Peygamberlerin hayatı kısaca
Ana Sayfa »Dini Bilgiler » Siyer » Peygamberlerin hayatı kısaca

Peygamberlerin hayatı kısaca

   

Peygamberlerin hayatı kısaca

Peygamberler yüce Allah'ın insanlara gönderdiği elçilerdir. Sayılarını tam olarak ancak Allah'ın bildiği bu büyük elçiler, yolunu şaşırmış insanlara doğru yolu, Allah'ın dini olan İslâmı anlatmak için görevlendirilmişlerdir. Onlar her türlü sıkıntıya, eziyete, hatta işkenceye rağmen kutsal vazifelerini hiç aksatmadan yerine getirmişlerdir. Kur'an-ı Kerim'de yirmi beş tanesinin ismi açıklanmakta ve hayat hikayeleri anlatılmaktadır. İşte Kuran-ı Kerimde İsmi Geçen Peygamberlerin kısaca hayatları.

İlk insan ve ilk Peygamber Hz Adem'dir. Yüce Allah onu yoktan var etmiş, kendi ruhundan üfleyerek ona can vermiş ve daha sonra Hz Havva'yı yaratarak ona eş ve arkadaş yapmıştır. Hz Adem yaratılınca, Allah'ın emriyle bütün melekler ona İblis, yani şeytan kibirlenerek “Ya Rabbi Sen Ademi topraktan beni ise ateşten yarattın. Ben ondan daha üstünüm” demiş ve Allah'ın emrine karşı gelmiştir. Bunun üzerine yüce Rabbimiz onu rahmetinden kovmuş ve ebedi olarak cehennemde kalacağını söylemiştir. Şeytan bunu öğrenince yine Allah'a yalvarıp müsaade istemiştir.

 - Ya Rabbi, mademki Adem'in yüzünden beni cehennemlik ettin. Öyleyse ben de onu ve çocuklarını doğru yoldan çıkartmaya çalışayım.” demiştir. Bu izin kendisine verilince hemen çalışmaya başlamış ve nice yalan dolu tutaklar kurarak Hz Adem ve Eşi Hz Havva'yı cennetten çıkarmaya çalışmıştır, işte hikayeleri...

Allah Hz Adem ve Hz Havva'ya cennette bir ağacı göstererek ondan yememelerini emretmişti. Şeytan bir fırsatını bulup yanlarına sokuldu. "Eğer bu ağacın meyvesinden yerseniz hiç ölmezsiniz!” diye onları kandırdı, önce Hz Havva, daha sonra da Hz Adem Allah'ın yasak ettiği meyveden yediler. Bunun üzerine Yüce Rabbimiz onları da cennetten çıkarıp yeryüzüne gönderdi. Artık insanoğlu için binbir türlü sıkıntı ve eziyet başlıyordu. Hz Adem ve Hz Havva ayrı ayrı yerlere indirildiler. Senelerce yapayalnız ve birbirlerinden uzak yaşadılar. Hatalarını anlamış gözyaşları içinde tövbe etmeye başlamışlardı. Öylesine büyük bir acı duyuyor ve Allah'dan öylesine çok korkuyorlardı ki sonunda rahmet ve merhamet sahibi Rabbimiz onları bağışladı. Mekke yakınlarındaki Arafat Dağı'nda birbirlerine kavuştular.

Sonra Hz Adem'e peygamberlik verildi. Böylece Hz Adem hem ilk insan hem ilk Peygamber oldu. Oğullarından Kabil kıskançlık sebebiyle kardeşi Habil'i öldürünce yeryüzüne ilk kan döküldü. Şeytan her fırsatı değerlendiriyor, insanları birbirine düşman etmeye, hatta Allah'a ibadetten vazgeçirmeye çalışıyordu.

Hz Adem çok uzun yıllar hayat sürdü. Allah kendisine on sahife indirip, emir ve yasaklarını bildirdi. Hz Adem'in vefatından sonra oğulları içinden Hz Şit Peygamber oldu. Artık insanlar çoğalmaya başlamışlardı. Yüce Allah Hz Şit'e 50 suhuf indirdi. Bu suhuflarda çok kıymetli bilgiler mevcuttu.

Hz Şit'ten sonra Peygamberlik Hz İdris'e verildi. Yüce Allah ona da 30 suhuf indirdi. Hz İdris zamanında artık insanlar iyice çoğalıp yayılmaya başlamışlar hatta bir kısım kimseler putlara tapmaya yeltenmişlerdi. Hz idris Peygamberlik görevini yerine getirmek İçin uzun yıllar çalıştı. Rivayete göre kalemle ilk yazıyı yazan ve ilk defa kumaştan elbise diken o idi. Yüce Allah İdris Aleyhisselamı diri iken göğe kaldırdı.

