G harfi ile başlayan deyimler ve anlamları
Ana Sayfa »Deyimler » G harfi ile başlayan deyimler ve anlamları

G harfi ile başlayan deyimler ve anlamları

   

G harfi ile başlayan deyimler ve anlamları

Geçti borun pazarı sür eşeğini Niğde'ye deyiminin anlamı ve hikayesi
* Fırsat kaçtı, artık yeni fırsatların çıkmasını beklemelisin anlamında kullanılır.
* Bir fırsat kaçınca, hiç olmazsa bundan sonraki fırsatı değerlendirmek gerekir anlamına gelir.

Geçti borun pazarı sür eşeğini Niğdeye hikayesi
Bor Niğde'ye 13 km mesafede bir kasabadır. Vaktiyle köylünün birisi köyünden yola çıkar, öğle vakti yaklaşınca uykusu gelir ve biraz dinlenmek için bir ağacın altına uzanır. Uykuyu biraz fazla kaçırır ve uyandığında havanın neredeyse kararmak üzere olduğunu görür. Aceleyle yol çıkar. Ne var ki pazar dağılmış ve pazarcılar geri dönmeye başlamıştır. Yolda dönen pazarcılarla karşılaşır ve pazarın bitip bitmediğini sorar. Pazarcılar ise, “Pazar çoktan dağıldı, yarın Niğde'de pazar var, sür eşeği Niğde'ye derler.”

Gözü ısırmak deyiminin anlamı
* Bir yerden tanıyor gibi gelmek, biraz anımsamak.
* Bir kimseyi sanki tanır gibi olmak.
* Bir kimseyi, bir şeyi sanki daha önce de görmüşçesine tanıyacak, hatırlayacak gibi olmak. Bir kimseyi sanki tanır gibi olmak. Karşılaşılan kişinin yüzünün tanıdık gelmesi. Birini görünce onun hakkında "Acaba nereden tanıyorum", "Şimdi çıkaracağım ama aklıma gelmedi" gibi içten geçen iç ses, düşünce. Kişinin daha önceden gördüğü şeyi tanımakta güçlük çekmesi sonucu kullandığı deyimdir.
Örnek: Arkadaşını gözüm ısırıyor, daha önce bir yerde görmüş gibiyim.
Örnek 2: Benim bu arabayı gözüm bir yerden ısırıyor.

Gözü yollarda kalmak deyiminin anlamı nedir
* Bir kimsenin gelmesini çok arzulayıp uzun süre beklemek.
* Birinin gelmesini, merak, istek veya özlemle beklemek.
* Özlenen kişinin ya da geciken mektubun, haberin gelmesini bekleyip durmak.
Örnek: O kadar geç geldi ki gözlerim yolda kaldı.

Gözü hiçbir şey görmemek deyiminin anlamı nedir
* Çok üzüntü ya da heyecan duygularıyla hiçbir şey ile ilgilenememek.
* Kendini çok önem verdiği bir işe bağlayıp başka hiçbir şeyle ilgilenmez, uğraşmaz olmak.
* Öfke sonucu, en kötü şeyleri yapacak duruma gelmek.
* Heyecana, öfkeye ya da önem verdiği bir işe kapılıp başka hiçbir şeyle uğraşamaz duruma gelmek.
Örnek: Sinirinden gözü hiçbir şey görmüyordu.
Örnek 2: Kendinden öylesine geçmişti ki gözü hiçbir şeyi görmez olmuştu.

Gözü doymamak deyiminin anlamı nedir
* Sürekli görmek istemek.
* Sahip olunan mal varlığı ile yetinmemek, yada fazlasını istemek.
* Elde ettiğiyle yetinmemek. Hırslı olmak.
* Çok istenen bir şeye kavuşup, artık istemez duruma gelmek.
Örnek: Sanırım şimdi gözün doymuştur, daha istemezsin artık.

Göze batmak deyiminin anlamı
* Bir davranışın, bir kısım kişiler tarafından beğenilmemesi.
* Bir kimsenin uygunsuz görülen bazı davranışları ile dikkat çekmesi.
* Başkalarını aşırı söz ve davranışlarıyla tedirgin etmek.
* Kıskançlığa, çekememezliğe yol açmak.
* Başkalarının rahatsız olabileceği bir mevkiye gelmek. Hareket ve davranışları ile başkalarını rahatsız etmek. Rahatsız olmalarına neden olmak.
Örnek: Her davranışınla gözüme batıyorsun. Kendine bir çeki düzen ver.
Örnek 2: O benim gözüme battı.

Göze çarpmak deyiminin anlamı nedir
* Dikkatlice bakılmadan görülen şeyin hatırda kalması, dikkati üzerine çekmek.
* Görünüşü ile dikkati üzerine çekmek.
* Görünüşüyle fazla dikkat çekmek.
Örnek: İlkbaharda taze yeşilin, eflatun orman gülleriyle uyumu göze çarpar.
Örnek 2: O uzun boyuyla hemen göze çarpıyordu.
Örnek 3: Çırakla birlikte göze çarpan eksiklikleri tamamladılar.

Göze almak deyiminin anlamı
* Bir tehlikeyi ya da riski kabul etmek.
* Bir iş nedeniyle karşılaşabileceği her türlü zararı ve tehlikeyi önceden kabullenmek.
Örnek: Vatan için kim ölümü göze almaz ki?
Örnek 2: Herseyi göze alarak gitti.

Göze girmek deyiminin anlamı nedir
* Yaptığı olumlu bir davranışla beğeni kazanmak.
* Davranışları ya da yeteneğiyle sevgi ve güven kazanmak.
* Yetenekleri ve davranışları ile çevresinde, bulunduğu yerde sevgi ve güven kazanmak.
Örnek: Çocuk, göze girmek için çabalıyordu.
Örnek 2: Kısa zamanda göze girmeyi başardı.
Örnek 3: Usta blr haftadır senin gözüne giremedim.

Göze göz dişe diş deyiminin anlamı
* Yapılan bir kötülüğe aynı şekilde karşılık vermek anlamında kullanılan bir söz.
* Kötülüğe kötülükle karşılık verme yöntemini, öç almayı anlatır.
* Misilleme; aynı biçimde kötülük yapıp öç alma, kötülüğü yapandan acısını çıkarma.
Örnek: Köyde iki aile, göze göz, dişe diş, düşmandı.
Örnek 2: Düşmanla artık göze göz, dişe diş mücadele edilecektir.

Gözü açık gitmek deyiminin anlamı
* Çok istediği bir şeyi gerçekleştiremeden ölmek.
* Gerçekleşmesini çok istediği bir dileğinin yerine gelmesini görmeden ölmek.
* Çok istediği şeylere kavuşamadan ölmek.
Örnek: Halam gurbete giden oğluma kavuşamadan ölürsem gözüm açık gider dedi.

Gözleri buğulanmak deyiminin anlamı
* Ağlamaklı olmak.
* Gözleri yaşararak çevreyi bulanık görmek.
* Göz yaşlarından dolayı çevresini görememek.
* Göz yaşlarından dolayı çevresini bulanık görmek.
Örnek: Gözleri buğulanmıştı sevinçten, neredeyse ağlayacaktı.

Gözleri dolmak deyiminin anlamı
* Neredeyse ağlayacak duruma gelmek. Bir diğer şekli; gözleri dolu dolu olmak.
* Ağlayacak gibi olmak, göz pınarlarına yaş yürümek.
* Çok duygulanmak, bu sebepten dolayı gözünden yaş akıtacak hale gelmek, ağlamaklı olmak.
Örnek: Hiç beklemediği bir anda beni karşısında görünce gözleri dolu dolu oldu.
Örnek 2: Feryat eden anneleri görünce gözlerim doldu.
Örnek 3: Eski günler aklıma gelince gözlerim doldu.

Gözleri fal taşı gibi açılmak deyiminin anlamı
* Çok şaşırmak, hayranlıkla bakmak.
* Hayret, şaşkınlık ve öfke gibi sebeplerle gözleri iri iri açılmış olmak.
* Büyük şaşkınlık veya öfkeden dolayı gözler doğal olmayan bir biçimde açılmak.

Gözleri fıldır fıldır etmek deyiminin anlamı
* Zekice ve kurnazca bakmak.
* Zekice ve şeytanca, çapkınca bakmak.
* Çok zeki olduğu gözlerinden belli olmak.
* Uykusuzluk, yorgunluk ya da uzun süre ekrana bakma sonucunda gözlerin çok kızarması.
* Sinirden gözleri büyümek, kızmak. Bir diğer şekli; gözleri kanlanmak.
* Uykusuzluk, ağlama, kızgınlık ya da bir şeyin kaçması sebebiyle gözlerin çok kızarmış olması.
Örnek: Akşamdan sabaha kadar çalışmış yorgunluktan gözleri kan çanağına dönmüştü.

