Ağız ile ilgili deyimler ve anlamları
Ana Sayfa »Deyimler » Ağız ile ilgili deyimler ve anlamları

Ağız ile ilgili deyimler ve anlamları

   

Ağız ile ilgili deyimler ve anlamları

Ağız yapmak deyiminin anlamı
* His ve fikirleri olduğundan farklı göstermek.
* Üstesinden gelemeyeceği bir işi yapacak gibi konuşmak.
* Birini aldatma, yanıltma, oyalama amacıyla duygularını, düşüncelerini olduğundan başka türlü gösterecek biçimde konuşmak.
* Kişi birini aldatmaya,   yanıltma ve oyalamak amacıyla duygularını, düşüncelerini  olduğu gibi değil de olduğundan başka şekilde  konuşmak.
Örnek: O bana öylesine bir ağız yaptı!
Örnek 2: Ne ağız yapıp duruyorsun, gerçeği söylesene!
Örnek 3: Ne ağız yapıp duruyorsun, gerçeği söylesene!

Ağız kokusu çekmek deyiminin anlamı
* Bir kimsenin istenmeyen söz ve davranışlarına katlanmak zorunda olmak.
* Bir kimsenin dayanılmaz, çekilmez tutum ve davranışlarına katlanmak.
Örnek: Yeter artık, daha fazla senin ağız kokunu çekemem.

Ağız değiştirmek deyiminin anlamı
* Önceden söylediğini başka türlü söylemek.
* Daha önce söylediğinin tersini söylemeye başlamak.
* İlk önce bir konuda bir şey söylerken daha sonra değişik nedenler ile söylediği şeyden vazgeçip daha farklı konuşmak.
Örnek: Babasını görünce korkusundan ağız değiştirdi.

Ağız kalabalığı etmek deyiminin anlamı
* Konu dışı ve gereksiz bir şekilde çok konuşmak.
* Birbirini tutmayan, gereksiz, konu dışı sözler.
Örnek: Asıl meseleyi ağız kalabalığı ile ört bas edip kaçamazsın!
Örnek 2: Hem ellerindekilerini asıyor hem de ağız kalabalığıyla alt kata bir şeyler söylüyordu. (H. R. Gürpınar)
Örnek 3: Konuşmasında, dinleyicilerin ilgisini çekmeyen, konu dışı gereksiz şeyler söyledi, ağız kalabalığı etti.

Ağız birliği etmek deyiminin anlamı
* Birden fazla kimsenin bir konuda, daha önceden anlaşarak aynı şeyi söylemeleri veya yapmaları.
* Bir konuda anlaşarak aynı biçimde konuşmak, söz birliği etmek.
* Daha önce bir konuda anlaşarak aynı şeyi yapmak ya da söylemek.
* İki yada daha fazla kişinin bir konuda aynı şeyleri söylemek üzerine birlik olması.
Örnek: Ağız birliği etmeli, hep birlikte savunmalıyız kendimizi.

Ağız aramak deyiminin anlamı
* Öğrenilmek istenen bir bilgiyi doğrudan sormadan, dolaylı yollarla karşıdakine söyletmeye çalışmak ya da bir şey bilip bilmediğini öğrenmeye çalışmak.
* Karşısındakini kurnazca konuşturarak ağzından söz almak, istediğini öğrenmek.
* Birini belli etmeden konuşturarak gerekli bilgiyi edinmek.
* Öğrenilmek istenilen şeyi söyletecek yolda dil kullanmak.
* Bildiğini düşündüğü bir konuda onun bildiklerini anlamak konuşturmak için ona farklı yönlerden sorular sorarak konuşturmaya çalışmak.
Örnek: Şunun ağzını ara da bahçeyi satıp satmayacağını öğren.
Örnek 2: Ağzını ara bakalım o konuda bir şey biliyor mu?

Ağzının tadını bilmek deyiminin anlamı
* Zevkli, estetikten ve güzel şeylerden anlamak, tercihlerini buna göre yapmak.
* Güzel yemeklerden anlamak.
* Bir şeyin güzelini, iyisini bilmek, anlamak.
Örnek: Şunlardaki güzelliğe bak, ağzının tadını da biliyorsun hani.