Hz İdris'ten sonra Ademoğulları yollarını iyice şaşırdılar. Açıktan açığa putlara tapıyor ve Allah'ı inkar ediyorlardı. Artık yeni bir Peygamberin gelmesi lazımdı. Nihayet Yüce Rabbimiz insanlara Hz Nuh'u insanlara Peygamber olarak gönderdi. Hz Nuh, insanlara Allah'ın varlığını, birliğini ve kudretini bildiriyor, onları puta tapmaktan vazgeçirmeye çalışıyordu. Şehrin fakir kimselerinden sayıldığı ve kendisine inananlar da çoğunlukla fakir ve yoksullar olduğu için , diğerleri onunla alay ettiler. Peygamberlik bizim gibi zenginlere verilmeli değil miydi? dediler. Hz nuh
konuşmaya başlayınca kulaklarını tıkadılar. Bu hal senelerce devam etti. Sonunda bu büyük Peygamber kavmine beddua etti. Allah da ona bir gemi yapmasını ve o gemiye kendisine inananların girmesini, bir de her cins hayvandan birer çift gemiye almasını emretti. Hz Nuh gemiyi tamamlayınca korkunç bir olay meydana çıktı. Gökyüzü adeta yarılmış, bulutlar sel akıtmaya başlamışlardı. Üstelik yerden de sular fışkırıyordu. Yıldırımlar çakıyor, etraf kararıyordu. Kafirler suların yükseldiğini görünce dağlara tırmanmaya çalıştılar. İçlerinde Hz Nuh'un öz oğlu da bulunuyordu. O da babasına iman etmemişti. Sular gittikçe kabarıp gemiyi yüzdürmeye başladı. Öylesine çok yükseldi ki en yüce dağlar bile sulara gömüldü. Kafirler birer ikişer boğuldular. Yeryüzünde Hz Nuh'un gemisindekiler hariç, hiç bir canlı kalmadı.

Bu müthiş tufan günler sonra sakinleşip sular çekilmeye başladı. Gemi nihayet Cudi Dağı üzerine oturdu. Hz Nuh ve ona inanan bir avuç insan karaya ayak bastılar. Geminin kapıları bir bir açıldı ve hayvanlar yeryüzüne dağıldılar. Sanki dünya yeniden kurulmuş gibi oldu. Bu yüzden Hz Nuh'a ikinci Adem denildi.

Tufandan yıllar sonra Yemen diyarında Âd isimli bir kabile meydana çıktı. Orada yaşayan insanlar mimarlık sanatında harikalar meydana getirdiler. Büyük binalar, sağlam kaleler, geniş ve bakımlı yollar yaptılar. Fakat bütün bu iyi şeylere rağmen şeytan onları tuzağına düşürdü. Allah'ı unutturup, putlara tapmalarını sağladı. Ad kavmi doğru yolu terketti. Bunun üzerine yüce Rabbimiz onlara Hz Hud'u Peygamber olarak gönderdi. Hz Hud kendilerini gece gündüz imana davet ettiği halde çok az kimke ona iman etti. Büyük bir ekseriyet Hz Hud'u yalanladılar. Neticede cezalarını çok ağır ödediler. Şiddetli bir rüzgar, Hud aleyhisselam ve ona iman eden müminlerin dışındakileri helak ediverdi ve böylece Âd kavmi tarihin karanlıklarına gömüldü.

Âd'dan sonra, Şam ile Hicaz arasındaki Hicr denilen yerde Semûd isimli bir kabile ortaya çıktı. Bunlar da dağları delip, taşları oyarak büyük ve sağlam evler yaptılar. Nice medenî harikalar meydana getirdiler. Ne var ki güç ve kuvvetleri büyüdükçe inkar ve isyanları da büyüdü. Allah'ı unutup yontma taş putlara secde etmeye başladılar. Allah Semud Kavmine Peygamber olarak Hz Salih'i gönderdi. Ondan bir mucize istediler. Hz Salih bu mucizeyi gösterdi. Herkesin toplu olarak bulunduğu bir yerde, kocaman bir kayanın içinden sarı ve pırıl pırıl tüylü bir deve meydana çıktı. Mucizeyi gören bir kısım insanlar hemen Hz Salih'e iman ettiler. Bir kısmı ise yine inanmadı. Hatta kafirlerden bazıları, bir gece deveyi ok atarak öldürdüler. Bu hareket Semud kavminin fecî akibetini doğurdu. Gökten çok kuvvetli bir sayha, bir ses kopup geldi. Dizlerinin üzerine çöküp, korkuyla can verdiler. İçlerinden ancak Hz Salih ve ona inananlar kurtulmuşlardı.