Gözleri kapanmak deyiminin anlamı
* Ölmek.
* Çok uykusu gelerek gözlerini açık tutmakta zorlanmak, uyumak.
Örnek: Yemeği yer yemez gözleri kapandı, horlamaya başladı.

Gözleri yaşarmak deyiminin anlamı
* Gözleri sulanmak, çok duygulandırıcı bir olay, durum nedeniyle gözlerinden yaş gelmek, çok duygulanmak.
* Üzücü ve duygulandırıcı bir durum karşısında gözlerinden yaş gelmek.
Örnek: Gurbetteki oğlundan gelen mektup eline tutuşturulunca gözleri yaşardı.
Örnek 2: Taktir aldığını öğrenince sevinçten gözleri yaşardı.
Örnek 3: Arkadaşının ona küstüğünü öğrenince gözleri yaşardı.

Gözlerine inanamamak deyiminin anlamı
* Gördüğünün gerçek olduğuna inanmamak.
* Gördüklerinin doğru olduğunu kabul edemeyecek denli şaşırmak.
* Hiç umulmayan, hiç beklenmeyen bir şeyin görülmesi karşısında şaşırmak.
Örnek: Onu birden karşımda görünce çok şaşırdım, gözlerime inanmadım.
Örnek 2: Beni görmüştü ama gözlerine inanamamıştı bir süre.
Örnek 3: Kemal Bey kararlaştırılan ücretin üstünde bir para vererek mobilyaları götürdü.
Örnek 4: Gözlerime inanamıyorum, sen misin Ahmet?

Gözü arkada kalmak deyiminin anlamı
* Bir yere gidince arkada bıraktıklarını düşünerek kaygılanmak.
* Kendisi ayrıldıktan sonra, bıraktığı işin ya da kimsenin ne durumda olacağının, olduğunun merakı içinde bulunmak.
* Kendisi ayrıldıktan sonra, bıraktığı şey veya kimse ile ilgili tedirginliği sürmek, merak etmek.
Örnek: Köyden ayrılıyordu ama gözü de arkada kalmıştı.
Örnek 2: Oğlunu yolcu etti, ama gözü arkada kaldı.
Örnek 3: “Benim gibi bir adama teslim ettikten sonra gözü arkada kalmazdı.” (R. N. Güntekin)

Gözü bağlanmak deyiminin anlamı
Gerçeği göremez hâle gelmek, kandırılmak.

Gözü başkasını görmemek deyiminin anlamı
Çok âşık olup, âşık olduğu kişiden başkasına alıcı gözle bakmamak.

Gözü dalmak deyiminin anlamı nedir
* Bir kişinin bir hayale ya da düşünceye kapılıp sabit bir noktaya bakıp kalması.
* Gözlerini bir noktaya dikerek dalgın dalgın bakmak.
* Gözü bir noktaya dikili olarak dalgın bakmak.
Örnek: Zavallı ihtiyar bir noktaya gözü dalmış öylece duruyordu.

Gözü gibi sakınmak deyiminin anlamı nedir
* Başına kötü bir şey gelmesin diye çok titizlikle korumak.
* Bir şeye aşırı derecede ilgi duymak, onu koruyup gözetmek, dikkatle muhafaza etmek.
Örnek: Çocuğunu gözü gibi sakınıyordu kadıncağız.

Gafil avlanmak deyiminin anlamı
* Hiç beklenmedik bir sırada yakalanmak, habersiz ve hazırlıksız olduğu sırada zor duruma düşürülmek.
* Habersiz ve hazırlıksız bir durumdayken bir olayla karşılaşmak, beklemediği bir anda güç bir duruma düşürülmek.
* Hazırlıksız yakalamak, tuza­ğa düşürmek.
Örnek: Ben gafil avlanacak bir insan değildim ama oldu bir kere.
Örnek 2: Atatürk bizden ayrılınca öbür sınıflara da girmiş. Fakat onlar bizim gibi önceden hazırlanmadıklarından gafil avlanmışlar.” (H. Taner)

Gaflette olmak deyiminin anlamı
* Herhangi bir şeyden haberi olmamak.
* Kendisi hakkında planlanan kötülükten haberi olmamak.

Gam yememek deyiminin anlamı
* Tasa etmemek, üzüntü çekmemek.
* Kaygılanmamak, tasa etmemek, üzülmemek.
Örnek: Seni bir kez daha gördüm ya, artık gam yemem.

Gazel okumak deyiminin anlamı
* Boş vaatlerde bulunmak, birini kandırmak için güzel şeyler söylemek.
* Gazel söylemek.
* Kandırmak ve oyalamak için boş sözler söylemek.
Örnek: Boşuna gazel okuma, kandıramazsın beni!

Gece gündüz dememek deyiminin anlamı
* Vaktin uygun olup olmadığına bakmamak, vakit seçmemek.
* Sürekli olarak, kesintiye uğratmadan, ara vermeksizin bir işi yapmak.
Örnek: Gece gündüz demeden bu işle uğraşacağından kuşkum yok.
Örnek 2: Gece gündüz demedi, işi bitirdi.

Gece kuşu deyiminin anlamı
* Geceleri uyumamayı va da çok geç saatte uyumayı alışkanlık hâline getiren kimse.
* Geceleri gezip dolaşan, bunu huy edinen kimse.
* Geceleri uyumak, yatmak ve dinlenmek içindir ama geceleri yatmayıp, gezip dolaşan ve  bunu adet haline getirip huy edinen kişiler için kullanılmaktadır.
Örnek: Bizim oğlan iyice gece kuşu oldu.
Örnek 2: Bizim kız iyice gece kuşu oldu, yatmak bilmiyor.

Gecesini gündüzüne katmak deyiminin anlamı
*
Çok gayret etmek, çabalamak, gece gündüz çalışmak.
* Ara vermeden, devamlı çalışmak; büyük çaba göstermek.
örnek: Geceyi gündüze katıp çalıştık ve bu evi yaptık.
Örnek 2: Gecesini gündüzüne katıp yetişmeyecek denilen işleri kısa sürede bitirdi.

Geçer akçe deyiminin anlamı
* Herkes tarafından kabul edilebilecek şey.
* Herkesçe aranılan, beğenilen, değerli (şey).
* Çok kimse tarafından beğenilen, takdir edilen aranan şey. (Söz, davranış, hareket, tutum vb.)
Örnek: Elimizdeki tek geçer akçemiz şu arabadır.

Geçimini sağlamak deyiminin anlamı
Yaşamak için gerekli olanı elde etmek.
Örnek: Geçimini sağlamak için hemen her yola başvurdu.

Geçmişini karıştırmak deyiminin anlamı
* Birini övmek veya onlara sövüp saymak.
* Birinin ölmüşlerini yermek veya onlara sövmek.
* Eski zamanda olup bitmiş şeyleri hatırlatmak.
* Bir kimsenin atalarına sövmek ya da onlar hakkında kötü konuşmak.
Örnek: Bak seni son kez uyarıyorum, işe geçmişimi karıştırma ne derdin varsa benimle konuş.

Gel gelelim deyiminin anlamı
Ama, fakat, lâkin ve “Ne çare ki...” bağlaçları yerine kullanılan bir söz öbeği.
Örnek: Gel gelelim onlara, daha teklifimizi kabul etmediler.

Gel keyfim gel deyiminin anlamı
* Geleceğe yönelik planlarda mutluluk ünlemi olarak kullanılır.
* Bir durumdan duyulan memnunluk, işlerin yolunda gitmesi anlatılır.

Gel zaman git zaman deyiminin anlamı
* Zaman içinde, çok zaman önce anlamında kullanılan bir söz.
* Aradan epeyce bir zaman geçtikten sonra.
* Aradan oldukça uzun bir zaman geçtikten sonra. Genelde başlangıç ve sonuç olaylar daha önemli olarak görüldüğü için arada geçen olayları geri plana itip sadece geçen zamana vurgu yapmak için kullanılır.
Örnek: Gel zaman git zaman bu ikisi beraberce yaptılar bu evi.
Örnek 2: Gel zaman git zaman sürekli hayallerini kurduğu kitabını yazmayı bitirdi.
Örnek 3: Başlarda çok mutluydu aslında ama gel zaman git zaman bu şehre sığmaz olmuştu.

Geleceği varsa göreceğide var deyiminin anlamı
* Bir kötülük yapacaksa mutlaka karşılığım görür anlamında kullanılır.
* Gelmemesi gereken yere kahramanlık göstermeye kalkıp da gelirse kendisine gerekli cevap verilecek, gereken davranışlarda bulunulacaktır.
Örnek: Hiç çekinmiyorum; geleceği varsa, göreceği de var.

