B harfi ile başlayan deyimler ve anlamları
Ana Sayfa »Deyimler » B harfi ile başlayan deyimler ve anlamları

B harfi ile başlayan deyimler ve anlamları

   

B harfi ile başlayan deyimler ve anlamları

Bol keseden atmak deyiminin anlamı nedir
* Geçmişe ya da geleceğe yönelik olmayacak imkânsız şeyler söylemek, bol bol atıp tutmak.
* Ölçüsüz, çok fazla, bol bol.
* Konuşma ve vaatlerinde çok fazla ileriye giderek yapamayacağı şeyleri de söylemeye başlamak.
Örnek: Bol keseden atıp tutmaya bayılır bizim çocuk.

Bağlandığı yerde otlamak deyiminin anlamı
* Hiç ilerlememe, olduğu yerde kalmak.
* Gelişmek için çabalamamak, hiçbir ilerleme gösterememek, olduğu yerde kalmak.
* Yerinde saymak, hiçbir ilerleme göstermemek.
* İnsanların bulunduğu yerden başka hiç bir yere gitmemesi, kendini hiç geliştirmemesi, büyümek ve gelişmek için çaba harcamaması.

Bundan iyisi Şamda kayısı anlamı
* Daha iyisini bulmak müm­kün değil, bundan iyisi can sağlığı.
* Daha iyisi olamaz, daha fazla zorlamaya gerek yok.

Şam'da kayısı sevilen bir meyve olmaktadır, yaptığımız işin çok iyi olduğunu ifade eder. İşin kalitesi çok iyi olmasıyla birlikte daha iyisinin şam'da kayısı olacağını söylemektedir.

Yaptığınız işin kalitesine olarak iltifat olarak görülebilir. Bizde bunu deyimler olarak “Bundan iyisi Şam'da kayısı” diyerek yapılan işi takdir ederiz.

Örneğin bir mobilyacı yaptığı güzel bir masa olur çok beğeniriz bunu anlatmak için Bundan iyisi Şam'da kayısı deyimini kullanabiliriz. Masa'nın kalitesi iyi olması ile birlikte ustanın veya bir başka birisinin masa hakkında olumsuz yorum yapmasına karşılık olarak oradan birisinin deyimi kullanması doğru bir söyleşi olabilir.

Bir baltaya sap olamamak deyiminin anlamı
* İşi gücü olmamak.
* Belirli bir sanat ya da iş sahibi olmamak.
* Herhangi bir işte çalışmayan ve asla hayatında düzenli çalışmayan bir meslek sahibi olmayan bir sanat dalından anlamayan kimseler için kullanılmaktadır.
Örnek: Şu yaşa geldin ama bir baltaya sap olamadın gitti.

Baston yutmuş gibi deyiminin anlamı
* Dimdik oturan ya da yürüyen kimse.
* Çok dik duran ve yürüyen insanlar için sanki baston yutmuş gibi dimdik duruyor denmektedir.Bu deyim de biraz alay şeklinde benzetme deyimdir.
* Baston (kazık) yutmuş gibi: Dimdik duran, dik yürüyen veya eğilmekte zorlanan kimsenin durumu.
Örnek: Biraz eğilsene kardeşim bu ne baston yutmuş gibi.
Örnek 2: Baston yutmuş gibi ortalıkta dolaşıp da asabımı bozma!

Ayağının bastığı yerde ot bitmez deyiminin anlamı
* Gittiği her yere sorun getirmek.
* Uğradığı her yere uğursuzluk getiren, kendisiyle birlikte kötülüklerin de beraber gelmesi.
* Uğursuz. Gittiği her yere uğursuzluk götürmek. Kötülük isteyen zulmeden.

Balık istifi deyiminin anlamı
* Çok fazla insanın küçük bir ortamda sıkışık bir şekilde bulunma durumu.
* Çok sıkışık bir durumda.
* Çok düzgün ve üst üste sıralayarak hiç bir boşluk bırakmadan dizmek anlamına gelmektedir.Aynen balıkları kasalara koyarken olduğu gibi yerden mümkün olduğu kadar çok istifade etmek.
Örnek: Otobüs, balık istifi gibi yerleşmiş insanları zor taşıyordu.

Bal alacak çiçeği bilmek deyiminin anlamı
* Çıkar sağlayacağı yeri bilmek. Bir başka şekli; bal olacağı çiçeği bulmak.
* Çıkar sağlanacak yeri veya şeyi bulmak, bu konuda nasıl hareket edileceğini bilmek.
* Nereden menfaat sağlayacağını bilmek.
Örnek: Onun bal alacak çiçeği bilmede üstüne yoktur.

Bal gibi deyiminin anlamı
* Pek tatlı.
* Ayan beyan, besbelli,
* Çok tatlı, çok iyi, adamakıllı, pekâlâ.
Örnek: Bal gibi iş, daha ne duruyorsun?

Baldırı çıplak deyiminin anlamı
* Çok fakir ve muhtaç, işsiz, serseri kimse.
* İşsiz güçsüz, serseri, başı boş, ayak takımından.
Örnek: Sokaklar baldırı çıplaklardan geçilmiyor.
Örnek 2: Tanıdıkları hep sefiller, ümmiler, ipten kazıktan kurtulmuş baldırı çıplaklardı.

Balık etinde deyiminin anlamı
* Ne çok zayıf ne çok şişman, kilosu yerinde olan.
* Ne şişman, ne zayıf; biçimli, kilosu yerinde olan.

Basireti bağlanmak deyiminin anlamı
* Gerçeği göremez, iyi düşünemez hâle gelmek.
* Gerçeği göremez, iyi düşünüp kavrayamaz bir duruma düşmek.
* Gereken önlemleri almakta zorluk çekmek, hiç alamamak. İleriyi görememek. Yapacağı, söyleyeceği şeyleri bilip söyleyememek.
* İnsanların anlama, öğrenme,zekaları, düşünce yeteneklerine basiret denmektedir. Bunları yapamaz duruma elmeleri, konuşamamaları, mantıklı olamamaları anlamına gelmektedir. Bu durum genellikle kısa süreliğine olmaktadır.
Örnek: Öylece kalakaldım, ne yapacağımı bilemiyorum, basiretim bağlandı âdeta.

Baskın çıkmak deyiminin anlamı
* Üstün olmak, karşıdakine isteğini kabul ettirmek, (Basiret: Gerçeği hissedip anlamak.)
* Üstünlüğünü göstermek, karşısındakini geçmek.
* Üstün çıkmak anlamına gelmektedir.İnsanların bazı konularda diğer insanlara göre daha fazla haklılığını ispatlayabilmesidir.
Örnek: Koşuda değil, ancak güreşte baskın çıkarım ona.

Baş ağrıtmak deyiminin anlamı
* Bir kimseye rahatsızlık vermek, can sıkmak.
* Yerli yersiz konuşarak, gereksiz sözler söyleyerek, çok konuşarak birisini rahatsız etmek.
* Kendisine problem olabilecek olayların ortaya çıkması;insanların gürültüden dolayı yada çok konuşulmasından dolayı başlarının ağrıması;yapılacak bir iş yada eylem neticesinde kendisine zarar gelme ihtimali olması.
* Çok konuşarak dinleyenlere bıkkınlık vermek.
Örnek: Baş ağrıtmakta üstüne yoktur senin.