Hz Salih'den sonra nice uzun seneler gelip geçti. Babil'de büyük bir kavim hüküm sürmeye başladı. İmparatorlarına Nemrut denilen bu kavim, yıldızlara tapar bir çok kötülükler yaparlardı. Allah Hz İbrahim'i onlara Peygamber olarak gönderdi. Bu büyük Peygamber daha küçücük bir çocukken bile nice harikalar göstermiş, genç bir adam olunca kavminin putlarını kırmıştı. Onu Nemrut'a şikayet ettiler. “Atalarımızın taptığı putlardan bizi vazgeçirmeye çalışıyor.” dediler. Hz İbrahim onlara Peygamber olarak gönderildiğini, Allah'tan başka ilah olmadığını anlattı. Nemrut ve çevresindekiler buna çok kızdılar. Hz İbrahim'i ateşlere atıp yakmak istediler.

Büyük bir meydana odunlar yığıp tutuşturdular. Halk Hz İbrahim'in yakılışını seyretmek için akın akın geldi. Nihayet alevler yükselince bir mancılıkla Hz İbrahim'i içine fırlattılar. Fakat yüce Allah sevgili elçisinin hiç bir zarar görmemesini istemiş ve ateşe, “İbrahim'i yakma!” emrini vermişti. Ateş Hz İbrahim'i yakmadı. Hatta düştüğü yer bir gül bahçesi haline dönüştü. Bu mucizeyi gören bir kısım insanlar ona iman ettiler. Kalpleri mühürlenen kafirler ise, inkarlarında inat göstermeye devam ettiler. Hz İbrahim kendisine inananlarla beraber Babil'i terkedip önce Şam'a sonra Mısır ve nihayet Kenan iline gelip yerleşti.

Bu arada Onunla beraber Şam'a gelen kardeşinin oğlu Hz Lut Sodom halkına Peygamber olarak vazifelendirildi. Sodom da yaşayan insanlar gerçekten ahlaksız ve görülmemiş derecede imansızdılar. Hz Lût ne kadar uğraştı ise de kâr etmedi. Hiç kimse O'nun gösterdiği doğru yolu kabul etmiyordu. Sonunda yüce Allah Sodom'da yaşayan kafirlere ağır bir ceza vermeyi murad etti. Bir gece Hz Lut ve ailesi şehri terkettiler. Onlar uzaklaşır uzaklaşmaz kafirlerin başlarına gök kızgın taşlar yağmaya başladı. Üstelik korkunç bir zelzele bütün şehirleri yerle bir etti. Köylerin altıüstüne gelmiş, hiçbir inkarcı bu fecî akıbetten kurtulamamıştı Hatta Hz Lut'un karısı bile imansızlığı sebebiyle taş halîne getirildi.

Hz İbrahim'in Sâre isimli bir hanımı vardı. Kısır bir kadın olduğu için hiç çocuğu olmuyordu. Buna çok üzüldüğü için kocasına Hacer isimli bir cariye bağışladı. Hacer bir erkek çocuğu dünyaya getirdi, ismini de İsmail koydular. İbrahim aleyhisselam oğlunu çok seviyordu, yanından ayırmak istemiyordu. Hz Sâre çocuğu ve annesi Hacer'i kıskanmaya başladı. Birgün kocasına, onları yanından ayırıp başka bir yere götürmesini söyledi. Hz İbrahim çaresiz kalıp Hacer'i ve oğlu İsmail'i Mekke'ye götürüp bıraktı. Hz İsmail orada büyüdü. Civara yerleşen Arap kabileleri ile beraber yaşadı. Hatta sonunda Cürhüm kabilesinden bir kadınla evlendi. On iki çocuğu oldu. Böylece Mekke ve civarına Hz İsmail'in çocukları hakim oldular. Bir ara Hz İbrahim oğlu İsmail'in yanına gelmiş beraberce Kâbe'yi inşa etmişlerdi.

Bu arada yüce Allah, kısır bir kadın olmasına rağmen Hz Sâre'ye acımış ve onun da doğum yapmasına imkan tanımıştı. Sâre'nin, İshak isimli bir oğlu doğdu. Hz İshak'da büyüyüp evlendi. Sonra babası Hz İbrahim'in yerine geçti. Peygamber oldu. Hz İshak'ın Ays ve Hz Yakup isimli iki oğlu meydana geldi.