Gelişigüzel deyiminin anlamı
* Rastgele, herhangi bir plana bağlı olmaksızın.
* Herhangi bir, özensiz, itinasız, baştan savma, rastgele, lalettayin, üstünkörü.
Örnek: Eski dansları mektepte, yenilerini de bir iki arkadaşının evinde gelişigüzel öğrendiğini anlattı. (P. Safa)

Gemi azıya almak deyiminin anlamı
* Yönetim altındaki bir kişinin kontrolden çıkarak başına buyruk olmak.
* Kontrolden çıkmak, söz dinlemez olmak. Lâf anlatılamamak.
* At, gemi azıları arasına alıp etkisiz bırakarak süvarisinin yönetiminden çıkmak ve kendi istediğince koşmak.
Örnek: Kim var kim yok geldi toplandı. Derken her kafadan bir ses çıktı, kimi kah nalına, kah çivisine vurdu, kimi gemi azıya alıp birbiriyle yarıştı. (E. C. Güney)

Gemisini yürütmek deyiminin anlamı nedir
* Bir şekilde işini yapmanm bir yolunu bulmak, kazancını sağlamak.
* Bir işi hiçbir engel tanımadan sürdürmek.
* Her ne pahasına olursa olsun işini devam ettirmek.

Geniş gönüllü deyiminin anlamı
* Dar fikirli olmayan, farklı durum ve olayları kolayca kabul edip iyi şekilde karşılayabilen.
* Heyecan ve telâş göstermeyen, merak etmeyen, olayları hoş karşılayan.
Örnek: Geniş gönüllü olmak benim için o kadar kolay değil.

Geri basmak deyiminin anlamı
* Geri geri gitmek.
* Yaptığı ya da yapacağı şeyden vazgeçmek.
Örnek: Heyecanlanınca geri basmaya başladı.

Geri çekilmek deyiminin anlamı
* Kaçmak, bulunduğu yerden arka arkaya doğru gitmek.
* Karıştığı bir işi sürdürmekten ya da sürdürenler arasında bulunmaktan vazgeçmek.
* Yürüttüğü işi sürdürmekten vazgeçmek.
Örnek: Düşmanın çokluğu karşısında geri çekilmekten başka çaremiz kalmamıştı.
Örnek 2: Diğer şirketler geri çekilince, ihaleyi kolayca aldı.

Geri çevirmek deyiminin anlamı
* Gelen bir isteği kabul etmemek, iade etmek.
* İade etmek, geldiği yere göndermek, kabul etmemek.
Örnek: Ona aldığım hediyeyi rüşvettir diye geri çevirdi.

Geri durmak deyiminin anlamı
Ön plana çıkmamak, kendini tam göstermemek, bir iş yapmaktan kaçınmak.
Örnek: Siz geri durun, o yapsın.

Gıcık etmek deyiminin anlamı
* Bir insanı sürekli aynı konuda sinirlendirmek.
* Birini kızdırmak, sinirlendirmek, öfkelendirmek.

Gıcık tutmak deyimi anlamı
* Herhangi bir sebeple yineleyen bir öksürüğe tutulmak.
* Bir süre boğaz gıcıklanmasına yakalanmak, konuşamamak.
Örnek: Örnek: Bronşit filan desem öksürük değil, gıcık bile yok... (S. M. Alus)
Örnek 2: Gıcık tuttuğu için konuşmasını yarıda kesmek zorunda kaldı.

Gık dememek deyiminin anlamı
Hiç sesini çıkarmamak, yakınmamak, karşı çıkmamak.
Örnek: Bütün hepsi üzerine yürüdü ama o gık demedi.

Gına gelmek deyiminin anlamı nedir
* Çok tekrar eden bir şeyin sıkıntı verir duruma gelmesi.
* Doymak, usanmak, bıkmak.
Örnek: Bu işten gına geldi artık.

Gırla gitmek deyiminin anlamı
* Bol miktarda bulunmak. Bol bol ortaya dökülüp harcanmak.
* Uzun sürmek, sürüp gitmek.
Örnek: Elbette ya... O köşkte uşaklar, bahçıvanlar gırla. (H. Taner)

Gırtlağına kadar borca girmek deyiminin anlamı
* Çok fazla borcu olmak.
* Pek çok, ödenmesi zor olacak şekilde borçlanmak.
Örnek: Nasıl gülerim, gırtlağıma kadar borca girdim.

Gırtlak gırtlağa gelmek deyiminin anlamı
* Kavga edecek duruma gelmek veya kıyasıya dövüşmek.
* Kıyasıya dövüşmek ya da dövecek hâle gelmek.
Örnek: Komşumla gırtlak gırtlağa gelecektik az kalsın.

Gidiş o gidiş deyiminin anlamı
* Gidip bir daha dönmeyen insanlar ya da kaybolan ya da harcanan eşyalar için kullanılır.
* Gitti ve kendisinden bir daha haber alınamadı anlamında kullanılır.

Göbeği çatlamak deyiminin anlamı
* Çok zor bir şeyi, zahmetle başarmak.
* Birçok güçlükleri yenmek için çok uğraşmak, pek çok çaba sarf etmek.
* Bir işi öğrenmek için çok büyük gayret göstermek. Çok uğraşmak. Çaba harcamak.
Örnek: Çamaşır Makinesini 6. kata taşıyana kadar göbeğim çatladı.
Örnek 2: Yeni buzdolabı aldık ama eve çıkarana kadar göbeğim çatladı.

Göğsü kabarmak deyiminin anlamı
* Gururlanmak, övünç duymak.
* Kıvanmak, kıvanç, övünç duyumsamak.
* İftihar etmek, övünç duymak.
Örnek: Senin başarılarınla göğsüm kabarıyor oğlum.
Örnek 2: Oğlunun başarılarından göğsü kabardı.

Göğüs geçirmek deyiminin anlamı
* Sıkıldığını belli etmek için derin nefes alıp vermek.
* Üzülerek derinden soluk almak, içini çekmek.
* Üzüntülü bir şekilde soluk almak, içini çekmek.
Örnek: Eski hatıraları gözünde canlanınca derin derin göğüs geçirdi.

Göğüs germek deyiminin anlamı
* Çeşitli zorluklara dayanmak veya karşı koymak.
* Bir zorluğa dayanmak, karşı koymak.
* İftihara lâyık görmek.
Örnek: Bu güne birçok zorluklara göğüs gererek geldik.

Göklere çıkarmak deyiminin anlamı
Aşırı övmek. Aşırı ölçüde övmek.
Örnek: Adamı bu basit iş için göklere çıkartıp şımarttıkça şımarttılar.

Gökte ararken yerde bulmak deyiminin anlamı
* Bir şeyi ya da kimseyi uzaklarda ararken kendi yalanında bulmak.
* Çok güçlükle elde edebileceğini, bulabileceğini, görebileceğini sandığı bir şeyle ya da bir kimseyle birdenbire karşılaşmak.
* Çok zor ele geçirebileceğini sandığı şeyi birdenbire ele geçirmek ya da bulamayacağını sandığı kimseyi kısa sürede bulmak.
Örnek: Birader ya, seni gökte ararken yerde buldum.
Örnek 2: Merhaba dostum seni gökte ararken yerde buldum.

Gökten zembille inmek deyiminin anlamı nedir
* Ona niçin ayrıcalık gösteriliyor, Onun ne özelliği var ki ona özel imkânlar tanınıyor? gibi anlamlarda kullanılan bir söz. Uğraşmadan, didinmeden, kendiliğinden mi türedi?” anlamında da kullanılır.
* Ona niçin ayrıcalık gösteriliyor?, "Onun ne özelliği var ki ona özel imkânlar tanınıyor?" anlamında kullanılır.
* Kendiliğinden ortaya çıkmak, hiç kusuru, günahı olmamak, konusunda yetkin, uzman.

Gölge düşürmek deyiminin anlamı
* Bir şeyin değerini ve ününü küçücük bir kusurun zedelemesi.
* Bir şeyin değerini veya ününü azaltacak işler yapmak.
Örnek: Bu iki yazarın usta hikâyeci vasıflarına gölge düşürmüştür. (A. Ş. Hisar)

Gölge etmek deyiminin anlamı
* Işığa engel olmak.
* Gereksiz yere rahatsız etmek.
* İyi bir yolda giden işin düzenini bozacak davranışta bulunmak.
Örnek: Gölge etme de şu işi zamanında yapayım.

Gölgesi altında yaşamak deyiminin anlamı
Birisinin koruması altında olmak.
Örnek: Kimi yapıt ve karakterler, okurca öyle benimsenir ki yazarları ağızlarıyla kuş tutsalar bile o yapıtlarla karakterlerin gölgesi altında yaşamaktan kurtulamazlar.