Ağzının tadı kaçmak deyiminin anlamı
* Yediği yemeklerden zevk alamamak.
* Rahatı kaçmak, hayattan tat alamamak.
* Rahatı kaçmak, huzurunu kaybetmek, bir kimsenin kurulu dirliği, düzenliği bozulmak.
* İnsanın huzurunu bozmak, rahatı kaçmak, düzeni bozmak.
Örnek: Ağzımızın tadı kaçtı. huzurumuz bozuldu.
Örnek 2: Şu vızır vızır işleyen yol burdan geçince ağzımızın tadı kaçtı.

Ağzının payını vermek deyiminin anlamı
* Bir kimsenin söylediği sert ya da istenmeyen sözüne, o kimseye susmak zorunda kalacağı şeküde cevap vermek, konuşmaya pişman etmek.
* Sert söz ve davranışlarla karşılık vererek bir kimseyi yaptığına pişman etmek.
* Kendini göstermek isteyen kimseye sert sözler söyleyerek susturmak.
* Birisine kızıp çok sert söz ve  davranışlarla kızmak, Söylediği sözlere, karşılık vererek bir kimseyi yaptığına ve söylediğine  pişman etmek.
Örnek: Demek öyle, ben de senin ağzının payını vermezsem bana da Hasan demesinler!
Örnek 2: Senin ağzının payını vermesini bilirim.

Ağzının içine girmek deyiminin anlamı
* Bir kimseye çok yanaşmak.
* Bir kimseyle aşırı ilgilenmek, her istediğini yapmak. Bir başka şekli; ağzının içine girmek.
* Dinlenirken konuşana doğru oldukça fazla yaklaşmak.
* Hayranlıkla, büyük bir zevkle seyredip dinlemek.
Örnek: Çocuklar, masal anlatan dedenin, neredeyse ağzına gireceklerdi.

Ağzının içine bakmak deyiminin anlamı
* Konuşan bir kimseyi seve seve ve dikkatlice dinlemek.
* Bir kimseye çok yanaşmak.
* Bir kimseyle aşırı ilgilenmek, her istediğini yapmak.
Örnek: Konuşması onları öyle sarmıştı ki ağzının içine bakıyorlardı.

Yüreği ağzına gelmek deyiminin anlamı
* Çok korkmak.
* Birden bire çok korkmak, kalbi yerinden fırlayacakmış gibi hızlı hızlı atmak.
* Ansızın, beklenmedik bir durum karşısında kalarak çok korkmak, endişelenmek.
Örnek: Karanlık ve ıssız sokakta yürürken bir çığlık duydu, yüreği ağzına geldi o an.
Örnek 2: Çıngırağın her çekilişinde ikisinin de heyecandan yürekleri ağızlarına geliyor.” (M. Yesari)
Örnek 3: Evde sessizlik hakimken birden telefonun çalması yüreğimi ağzıma getirdi.

Lafı ağzına tıkamak deyiminin anlamı kısaca
* Söylenmek istenen bir şeyi tam bitiremeden cevabını vererek söyletmemek.
* Birinin sözünü bitirmesine fırsat vermemek, onu susmak zorunda bırakmak, konuşmasını önlemek.
Örnek: Ağzını açar açmaz lafı ağzına tıkadılar adamcağızın.
Örnek 2: İyi vaaz veriyordu ama köylüler lafı ağzına tıkadılar hocanın.

Ağzına bal çalmak deyiminin anlamı
* Bir kimseye umut vermek.
* Onu memnun etmek için küçük bir şey vermek.
* Küçük vaatlerde bulunarak, tatlı sözler söyleyerek, birini kandırmak, oyalamak
* Amacına ulaşmak için birini tatlı sözlerle bir süre oyalamak, kandırmak; umut verip ikna ederek işini yaptırmak.
Örnek: Öyle bir insan ki ağzına bir parmak bal çal, sonra her istediğini yaptır.

Ağzına bakmak deyiminin anlamı
* Bir kimsenin bir şey söylemesini beklemek.
* Onun sözü ile hareket etmek.
* Konuşan bir kimseyi seve seve ve dikkatlice dinlemek.
Örnek: Konuşması onları öyle sarmıştı ki ağzının içine bakıyorlardı.
Örnek 2: İyi, yemek için de onun ağzına bak bari!