Hz Yakup babasının vefatından sonra kavmine Peygamber olarak seçildi. Kenan ilinde yaşadı. İnsanları Allah'ın dinine ve ona ibadete çağırdı. Hz Yakup'un on iki oğlu oldu. İçlerinde en çok Hz Yusuf'u severdi. Bu sevgi diğer kardeşlerinini Hz Yusuf'u kıskanmasına sebep oldu. Oyun oynamak bahanesiyle Yusuf'u babalarının yanından ayırdılar. Sonra onu bir kuyuya atıp, babalarına “Yusuf'u kurt yedi” diye yalan söylediler. Bir av hayvanının kanını sürdükleri Yusuf'un gömleğini babalarına göstererek onu inandırmaya çalıştılar. Hz Yakup oğlunun ayrılığına dayanamadı. O kadar çok ağladı ki gözleri kör oldu. Bu arada bir ticaret kervanı Hz yusuf'u kuyudan çıkartmış, kafiledekiler onu Mısır'a götürerek bir vezire satmışlardı. Artık Hz Yusuf köle muamelesi görüyordu. Nice yıllar vezirin ve hanımının hizmetinde bulundu. Yaşı büyüdükçe son derece güzel ve yakışıklı bir delikanlı oldu. Vezirin hanımı Züleyha sonunda O'na aşık oldu. Bir takım çirkin tekliflerde bulundu. Hz Yusuf bunları kabul etmeyince, O'nu zindana attırdı. Tam yedi sene suçsuz yere zindanda kaldı. Yedinci senenin bitiminde Mısır kralının bir rüyasını en iyi biçimde yorumladığı için zindandan çıkarılıp Mısır'ın Maliye Bakanlığı görevine getirildi.

Vazifeye başladıktan sonra hemen siloları, ambarları buğdaylarla doldurdu. Çünkü yedi sene sürecek olan bir bolluğun arkasından, yedi sene sürecek olan bir kıtlığın meydana geleceğini biliyordu. Gerçekten söyledikleri aynen çıktı. Mısır'da tam yedi sene bolluk ve bereket oldu. Sonra kıtlık yılları başladı. İnsanlar açlık çekmeye başladılar. Mısır ve çevresinde yaşayanlar bu kuraklığa ve kıtlığa hiç bir çare bulamıyorlardı. Herkes Hz Yusuf'a müracaat ediyor, Ondan buğday ve un istiyorlardı. Öte yandan kendisini kuyuya atan ve babasından ayıran kardeşlerini tanımış, fakat onlar Hz Yusuf'u tanımamışlardı. Sonunda gerçek ortaya çıktı. Hz Yusuf onları bağışladı. Gömleğini babaları Hz Yakub'a götürmelerini istedi. Hz Yakup Yusuf'un gömleğini gözlerine sürünce gözleri açıldı. Hep beraber Mısır'a, Hz Yusuf'un yanına geldiler. Mutlu ve huzurlu günler yaşadılar. Hz Yakup ve oğulları Mısır'da çoğaldılar. Kendilerine Beni İsrail, yani İsrailoğulları denildi.

Hz Yusuf'un vefatından sonra Mısır hükümdarları İsrailoğullarını hor ve hakir görmeye, onlara eziyet ve işkence yapmaya başladılar. Sanki İsrailoğulları Mısırlıların kölesi durumuna geldi.

Yüce Allah İshak Aleyhisselam'ın sülalesinden Hz Eyyûb'u Peygamberlik göreviyle vazifelendirmiş, O'na pek çok mal ve imkanlar vermişti. Sonra onu imtihan etmek için kendisini ağır bir hastalığa uğrattı. Elinden mal ve mülkünü, hatta bütün çocuklarını aldı. Bakalım Hz Eyyub bütün bu sıkıntılara katlanıp sabır gösterebilecek miydi?

Hz Eyyub Allah'dan gelen her cefaya göğüs gerip, derin bir imanla sabır gösterince, yüce Allah onun hastalığını iyileştirip yeniden mal, mülk ve evlatlara kavuşmasını sağladı. Dimaşk şehri ve civarında peygamberliğine devam etti.

Allah, Medyen ve Eyke isimli kabilelere de Hz Lut'un sülalesinden Hz Şuayb'ı Peygamber olarak gönderdi. Çünkü Medyen ve Eykeliler alış verişe hile karıştırıyor, insanların mallarını haksız yere ve zorla ellerinden alıyorlardı. İşlemedikleri cinayet ve kötülük kalmamıştı.