Gölgesinden korkmak deyiminin anlamı
* Çok korkak olmak.
* Herhangi bir sakınca söz konusu olmayan işlere girişmekten bile korkmak, çok korkak bir kişiliği olmak.
* Çok korkak olmak, en basit işlere bile girmekten korkar olmak.
Örnek: Gölgesinden korkan adamlarla hiçbir işe girilmez.

Gölgesini yumruklamak deyiminin anlamı
Boşa mücadele vermek, olmayacak bir şey için uğraşmak.
Örnek: “...bunlar öyle birbirinden ayrılmaz şeyler ki yarın kavgası yapanın dünden haberi yoksa o kişi gölgesini yumrukluyor demektir.”

Gönlü razı olmamak deyiminin anlamı
* Bir işin doğru olmadığını düşünerek yapmak istememek.
* Hiç istememek, rıza göstermemek, içi istememek.
Örnek: Şiirin bu konumuna gönlü razı olmayan şairlerin verdiği emekleri, bütün şiir severlerin takdirle karşılaması gerektiği kanısındayım.
Örnek 2: Sabahlara kadar çalışmasına gönlüm razı olmuyordu.
Örnek 3: Ama Salih'in gönlü buna razı olmaz, bu yüzden de sorunları yarım ağızla cevaplandırırdı.” (T. Buğra)

Gönlü bol deyiminin anlamı
Yeterli imkânlardan mahrum olmasına rağmen eli davranan, cömert.

Gönlü kalmak deyiminin anlamı
* Bir şeyi isteyip elde edemediği hâlde isteği devam etmek.
* Gücenmek.
Örnek: Gönlüm o vitrindeki elbisede kaldı.

Gönlü kırılmak deyiminin anlamı
Üzmek, incinmek ya da yerinmek.

Gönül okşamak deyiminin anlamı
* Bir kimseyi bir söz veya davranışla sevindirmek, mutlu etmek.
* Güzel sözlerle ya da davranışla birini sevindirmek.
* Birini hoş bir davranış ve sözle sevindirmek.
Örnek: Gönlünü okşamak mı istiyorsun, bir gül uzat ona.

Gönlü tok deyiminin anlamı
* Azla yetinen, fazlasını istemeyen.
* Fazla para ve mal istemeyen, zorunlu ihtiyacı kadarı ile yetinen, imkânları az da olsa bunu hissettirmeyen, bu durumda dahi cömert olan.
Örnek: Onun kadar gönlü tok bir adam görmedim.

Gönlüne göre deyiminin anlamı
* Tam istediği gibi, kendine uygun.
* isteğine, dilediğine uygun olarak, istediği gibi, gönlünce.
* iyi yürekliliğine yakışır bir biçimde.
Örnek: Allah gönlüne göre verir inşallah.

Gönlünü almak deyiminin anlamı nedir
* Kırdığı ya da üzdüğü birisinin kızgınlığını gidermek, sevindirmek.
* Gücenmiş olsun olmasın, bir kimseyi, uygun bir davranışla, bir sözle, bir armağanla hoşnut etmek.
* Kırılan, gücenen bir kimseyi güzel söz ve davranışlarla yeniden hoşnut etmek.
Örnek: Daha fazla uzatmadan o çocukların gönlünü almalısın.

Gönül yapmak deyiminin anlamı
* Bir kimsenin gücenikliğini, uygun sözlerle, davranışlarla gidermek, onun gönlünü yeniden hoş etmek.
* Hoşa giden davranışlarla veya sözle birinin kırgınlığını gidermek.
* iyi davranışlarla, kimilerini kendine bağlamak, herkese iyi davranmak.
Örnek: Derviş gibidir, bu dünya gönül yapmak içindir der.

Gönülden çıkarmak deyiminin anlamı
* Bir kimseyi unutmak, eskiden ona karşı hissedilen olumlu hisleri artık hissetmemek.
* Birini, bir şeyi artık sevmez, anmaz olmak, anımsamak istememek.
Örnek: Onu gönlünden çıkarmışsın anlaşılan.

Günleri sayılı olmak deyiminin anlamı
* Bitişine az kalmış iş.
* ölümü yaklaşmış insan.
* Ağır, umutsuz hastalığı nedeniyle ölmek üzere bulunmak.
* Bir yerde kalacak ancak birkaç günü bulunmak, ayrılmak üzere olmak.
Örnek: Doktorlara bakılırsa anneannemin günleri sayılıymış.

Günün adamı deyimi nedir
* Kısa zamanda meşhur olan kimse.
* Her duruma uyum sağlayabilen insan.
* Zamanın gereğine göre tutum ve yön değiştiren, çıkarını gözeten kimse.
* Kendisinden o günlerde çok söz edilen.

Gününü gün etmek deyiminin anlamı
* Eğlenerek ve gelecek kaygısı gütmeyerek zaman geçirmek.
* Hiçbir şeyi kendine dert edinmeden, günlerini zevk ve eğlence içinde geçirmek.
* Eline geçen imkânları değerlendirmek, hiçbir şeyi dert edinmeyip hoşça vakit geçirmek.
Örnek: Gününü gün eden yöneticilerden kurtulacağımız günler yakındır.

Gürültüye pabuç bırakmamak deyiminin anlamı nedir
* Kolay pes etmemek, tehditlere aldırmamak, direnmek.
* Teklifsiz (senlibenli) konuşmada, önemli bir tehlike oluşturmayacağını bildiği korkutmalara aldırış etmeyip bildiğini yapmak.
* Korkutmalara, tehditlere aldırış etmeyip dilediği gibi davranmak.
Örnek: Öyle her gürültüye pabuç bırakacak bir adam mı sanıyorlar beni?

Güven beslemek deyiminin anlamı
* Bir kimseye güvenmek, inanmak.
* Güven duygusu içinde olmak.
* Bir kimseye, bir şeye güven duymak, inanmak, itimat etmek.
Örnek: O adama güven beslediğiniz için pişman olmayacaksınız.

Güven kazanmak deyiminin anlamı
* Bir kimsenin kendisine güvenmesini sağlamak.
* Davranışlarıyla, kendisine güvenileceğini göstererek herkesin güvenini elde etmek.
* Herkesin kendisine güvenmesini sağlamak, davranışlarıyla çevresindekileri kendisine güvendirmek.
* Söz, davranış ve yaptığı işlerle çevresindekileri kendisine inandırmak.
Örnek: İnsan, önce güven kazanmalıdır.
Örnek 2: Samimi davranışlarıyla kısa sürede herkesin güvenini kazanmıştı.

Güven vermek deyiminin anlamı
* Güvenilir olduğunu hissetmek, dış görünüşünün güvenilir şekilde olması.
* Güvenilir bir kimse ya da şey olduğu izlenimi bırakmak, güven duygusu uyandırmak.
* Kendisinin güvenilir bir kişi olduğu, kendisine itimat edilebileceği duygusunu uyandırmak.
* Güven duygusu uyandırmak, itimat telkin etmek.
Örnek: Oldukça güven veren birisin.

Güvendiği dağlara kar yağmak deyiminin anlamı nedir
* Çok güvendiği bir şey ya da kişi tarafından ihanete uğramak. Bir başka şekli; güvendiği dal elinde kalmak.
* Güvendiği kimselerden yardım alamamak, güvendiği bir şeyin işe yaramadığı anlaşılmak.
* Güveni sarsılmak.
Örnek: Çok umutlusun, inşallah güvendiğin dağlara kar yağmaz.

Gün almak deyimi nedir
* Randevu almak, belli bir tarih tespit etmek.
* Bir iş yapmak için ilgili kişiden gün ayırmasını; belirli bir tarih tespit etmesini istemek, randevu almak.
* Yaşını bitirip daha sonraki yılın bir ya da birkaç gününü almak.
Örnek: Doktordan gün almayı unutmamışsındır umarım.

Gün görmek deyiminin anlamı nedir
* Ortaya çıkmak.
* Rahat ve güzel bir duruma gelmek.
* Gönenç ve mutluluk içinde yaşamış olmak.
* Bolluk, mutluluk, esenlik içinde huzurlu günler geçirmek.
Örnek: Kaygılanma evlâdım, daha çok günler göreceksin inşallah.

Gün görmüş deyiminin anlamı
* Başından nice işler geçmiş, tecrübeli, görüp geçirmiş, çok yaşamış.
* Gönenç ve mutluluk içinde yaşamış, iyi bir yaşam sürmüş (ama artık bu durumu değişmiş kimse).
* Birçok yaşam deneyi bulunan (kimse).
* İyi günler yaşamış, önemli görevler yapmış, yüksek mevkiilerde bulunmuş, hatırı sayılır, hürmet edilir. Tecrübeli.
Örnek: Gün görmüş insanlarla konuşmaktan zevk alırım.