Ağzına baktırmak deyiminin anlamı
* Etkili ve güzel konuşarak kendini dinletmek.
* Etkili, güzel konuşarak kendini zevk ile dinletmek, dinleyenleri kendisine hayran etmek.
* Güzel ve etkili konuşmasıyla herkesi kendi ile ilgili hâle getirmek. Kendini dinletmek.
Örnek: O, ağzına baktırmasını bilen ender hatiplerdendi.

Ağzına geleni söylemek deyiminin anlamı
* Düşünmeden konuşmak
* Kızgınlık sonucu ağır hakaretler etmek.
* Nezaketi terkederek konuşmak anlamındadır.
* Çok düşüncesiz, mânâsız konuşmak.
Örnek: Çak sinirlenmiş, ağzına geleni söylemişti.

Ağzına bakakalmak deyiminin anlamı
Sözlerine hayran olmak.

Ağzına sakız olmak deyiminin anlamı
* Dedikodusuna konu olmak.
* Dedikodularda konu olarak adı geçmek.
* Dikkati çeken bir yönünden dolayı herkesin ağzında konuşulur olmak.
Örnek: Ağızlara sakız olan bu olayın gerçek nedenini hâlâ bilmiyoruz.

Ağzına tükürmek deyiminin anlamı
Hakaret ederek uyarmak.
Örnek: Ağzına tükürdüğümün, iki dakika izin vermedi.
Örnek 2: Bir ay geçti hâlâ ödemesini yapmadı ağzına tükürdüğüm.

Ağzının suyu akmak deyiminin anlamı
Çok beğenip istemek, imrenmek.
Örnek: Bu ziyafete elimiz erişmiyor, uzaktan ağzımın suyu akıyor. (R. N. Güntekin)

Ağzıyla içmesini bilmek deyiminin anlamı
Sözünü, sohbetini karşıdaki kişiyi incitmeyecek bir biçimde ayarlamak.

Ağzıyla kuş tutsa deyiminin anlamı
Ne yapsa, ne kadar çaba ve ustalık gösterse anlamında kullanılan bir söz.
Örnek: Aktör, o her günkü pırtısını giyip de sahneye çıkarsa, ağzıyla kuş tutsa seyirciye Demirhane Müdürü olduğunu yutturamaz. (S. F. Abasıyanık)

Ağzını bağlamak deyiminin anlamı
Bir kimseyi herhangi bir sebeple söz söyleyemez duruma getirmek, susmak zorunda bırakmak.
Örnek: Ortağım burada kocama basmış büyüyü, basmış büyüyü. Dilini, ağzını bağlamış adamcağızın. (R. N. Güntekin)

Ağzını bıçak açmamak deyiminin anlamı
Üzüntüsünden söz söyleyecek durumda olmamak.
Örnek: O gittiği günden beri Zeynep kadının ağzını bıçak açmıyor. (Y. K. Karaosmanoğlu)

Ağzını dilini bağlamak deyiminin anlamı
Birini konuşamaz duruma getirmek.
Örnek: O şıllık basmış büyüyü, adamcağızın ağzını dilini bağlamıştı. (R. N. Güntekin)

Ağzından deyiminin anlamı
* Birisinden dinleyerek.
* Adına.
Örnek: Bu şiiri Âşık Veysel'in ağzından yazdım.

Ağzından kapmak deyiminin anlamı
* Birinin bildiği şeyleri, ustalıklı konuşmalarla ona sezdirmeden öğrenmek.
* Birinin konuşmasını keserek kendisi söze başlamak.
Örnek: Bütün bu lafları harfi harfine Fatma Hanım'ın ağzından kapmış, bana kendi sözleri imiş gibi tekrar ediyor. (Y. K. Karaosmanoğlu)

Ağzından lokmasını almak deyiminin anlamı
Birinin hakkı olan şeyi ondan almak.

Ağzını kapamak deyiminin anlamı
Kendisine çıkar sağlaması için bir kimseyi susturmak.

Ağzını kullanmak deyiminin anlamı
Birinin söylediklerinin aynısını söylemek.

Ağzına düşmek deyiminin anlamı
Dile düşmek.
Örnek: Doğrusu ben ne güzelliğimin ne de ilmimin kimsenin ağzına düşmesine razı değilim. (E. İ. Benice)

Ağzını mühürlemek deyiminin anlamı
Konuşmamak, susmak.
Örnek: Yine o değişmeyen ızdırap ile ağzını mühürler. (Y. Z. Ortaç)
Örnek 2: İki saattir ağzını mühürlemiş gibi, tek kelime etmeden oturuyor.