Hz Şuayb, nice yıllar onları uyarıp ikaz etti. Allah'dan korkmalarını söyledi. Dinlemediler. Çok az kimse Hz Şuayb'ı tasdik etti.

Allah ülke üzerine şiddetli bir sıcak gönderdi. Yedi gün süren bu korkunç ısı neticesi ırmaklar kaynayıp kabarmış, toprak şerha şerha yarılmıştı. Yedinci günün sonunda gökyüzünde siyah bir bulut meydana çıktı. Kafirler gölgelenebilmek için bulutun altında toplandılar. Ne varki bulut birdenbire ateş yağdırmaya ve altına toplananları kavurup yok etmeye başladı. Eykeliler böylece yok oldular. Medyen ahalisi de gökten kopup gelen korkunç bir sayha, müthiş bir sesle yerlere serilip öldüler.

Hz Şuayb ve mü'minler ise Medyen ve Eyke'yi terkedip Mekke şehrine yerleştiler. Yakup ve Yusuf aleyhisselamdan sonra Mısır'da onların sülalesinden gelen İsrailoğulları büyüyüp çoğalmıştı. Oniki kabile halinde idiler. Mısır Firavunları onların çoğalmalarına sinirleniyor, İsrailoğulları en ağır işlerde, köleler gibi çalıştırıyorlardı. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi bir Firavun “İsrailoğulları çoğalırsa tahtıma göz dikerler” diyerek yeni doğan erkek çocukların öldürülmelerini emretti. Hz Musa işte bu dehşetli ve acılı günler içinde dünyaya geldi. Annesi onu ölümden kurtarmak için sanduka içine koyup Nil nehrine bıraktı. Firavunun hanımı Asiye nehirde akıp giden bu sandukayı tuttu. İçinde nur topu gibi bir yavru bulunca çok sevindi. Hiç çocuğu olmadığı için onu sarayda büyütmek istedi. Firavun'da karısının isteğine razı oldu. Hz Musa böylece sarayda büyümeye başladı. Hatta onu emzirmek için bir kadın aradılar. Öz annesi gelip bu vazifeye başladı. Hiç kimse olayların gerçek yüzünü bilmiyordu.

Hz Musa büyüyüp olgunlaşınca, kendisinin İsrailoğulları sülalesinden geldiğini öğrendi. Firavun'a ve yaptığı kötülüklere karşı yüreğinde bir nefret oluştu. Bir gün Mısır'da gezerken İsrailoğulları'ndan birisinin bir Mısırlı ile döğüştüğünü gördü. Hemen onun yardımına koştu. Mısırlıya vurdu. Adam Hz Musa'nın darbesiyle kazayla yere düşüp öldü. Hz Musa buna çok üzüldü. Olay açığa çıkarsa Firavun kendisine büyük bir ceza verebilirdi. Bu korkuyla Mısır'dan kaçıp Medyen diyarına gitti. Orada Hz Şuayb ile tanıştı. On yıl kadar O'nun yanında çalıştı. Kızlarının birisi ile evlendi. Sonra hanımını da yanına alarak Mısır'a dönmek üzere yola çıktı. Tur Dağı'na geldiklerinde yüce Allah O'na “Peygamber olduğunu, gidip Firavun'u ve kavmini Allah'a ibadete çağırmasını” bildirdi. Bu kutsal görevi yaparken kardeşi Hz Harun'da kendisine yardım edecekti.

Hz Musa Mısır'a gelip kardeşi ile görüştü. O'na “Firavun'a gidelim. Allah'ın buyruklarını anlatalım. İsrailoğulları'nı bizimle bıraksın. Alıp bu diyardan çıkaralım.” dedi.

Beraberce Firavun'a gidip isteklerini anlattılar. Firavun onların söylediklerine inanmadı. Kendisinden mucize istedi. Hz Musa elindeki asayı yere attı. Değnek büyük bir yılan oldu. Firavun ürktü. Bütün sihirbazlarını çağırıp bir yarışma yaptırdı. Sihirbazlar toplandılar. İplerini yere attılar. Hepsinin ipi birer yılan gibi kıvrılmaya başladı. Hz Musa'da asasını yere attı. Yine büyük bir ejderha haline gelip sihirbazların yılanlarını birer birer yuttu. Bunu görünce sihirbazlar: “Biz Musa'nın Rabbine iman ettik” dediler. Firavun onları çok ağır işkencelerle öldürttü.