Gün ışığına çıkmak deyiminin anlamı
* Saklı ya da kayıp bir şeyin ortaya çıkması.
* Aydınlanmak, açıklığa kavuşmak, anlaşılır olmak.
Örnek: Bu mesele gün ışığına çıkmadıkça toplumun doğru dürüst bir düzen kurabileceğine inanmak zordur. (B.R.Eyuboğlu)
Örnek 2: İşlediği tüm suçlar yakında gün ışığına çıkacaktır.

Günah işlemek deyiminin anlamı
* Dinen günah olan bir davranışı yapmak.
* Dini bakımdan suç sayılacak bir iş yapmak ya da söz söylemek.
Örnek: Sebepsiz yere adam öldürmek, günaha girmek demektir.
Örnek 2: Yetimlerin malını yiyerek günah işleyenlerden mutlaka hesap sorulacaktır.

Günaha girmek deyiminin anlamı
Dini bakımdan suç sayılacak bir iş yapmak ya da söz söylemek.
Örnek: Sebepsiz yere adam öldürmek, günaha girmek demektir.

Günaha sokmak deyiminin anlamı
* Bir kimseye dinen günah olarak kabul edilen bir davranışı yaptırmak.
* Günah işlemesine yol açmak, dinin buyrukları dışına çıkmasına zemin hazırlamak.
Örnek: Kes sesini de bizi günaha sokma.

Günahı boynuna deyiminin anlamı
* Sorumluluk sana ve ona düşer. anlamında kullanılan bir söz.
* Bu işte bir günah varsa, beni buna yöneltenindir, ben karışmam, sorumluluk ona düşer anlamında söylenir.
* Bu, onun işidir. Eğer bir suç ise, sorumluluk ona aittir, anlamında kullanılır.
* Yapılan işde, yaptığım işde bir suç varsa sorumluluğu benim değil bana bunu yaptıranındır.
Örnek: Böyle yapmamı o istedi, günahı boynuna.

Günahını vermez deyiminin anlamı
* Çok cimri, eli sıkı kimselerin durumunu anlatmak için kullanılır.
* Çok eli sıkı, çok cimri, hasis.
* Kendisine hiçbir zaman yaramasa da hiçbir malını kimseye, istifade etsin diyerek vermez. Çok hasistir. Çok cimridir.

Gönlünden geçirmek deyiminin anlamı
* Bir şeyi düşünmek, Olmasını istemek.
* Bir şeyin olmasını ya da bir şeyi yapmayı içten içe düşünmek, istemek, tasarlamak.
Örnek: Topkapı Sarayı'nda Hünername minyatürlerine bakarken kaç defa gönlümden bu özleyiş geçti. (Y. Kemal Beyatlı)

Gönlünden kopmak deyiminin anlamı
* Birine iyilik yapma ya da bir şeyi verme isteği, içinde aniden doğuvermek.
* Vermek isteği içinden ansızın gelmek.
Örnek: Gönlümden koptu, dilenciye para vermem yoksa.
Örnek 2: Gönlünden kopanı vermek kadar güzel bir şey olamaz.
Örnek 3: insan gönlünden kopmadığını verse ne fayda, aslolan gönülden koparak vermektir.

Gönüllü gönülsüz deyiminin anlamı
* İster istemez, pek de istekli olmayarak.
* Yarı istekli yarı isteksiz olarak.

Görüş açısı deyiminin anlamı
* Düşünme, yorumlama açısı. Bir başka şekli; bakış açısı.
* Bir şeyi görebilme alanı.
* Bir olayda, konuyu, düşünceyi belirli bir yönden inceleme, görüş açısı.
* Bir soruna yaklaşma, onu ele alma biçimi.
Örnek: Örnek: Ondan evvel görüş açısı içine yandan giren bu uzun gölge bulanık bir karaltıdan ibaretti. (P. Safa)
Örnek 2: Demek gerçekler, görüş açısına, çevrenin etki ve baskısına göre bambaşka biçimlere ve renklere giriyorlardı. (H. E. Adıvar)
Örnek 3: Bu üslubu ve bakış açısı yüzünden arka plana kaymış. (T. Buğra)
Örnek 4: Dar bir görüş açısı ile sorunlar çözümlenemez.

Gövde gösterisi deyiminin anlamı
* Sahip olduğu gücü göstererek gözdağı vermek.
* Ortak bir savda, bir amaçta birleşenlerin güçlerini göstermek ereğiyle büyük bir kalabalık olarak yaptıkları gösteri.
* Aynı amaçta birleşenlerin güçlerini göstermek için büyük bir kalabalıkla yaptıkları gösteri.
Örnek: Parti genel başkanı seçimlerden önce gövde gösterisi yaptı.

Göz açıp kapayıncaya kadar deyiminin anlamı
* Kısa bir sürede, çok çabuk.
* Çok kısa bir sürede.
Örnek: O işi göz açıp kapayıncaya kadar yaparız.
“Örnek 2: Göz açıp kapayana kadar Zafer büyüdü.” (A. Kutlu)

Göz açtırmamak deyiminin anlamı nedir
* Hiç imkân vermemek.
* Başka bir iş yapmasına zaman ve olanak bırakmamak.
* Baskı altında bulundurarak başka bir şeyle uğraşmasına fırsat vermemek.
Örnek: İşler göz açtırmıyor ki dinlenelim.
Örnek 2: Çalışan işçilere hiç göz açtırmadı.

Göz alıcı deyiminin anlamı
* Alımlı; şekli, rengi ve güzelliği ile dikkat çekici, bakınca beğenilen.
* Güzelliği ile ilgi çeken, alımlı, göze çarpan.
Örnek: Oldukça göz alıcı bir elbise.
Örnek 2: Burada vücudumu bütün göz alıcı çizgileriyle uzun uzun seyretmişti. (O. C. Kaygılı)

Göz ardı etmek deyiminin anlamı
* Önemsememek, yok saymak.
* Gereken önemi vermemek, önemsememek, dikkate almamak.
Örnek: Sanat yaşamı boyunca yapıtlarında çağdaş sanat akımlarını göz ardı etmemiştir.
Örnek 2: Hava şartlarını göz ardı etmezseniz iyi olur.

Göz atmak deyiminin anlamı
* Kısa süre bakmak, detaylı bir inceleme yapmadan gözden geçirmek.
* Üzerinde uzun boylu durmayıp şöyle bir bakıvermek, şöyle bir bakıp geçmek.
* Kısaca, dikkatli değil de şöyle bir bakıvermek; üzerinde fazla durmadan elden geçirmek.
Örnek: Kitaba bir göz atmak için bile zamanım olmadı.
Örnek 2: Kütüphaneye şöyle bir göz atıp gitti.

Göz bebeği deyiminin anlamı
* Çok sevilen, pek değerli kimse.
* Pek değerli, çok sevilen, sevgili, çok önem verilen (kimse).
Örnek: Babam benim göz bebeğimdir.
Örnek 2: Göz bebeklerinde o ara beliriveren pırıltıyı, acaba neye yormalı? (A. İlhan)

Göz boyamak deyiminin anlamı
* Bir kimseyi dış görünüş ile aldatmak, bir şeyi iyi göstermek.
* İyi olmayan bir şeyi iyi gibi göstererek aldatmak.
* Gösterişle aldatmak, bir şeyi iyi gibi göstermek, kandırmak, yanıltmak.
Örnek: Manav tezgaha meyveleri öyle bir dizmiş ki insanların gözünü boyuyordu.
Örnek 2: Adam o kadar yakışıklı ki insanların gözü boyuyor.

Göz dikmek deyiminin anlamı
* Bir şeyi ele geçirmek isteğinde olmak.
* Bir şeyi ele geçirmek isteğine kapılmak.
Örnek: Komşusunun tarlasına göz dikti.

Göz doldurmak deyiminin anlamı nedir
* Hâli, tavrı ve görünüşü ile beklenenden çok etkilemek.
* Takdir toplamak, beğenilmek.
Örnek: Annemin o yürek Yakan sözü gözlerimi doldurdu.
Örnek 2: Vitrine konan elbiseler göz dolduruyor.

Göz gezdirmek deyiminin anlamı
* Bir şeyin tümüne hızlı biçimde bakmak.
* Derinlemesine incelemeden okumak.
* Bir yazıyı derinlemesine incelemeksizin okumak.
* Bir yeri, bir şeyi incelemeden bakıp geçmek ya da çabucak incelemek.
Örnek: Kitaba bir göz gezdirmek yetmez, okumalısın.
Örnek 2: Raftaki mallara şöyle bir göz gezdirip çıkalım.