Ağzını sıkı tutmak deyiminin anlamı
Sır vermemek.
Örnek: Ağzını sıkı tutmazsan oyunumuz ortaya çıkar.
Örnek 2: Lütfen ağzını sıkı tut, yoksa hepimiz ceza alırız.
Örnek 3: Ağzını sıkı tutmayı öğren, her şeyi öğretmene yetiştirme.

Ağzını toplamak deyiminin anlamı
Söylemekte olduğu kötü söz veya küfürleri kesmek.
Örnek: Evvela ağzını topla! Ağzını bozarsan ben de senden aşağı kalmam. (S. F. Abasıyanık)

Ağzını tutmak deyiminin anlamı
* Boşboğazlık etmemek.
* Kötü söz söylememek.
* Bir konuda arzu edilmeyen düşüncelerin açığa çıkmasını susarak önlemek.

Ağzını tıkamak deyiminin anlamı
Sözünü kesmek, susturmak.

Ağzının kokusunu çekmek deyiminin anlamı
Birinin her türlü isteğine, kaprisine boyun eğmek.
Örnek: Onca yıl gurbetin kahrını, gâvurun ağzının kokusunu çekmiştik. (M. İzgü)

Ağzının içi yangın yerine dönmek deyiminin anlamı
Ağzının tadı bozulmak, tat alma duyusunu yitirmek.
Örnek: Ağzımın içi yangın yerine dönüp yine de ağrılar kesilmeyince çok sıkıntılı bir vaziyete düştüm. (R. N. Güntekin)

Ağzının içine baktırmak deyiminin anlamı
Sözlerini seve seve ve dikkatle dinletmek.

Ağzının kâhyası olmak deyiminin anlamı
Birinin alışkanlıklarına, davranışlarına, düzenine karışmak.

Ağzının mührü ile deyiminin anlamı
Oruçlu olarak.
Örnek: Ağzının mührü ile günaha sokma adamı.

Ağzının payını (ölçüsünü) almak deyiminin anlamı
Verilen karşılıkla bir kimseye söylediğine veya yaptığına pişman olmak.

Ağzının perhizi yok deyiminin anlamı
Ağzına geleni söyler anlamında kullanılan bir söz.

Ağzında çalkalanmak deyiminin anlamı
Üzerinde çok konuşulmak.
Örnek: Fakat bütün memleketin ağzında çalkalanan bu evlerin anha minha 5000 liradan fazlaya çıkmayacağı. (S. F. Abasıyanık)

Ağzının kaşığı (kalıbı, lokması) olmamak deyiminin anlamı
Bir şey, bir kimsenin uğraşabileceği konulardan olmamak.
* Bir şey, bir kimsenin sözünü edemeyeceği kadar değerli olmak.

Ağzına sürmemek deyiminin anlamı
Herhangi bir yiyeceği veya içeceği hiç yememek veya içmemek.

Ağzında gevelemek deyiminin anlamı
Açıkça söylememek.

Ağzında büyümek deyiminin anlamı
Sevmediğinden veya içi almadığından yutamamak.

Ağzı yanmak deyiminin anlamı
Bir şeyden veya kişiden büyük zarar görmek.
Örnek: Ağzım yanmıştı bir kez şişman kadından, biz etine buduna aldanmıştık. (M. İzgü)

Ağzından çıt çıkmamak deyiminin anlamı
Hiçbir şey söylememek.

Ağzından dökülmek deyiminin anlamı
Açıkça söylemekten çekindiği şey, konuşmasından belli olmak.

Ağzından düşmemek (düşürmemek) deyiminin anlamı
Her zaman sözünü etmek, söylemek.
Örnek: Bu ne cehennemdir lafı ağzından düşmüyordu. (N. Cumalı)

Ağzından girip burnundan çıkmak deyiminin anlamı
* Türlü yollara başvurarak birini bir şeye razı etmek, kandırmak.
* İyice dövmek.
Örnek: O, köylülerin ağzından girip burnundan çıkmayı mükemmel becerir. (S. Ertem)
Örnek 2: Ulan, ağzını topla! Şimdi ağzından girer, burnundan çıkarım! (M. Rona)

Ağzından inci saçmak deyiminin anlamı
Birbirinden güzel sözler söylemek.