Hz Musa va kardeşi Harun daha nice mucizeler gösterdikleri halde Firavun iman etmedi. Sonunda İsrailoğulları'nı alıp götürmelerine müsade verdi. Hz Musa kavmini toplayıp yola çıktı. Onlar şehri terkedince, hain hükümdar kararından döndü. Hemen ordusunu hazırlayarak peşlerine düştü. İsrailoğulları Kızıldeniz'in kenarına gelmişlerdi. Arkalarında Firavun ve askerleri, önlerinde koca Kızıl Deniz vardı. “Artık mahvolduk” diye feryada başladılar. Ama yüce Allah onlara yardım etti. Hz Musa değneğini denize vurunca deniz ortasından yarılıp yol verdi. Sevinç içinde karşıya geçtiler. Bu sırada Firavun'da yetişip gelmişti. Denizin ortasındaki yolu görünce o da geçmek istedi. Bütün ordusu bu yolda ilerlemeye başladı. Fakat birden bire ikiye ayrılan Kızıl Deniz'in suları birleşiverdi. Firavun ve askerleri boğuldular. Hain Firavun tam öleceği sırada “Ben de Allah'a iman ediyorum” diye haykırdı ama Allah onun imanını kabul etmedi.

Hz Musa ve kavmi böylece Firavun'un şerrinden kurtulup, Kenan diyarına doğru yola çıktılar. Yolda öküz şeklinde yapılmış putlara tapan bir kabile ile karşılaştılar. Henüz Allah'a imanın ne olduğunu çok iyi bilmeyen cahil İsrailoğulları bunları görünce:

—“Ya Musa bize de böyle bir ilâh lâzım” demeye başladılar.

Hz Musa:

—“Siz cahil bir kavimsiniz. Allah'dan başka ilah yoktur.

O'nun size vardiği nimetleri unutup da nankörlük yapmayın!” dedi.

Fakat İsrailoğulları her fırsatta Hz Musa'yı üzmeye devam ettiler. Hatta bir ara içlerinden Samîrî ismi verilen kâfirin yaptığı altın buzağıya bile taptılar. Hz Musa'nın emirlerini yerine getirmediler. Nankörlükleri ve inatları yüzünden, senelerce çöllerde süründüler. Nice belâlara ve cezalara uğradılar.

Hz Musa ve kardeşi Hz Harun uzun seneler onları doğru yola getirmek için çalıştılar. Nihayet Allah Hz Musa'ya Tevrat isimli bir kitap nâzil etti. Önce Hz Harun, sonra da Hz Musa vefat edip yüce Rablerine kavuştular.

Aradan uzun yıllar geçti. İsrailoğulları artık Kenan ilinde yerleşmiş, büyük bir kavim haline gelmişlerdi. Başlarına Hz Davud hükümdar oldu. O hem hükümdar, hem de Peygamberdi. Allah kendisine dört büyük kitaptan birisi olan Zebur'u nâzil etti. Hz Davud zamanında İsrailoğulları en muhteşem devirlerini yaşadılar. Nice zaferler kazanıp ülkelerini genişlettiler. Kudüs şehrini başkent yaptılar.

Hz Davud kırk sene hükümdarlık yaptıktan sonra vefat etti. Yerine oğlu Hz Süleyman geçti. Allah ona da Peygamberlik şerefini bağışladı. Hz Süleyman insanlara olduğu kadar, cinlere ve hayvanlara da hükmediyordu. Rüzgarlar bile onun buyruğuna boyun eğerlerdi. Babasının vasiyeti üzerine Kudüs'de Mescid-i Aksa'yı yaptırmaya başladı. Bina yedi sene içinde tamamlandı. Kudüs çok büyük mimari eserlerle süslendi.

Bu arada Hz Süleyman Yemen'in kadın hükümdarı Belkıs ile görüştü. Daha önceleri güneşe tapan Belkıs ve halkı Hz Süleyman'ın bildirmesiyle ona iman edip, Allah'a ibadete başladılar.

Hz Süleyman artık bütün bir dünyaya hükmediyordu. Doğu ve batı onun hükümranlığına boyun eğmişti. Bu halde tam kırk sene sürdü. Sonra Hz Süleyman vefat etti. Yerine oğlu hükümdar oldu. Artık İsrailoğulları tarihi, yükselme devrini kapatıyor, gerileme ve çökme devrine başlıyordu. Hz Süleyman'ın vefatından sonra devlet ikiye ayrılıp parçalandı. Bu devletlerin birine İsrail diğerine Yahuda devleti denildi. Halk da iyice bozulmaya başlamış, putlara tapar olmuştu. İşte o sırada kendilerine Hz İlyas ve Elyesa isimli iki peygamber gönderildi. İlyas aleyhisselamın kavmini puta tapmaktan vazgeçirmek için çok çalıştıysa da muvaffak olamadı. Hayvanların kokuşmuş ölülerini bile yiyecek kadar aç kaldılar. Sonra Hz Elyesa onlara peygamber oldu. Her türlü öğüt ve nasihata bulunduğu halde onu da dinlemediler. Felaket üzerlerinden kalkar kalkmaz yeniden Allah'ı inkara çalışıyorlardı. Yüce Allah, Asuriye Devleti'ni onlara musallat etti. Asuriyeliler, İsrailoğulları'nı perişan ettiler. Şehirlerini yıkıp, insanları esir aldılar.