Baş alamamak deyiminin anlamı
* Uzun süren bir işi yüzünden, imkân ve zaman bulamamak.
* Çok uğraştıran bir konudan kurtulup da vakit ve fırsat bulamamak.
Örnek: Şu çocuklarla uğraşmaktan baş alamıyorum ki sana geleyim.
Örnek 2: Benim hilem hurdam yoktur, canı isteyen baktırmasın, zaten bu sanattan memnun değilim. Lakin baş alamıyorum ki. (H.R.Gürpınar)

Baş aşağı gitmek deyiminin anlamı
* Sürekli zarar etmek, daha kötü duruma gelmek.
Sürekli kötüleşmek, zarar görmek.
Örnek: Baş aşağı giden işlerinin önünü alamadı bir türlü.

Baş başa kalmak deyiminin anlamı nedir
* Bir kimseyle beraber yalnız kalkmak, beraber yaşamak. Bir diğer şekli; baş başa olmak.
* Biriyle yalnız kalmak, iki kişi bir arada yalnız kalmak.
Örnek: Misafirler gittikten sonra baş başa kaldılar.

Baş başa vermek deyiminin anlamı
* Birden fazla kimseyle kenara çekilip konuşmak.
* Dayanışma içinde olmak.
* Dayanışmak, Dertleşmek, bir konuyu görüşmek.
* Birbirinin düşüncesinden yararlanmak üzere birkaç kişi toplanıp bir konuyu görüşmek, bir konuda dertleşmek.
* Toplanıp bir konuyu birlikte görüşmek, birbirine danışmak.
Örnek: Bu sorunu ancak baş başa vermekle çözebiliriz.
Örnek 2: Bu işin üstesinden de baş başa verip geldiler.

Balık kavağa çıkınca deyiminin anlamı
* Yapılmak istenmeyen bir şey ya da imkânsız olaylar için kullanılan bir söz.
* Gerçekleşmesi mümkün olmayacak işleri anlatmak için kullanılır.
Örnek: O kız, o çocukla ancak balık kavağa çıkınca evlenir.
Örnek 2: Ali dayı Zekiye kızımla evlenmene ancak Balık kavağa çıkınca izin veririm.

Balon uçurmak deyiminin anlamı
* Asılsız haber yaymak.
* İlgililerin ne diyeceklerini anlamak veya insanların telâşlanmalarını sağlamak amacıyla aslı olmayan bir haber yaymak.
* Aslı olmayan bir haberi etrafa yaymak anlamına gelen bir deyimdir.Belli bir amaca yönelik olarak insanların inanmalarını sağlamak için yalan bir haber yaymak.
Örnek: Askerliğin kısalmasıyla ilgili bir balon uçurdu, buna sonra kendisi de inanmaya başladı.

Baş ağrısı deyiminin anlamı
* Sevilmeyen, sürekli başkalarını rahatsız eden kimseler için kullanılan bir söz.
* Varlığı tedirginlik verici şey, rahatsız edici kimse.
* Sıkıntı vermek, uğraştırmak.
Örnek: Sen ne baş ağrısı bir adammışsın meğer!
Örnek 2: Efendim nemize lazım, sonra size baş ağrısı olur.

Başı bağlı olmak deyiminin anlamı
* Evli ya da nişanlı olmak.
* Serbest, özgür olmayan, bir yere bağımlı olan.
* Başını örten (kimse).
Örnek: Nihayet oğlanın da başını bağladık.
Örnek 2: Oğlum o kızın sende gönlü yok, tahminimce o kızın başı bağlı sevdiği biri var.

Bağrına basmak deyiminin anlamı
* Sarılmak.
* Koruyup kollamak.
* Kucaklamak, kolları ile sararak göğsüne yaslamak.
* Birini gözetip kayırmak, koruyup yetiştirmek.
* Sevgi gösterip onu koruyuculuğuna almak.
Örnek: Amcası, yeğenini bağrına basmakta geçikmedi.
Örnek 2: Ailesinin bile istemediği bu çocuğu bağrına basmıştı.

Bağrına taş basmak deyiminin anlamı
* Dert ve sıkıntıya şikâyet etmeksizin katlanmak.
* Uğradığı zarara, felakate sesini çıkarmadan katlanmak.
* Derdini kimseye söyleyememek. Her türlü acıya katlanmak zorunda kalmak.
* Hiç kimseye belli etmeden acıları içinde yaşamak, uğradığı büyük bir haksızlığı ya da felaketi sineye çekmek.
Örnek: Evi yıkılan Hasan bağrına taş basmaktan başka bir yol bulamadı.
Örnek 2: Çocuklarının ölümünden sonra bağrına taş bastı, çocuklarına hem anne hem baba oldu.

Bağrını delmek deyiminin anlamı
* Duygusal olarak çok etkilenmek.
* Göğsüne sertçe çarpmak ya da vurmak.
* İçine işlemek, pek dokunmak, dertli olmasına yol açmak.
* Bazı keskin kokuların kendini etkilemesi, içine işlemesi, dert çekmek, çok üzülmek üzüntüsünün içine işlemesi.
Örnek: Yurdundan kovulması, şairin bağrını deldi.

Bahtı kara olmak deyiminin anlamı
* Kaderi kötü yazılmak, başına sürekli kötü şeyler gelmek, mutsuz olmak.
* Mutsuz, dertten kurtulamayan, işleri hep ters giden.
* Sürekli olarak talihi yaver gitmemek, mutsuz olmak.
* Hayat içinde başına hep kötü olayların gelmesi ve bir türlü güzel ve mutlu günlerin olmaması,ne yaparsa yapsın olumsuz olayların yakasını bırakmaması.
Örnek: Allahım, şu bahtı kara kuluna yardım et de düzlüğe çıksın!
Örnek 2: Bahtı kara olduğu için bunalıma girmişti.

Bal dök de yala deyiminin anlamı
* Bir yerin çok temiz olduğunu, pırıl pırıl olduğunu anlatmak için kullanılır.
* Her tarafın ter temiz olduğunu belirtmek için kullanılmaktadır.O kadar temiz ki yere bal dökülse bile yalanacak derecede olduğu anlatılmak istenmektedir.
Örnek: Odayı öyle elden geçirmiş ki bal dök de yala!
Örnek 2: Anne bak her yeri temizledim bal dök yala.

Baltayı taşa vurmak deyiminin anlamı
* Yenemeyeceği güçlü bir rakiple karşılaşmak.
* Pot kırmak, yersiz bir söz ve davranışta bulunmak.
* Bilmeyerek karşısındakini kıracak söz söylemek, pot kırmak.
* Birine istemeyerek yada farkında olmadan üzecek sözler söylemek, gaf yapmak.
* Farkında olmadan birine dokunacak söz söylemek.
Örnek: Baltayı taşa vurunca öyle utandı ki sormayın gitsin.
Örnek 2: Ferhat en sonunda baltayı taşa vurdu ve söylememesi gerekeni söyledi.

Bam teline basmak deyiminin anlamı
* Bir kimseyi özellikle kızdırmak, onun hassas olduğu bir konuda sinirlendirmek. Bir başka şekli; bam teline dokunmak.
* Bir kimseyi, duyarlılık gösterdiği konuda kızdıracak söz söylemek, öfkelendirecek bir şey yapmak.
* Bir kişinin hassas ve duyarlı olduğu bir konuda onu kızdıracak, sinirlendirecek söz söylemek, Öfkelenmesine sebep olacak bir davranışta bulunmak.
Örnek: Bir insanı delirtmek mi istiyorsun? Onun bam teline basacaksın.
Örnek 2: Aytaç'ın bam teline basmak istiyorsan eşyalarını izinsiz kullanman yeterli dostum.