Ağzından kaçırmak deyiminin anlamı
İstemediği hâlde boş bulunup söyleyivermek.
Örnek: Sen onun için en fena tabirleri kullanıyorsun, asabisin, ağzından çirkin şeyler kaçırıyorsun. (P. Safa)

Ağzından lakırtı (laf) almak (çekmek) deyiminin anlamı
Karşısındakini konuşturarak birtakım şeyleri öğrenmek.
Örnek: Ağzımdan lakırtı almak istiyorsun ama demeyeceğim. (B. Felek)

Ağzından söz (laf, lakırtı) eksik etmemek deyiminin anlamı
O sözü sürekli söylemek.

Ağzından (söz, lakırtı) dirhemle çıkmak deyiminin anlamı
Çok az veya zorla konuşmak.

Ağzını açıp gözünü yummak deyiminin anlamı
Öfke ile, sonunu düşünmeden ağzına gelen bütün ağır sözleri söylemek.
Örnek: Fakat bu inat, Emine"nin çenesini açmış; kızın ne kadar kusuru varsa babasından geldiğini söylerken, Tevfik"e ağzını açmış, gözünü yummuştu. (H. E. Adıvar)

Ağzını aramak (yoklamak) deyiminin anlamı
Konuşturarak düşüncesini öğrenmeye çalışmak.
Örnek: Ağzımı aradı, rahat mıydım, burada okuyacağımı aklım kesmiş miydi? (A. Kutlu)

Ağzını bırakıp kıçıyla (bir tarafıyla) gülmek deyiminin anlamı
Alay ederek karşısındakine gülmek.

Ağzını bozmak deyiminin anlamı
Kaba sözler söylemek, küfretmek.
Örnek: Bütün yapma inceliğine karşın kabaydı karısına karşı. Dövdüğü de oluyordu, ağzını bozduğu da. (O. Rifat)

Ağzını burnunu çarşamba pazarına çevirmek deyiminin anlamı
Aşırı bir biçimde döverek perişan duruma getirmek.

Ağzını burnunu dağıtmak (kırmak, parçalamak) deyiminin anlamı
Aşırı bir biçimde döverek perişan duruma getirmek.

Ağzını havaya (poyraza) açmak deyiminin anlamı
Alay umduğunu elde edememek.

Ağzını hayra aç deyiminin anlamı
Kötü ihtimaller söz konusu edildiğinde “Tanrı korusun” anlamında kullanılan bir söz.

Ağzını kapamak deyiminin anlamı
Susmak, bir şey söylemek istememek.
Örnek: Kendini tutamıyorsun, bari ağzını kapa, sus, küçülme. (P. Safa)

Ağzını kiraya vermek deyiminin anlamı
Kendini de ilgilendiren bir konuda düşüncesini söylememek.

Ağzını koklamak deyiminin anlamı
Niyetini ve durumunu öğrenmek istemek.

Ağzına geleni söylemek deyiminin anlamı
* Nezaket dışına çıkarak ağır ve kırıcı sözler söylemek.
* Gelişigüzel, saçma sapan konuşmak.

Ağzına gem vurmak deyiminin anlamı
Susturmak, söyletmemek.

Ağzına kadar deyiminin anlamı
Boş yeri kalmayacak bir biçimde.
Örnek: Bir bardağı bu yeşil şerbetle ağzına kadar doldurdu. (İ. O. Anar)

Ağzına kilit takmak (vurmak) deyiminin anlamı
* Susmak.
* Susturmak.

Ağzına kira istemek deyiminin anlamı
Söylemesi beklenen şeyi söylemekte nazlı davranmak.

Ağzına sağlık deyiminin anlamı
* Bir sözü yerinde söyleyen kişilere söylenen bir beğenme sözü.
* Yapılan konuşmanın beğenildiğini belirtmek için söylenen söz.

Ağzına sıçmak deyiminin anlamı
* Birini çok kötü duruma sokmak.
* Bir şeyi, bir işi işe yaramaz duruma getirmek, bozmak.

Ağzına takılmak deyiminin anlamı
Bir sözü konuşması sırasında bilinçsiz bir biçimde sürekli söylemek.

Ağzına taş almak deyiminin anlamı
Söze karışmayıp susmak.

Ağız yaymak deyiminin anlamı
Açık ve dürüst konuşmaktan kaçınmak.