Allah Hz Yunus'u da Ninova'da yaşayan Asuriyelilere Peygamber olarak göndermişti. Çünkü Ninova ahalisi de putlara tapıyorlardı. Hz Yunus'un Peygamberliğini reddettiler. Bunun üzerine Yunus aleyhisselam kavmine kırılıp gücünerek, Allah'ın emri gelmeden ninova'yı terketti. Dicle kenarına inip bir gemiye bindi. Ne varki çeşitli sebeblerle gemi yürümeyince içindekiler “Aramızda uğursuz bir adam var. Kura çekelim. Kime isabet ederse onu denize atalım.” dediler. Kura, Hz Yunus'a isabet etti. Hemen onu denize attılar. Büyük bir balık Hz Yunus'u yutuverdi.

Hz Yunus o zaman hatasını anlayıp, Allah'a kendisini bağışlaması için dua etti. Balık O'nu bir kıyıya getirip bıraktı. Tekrar eski güç ve kuvvetine kavuşunca Ninova'ya döndü. Peygamberlik görevine devam etti. Kavmi bu sefer onu yalanlamadılar. Hepsi Hz Yunus'un hak peygamber olduğuna iman etti. Bunun üzerine nice zaferler, nice başarılar kazandılar. İsrail devletini egemenlikleri altına aldılar.

Bu arada Hz Zülkif peygamber olarak görev yaptı. Ninova'lılar Hz Yunus'tan sonra da Yahuda devleti üzerine yürüdüler. Fakat ordu içinde baş gösteren bir hastalık sebebiyle Yahuda devletine karşı başarıya ulaşamayıp, ninova'ya dönmek zorunda kaldılar.

O vakitlerde Yahuda devletinin başkenti olan Kudüs'de Yahûdiler, yani İsrailoğulları sülalesi yaşıyordu. Kendilerine nice peygamberler geldiği halde yine inkar ve küfür içinde idiler. Tabi bütün bunların cezasını ağır şekilde ödeyip durdular. Devletleri yıkıldı. Şehirleri yıkıldı. Asuriye devletinden sonra ortaya çıkan Keldaniler Kudüs'ü zaptedip İsrailoğulları'nı Babil'e sürgün ettiler. Kudüs baştanbaşa yıkıldı. İsrailoğulları Bahirde uzun süre esaret hayatı yaşadıktan sonra Keldaniye devletinin de yıkılmasıyla yeniden Kudüs'e döndüler. Mescid-i Aksa'yı yeniden inşa ettiler. Ancak bu seferde İranlıların hakimiyeti altına girdiler. Sonra Yunanlılar, daha sonra da Romalılar Küdüs'ü ele geçirdi.

İsrailoğulları Romalıların egemenliği altında yaşıyorken daima kendilerini kurtaracak bir peygamber, bir komutan beklemişlerdi. Mescid-i Aksa'ya gidip gelir, orada ibadet ederlerdi.

Hz Zekeriyada İsrailoğulları'ndandı. Süleyman aleyhisselamın neslinden geliyordu. Mukaddes Mescidde durur ve kavmine öğüt verirdi. Yüce Allah ona da peygamberlik şerefini bağışlamıştı.

Hz Zekeriya'nın çocuğu olmamıştı. Karısının bir kız kardeşi vardı. Adına Hanne derlerdi. Onun da çocuğu yoktu. Bir gün hanne yüce Allah'a dua edip; “Bir çocuğum olursa Mukaddes Mescidin hizmetine vereceğim.” dedi. Sonra hamile oldu. Bir kız çocuğu dünyaya getirdi. Adını Meryem koydu. “Ya Rabbi ne yapayım. Çocuğum kız oldu. Sen onu kabul et.” diyerek Beytü'l Makdise götürdü. Hz Zekeriya'ya verip, yetiştirilmesini istedi.