Göz göre göre deyiminin anlamı
* Herkesin gözü önünde apaçık bir davranışta bulunmak.
* Apaçık bir biçimde, belli ve apaçık olarak, çok açık olduğu halde.
* Herkesin gözleri önünde, herkes bakarken, görürken.
Örnek: Onu göz göre göre hasta ettik.
Örnek 2: Göz göre göre adam kaçırılır mı?

Göz göze gelmek deyiminin anlamı
* Her iki tarafm bakışlarının karşılaşması, denkleşmesi.
* Biriyle bakışları karşılaşmak.
* Bakışların karşılaşması, gözlerin karşılaşması. Elde olmayan bir sebeple bakışların karşılaşır duruma gelmesi.
Örnek: ... en yakınımızdaki kişilerin seslerini duymakta, dillerini anlamakta zorlanıyoruz. Giderek daha az göz göze geliyoruz.
Örnek 2: Haberi verdiklerinde onunla göz göze geldik, anladım ki durumu biliyordu.

Göz gözü görmemek deyiminin anlamı
* Koyu karanlıktan ya da sisten, tozdan, dumandan hiçbir şey görülemez olmak.
* Dumandan, karanlıktan ya da yoğun tozdan hiçbir şey görülmez olmak.
Örnek: Sokağa çıkmıştık, ancak sisten göz gözü görmüyordu.

Göz hapsine almak deyiminin anlamı
* Bir kimseyi gözetlemek, takip etmek, hiçbir davranışını gözden kaçırmamak.
* Bir kimseyi bakışlarını üzerinden ayırmaksızın, hiçbir davranışını gözden kaçırmaksızın gözetlemek.
Örnek: Askerler, kaçak mahkûmun sığındığı evi bir saat kadar göz hapsine aldılar.

Göz kamaştırmak deyiminin anlamı
* Görenleri hayran bırakmak.
* Güçlü, parlak bir ışığın kısa bir zaman için görüşü bulandırması, bakılan yeri görmez etmesi.
Örnek: Kapıdan çıkar çıkmaz göz kamaştıran bir ışığın etkisine girip donakaldılar.

Göz kararı deyiminin anlamı
* Gözle oranlanarak belirtilen miktar, tahminen, bir ölçü aracı ile tartılmadan.
* Ölçülerek ya da tartılarak değil göz ile oranlanarak belirlenen miktar.
* Gözle oranlanarak belirtilen miktar, gözle yapılan ölçme ya da oranlama.
Örnek: Kumaşı göz kararı ölçüp verdi.

Göz kırpmak deyiminin anlamı
* Göz kapağını açıp kapamak.
* Gizli bir işaret vermek.
* Başkasına söylediklerinin doğru ya da geçerli olmadığını anlatmak için, benimsediği bir kimseye bakarak, herhangi bir gözünü kapayıp açmak.
Örnek: Kalabalık içinde birbirlerine göz kırparak gülümsediler.

Göz kulak olmak deyiminin anlamı
* Bir şeye ya da kişiye bir zarar gelmesini engellemek için kontrol etmek
* Görme ve işitme yoluyla öğrenmeye çalışmak.
* Korunması, gözetilmesi gereken bir kimseyi ya da şeyi görüp gözetmek, korumak, ona bakmak.
Örnek: Yolda ona göz kulak ol da başına bir şey gelmesin.

Göz nuru dökmek deyiminin anlamı
* Çok ince ve gözü yoran bir işte emek harcamak.
* Yapılan işte göz emeği bulunmak.
* İnce, değerli bir ürün ortaya getirmek için gözleri çok yoran bir dikkatle uzun süre çalışmak, göz emeği harcamak.
* Göz emeği harcamak; gözün dikkatini, elin emeğini gerektiren ince bir iş yapmak ve işte uzun süre çalışmak.
Örnek: Onca göz nuru döktüğü el işleri ürünleri çok ucuza satılınca kahroldu.

Göz önünde tutmak deyiminin anlamı
Dikkate almak. Herhangi bir durumun nasıl bir sonuca yol açacağını hesaba katmak.
Örnek: ... Artık kişilerin ya da olayların birbirine benzeyen yönlerine bakarak, yalnızca bunları göz önünde tutarak, onları sanki aynı şeymiş gibi düşünür hâle gelmişizdir”.
Örnek 2: Yola çıkıyorsunuz ama yağmuru da göz önünde tutun.

Göz ucuyla bakmak deyiminin anlamı
* Kısa bir süreliğine bakıp hemen gözünü çekmek, fark ettirmeden gözlemek.
* Sezdirmemeye çalışarak, başını çevirmeksizin yandan bakmak, göz kuyruğuyla bakmak.
* Belli etmemeye çalışarak, başını çevirmeden göz kenarı ile yandan bakmak.
Örnek: Yabancı askerlere göz ucuyla bakmaya başladı.

Göz yummak deyiminin anlamı
* Müsamaha göstermek, yanlış bir şeyin olmasına izin vermek.
* Kusurları görmezlikten gelmek, görmemiş gibi davranmak, hoş görmek.
* Kabahatlerini, kusurlarını hoş karşılamak, görmezlikten gelmek, bağışlamak.
Örnek: Sana bu yaşa gelinceye kadar göz yumdum, ama artık yeter.
Örnek 2: Sevdiği için, yaptığı her harekete göz yumuyordu.

Gözdağı vermek deyiminin anlamı
* Korkutmak, tehdit etmek istediğini yaptırmak için yıldırmak.
* Bir şeyi yaptırmak ya da yaptırmamak amacıyla, bir kimseyi sonradan verilecek bir ceza ya da yerine getirilecek ürkütücü bir eylemle korkutmak, yıldırmak, birine karşı korkutucu davranışlarda bulunmak, korkutucu sözler söylemek.
Örnek: Ona öyle bir gözdağı verin ki bir daha buralara ayak basmasın!

Gözden çıkarmak deyiminin anlamı
* Bir zarar gelmesini riske almak, kaybına kendini alıştırmak.
* Bir mal veya paranın elinden çıkarılmasına katlanmak, bir şeyden vazgeçmek ve yokluğuna razı olmak.
* Bir mal, para, değer yargısı vb. maddî veya manevî varlığın elden çıkarılmasını kabul etmek.
Örnek: Evi ister istemez gözden çıkardılar.

Gözden düşmek deyiminin anlamı
* Eski saygınlığını yitirmek.
* Kendisine değer verenlerin sevgilerini ve güvenlerini yitirmek, eskisi gibi sevilmemek ya da değerli bulunmamak.
* Kendisine daha önce duyulan sevgi ve ilgiyi kaybetmek.
Örnek: Bu model arabalar gözden düştü.
Örnek 2: Eskisi gibi top oynayamayan Ali bir senede gözden düştü.

Gözden geçirmek deyiminin anlamı
* Okumak, kontrol etmek.
* Bir şeyi niteliğini anlamak için iyice incelemek, her yanına bakmak.
* Bir durumu ele almak, incelemek.
Örnek: Senin davranışlarını gözden geçirmek zorunda kalacağız.
Örnek 2: Yapılan işleri gözden geçirdiniz mi?

Gözünden kaçmak deyiminin anlamı
* Bir şeyi yaparken ya da kontrol ederken, bir hususu görmemek, fark etmemek.
* Farkına varılmamak, ortadan çekilmek, görülmemek.
Örnek: Nasıl oldu da gözden kaçırdık onu.

Gözden kaybolmak deyiminin anlamı
* Ortalıkta görünmemek, kaçmak, saklanmak.
* Görülmekte olan şey, görülmez olmak, kaybolmak. Ortadan çekilmek, görünmez olmak.
Örnek: Adam biraz önce buradaydı ama gözden kayboldu.
Örnek 2: Ahmet burdaydı ama bir anda gözden kayboldu.

Gözü ilişmek deyiminin anlamı
* Birdenbire, rasgele, istemeden görmek.
* Bir şeyi veya birisini istemeden de olsa göz ucuyla görmek ona hafiften bakmak.
Örnek: Gözüm ilişince baktım ki kar yağıyor.
Örnek 2: Elindeki parlak şeye gözüm ilişti, ne olduğunu göremedim.

Gözü kara deyiminin anlamı
* Korkusu, çekinmesi olmamak, hiçbir şeyden korkmayan.
* Cesur, atak, korkusuz, tehlikeli işlere tereddüt etmeden girebilen.
Örnek: O gözü kara bir insandı.
Örnek 2: ... halkın emrinde, halkın yararına çalışacak ama, kafa asker kafası olacak, disiplinli, gözü kara, sonuç alıcı. (A. İlhan)

Gözü korkmak deyiminin anlamı
* Bir şeyi yapamayacağım düşünmek.
* Daha önce aşadığı bir başarısızlıktan sonra tekrar denemeye cesaret edememek.
* Bir tehdit sonrası korkup tehdide uymak.
* Daha önce başına gelen kötü bir durumu, bir başarısızlığı, bir tehlikeyi düşünerek buna bir daha uğramaktan çekinmek, bu yüzden bir işe girişmeyi, bir kimseyle çatışmayı vb. göze alamamak.
Örnek: Adam o kadar büyüktü ki gözüm korktu doğrusu.
Örnek 2: Başına gelenlerden sonra o işi yapmakta gözü korktu.