Bana mısın dememek deyiminin anlamı
* Aldırış etmemek.
* Kolayca hiç yorulmadan yapmak.
* Aldırış etmemek, ona hiçbir şey etkili olmamak.
* Karşılaştığı durumdan hiç etkilenmemek.
Örnek: Sırtına o kadar yük vurdular, adam yine de bana mısın demedi.
Örnek 2: Bir çaydanlık çayı içti bana mısın demedi.

Barut fıçısı gibi deyiminin anlamı
* Her an birine kızmaya, öfkelenmeye hazır, agresif, sinirli insan.
* Her an karışıklık, kavga ve savaşın çıkacağı yer.
* Hiç beklenmedik bir zamanda veya her an bir kavga, münakaşa çıkması.
* Her an patlamaya hazır, her ana kavga çıkarabilecek şey ya da kimse.
* Her an patlamaya hazır olmak.Çok sinirli olmak ve etrafına her an zarar verecek yada sinirini dışarı çıkartacak belli edecek durumda olmak. Dolmak.
* Silâhlı çatışmaya hazır durumdaki toplum. Her an olay çıkarabilecek sinirli kimselerin bulunduğu yer.
Örnek: Nereden çıktığı belli olmayan bir ses, meydanı bir anda barut fıçısına döndürdü.

Barut kesilmek deyiminin anlamı
* Çok sinirlenmek.
* Çok öfkelenmek, kızmak, sinirlenmek.
* Bir olay karşısında çok fazla sinirlenmek anlamına gelmektedir.İnsanların bazı durumlarda ani tepki vermeleri beklenir.Çok sinirli oldukları hemen anlaşılır.
Örnek: Elektriği bağlanmayan adam barut kesilmiş, etrafa bağırıp duruyordu.

Basıp gitmek deyiminin anlamı
* Bulunduğu yerden kimseye haber vermeden ve vedalaşmadan gitmek.
* Aklına koyduğu şeyi yapmak amacıyla, o an bulunduğu yerden kimseye danışmadan ayrılmak.
* Bir yerden sinirle gitmek ansızın gitmek bir daha geri dönmemek üzere gitmek anlamlarına gelmektedir.Genellikle insanların hoşlanmadıkları yerde zorla durmaları sonucunda artık tahammül etmemesi anlamına gelmesidir.
Örnek: Öyle her aklına estiğinde basıp gidemezsin buradan.

Baş belası deyiminin anlamı
* Sürekli zarar veren, rahatsız eden kimse ya da şey.
* Sürekli rahatsız eden, yük olan, bir kimseye musallat olup sıkıntı veren ve uzaklaştırılamayan kişi ya da şey.
Örnek: Şu baş belâsı adamı uzaklaştırırsanız sevindirirsiniz beni.

Baş edememek deyiminin anlamı
* Engel olamamak, ipin ucunu kaçırmak.
* Gücü yetmemek, başarı kazanamamak, bir işi başarmakta zorluk çekmek.
* Bir kimseyle baş edememek, bir işin üstesinden gelememek, altından kalkamamak.
Örnek: Şu uysal insanlarla baş edemezsen kiminle edeceksin!
Örnek 2: Şirkette bütün işler bana kaldı, bu kadar işle tek başıma baş edemem.

Baş eğmek deyiminin anlamı
* Saygı göstermek için baş eğerek selamlamak.
* Tabi olmak, üstünlüğünü kabul etmek.
* Direnmekte vazgeçip güçlünün buyruğuna girmek, teslim olmak.
Örnek: Türk milletine baş eğdiremezsin.
Örnek 2: Düşman, Türk ordusu karşısında baş eğmek zorunda kalmıştı.

Baş göstermek deyiminin anlamı
* Ortaya çıkmak, bir beceri ya da meslek içinde kabul edilmeye başlamak.
* Ortaya çıkmak, belirmek, vuku bulmak.
Örnek: Milletimiz baş gösteren bu yeni fikri kısa zamanda benimseyecektir.
Örnek 2: Komün üyeleri arasında sorunlar baş göstermeye başladı.

Baş göz etmek deyiminin anlamı
* Evlendirmek.
* Yuvasını yapmak, yuvasını kurmasını sağlamak.
Genelde şu kızı veya oğlanı baş göz edelim denir.
Örnek: Şu kızı da bir baş göz edersem gözüm arkada kalmayacak.
Örnek 2: Bu gece bir genç subayımızı baş göz ediyoruz.

Baş koymak deyiminin anlamı
* Her şeyini feda ederek bir işe atılmak.
* Bir şey uğruna ölümü göze almak.
* Bir amaç, bir hedef uğruna ölümü göze almak, kendini feda etmeye hazır olmak.
* Bir iş amaç uğruna elinden gelen tüm çabaları yapmak yapmaya çalışmak yada yapmak için varını yoğunu ortaya koymak.
Örnek: Çekil önümden ben bu yola baş koydum.
Örnek 2: Ben bu işe baş koydum kimse beni yolumdan çeviremez.

Başköşe deyiminin anlamı
* Bir yerde en büyük ve saygın kişinin oturduğu yer.
* Saygı duyulan, önder sayılan büyüklerin oturması için ayrılan yer.
Örnek: Baş köşeye oturmak onun her zaman hakkıdır.
Örnek 2: Baş Köşe Babamın Yeridir.

Baş köşeye kurulmak deyiminin anlamı
* En büyük ve saygın kişiye ayrılan yere hak etmeden oturmak.
* Saygın kişilere ayrılan yere oturmak.
* Saygın olmadığı hâlde saygın kişiler için ayrılmış yere oturmak.
Örnek: Salonda başköşeye kurulunca, herkes tepki gösterdi.
Örnek 2: Adam akıllı bol entarisinin eteklerini savurta savurta geldi, baş köşeye kuruldu (A.İlhan)

Baş sallamak deyiminin anlamı
* Kabul etmek. Bir başka şekli; kafa sallamak.
* İkaz etmek için başını iki yana veya öne arkaya hafifçe eğmek.
* Anlasa da anlamasa da karşısındakinin her sözünü uygun bulur görünmek.
Örnek: Her şeye baş sallayan insanlardan hiç hoşlanmam.

Baba adam deyiminin anlamı
* insanlara yardım eden, sevecen, iyi huylu erkek.
* Ağır başlı, iyi yürekli, olgun, hoşgörülü, yaşlıca adam.
* Yardım etmeyi seven, olgun, insanlar ile iyi iletişim içinde olan,herkes tarafından sevilen yaşlıca olan insanlar için kullanılan bir deyimdir.
Örnek: Ne baba adammış meğer, ailesinden değil, komşularından bile kimseyi ihmal etmedi.

Babana rahmet deyiminin anlamı
* “Allah senden razı olsun!” anlamında kullanılan bir söz.
* Yaptığın iş, söylediğin söz çok yerinde; Allah senden razı olsun. anlamında hoşnutluk, memnunluk bildirmek için kullanılır.
* Yaptığın, söylediğin olumlu ve yerinde. Ben de öyle düşünüyorum.
* Yardımcı olan insanlara iyilik eden insanlara baban seni iyi eğitmiş bu nedenle babana rahmet yani ona dua etmek anlamlarına gelen bir deyimdir.

Buz kesmek deyiminin anlamı
Çok üşümek ya da donmak.

Buzları çözülmek deyiminin anlamı
* Buzların erimeye ve kırılmaya başlaması, su hâline gelmeye başlaması.
* Araları kötü olan kimselerin tekrar eski dostluklarına dönmesi.
* Kişiler arasındaki dargınlığın, soğukluğun, kırgınlığın ve gerginliğin ortadan kalkmaya başlaması.
Örnek: İki kardeşin arasındaki buzlar çözülmeye başlayınca aileye neşe geldi.
Örnek 2: Aralarındaki buzlar yavaş yavaş çözülüyor, bunda iki kardeşin payı da yadsınamaz.