Böylece Hz Meryem teyzesinin ve teyzesinin kocası olan Hz Zekeriya'nın yanında büyümeye başladı. Hz Zekeriya onun için hususi bir oda yaptırmıştı. Hz Meryem daima orada kalır ve Allah'a ibadet ederdi.

Bu sırada yüce Allah Hz Zekeriya'nın da duasını kabul ederek ona Yahya isimli bir erkek evladının doğacağını müjdeledi. Ve Hz Yahya doğdu. Allah insanlara büyük bir peygamber daha göndermeyi murad etmişti. Bu Peygamber babasız olarak dünyaya gelecek ve kendisine İncil isimli bir kitap nazil olacaktı. Nihayet Hz Meryem, kendisine hiç bir erkek eli değmediği halde Hz İsa'ya hamile oldu. Bunu duyan Yahudiler hayretler içinde kaldılar. Akıl almaz iftiralara başladılar. “Hiç babasız çocuk olur mu?” diyorlardı. Halbuki yüce Allah, Hz Adem'i nasıl yoktan var etmişse, Hz İsa'yı da babasız olarak dünyaya getirebilirdi. Bunu bir türlü kabul etmek istemediler. Hz İsa doğar doğmaz konuşmuş ve annesini teselli etmişti. Hatta Yahudilere bile seslenmiş “Ben Allah'ın Peygamberiyim” demişti.

Hz Yahya ve Hz İsa büyüdüler. Önceleri Musa aleyhisselama nazil olan Tevrat'a göre hüküm veriyorlardı. Sonra İncil nazil oldu. Ve artık İncil'e göre hüküm vermeye başladılar. O sıralarda İsrailoğulları'nın reisi olan kimse Hz Yahya'dan kendi isteğine uygun bir fetva istedi. O da İncil'e göre hüküm verince reis sinirlenip Hz Yahya'yı öldürttü. O büyük peygamberin başını kestiler.

Hz İsa kavmine nice mucizeler gösterip onlara gerçeği anlattı. Allah'tan başkasına kulluk etmemelerini emretti. Ölüleri diriltiyor, anadan doğma körleri iyi ediyor, daha nice harikalar gösteriyordu. Bütün bunlara rağmen kendisine ancak on iki kişi iman etti. Bunlara Havariler denildi. Daha sonraları içlerinden Yuda Şemun isimli birisi de Hz İsa'ya ihanet edip onun saklandığı yeri Yahudilere haber verdi. Yahudiler Hz İsa'yı öldürmeye kararlıydılar. Bir sabah saklandığı yere gelip evi kuşattılar. Hırs kin ve telaş gözlerini bürümüş, yürekleri küfür ve inatla katılaşmıştı. Durmadan küfrediyor, bağırıyorlardı. Şaşkınlık ve heyecan içinde Hz İsa zannederek, Yud'a Şemun denilen haini tuttular. Onu çarmıha gererek, herkesin gözü önünde idam ettiler. Hala Hz İsa'yı astıklarını zannediyorlardı. Halbuki yüce Allah, o büyük peygamberini daha önce göğe çıkarttı. Böylece İsa aleyhisselam da bu fanî dünya hayatından çekilmiş oldu.

O'nun doğumundan sonra tam 571 yıl yeryüzüne hiç bir Peygamber gelmedi. Bu 571 yıl içinde yeryüzü tam bir cehalet, sapıklık ve imansızlık içinde kaldı. İnsanlar niçin yaşadıklarını ve ne olacaklarını bilemiyorlardı. Haklılar haksız, zalimler hükümran olmuştu. Taş ve ağaç putlara tapılıyor, Allah'ın ismi anılmıyordu.

Yeryüzü son ve en büyük Peygambere muhtaçtı. Her şey ama her şey O'nun yolunu gözlüyor, O'nun haberini bekliyordu. O bütün bir insanlığın gerçek kurtarıcısı ve yüce Allah'ın en sevgili kuluydu.

Zaten bütün bir kainat o doğsun ve yaşasın diye var edilmişti. Bütün Peygamberler O'nu haber vermiş, ümmetlerine O'nu müjdelemişlerdi. O, alemlerin şeref tacıydı. Evet, O iki cihanın efendisi Hz Muhammed Mustafa (S.A.V.)'den başkası değildi. Ve mutlaka yeryüzünü şereflendirecekti... Yeryüzünü ve gökyüzünü...





Benzer Konular

canlı kuran oku kuran dinle kuran izle
mekke kabe canlı yayın izle
büyük islam ilmihali
hadisi şerif
yemek tarifleri
en güzel oyunlar, oyun oyna