Ağzından çıkmak deyiminin anlamı
Bir sözü istemeden, farkına varmadan söylemek, söylemiş bulunmak.
Örnek: Bir kez ağzımdan çıktı, o fiyata vereceğim.

Ağzı dili kurumak deyiminin anlamı
* Susuz kalmak.
* Konuşamaz duruma gelmek.
Örnek: Ağzım dilim kurudu, kız yalvara yalvara. (Halk türküsü)

Ağzı dili bağlanmak deyiminin anlamı
* Herhangi bir sebeple konuşamaz olmak.
* Korku, heyecan gibi bir nedenle konuşamaz olmak ya da bir süre konuşamamak.
Örnek: Ağzım dilim bağlandı sanki, bir şey diyemedim.

Ağzında bakla ıslanmamak deyiminin anlamı
Sır saklamamak.

Ağzında yaş kalmamak deyiminin anlamı
Bir düşüncesini bir kimseye birçok kez söylemiş olmak.

Ağzına tıkmak deyiminin anlamı
Susturmak, konuşmasına engel olmak.
Örnek: Aleyhinde kim ne söylerse hemen ağızlarına tıkarlardı. (O. C. Kaygılı)

Ağzına verilmesini beklemek (istemek) deyiminin anlamı
Çalışmayıp işlerinin başkaları tarafından yapılmasını beklemek.

Ağzına yakışmamak deyiminin anlamı
Söylemesi ayıp kaçmak, uygun düşmemek, yakışık almamak.

Ağzına yüzüne bulaştırmak deyiminin anlamı
Bir işi kötü yapmak, becerememek.
Örnek: Yapılacak şey ehemmiyetsizce bir pansuman ama ağızlarına yüzlerine bulaştırmalarından korkuyorum. (R. N. Güntekin)

Ağzından baklayı çıkarmak deyiminin anlamı
* Baklayı ağzından çıkarmak.
* Sabrı kalmayıp o zamana değin söylemediği şeyleri söylemeye başlamak.
* Söylemekten kaçındığı bir şeyi ya da bir konuda konuşurken asıl amacı olan şeyi söylemek.
Örnek: Sonunda baklayı ağzından çıkarmak zorunda kaldı, durum anlaşıldı.

Ağzı dili tutulmak deyiminin anlamı
* Konuşamamak.
* Beklenmedik bir durum karşısında heyecanlanmak, hayranlık duymak.
Örnek: Kızları gördün, ağzın dilin tutuldu gayri. (N. Cumalı)

Ağzı dolu dolu konuşmak deyiminin anlamı
Heyecanlı söz söylemek.
Örnek: Birkaç kişiyle, garip bir lisanla ağzı dolu dolu konuşmaya başladı. (S. F. Abasıyanık)

Ağzı kilitlenmek deyiminin anlamı
Konuşamaz duruma gelmek.
Örnek: Fakat yalnız kaldıkları vakit ağzı kilitlendi ve tek gözü de Gülizar"ı görmez oldu. (N. Hikmet)

Ağzı köpürmek deyiminin anlamı
Çok öfkelenmek.
Örnek: Âdeta saldırdı üstüme ağzı köpürmüş, çirkin bayan. (N. Hikmet)

Ağzı kulaklarına varmak deyiminin anlamı
Çok sevinmek.
Örnek: Çocuklarıma beni misal gösterdiğini, ağzım kulaklarıma vararak öteden beriden işitiyordum. (R. N. Güntekin)

Ağzı laf yapmak deyiminin anlamı
* Kolay konuşma yeteneği olmak.
* İnandırıcı söz söyleme yeteneği olmak.
Örnek: Çok şükür, ağzı laf yapandan çok, eli işe yatkın aydınlara muhtaç olduğumuzu, anlar gibiyiz. (A. İlhan)

Ağzından bal damlamak deyiminin anlamı
* Çok tatlı konuşmak.
* Çok sevindirici ve güzel şeyler söylemek.
Örnek: Öyle zekiler vardır, konuştular mı ağızlarından bal akıyor sanırsın. (A. İlhan)
Örnek 2: Konuş, konuş hele; ağzından bal damlıyor.
Örnek 3: Bize miras mı kalmış? Ağzından bal damlıyor abi senin.
Örnek 4: Tahlil sonuçlarını dinlerken, doktorun ağzından bal damlıyordu.
Örnek 5: Dostum senin ağzından bal damlıyor, neden bunu daha önce söylemedin?