Büyük laf etmek deyiminin anlamı
Yapamayacağı ya da kesin olmayan bir durum hakkında teminat vermek, büyük söz söylemek.

Büyüklük göstermek deyiminin anlamı
* Büyük kabul edilerek saygı duyulan, kimsenin bu saygıyı hak ettiğini göstermek ya da bu saygıya uygun bir iş yapmak.
* Elinde her imkân varken kötülük yapmamak, affetmek, iyi davranmak.
* Bir konu hakkında olgun davranmak ve olayın tatlı bir şekilde sona ermesini sağlayan kişiler için kullanılmaktadır.Fakat aynı zamanda yardım eden iyilik yapan zor durumdakilere elini uzatanlar için de kullanılmaktadır.
* İnsanların hatalarını af etmesi yapmış oldukları hataları yüzlerine vurmadan ve bilmiyormuş gibi davranarak onları af etmek.
Örnek: İstese büyüklük göstermeyip onu buraya bir daha sokmazdı, erkek adammış.
Örnek 2: İnsan yaptığı işler ve bıraktığı eserlerle büyüklüğünü gösterir.

Büyümüş de küçülmüş deyiminin anlamı
* Yaşı küçük olan ama büyük insan gibi hareket eden çocuk.
* Davranışları, konuşması yaşının üstünde olan, büyükler gibi hareketler yapan çocuk.
* Kendisi küçük olduğu hâlde davranışlarıyla, yaşının çok ilerisinde davranışlarda bulunan çocuk.
* Konuşması ve davranışları yaşına uymayan, büyüklerinki gibi olan akıllı, cesur çocuk.
Örnek: Aman yarabbim, şunun söylediği sözlere bakın hele, büyümüş de küçülmüş sanki!
Örnek 2: Bak sen şuna, büyümüşte küçülmüş akıllı oğlum benim.

Burnundan solumak deyiminin anlamı
* Çok sinirlenmek.
* İşi başından aşkın olduğu için gözü hiçbir şey görmemek, çok öfkelenmiş olmak.
* Çok öfkelenip sinirlenmiş olmak, çok kızmak.
* Çok sinirli olmak ve her an çatacak yer aramak dokunsan sinirinden parlayacak anlamlarına gelmektedir.
Örnek: Adam burnundan soluyor, sakın üstüne gitme, yoksa konuştuğuna pişman olursun.
Örnek 2: İnliyor, göz süzüyor, burnundan soluyarak konuşuyordu (M.Ş. Esendal)

Burnunu çeke çeke geri dönmek deyiminin anlamı
Bir işe kalkışıp başarısız olmak.

Burnunu sokmak deyiminin anlamı
* Alakası olmayan bir işe karışmaya çalışmak.
* Üzerine vazife olmadığı, gerekmediği hâlde her işe karışmak.
* Kendisini ilgilendirmeyen işe karışmak.
* Gerekmediği hâlde her işe karışmak.
Örnek: Sen de her işe burnunu sokmaktan geri durmazsın!
Örnek 2: Yaptığım işe burnunu sokarak mahvetti.

Burnunu sürtmek deyiminin anlamı
* Kibirli kimsenin kendini küçük düşürecek şeyi yapmak zorunda kalması, gururundan vazgeçmesi.
* Ilımlı bir yol seçip gururundan vazgeçmek, sıkıntı çektikten sonra daha önce beğenmediği bir durumu kabul etmek.
* Sıkıntı çektikten sonra daha önce beğenmediği bir durumu kabul etmek, gururundan vazgeçmek.
Örnek: Onun da burnunun sürtülmesine az kaldı, kısa zamanda dikbaşlılığı bırakacak.
Örnek 2: Hadisat şimdi burnunu da sürtmüş olduğundan ilk karısına karşı iyi davranıyordu. (Y. K. Karaosmanoğlu)

Burnunun dikine gitmek deyiminin anlamı
* İnatla kendi istediğini yapmak ve yanlış olsa bile o yolda devam etmek. Bir başka şekli; burnunun doğrusuna gitmek.
* Kendisine verilen öğütlere kulak asmayıp kendi bildiği gibi davranmak, istediğini yapmak.
* Öğüt dinlemeyerek kendi bildiği gibi davranmak.
* Bir insanın çevresindeki insanların söyledikleri sözlere itibar etmeyip, kendi bildiğini yapmasıdır.

Burnunun direği kırılmak deyiminin anlamı
* Çok kötü bir koku karşısında rahatsız olmak.
* Çok pis bir koku duyarak tedirgin olmak.
* Pis koku yüzünden rahatsız olmak.
Örnek: Bu ne pis bir koku böyle burnumun direği kırıldı.
Örnek 2: Otobüs o kadar kötü kokuyordu kii burnumun direği kırıldı.
* Kendi bildiğini okumak ve kimsenin fikirlerine önem vermeden sadece kendi düşüncelerine göre hareket etmek.
Örnek: Burnunun dikine gidersen, işte böyle eline yüzüne bulaştırırsın işi.
Örnek 2: Beni dinlemedi, burnunun dikine gitti.

Burnunun direği sızlamak deyiminin anlamı
* Çok özlemek.
* Hem maddi hem manevi çok acı duymak.
* Çok acı duymak (maddî).
* Çok üzülmek.
Örnek: Soğuktan burnumun direği sızladı.

Burnunun ucunu görmemek deyiminin anlamı
* Çok sis ya da karanlık içinde hiçbir yeri görememek.
* İleriyi görememek, meydana geleceği açık olanı görememek.
* Çok sarhoş olmak.
* Çok dikkatsiz ve dalgın olmak.
* Çevresinde olup bitenden habersiz olmak.
Örnek: Sen ki burnunun ucunu göremeyen bir adamsın, seninle nasıl iş yapabilirim ben.

Bulanık suda balık avlamak deyiminin anlamı
* Karışık bir durumdan istifade ederek kazanç sağlamak.
* Karışık durumlardan yararlanarak kendi çıkarını sağlamak.
* Karışıklıktan yararlanıp menfaatini kollamak.
* Açık olmayan durumlardan faydalanarak bir çıkar sağlamak.
* Herkesin telaşlı, sinirli olduğu, mesela kavga gibi durumlarda, bu durumdan faydalanıp kendi çıkarını sağlamak.
Örnek: Bulanık suda balık avlamayı kural hâline getirmiş.

Buldukça bunamak deyiminin anlamı
* Bulduğu bir şeyi beğenmemek, şükretmemek.
* Bulduğundan daha çoğunu isteyip şükretmemek, daha iyisini istemek.
* Bulduğuna şükretmeyip daha da çok istemek, şımarmak, elde ettiğiyle yetinmemek.
Örnek: Buldukça bunuyorsun, milletin aç sefil gezdiğini görmez misin sen?
Örnek 2: Bunlar da buldukça bunamışlar, her şeyi istiyorlar.

Buluttan nem kapmak deyiminin anlamı
* Çok ufak şeylerden alınganlık göstermek.
* Çok alıngan olmak, en küçük şeylerden bile alınmak.
* En küçük bir şeyden bile alınmak, çok alıngan olmak.
Örnek: Seninle konuşmak imkânsız, buluttan nem kapıyorsun çünkü.
örnek 2: Biraz gariptir ki buluttan nem kapan o zamanki sansür bu cinayetler ve tesadüflerden ahkam çıkararak hafiyelik etmezdi. (A.Ş. Hisar)

Bundan iyisi can sağlığı deyiminin anlamı
* Daha iyisi bulunamaz, en iyisi budur! anlamında kullanılır.
* Bundan daha iyisi, en iyisi olamaz! Yani Bu en iyisidir, daha iyisi olamaz.
Örnek: Bundan iyisi can sağlığı, haydi oturun bakalım sofraya.