Gözüsulu deyiminin anlamı
* Çabuk ağlayan kimse.
* En küçük sevinç ya da üzüntü karşısında hemen ağlayıveren, gözyaşlarını tutamayan.
Örnek: Senin kız da amma gözü sulu biriymiş.

Gözü tok deyiminin anlamı
* Çok mal, mülk istemeyen, aza kanaat eden.
* Paraya mala düşkünlüğü olmayan, gözü gönlü tok, gönlü gözü tok.
* Elinde imkânlar olsun olmasın, mal-mülk veya paraya düşkün olmayan, cömert.
Örnek: O mu? Gözü tok bir insandır, inanın.

Gözü tutmak deyiminin anlamı nedir
* Bir kişi hakkında ilk izlenimde olumlu düşüncelere sahip olmak, güvenmek.
* Güvenmek, beğenmek.
Örnek: Bu genç çocukla bu üstü başı oldukça eski ihtiyar adamı gözü tutmamıştı. (N.Hikmet)
Örnek 2: O adamı gözüm tuttu benim.

Gözü üzerinde olmak deyiminin anlamı
* Takip etmek, kontrol etmek.
* Bir şeye, bir kimseye sık sık bakarak ne durumda olduğunu kontrol etmek, dolayısıyla kötü bir sonuca meydan vermemeye çalışmak.
Örnek: Gözünüz üzerinde olsun, devamlı izleyin onu.

Gözü yılmak deyiminin anlamı
* Daha önce birkaç kez başarısızlığa uğrayıp tekrar denemeye cesaret edememek.
* Bir şeyi bir kez daha yapmaya korkmak, yineleme gücü olmamak.
* Birinden, bir şeyden korkmak.
* Daha önce denediği için o durumla karşılaşmaktan korkmak, o işe girişmekten çekinmek.
Örnek: Sebzecilik işinden gözüm yıldı, bir daha bu işe girişeceğimi sanmıyorum.
Örnek 2: Benden gözü yıldığı için buralara gelemez.

Gözü yükseklerde olmak deyiminin anlamı
* Büyük şeyler hedeflemek, azla yetinmemek.
* Hâlen bulunduğu durumdan daha yüksek bir duruma ya da mevkiye çıkmak istemek, böyle bir amacı gütmek.
Örnek: Bundan böyle küçük şeylerle yetinme, gözün yükseklerde olsun daima.

Gözünde büyümek deyiminin anlamı nedir
* Bir işin kimseye olduğundan zor ve önemli görünme durumu.
* Olduğundan fazla büyük ya da güç görünmek.
Örnek: Onca yolu nasıl yürüyeceğim, gittikçe gözümde büyüyor.

Gözünde canlandırmak deyiminin anlamı
Anlatılan somut bir objeyi fizikî şekli ile hayal etmek.
Örnek: Çocuklar, bu metinde geçen olayı gözünüzde canlandırın.
Örnek 2: Gözümde canlanır gençlik yıllarım.
Örnek 3: Dün yaşadıklarım o kadar korkunçtu ki gözümde canlandırmak bile çok zor.

Gözünde tütmek deyiminin anlamı
* Çok özlemek, hasret çekmek.
* Uzak bir yere giden ve çok özlenen insanların özlemlerini anlatmak için kullanılan bir deyimdir.Özellikle aile bireyleri ,sevgili eş dost gibi insanların çok özlendiği zaman kullanılmaktadır.
Örnek: Yıllardan beri gözümde tüten köyüme yarın kavuşuyorum!
Örnek 2: Kadıncağız çok hasta ama, çocukları gözümde tütüyor.

Gözünden uyku akmak deyiminin anlamı
Çok uykusu gelmek, uykusunun geldiği hâlinden belli olmak, uykudan gözleri kapanır gibi olmak.
Örnek: İki gündür yoldaydık, hemen hemen hiç uyumamıştık, uyku gözlerimizden akıyordu.
Örnek 2: Çocukcağızın gözlerinden uyku akıyor, şunu yatağına yatırın.

Gözüne bakmak deyiminin anlamı
* Çok dikkat etmek.
* Bir kimsenin ne diyeceğini veya işaretini dikkatle beklemek.
* Verilen emri yapmak üzere işaret beklemek, işareti verecek kimseyi gözlemek.
* Gerektiğinden fazla dikkat göstermek, koruyup gözetmek.
Örnek: Üç kuruş para verecek diye adamın gözünün içine bakıyor, ne derse yapıyoruz, daha ne istiyor bizden.

Gözüne dizine dursun deyiminin anlamı
* Nankörlük eden kimseye söylenen bir söz. “Bir mal sana hayır getirmesin, bu nankörlüğünün cezasını Allah versin.” şeklinde beddua anlamı taşır.
* İyilik ve yardımlara karşı yaptığın nankörlüğün cezasını Allah versin.
Örnek: Gözüne dizine dursun be nankör kadın.

Gözüne girmek deyiminin açıklaması
* Bir kimsenin sevgi ve ilgisini kazanmak veya saygınlığı ya da başarısı olan kimse tarafından kabul edilmek.
* Yetenekleri ve davranışları ile çevresinde, bulunduğu yerde sevgi ve güven kazanmak.
Örnek: Kısa zamanda göze girmeyi başardı.

Gözüne kestirmek deyiminin anlamı
* Yapabileceğine kanaat getirmek.
* Bir işi başarabileceğini kabul etmek, ummak. Arzuladığı bir şeyi elde etmek için düzenler kurmak.
* Beğendiği bir şeyi ele geçirmeyi istemek.
* Zevkine uygun bulmak, hoşlanmak.
Örnek: Gözüne kestirdiği o işi de becerememişti.
Örnek 2: O kalemi gözüne kestirmişti.

Gözüne uyku girmemek deyiminin anlamı
* Uyumamak.
* Hiç uyuyamamış olmak ya da uykusuz kalmak.
Örnek: Dünkü tartışma yüzünden bütün gece gözüme uyku girmedi.
Örnek 2: Meraktan gözüne uyku girmemişti.
Örnek 3: Gözüme uyku girmedi bu gece.

Gözünü açmak deyiminin anlamı nedir
* Bir kişinin farkına varmadığı bir şeyin farkına varmasını sağlamak.
* Fedakâr ve umursamaz durumdan vazgeçmek, fırsatların peşine düşmek.
* Aldanmamak için uyanık bulunmak.
* Uyanık, dikkatli olmak.
* Birisine bilgiler vererek görüşünü genişletmek.
Örnek: Gözünü aç, işini kimseye kaptırma.
Örnek 2: İnsan, alışverişte gözünü açmak zorundadır.

Gözünü çıkarmak deyiminin anlamı
* Büyük zarar vermek, kıyasıya dövüşmek.
* Zarara uğratmak, bir işi kötü biçimde yapmak, iyi yerine kötüyü seçmek.
Örnek: Öyle bir taş attı ki az kalsın kuzunun gözünü çıkaracaktı.

Gözünü daldan budaktan esirgememek deyiminin anlamı
* Korkmamak, çekinmemek. Bir diğer şekli; gözünü çöpten sakınmamak.
* Her türlü riski göze almak, tehlikeli işlere girmekten çekinmemek.
Örnek: Sen ki gençliğinde gözünü daldan budaktan sakınmazdın, ne oldu sana böyle?
Örnek 2: Biz gençliğimizde çok cevvaldik, gözümüzü daldan budaktan sakınmazdık.

Gözünü dört açmak deyiminin anlamı
* Çok dikkatli ve uyanık olmak.
* Aldanmamak için çok uyanık bulunmak, çok dikkatli olmak.
* Bir hileye düşmemek, aldanmamak için çok dikkatli olmak.
Örnek: Gözünü dört aç da kuru odun yerine yaş odun koymasınlar.
Örnek 2: Gözünü dört aç ki kimse eşyalarımızı çalmasınlar.

Gözünü kan bürümek deyiminin anlamı
* Öfke, şiddet ve nefret duyguları ile dolmak.
* Adam öldürecek denli öfkelenmek.
* Çok öfkeli, kinli olmak; her kötülüğü yapacak hâle gelmek.
Örnek: Bir adamın gözlerini kan bürümesin, ondan her türlü belâ beklenebilir.