Ağzından burnundan getirmek deyiminin anlamı
* Huzurunu bozmak, sıkıntıya sokmak.
* Pişman etmek için uğraşmak.
Örnek: Siz buraya bizi eğlendirmeye mi geldiniz yoksa ağzımızdan burnumuzdan getirmeye mi? (O. C. Kaygılı)

Ağzından çıkanı kulağı duymamak deyiminin anlamı
* Sözlerini tartmadan söylemek.
* Çok ağır, aykırı, uygunsuz sözler söylemek.
* Sözlerini tartmadan, düşünmeden, öfke içinde, nere varacağını hesaplamadan konuşmak.
Örnek: Kızdı mı ağzından çıkanı kulağı duymaz.

Ağzı olan konuşuyor deyiminin anlamı
Konuyla ilgisi olmayan, bilir bilmez herkesin söyleyecek sözü var anlamında kullanılan bir söz.

Ağzı oynamak deyiminin anlamı
* Bir şeyler yemek.
* Konuşmak.

Ağzı sulanmak deyiminin anlamı
* İmrenmek.
* Yeme, içme isteği artmak.

Ağzı süt kokmak deyiminin anlamı
Çok genç ve toy olmak.
Örnek: Yazmaya başladığım günden bu yana ağzı süt kokan bir yazar olmaktan korkmuşumdur. (T. Uyar)

Ağzı teneke kaplı deyiminin anlamı
Şaka çok sıcak veya çok acı şeyleri kolaylıkla içebilen, yiyebilen (kimse).

Ağzı var dili yok deyiminin anlamı
* Pek sessiz, kendi hâlinde” anlamında kullanılan bir söz.
* Konuşamayan, derdini anlatamayan anlamında kullanılan bir söz.
Örnek: Hey zavallı balık, diyor, ağzın var dilin yok. (S. F. Abasıyanık)
Örnek 2: Benim gibi ağzı var dili yok bir kadınla ne zevkleniyorsunuz? (B. Felek)

Ağzı varmamak deyiminin anlamı
söylemeye, açıklamaya gönlü elvermemek.

Ağzına almak deyiminin anlamı
* Yemek, içmek.
* Söylemek.
Örnek: Bir daha millet kelimesini ağzına alırsan dilini koparırım, anladın mı? (R. H. Karay)

Ağzına bir kemik atmak deyiminin anlamı
Birini küçük bir çıkarla susturmak.

Ağzına burnuna bulaştırmak deyiminin anlamı
Bir işi beceremeyip berbat etmek, bozmak.

Ağzına etmek deyiminin anlamı
Argo haddini bildirmek.

Ağzına geldiği gibi deyiminin anlamı
Önünü sonunu düşünmeden.

Ağızdan ağıza dolaşmak deyiminin anlamı
Bir söz herkes arasında söylenilmek.
Örnek: Gazeteye yansıyan haber ağızdan ağıza geçerken açıklığını hemen hemen tamamen kaybetmiştir. (Halikarnas Balıkçısı)

Ağızda dağılmak deyiminin anlamı
Genellikle hamur işi, iyi pişmiş ve lezzetli olmak.

Ağızda sakız gibi çiğnemek deyiminin anlamı
Bir söz veya düşünceyi sık sık tekrarlayıp durmak.

Ağza (ağızlara) düşmek deyiminin anlamı
Dedikodu konusu olmak.

Ağza alınmaz (alınmayacak) deyiminin anlamı
Söylenmesi ayıp, çirkin (söz, küfür).
Örnek: Bu ağza alınmaz söz üzerine karşıdakiler birden alevlendiler. (O. C. Kaygılı)

Ağza almamak deyiminin anlamı
Anmamak, sözünü etmemek.
Örnek: Tövbekâr olduktan sonra eskiden işlediğimiz günahlar ağza alınmaz. (H. E. Adıvar)

Ağza tat, boğaza feryat deyiminin anlamı
Miktarı çok az olan yiyecek anlamında kullanılan bir söz.

Ağzı açık kalmak deyiminin anlamı
Şaşırmak.
Örnek: Dillere destan İstanbul nezaketini o evde gördüm, ağzım açık kaldı. (A. Kutlu)

Ağzı burnu yerinde deyiminin anlamı
oldukça güzel, yakışıklı.