Burnu bile kanamamak deyiminin anlamı
* Büyük bir felaket ya da kazadan ufak bir yara bile almadan kurtulmak.
* Tehlikeli bir durumdan yara bere almadan kurtulmak.
* Küçük bir zarara dahi uğramamak.
Örnek: On takla atan arabadan, burnu bile kanamadan çıktı, şaşılacak şey doğrusu.
Örnek 2: Burunları bile kanamadan ganimete kavuşacaklardı.

Burnu büyümek deyiminin anlamı
* Kibirlenmek, kendini beğenmek, böbürlenmek, büyüklenmek.
* Şu anki bulunduğu konumdan daha iyi bir konuma gelerek havalanmak böbürlenmek ve kendini artık büyük görmeye başlamak.
Örnek: Adam milletvekili seçilir seçilmez bizimle konuşmaz oldu, burnu büyüdü birden.
Örnek 2: Yalnız onun mu burnu büyüdü? Burnu büyüyen büyüyene!”

Burnu havada deyiminin anlamı
* Kendini çok beğenmiş, kibirli (olmak).
* Herkese yukarıdan bakan, kibirli, kendini beğenmiş kimse.
* Kendini beğenmiş, kimseyi beğenmeyen insanlar için kullanılan bir deyimdir.
Örnek: Burnu havada gezenlerden hiç hoşlanmam.

Burnundan fitil fitil getirmek deyiminin anlamı
* Çok sıkıntı çektirmek.
* Yaşadığı güzel olayları üzüntü verir duruma sokmak, zehir etmek.
* Bir şeyi yaptığına, bir sözü söylediğine pişman etmek.
Örnek: Hele onu bir elime geçireyim, görürsün, burnundan fitil fitil getireceğim.

Burnundan fitil fitil gelmek deyiminin anlamı
* Güzel bir şeyin ya da bir kötülüğün karşılığının çok acı bir biçimde çıkması.
* Hoş bir durum, elde ettiği güzel bir şey, sonra gelen üzüntüler üzerine kendisine zehir olmak.
* Bir şeyi yaptığına, söylediğine çok pişman olmak, yaptığının acısını çekmek.
Örnek: Yediğimiz yemeği burnumuzdan getirmek mi istiyorsun? Sus artık!
Örnek 2: Söylediklerine çok pişman olacaksın, burnundan fitil fitil gelecek.

Boynu kıldan ince olmak deyiminin anlamı
* Bir durum ya da kimse karşısında kendisi hakkında ve rilen her kararı kabul etmeye razı olmak.
* Adaletli yargı karşısında verilecek her cezaya razı olmak.
* Haksız olduğu anlaşıldığında verilecek her cezaya razı olan kimse.
* İnsanların kanunlar yargı adalet ve yöneticilerin vereceğe her türlü cezaya razı olmaları.
Örnek: Gerçek adaletin karşısında boynum kıldan incedir.
Örnek 2: Verdiğiniz kararlar karşısında her zaman boynum kıldan incedir.

Boynunu bükmek deyiminin anlamı
* Kabul etmek.
* Acınacak bir hâlde olmak.
* Acındırıcı, çaresiz bir durumda kalmak.
* Bir durumu, bir işi ister istemez kabul etmek.
* Kendisine karşı yapılanları kabul edecek davranışta bulunmak.

Boynunu vurmak deyiminin anlamı
* İdam etmek.
* Başını keserek öldürmek.
Örnek: Boynunun vurulmasına ramak kala hakkındaki hükmün kaldırıldığını öğrendi ve yer gök onun oldu sanki.

Boynunun borcu deyiminin anlamı
Yapılması gereken ödev, sorumluluk.
Örnek: Seni sevindirmek boynumun borcu oldu artık.

Boyunun ölçüsünü almak deyiminin anlamı nedir
* Test etmek, durumu öğrenmek.
* Beklediği yakınlığı görememek.
* İddia üzerine giriştiği bir işi başaramayıp yetersizliğini anlamak.
* Biri tarafından haddi bildirilmek.
* Kendi yetersizliğini, beceriksizliğini anlamak.
* Kişinin yapacağına inanıp giriştiği işte başarılı olamaması. Bu nedenle yeteneğinin olmadığına kanaat getirmesi.
Örnek: Boynunun ölçüsünü aldı, böyle bir işe bir daha giremez.
Örnek 2: Gelsin de görsün bakalım... Boyunun ölçüsünü alsın. Anlasın yük gemisiyle yola çıkmanın ne demek olduğunu.(Z.Selimoğlu)

Bozuk atmak deyiminin anlamı
* Trip atmak, sinirli ve öfkeli görünmek. Bir başka şekli; bozuk çalmak.
* Sıkkın bir ruh haliyle davranmak, canın sıkkın olduğunu insanlara yansıtmak, bozulduğunu belli etmek.
* Canı sıkılmış, yüzü asılmış olmak.
* Bir insana karşı sinirli olmak ve yaptığı hatalardan dolayı serzenişte bulunmak, şikayet etmek yada fırça atmak anlamlarına gelmektedir.
Örnek: Arkadaşımın söylediğini yapmayınca bana bozuk attı.

Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu anlamı nedir
* Söyledikleriyle yaptıklarının birbirine uymaması durumunda söylenen bir söz.
* Kardeş sen ne demiştin ne yapıyosun şimdi?" manasına gelir.
* Bir ilke benimsediği hâlde, benimsediği bu ilkenin tersine davranışlarda bulunanlar için söylenir.
* Sözleri ile davranışları birbirini tutmayan kimse için söylenir.
Örnek: Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu arkadaşım. Bir dediğin bir dediğini tutmuyor.

Boş atıp dolu tutmak deyiminin anlamı
* Rastgele, inanılmadan söylenen bir şeyin doğru çıkması.
* Umutsuz olarak girişilen bir iş, iyi sonuç vermek; doğruluğuna inanmadan söylediği söz gerçek çıkmak.
* Umutsuz bir işe girildiğini düşünen bir kişinin girdiği iş güzel bir iş çıkması veya doğru olmadığını düşünerek söylenen sözün doğru çıkması.
Örnek: Hayatımızın boş atıp dolu tutmak diye bir ilkesi olamaz.

Boş bulunmak deyiminin anlamı
* Dalgınlıkla yanlış bir şey yapmak ya da söylemek.
* Dalgın ve dikkatsiz bulunmak.
* Söylenmemesi gereken bir sözü düşünmeden söylemek.
* Söylenmemesi gereken, sakıncalı bir sözü, işin sonunu düşünmeden söyleyivermek.
Örnek: Boş bulunup da sakın söz verme, biliyorsun onlara gitmemiz mümkün değil.
Örnek 2: Nasıl boş bulunup o gazeteci kızın resmini çekmesine imkan verdi (A. İlhan)

Boş vermek deyiminin anlamı
* Önemsememek, ilgisiz davranmak.
* Önem vermemek, aldırmamak, ilgisiz davranmak.
* Umursamamak anlamına gelen bu deyim insanların sorumluluklarından kaçması ve yerine getirmemesi olarak da bilinmektedir.
Örnek: Boş ver, bu hayat böyle gelmiş, böyle gider.