Gözünü kapamak deyiminin anlamı
* Gerçeği inkâr ederek, yok saymak.
* Görmezlikten gelmek, yapışına ses çıkarmamak.
* Ölmek.
Örnek: Dedem gözünü kapayınca o koca aile birdenbire dağılıvermiş.

Gözünü kırpmamak deyiminin anlamı
* Hiç uyumamak.
* Tehlikeden korkmamak, tehlikeye aldırmamak.
Örnek: Hasta sabaha kadar gözünü kırpmamıştı.
Örnek 2: Bu gece hiç göz kırpmadım, hep seni düşündüm.

Gözünün içi gülmek deyiminin anlamı
* Çok mutlu olmak. Bir başka şekli; ağzı kulaklarına varmak.
* Çok sevindiğini gözlerinden ve yüzünden belli etmek.
Örnek: Sınıfını geçtiğini öğrenen Halim`in gözlerinin içi gülüyordu.

Gözünün önünde canlanmak deyiminin anlamı
Anlatılan ya da düşünülen bir şeyi sanki gerçekten görüyormuş gibi hayal edebilmek.
Örnek: ... Yıllar sonra Gül Festivali için İsparta'ya gittiğimde çocukluğumun gül kokulu günleri gözlerimin önünde canlanıverdi.

Gözünün önünden gitmemek deyiminin anlamı
* Hiç unutmamak.
* Hep görür gibi olmak, bir türlü unutamamak.
Örnek: Ağlayışı gözümün önünden gitmiyordu.
Örnek 2: Gözümün önünden gitmiyor onun hayâli.

Gözünün yaşına bakmamak deyiminin anlamı
Hiç acımamak, merhamet etmemek.
Örnek: Gözünün yaşına bakmadan hapse attılar adamı.
Örnek 2: İnsanların gözünün yaşına bakmadan mallarına el koydular.

Gururu okşanmak deyiminin anlamı
* Bir kimsenin yaptığı güzel işleri hatırlatarak kendisinden gurur duymasını sağlamak.
* Bir kimseyi yüzüne karşı överek, becerilerini söyleyerek duygulandırmak.
Örnek: Genç, güzel bir kızın kendisinden hoşlandığını görmek, gururunu okşuyor.” (N. Cumalı)

Güllük gülistanlık deyiminin anlamı
* Bir ortam ya da durumun çok güzel olduğunu bildirir.
* Bolluk ve gönenç içinde, rahatlık içinde olan, hiçbir sorunu bulunmayan.
* Sorunları bulunmayan; neşe, bolluk ve huzur içinde olan yer.
Örnek: Ne zaman güllük gülistanlık içinde olacağız acaba?

Gülmekten kırılmak deyiminin anlamı
* Çok ve katılırcasma gülmek.
* Aşırı ölçüde sarsılarak gülmek, gülmekten halsiz düşmek, pek çok gülmek.
* Çok gülmek. Pek çok gülerek halsiz, mecalsiz duruma girmek.
Örnek: Ne matrak adamdı, hareketlerine gülmekten kırıldık hepimiz.
Örnek 2: O kadar komik bir fıkra anlattıki gülmekten kızıldık.

Gülüp geçmek deyiminin anlamı
* Çok üstünde durmamak, önemsememek.
* Aldırış etmemek, üzerinde durmamak, umursamamak.
* Bir durumu umursamamak, aldırış etmemek, gülünç bulup üzerinde durmamak.
Örnek: Gülüp geçilecek bir iş sanmayın sakın, ciddi durun üzerinde.


DEYİM NEDİR?

Deyim, dil biliminde, kavramları, durumları hoşa giden bir anlatımla ya da özel bir yapı ya da söz dizimi içinde belirten ve çoğunlukla gerçek anlamlarından ayrı anlamlara gelen sözcüklerden oluşan kalıplaşmış sözcük topluluğu ya da cümledir. İki veya daha çok sözcükten kurulu bir çeşit dil ifadesi olan deyimler, duygu ve düşünceleri dikkati çekecek biçimde anlatan ad, önad, belirteç, yalın ve birleşik eylem görünüşlü dilsel yapılardır. Ya tam bir tümcedirler ya da bir söz öbeğidirler.

Diğer bir deyişle Deyim; Genellikle gerçek anlamından uzaklaşmış birden çok sözcükten oluşan, bir kavramı ya da durumu karşılayan kalıplaşmış sözcük gruplarına “deyim” denir.

DEYİMLERİN ÖZELLİKLERİ

1. Deyimler kalıplaşmış sözlerdir, kelimelerin yerleri değiştirilemez ve aynı anlama bile gelse yerine başka bir sözcük getirilemez. Farklı bir sözcük getirilir veya sözcüklerin yeri değiştirilirse, ifade etmeye çalışılan düşünce anlamlı ve cümle akşına uygun olsa bile kullanılan söz grubu deyim sayılmaz.

“Başını taştan taşa vurmak” deyimi “kafasını taştan taşa vurmak” biçiminde söylenemez.

“Tut kelin perçeminden” deyimi” kelin perçeminden tut” biçiminde kullanılamaz.

2. Deyimler en az iki sözcükten oluşan söz gruplarıdır. Bir sözcük tek başına deyim oluşturamaz.

- Ağzını aramak
- Bozuntuya vermemek
- Fikir yürütmek
- Ekmeğini taştan çıkarmak
- Elinden geleni ardına koymamak

3. Deyimler farklı farklı söz grupları biçiminde meydana gelmişlerdir. Deyimleri oluşum şekillerine göre aşağıdaki gibi sınıflandırılabiliriz.

İsim Tamlaması Biçiminde Olanlar
Ateş pahası, ekmek kapısı, balık istifi, eşek şakası, anasının gözü vb.

Sıfat Tamlaması Biçiminde Olanlar
Kara cahil, deli fişek, yarım ağız, püsküllü bela vb.

Kurallı Bileşik Sıfat Biçiminde Olanlar
Çenesi düşük, içten pazarlıklı, eli açık, maymun iştahlı, gözü kara vb.

Mastar Grubu Biçiminde Olanlar
Acemilik çekmek, ciğeri beş para etmemek,  suratı bir karış asılmak, iki ayağını bir pabuca sokmak, etekleri zil çalmak, göz dikmek, aldırış etmemek vb.

Cümle Biçiminde Olanlar
Adet yerini bulsun. Dostlar alışverişte görsün. Delik büyük yama küçük. Fol yok yumurta yok. Ayıkla pirincin taşını vb.

(Eksiltili cümle, ikileme vb biçiminde olan deyimler de vardır.)

4. Ne kadar fazla sözcükten oluşursa oluşsun deyimler tek bir kavramı ya da durumu karşılar. Deyimleri atasözlerinden ayıran en önemli özellik de budur. Atasözlerinin arka planında öğüt verme, ders çıkarma gibi unsurlar varken deyimler yalnızca bir durumu bir kavramı belirten anlatım kalıplarıdır.

Çoban kulübesinde padişah rüyası görmek: Hayalcilik
Üstüne tuz biber ekmek: Kusuru artıracak harekette bulunmak
Suya götürüp susuz getirmek: Herhangi bir işte diğerini alt etmek
Atı alan Üsküdar'ı geçti: Fırsatı kaçırmak
Havanda su dövmek: Boşuna uğraşmak
Deveye sormuşlar: Neden boynun eğri? “Nerem doğru ki” demiş: İşin her tarafının bozuk olması durumu

5. Deyimlerin büyük çoğunluğu mecaz anlamlıdır, yani deyim içindeki sözcüklerin karşıladıkları anlamlar ile deyimin karşıladığı anlam farklıdır.

Küplere binmek: Sinirlenmek (Küpün üzerine oturmak anlamında değildir.)
Derdini dökmek: Çekilen sıkıntıların bir bir anlatılması.
Ayağının tozuyla: Gelir gelmez
Burun kıvırmak: Beğenmemek
Sinekten yağ çıkarmak: Olamayacak yerden çıkar sağlamaya çalışmak
Ağzı açık ayran delisi: Aptal aptal bakan avanak

6. Sayıları az da olsa gerçek anlamlı deyimler de vardır. Deyim içindeki sözcüklerin karşıladıkları anlamlar ile deyimin karşıladığı anlam aynıdır.
Çoğu gitti azı kaldı: Yapılmakta olan işin en önemli, en zor bölümü bitti.
İyi gün dostu olmak: Sadece iyi günlerde görünmek.
Kimi kimsesi olmamak: Yakını, eşi, dostu bulunmamak.
Yükte hafif pahada ağır: Taşınması kolay olan aynı zamanda kıymetli olan şey





Benzer Konular

canlı kuran oku kuran dinle kuran izle
mekke kabe canlı yayın izle
büyük islam ilmihali
hadisi şerif
yemek tarifleri
en güzel oyunlar, oyun oyna