Ağzı çiriş çanağına dönmek deyiminin anlamı
Ağzı kuruyup acılaşmak.

Ağzının tadı bozulmak (kaçmak) deyiminin anlamı
Bir kimsenin kurulu düzeni, dirliği bozulmak.

Ağzının tadını kaçırmak deyiminin anlamı
* Neşesini, keyfini bozmak.
* Bir kimsenin kurulu düzenini bozmak.
Örnek: Ben o kadınlardan değilim ki, evin büyüğü ben olacağım diye tutturup akılsızlıklarla ağzımın tadını kaçırayım. (M. Ş. Esendal)

Bayramlık ağzını açmak deyiminin anlamı
Kaba konuşmak, küfretmek.

Ağzının kokusunu deyiminin anlamı
Bir kimsenin çekilmez davranışlarına katlanmak.

Dil ağız vermemek deyiminin anlamı
Ağız dil vermemek.
Örnek: Çocuk, hâlâ dil ağız vermeden yatıyordu. (R. N. Güntekin)

Hep bir ağız olmak deyiminin anlamı
Söz birliği etmek, anlaşarak bir konuda aynı şeyleri söylemek.

Ağız açtırmamak deyiminin anlamı
Çok konuşarak başkalarının söz söylemesine, konuşmasına engel olmak.
Örnek: Yusuf Efendi biçareye ağız açtırmıyordu.

Ağız ağıza vermek (konuşmak) deyiminin anlamı
İki kişi birbirine pek yakın durarak başkaları işitmeyecek bir biçimde konuşmak.
Örnek: Tenha köşelerde ağız ağıza konuşurken yanlarına biri gelecek olursa hemen susuyorlardı. (R. N. Güntekin)

Ağzını açmak deyiminin anlamı
* Konuşmaya başlamak.
* Kesici aletleri keskin duruma getirmek.
* Ağır sözler söylemeye başlamak.
* Azarlamak, paylamak.
* Alık alık bakmak.
Örnek: Aman efendim, bendenize bir ağız açtılar, donakalmışım. (M. Ş. Esendal)

Ağız aramak (yoklamak) deyiminin anlamı
Öğrenmek istenilen şeyi söyletecek yolda dil kullanmak.

Ağız birliği etmek deyiminin anlamı
bir konuda anlaşarak aynı biçimde konuşmak, söz birliği etmek.

Ağız burun birbirine karışmak deyiminin anlamı
* Dayak sonucunda yüz yara bere içinde kalmak.
* Yüzde aşırı öfke, üzüntü, yorgunluk vb. durumların izleri görünmek.

Ağız değiştirmek deyiminin anlamı
Önce söylediğini başka türlü anlatmak.
Örnek: Gelgelelim Akif, Berlin"e gidip de oradaki kahveleri gördüğü vakit ağız değiştirmek zorunda kalır. (S. Birsel)

Ağız etmek deyiminin anlamı
Yaranmak için kibar konuşmaya çalışmak.
Örnek: Kolonya dökmekten, şeker tutmaktan iyi gözükeceğim diye ağız etmekten yoruldu. (L. Tekin)

Ağız kalabalığına getirmek deyiminin anlamı
* Birini gereksiz sözlerle şaşırtmak.
* İlgisiz sözler söyleyerek asıl konudan uzaklaştırmak.

Ağız kullanmak deyiminin anlamı
Duruma, ortama göre söz söylemek.
Örnek: Ben nasıl ağız kullanıyorsam sen de o yolda konuş.

Ağız satmak deyiminin anlamı
Yüksekten atarak kendini övmek.

Ağız tamburası çalmak deyiminin anlamı
* Sözle avutmaya, oyalamaya çalışmak.
* Soğuktan dişleri birbirine çarpmak, çenesi titremek.

Ağız yapmak deyiminin anlamı
Birini kandırmak, yanıltmak amacıyla duygularını, düşüncelerini olduğundan başka türlü gösterecek biçimde konuşmak.
Örnek: Kaçacağım, tövbeler olsun, bir fırsatını bulayım diye ağız yaptı. (M. Ş. Esendal)





Benzer Konular

canlı kuran oku kuran dinle kuran izle
mekke kabe canlı yayın izle
büyük islam ilmihali
hadisi şerif
yemek tarifleri
en güzel oyunlar, oyun oyna