Boşa çıkmak deyiminin anlamı
* Meşgul olan va da kullanılan bir şevin müsait hâle gelmesi.
* Bir umut ya da hayalin gerçekleşmeme durumu.
* Umulan gerçekleşmemek, sonuç vermemek, elde edilememek.
* Bir emeğin, bir çabanın karşılığını tam olarak alınmaması demektir. Kişi elde ettiği sonucun verdiği emeği karşılamaması emeklerinin boşa gitmesi.
* Umut, düşünce gibi şeyler sonuç vermemek, gerçekleşmemek.
Örnek: Bütün emeklerimiz boşa çıktı desenize.
Örnek 2: Bütün umutlarımız boşa çıktı.

Boşa koydum dolmadı doluya koydum almadı deyiminin anlamı
* İçinden çıkılamayan güç bir durum karşısında “Neyaptımsa çıkar bir yol bulamadım!” anlamında söylenen bir söz.
* İçinden çıkılamayan güç bir durum karşısında söylenir. Her yolu denedim, çözüm yolu bulamadım" anlamına gelir.

Boy atmak deyiminin anlamı
Boyu uzamak, gelişmek, boylanmak.
Örnek: Çok çabuk boy attı sizin çocuk; maşallah, delikanlı gibi olmuş.

Boy göstermek deyiminin anlamı
* Varlığını göstermek, görünmek.
* Gösteriş yapmak.
* Görünmek, belirmek.
* Sırf gösteriş olsun diye bir yerde bulunmak, bir işi yapmadığı hâlde ortada dolaşmak.
Örnek: Onun gelip gitmesinin ardından olaylar boy gösterdi.
Örnek 2: Adam iş çevrelerinde boy gösterdi, herkes buna şaştı kaldı.

Boy ölçüşmek deyiminin anlamı
* Rekabete girmek, yarışmak.
* Yarışmak, değer yarışına girmek.
* Kendisinden üstün birisiyle yarışmak.
* İki kişinin aynı konuda yarışması ve kimin daha iyi olduğunu bulmak için rekabet arttırıcı bir deyimdir.Bu deyim gençlerde ve çocuklarda daha fazla kullanılmaktadır.
* Bir kişinin kendisinden yukarıda bulunan kimselerden geride bulunmadığını davranışlarıyla göstermeye çalışması.

Boğaz derdine düşmek deyiminin anlamı
* Acıkmak, yiyecek bir şeyler aramak.
* Geçim için uğraşmak.

Boğazına dizilmek deyiminin anlamı
* İştahı kesilmek, yutamamak, boğazında kalmak. (Beddua olarak da söylenir.)
* Bir üzüntüden dolayı iştahı kesilmek, isteksiz ve zorla yemek.
* İnsanların genellikle üzüntüden dolayı can sıkıntısından dolayı yemek yemek istememeleri ve yemeği zorla yemesi.
Örnek: Annemin o hasta hâli gözümün önüne geldikçe lokmalar boğazıma diziliyor.

Boğazına kadar borca girmek deyiminin anlamı
Çok fazla borca girmek, Ödeyemeyeceği kadar borçlu olmak.

Boğazına kadar deyiminin anlamı
* Pek çok, gereğinden fazla.
* İçinden çıkılmaz durumlar için de kullanılır.

Bohçasını koltuğuna vermek deyiminin anlamı
* Kovmak, işine son vermek.
* İşine son vermek, kovmak, başından defetmek.
Örnek: Hiç sebepsiz yere bohçasını koltuğuna verip fabrikadan uzaklaştırdılar onu.

Borusu ötmek ne anlama gelir
* Bir yere hâkim olmak, sözü geçen biri olmak.
* Sözü geçer olmak, dinlenilir olmak.
* Sözü geçmek, yetkisi olmak.
Örnek: Bizim sokakta Hasan amcanın borusu öter.

Borusunu çalmak deyiminin anlamı
* Bir başkasının sözlerini söylemek ya da davasını savunmak.
* Çıkar sağladığı kimsenin davasını gütmek.
Örnek: O, yıllardan beri Tophane kabadayılarının borusunu çalar.
Örnek 2: Menfaat sağladığı adamın borusunu çalması normaldir.

Bostan korkuluğu deyiminin anlamı
* Tarlalara dikilen kukla, insan benzeri nesne.
* Önemsenmeyen güçsüz kimse.
* Kuşları ve diğer yabani hayvanları ürkütmek için tarlalara dikilen kukla, insan benzeri nesne.
* Kendisinden beklenileni yapmayan, ya da kendisinden çekinilmeyen, göstermelik kimse.
* Bir işin başında bulunup önemli bir mevkii olduğu hâlde kimseye sözünü dinletemeyen, eline aldığı işi yapamayan emir verip iş yaptıramayan; görevini başkalarının eline bırakıp göstermelik hâle gelmiş olan kimse.
* Hiç bir işe yaramayan sadece fiziksel varlığı olan insanlar için söylenir.Varlıkları ile yoklukları belli olmayan kimseye faydası olmayan insanlar için kullanılan bir deyim.
Örnek: Müdür tam bir bostan korkuluğu, memurlar ne iş yapıyor ne güç.
Örnek 2: O, bekçi değil, bostan korkuluğu.

Baş tacı etmek deyiminin anlamı
* Çok saygı duyup üstün tutmak, ilgi göstermek.
* Değer vermek, çok üstün tutmak, çok sevmek.
* Bir kimseye çok fazla değer vermek, çok önemsemek.
* Çok değer verip saygı göstermek, üstün tutmak.
* Çok sevmek ve saymak, el üstünde tutmak.
Örnek: Babalarını baş tacı ettiler, toz kondurmuyorlar adama.
Örnek 2: Yeni evinde onu baş tacı ettiler.

Baş üstünde yeri var deyiminin anlamı
* Her zaman layıkıyla ve ilgiyle karşılanır veya ağırlanır anlamında kullanılan bir söz.
* Sevgi, ilgi ve saygı ile karşılanıp ağırlanır. anlamında kullanılır.
* Kapım sana her zaman  açık ne zaman istersen gelebilirsin demek.
* Bir düşünce veya davranışı uygun bulmak.
Örnek: Durmasın gelsin, baş üstünde yeri var.
Örnek 2: İyi, sefa geldiler, hoş geldiler, başımızın üstünde yerleri vardı elbet.” (T. Dursun)

Başvurmak deyiminin anlamı
* Taşlara, duvarlara gibi ifadelerle kullanılırsa, Pişman olmak.
* Bir konuda, bir kişiden fikrini almak.
* Müracaat etmek, bir işin yapılmasını bir kimse veya kuruluştan istemek.
* Bilgi edinmek üzere bir kaynağa bakmak, bir kimseye danışmak.
* Bir işin yapılması için bir kimsenin aracılığını istemek.
* Bir şeye yararlanmak amacıyla el atmak.
Örnek: Vakit geçirmeden ansiklopediye bakalım da öğrenelim.

Başa çıkmak deyiminin anlamı
* Bir işi layıkıyla tamamlamak.
* Çok yaramaz ya da zararlı birisini sakinleştirmek, zarar vermesini önlemek.
* Gücünün üstünlüğünü kanıtlamak, bir şeye gücü yetmek.
* Bir şeye gücünün yettiğini göstermek, gücünün üstünlüğünü kanıtlamak.
* Şımartmak, çok fazla lâubali olmak.
* Güçlükler çıkaran biriyle olan işini, kendi istediği yolda sonuçlandırabilmek.
Örnek: Onunla başa çıkabilirim, merak etme sen.
Örnek 2: Dostum ben zorluklarla başa çıkarım sen rahat ol.

