyarlılıkla, şükrün sadece sözle olamayacağı bilinciyle verdiği zekâtı veya sadakayı, yaptığı iyilikleri kendi adına bir övünç ve gurur kaynağı haline getirmez. Zekâtın dinî bir yükümlülük olması, yardımın, gönüllü ve severek yapılmasına vesile olur. Bir şeyi severek ve gönüllü olarak yapmak, o şeyin insanda bir meleke hâline gelmesine yardımcı olur. Artık zekât vermek, veren insanda zevke dönüşür. Nimederi vereni hatırlayarak, Onun verdiğinin bir kısmını ihtiyaç sahiplerine aktarma şuuru denilebilecek bu anlayış, Islâm'daki sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın temelini oluşturur.

Bir toplumda paylaşma ne kadar dengeli olursa toplumsal barış da o kadar sağlam olur. Zengin ler, ihtiyacı olanlara el uzatır, onlara destek olur ve onların sıkıntıdan kurtulmalarına yardımcı olurlarsa zengin ile yoksul arasında güçlü bir bağ teşekkül eder. Bu güçlü bağ da toplumsal huzuru ve bir likteliği doğurur. Bir toplumda birlik ve beraberlik ruhu güçlü olmazsa o toplum hem ahlâk hem adalet açısından zayıflar, yozlaşmaya ve güçsüzleşmeye başlar.

İslâm'a göre müslümanlar bir bedene benzer. Bedenin bir organı hastalandığında veya rahatsızlandığında diğer organlar da bun dan etkilenir ve acı duyar. Tıpkı bunun gibi, birinin derdi oldu ğunda müslümanların hepsinin canı yanar. Toplumda yaşayan bir bireyin hayatında var olan herhangi bir sorundan diğer bireylerde etkilenir; onlar da bundan sıkıntı duyar ve kendi çapında çözüme katkı sağlamaya çalışır. Bu çözümlerden biri de hemen hemen her toplumda görülen dilencilik, hırsızlık ve yankesicilik gibi kötü ve yüz kızartıcı durumların azalmasına, hatta ortadan kalkmasına aracılık etmektir. Böylece bir anlamı da temizlemek olan zekât, toplumsal düzlemde bu amacını gerçekleştirmiş olur. Zekât sadece malı değil, toplumu da temizleyen bir araç haline gelir.





Benzer Konular

canlı kuran oku kuran dinle kuran izle
mekke kabe canlı yayın izle
büyük islam ilmihali
hadisi şerif
yemek tarifleri
en güzel oyunlar, oyun oyna