Başa geçmek deyiminin anlamı
* İktidar olmak, yönetici konumuna yükselmek.
* Herhangi bir konuda önemce ilk sırayı almak.
* En üstün yeri almak.
* Herhangi bir konu önemce ilk sırayı almak.
* Bir iş yerinin veya kurumun en üst noktasında göreve gelmek.
Örnek: Ülkede ekonomik yolsuzluklar başa geçti.
Örnek 2: Şirketin başına Ahmet geçecekmiş duydunuz mu?

Başa gelen çekilir deyiminin anlamı
* İnsanın karşılaştığı kötü şeyleri bir şekilde atlatacağı anlamında kullanılan bir söz.
* Bizim bütün gayretimize ve tedbirimize rağmen başımıza bir musibet gelirse, ona katlanmaktan başka elimizden birşey gelmez. Bundan dolayı sabırlı olmalıyız.
Örnek: Başa gelen çekilir sende artık ödevlerini zamanında yap.

Başa gelmek deyiminin anlamı
* Kötü bir durumla karşılaşmak.
* Kötü bir duruma uğramak.
Örnek: Akla gelen başa gelir.

Başa iş açmak deyiminin anlamı
* Kendisine sorun oluşturacak bir davranışta bulunmak.
* Kendisini zor bir duruma sokmak.
* Uğraştırıcı ve üzücü bir işin çıkmasına yol açmak.
Örnek: Abi, babamdan gizli iş yapma, durduk yere başına iş açarsın.

Başa kakmak nedir
* Yaptığı bir iyiliği hatırlatarak karşıdakini incitmek ya da bir isteğini kabul etmek zorunda bırakmak.
* Yapılan iyiliği yüzüne vurarak birisini üzmek, incitmek.
* Yaptığı iyiliği birinin yüzüne vurarak onu incitmek, kırmak.
Örnek: Üç kuruş verdi, üç gün geçmeden başına kaktı.

Başı bağlı olmak deyiminin anlamı
* Evli ya da nişanlı olmak.
* Serbest, özgür olmayan, bir yere bağımlı olan.
* Başını örten (kimse).
Örnek: Nihayet oğlanın da başını bağladık.
Örnek 2: Oğlum o kızın sende gönlü yok, tahminimce o kızın başı bağlı sevdiği biri var.

Başıboş bırakmak deyiminin anlamı
* Kendi hâline bırakmak, denetleyip kontrol etmemek.
* Bir kimsenin üzerindeki denetimi ve gözetimi kaldırmak, kendi bildiğine bırakmak.
* Üstünde hiçbir baskı veya denetim bulundurmamak.
Örnek: Sakın onun başını boş bırakma, ne yapacağı belli olmaz.
Örnek 2: Çocuk dediğin başı boş bırakılmaya gelmez.

Başı dara düşmek deyiminin anlamı
* Sıkıntıya girmek. Bir başka şekli; başı darda kalmak.
* Çok sıkıntılı, çaresiz bir durumda olmak; parasızlıktan dolayı güç bir durumda kalmak.
* Parasızlıktan dolayı sıkıntıda olmak, sıkıntı çekmek.
* Zor durumda kalmak. Sıkıntıda olmak.
Örnek: Başı darda kalan insanlara yardım etmek insanlık borcudur.
Örnek 2: Başımız dara düşünce bütün mahalleli bize yardım etti.

Başı dik gezmek deyiminin anlamı nedir
* Gurur ve onur sahibi olmak.
* Utanacak bir durumu olmamak.
* Utanılacak bir durumu olmadan, onurlu şekilde toplumda yer almak.
Örnek: Başı dik gezen insanları sevmemek elde değil.

Başı göğe ermek deyiminin anlamı
* İstediği şeye bir mücadeleden veya umulmadık bir andan sonra sahip olmak. (Daha çok küçümseme ve alay anlamında kullanılır.)
* Beklenmeyen, umulmayan bir mutluluğa, sevince ulaşmak.
* Umulmayan bir mutluluğa kavuşup sevinmek.
* Büyük bir istekle arzuladığı şeyi elde edip sevinmek. Elde edilmesi çok zor bir şeyi elde ettiği için gururlu ve şaşkın durumda olmak.

Başı kalabalık olmak deyiminin anlamı
* Halletmesi gereken çok şey ya da ilgilenmesi gereken çok kişi olan.
* Bir iş dolayısıyla yanında çok fazla kişi olmak.
* Yanında bir işi konuşamayacak kadar çok kimse olmak.
* Bir iş nedeniyle etrafında çokca kişinin var olması, toplanması.
Örnek: Kusura bakma, başım kalabalıktı bugün, seni arayamadım.
Örnek 2: Şu an başım çok kalabalık, ben seni sakinleşince ararım.

Başı sıkışmak deyiminin anlamı
* Zor bir duruma girmek, bunalmak. Bir başka şekli; başı sıkılmak.
* Herhangi bir güçlük karşısında kalmak, bunalmak.
* Bir güçlükle karşı karşıya kalmak, para sıkıntısına ya da bir derde uğramak.
Örnek: Onun görevi, başı sıkışan insanlara yardım etmektir.
Örnek 2: Başı sıkışınca hemen patronunun yanına koştu, ancak ondan da beklediği yardımı göremedi.

Başı tutmak deyiminin anlamı
* Kronik baş ağrısı olan bir kimsede baş ağrısının başlaması.
* Önde olmak.
* Gürültüden, üzüntüden ve çok konuşmadan başı ağrımak.
Örnek: Kesin artık şu dedikoduyu, yoksa başım tutacak!

Başını belaya sokmak deyiminin anlamı
* Kendisini ya da bir kimseyi zor bir durum içine sokmak.
* Bir kimseyi, zarar göreceği, kötü sonuçlarla karşılaşacağı bir işe sokmak.
Örnek: Oğlanın da başını belâya sokacaklar diye ödüm kopuyor.

Başına bir hal gelmek deyiminin anlamı
* Kötü bir duruma uğrama ihtimali için kullanılan bir söz.
* Büyük, içinden çıkılması zor güçlüklerle karşılaşmak; kötü duruma düşmek.
* Yaşanacak durum karşısında başına içinden çıkılması zor olan sorunlar açmak.
Örnek: Saat kaç oldu eve dönmedi, başına bir hâl gelmiş olmasın sakın!
Örnek 2: Gece gitme, başına bir hâl gelir diye korkuyorum.

Başına buyruk deyiminin anlamı
* Kimseyi dinlemeyen, canı istediği gibi davranan.
* Dilediğini izin almaksızın yapan, istediği gibi davranan.
* Dilediği gibi hareket etmeyi seven, her istediğini yapan. Başkalarının sözünü dinlemeyen.
* Kimseden izin almaksızın dilediği gibi davranan (kimse), failimuhtar.
* Dilediğini, dilediği gibi yapan, kimseden izin almak gereğini duymayan.
Örnek: Sizin çocuk da amma başına buyruk bir çocuk olmuş.

Başına çorap örmek deyiminin anlamı nedir
* Bir kişiye belli etmeden zarar verici faaliyetlerde bulunma, zarar vermek amaçlı planlar yapmak.
* Bir kimseye, haberi olmadan, kötü duruma sokucu davranışta bulunmak, alt etmek için gizlice plân kurmak.
* Bir kişinin haberi yokken, onu kötü duruma sokabilecek davranışta bulunmak, onu alt etmek zarar vermek için gizlice plan kurmak.
* Birine, haberi olmadan kötü duruma düşürücü davranışta bulunmak.
* Bir kimseyi ona belli etmeden zor duruma düşürmek. Felâkete sürüklemek.

Başına çökmek deyiminin anlamı
* İştahla sofraya oturmak.
* Bir işi ele almak.
* Bir kimseyi, kalabalık ve güçlü kişilerle giderek zarar vermek ya da gözünü korkutmak.
* Bir işi çabuk bitirmek üzere oturup ele almak.
* Birini altına alıp dövmek.
Örnek: Birkaç kişi utanmadan zavallı adamın başına çöktüler.

Başına devlet kuşu konmak deyiminin anlamı nedir
* Büyük bir şans yakalamak, bir varlığa kavuşmak.
* Ummadığı, beklemediği bir nimete ya da varlığa kavuşmak.
* Ummadığı bir zamanda büyük bir imkâna kavuşmak. Büyük bir nimet elde etmek.
Örnek: Nasıl aldı bu köşkü? Başına devlet kuşu mu kondu dersin?

Başına dolamak deyiminin anlamı
* Zor bir işi bir kimseye musallat etmek.
* İçinden çıkılması zor bir işi birine musallat etmek.
Örnek: Bu işi benim başıma dolayanlar, dilerim hiçbir zaman onmazlar!

Başında kavak yelleri esmek deyiminin anlamı nedir
* Hiçbir şey umurunda olmamak.
* Hayalperest olmak.
* Sorumluluk duygusundan uzak, zevk ve eğlence peşinde koşmak (genç için).
* Gerçekleşmeyecek şeyler düşünerek vakit geçirmek.
* Gerçekleşmesi güç hayaller kurup vakit geçirmek, sorumluluktan uzak yaşamak.
Örnek: Bu çocuk da büyümedi bir türlü, hâlâ başında kavak yelleri esiyor.
Örnek 2: Başında kavak yelleri estiği o günlerde kimseleri beğenmemişti.

Başından aşağı kaynar su dökülmek deyiminin anlamı
* Çok üzücü ya da utandırıcı bir durumla karşılaşmak.
* Çok kötü, üzücü, sıkıntı verici ya da utandırıcı bir olay karşısında vücudunu ter basmak, ürpermek.
* Utandırıcı, sıkıcı bir durum karşısında vücudunu sıcak ter basması.
* Üzüntülü veya kötü bir olay karşısında birdenbire büyük bir sıkıntı duymak.
Örnek: Babasını karşısında görünce başından aşağı kaynar sular döküldü.
Örnek 2: Ölüm haberini alınca başımdan aşağı kaynar sular döküldü.

Başından atmak deyiminin anlamı
* Yapılması gereken bir işi yapmaktan kurtulmak.
* Sürdürülmesi gereksiz görülen bir bağlılığa bir ilişkiye son vermek.
* Gereksiz bir bağlılığa ya da bir ilişkiye son vermek.
* Gereksiz görülen bir bağlılığa, bir ilişkiye son vermemek; bir istekte bulunan kişiyi yanından uzaklaştırmak.
* Yapılması güç bir işi yapmaktan kendini kurtarmak.
* Yapılması zor bir işi yapmaktan kendini kurtarmak ya da o işi bir başkasına yüklemek.
Örnek: Kısa zamanda o işi başından atmasını becerdi.
Örnek 2: Madem bunları siz kendi başınızdan atmak istiyorsunuz, emanet olarak şu masaya bırakın.

Başından büyük işlere kalkışmak deyiminin anlamı
* Başaramayacağı kadar büyük ya da zor bir işe girmek. Bir başka şekli; başından büyük işlere girişmek.
* Gücünün üstünde olan işleri yapmaya kalkışmak.
* Gücünün üstünde olan işlere kalkışmak.
* Altından kalkamayacağı bir işe girişmek, yapmaya niyetlenmek ve bu yönde çaba sarfetmek..
Örnek: Çekil lütfen, başından büyük işlere kalkışıp da kendini rezil etme bari.

Başından korkmak deyiminin anlamı
* Canına bir zarar geleceğinden korkmak.
* Hayatından kaygı duymak, cezalandırılmaktan korkmak.
* Tırsmak, aşırı korkmak.
Örnek: Düşman topraklarına girince başından korkmaya başladı.

Başını derde sokmak deyiminin anlamı
* Kendisini sıkıntılı ve zor bir durum içine sokmak.
* Sıkıcı, yorucu, üzücü bir işe girmek veya getirilmek.
* Üstünden gelmesi güç, sıkıntılı, yorucu ve üzücü bir işe atılmak ya da kendini o işin içinde bulmak.
Örnek: Tanımadığı adamlarla işe girişince başını derde soktu.

Başını dinlemek deyiminin anlamı
* Sessiz ve sakin bir ortamda dinlenmek. Bir başka şekli: kafa dinlemek.
* Sessiz, sakin bir ortama çekilmek; kalabalıktan ve gürültüden uzaklaşmak.
* Kalabalıktan ya da işten uzaklaşıp dinginlik içinde zaman geçirmek, dinlenmek.
* Dinlenmek. Gürültüden uzak kalarak vakit geçirmek.
Örnek: Emekli olur olmaz başımı dinleyecek bir köşe arayacağım.

Başını ezmek deyiminin anlamı
* Zararsız hâle getirmek.
* öldürmek.
* Birini hareket edemez, kötülük yapamaz ya da başını kaldırıp bir işi göremez duruma getirmek.
* Bir daha kötülük yapmayacak duruma getirmek.
Örnek: Zalimlerin başını ezecek adamlara bugün ne kadar ihtiyaç var!

Başını kaşımaya vakti olmamak deyiminin anlamı
* Çok meşgul olmak, başka bir işi yapmaya hiç vakti olmamak.
* İşi başından aşkın olmak.
* Arada en ufak başka bir iş yapamayacak kadar sıkışık durumda bulunmak.
* Küçük bir işle uğraşamayacak kadar çok işi olmak.
Örnek: Bana yükleme o işi, çünkü başımı kaşıyacak vaktim yok.

Başını sokmak deyiminin anlamı
Alakası olmayan bir duruma müdahil olmak, kendisinin olmayan bir işle ilgilenmek.

Başını taştan taşa vurmak deyiminin anlamı
* Çok pişman olmak.
* Fırsatı kaçırdığı için çok pişman olmak, çaresiz kalarak kahırlanmak.
* Bir fırsatı kaçırdığı için çok üzülmek, çok pişman duruma düşmek.
* Yaplan bir işten ,olaydan yada kaçırılan bir fırsattan dolayı pişmanlık duymak.
* Bir fırsatı kaçırdığı için çok üzülmek, çok pişman duruma düşmek, perişan hâle gelmek.
Örnek: Zamanında eve gidip hasta çocuğu doktora götürmediği için başını taştan taşa vuruyordu.

Başını vermek deyiminin anlamı
* Canını feda etmek.
* Bir ideal uğrunda kendini feda etmek, canını vermek.
Örnek: Yiğitler başını vermesiydi bu ülke düşmanlardan kurtulur muydu?

Başını yemek deyiminin anlamı
* Birinin ölümüne veya yok olmasına sebep olmak.
* Birini büyük zarara sokmak.
* Bir kimsenin büyük zarar görmesine ya da ölmesine yol açmak.
* Güç duruma düşmesine yol açmak.
Örnek: Ruhsuz herifler adamın başını yemek için yarışa giriştiler.

Başının çaresine bakmak deyiminin anlamı
* Kendi işini kendisi halledebilmek, başkasına ihtiyaç duymamak.
* Kimsenin yardımı olmadan kendi işini kendi yapmak, kendini zor durumdan kurtarmak.
* İnsanların yapmadıkları işleri için yardım isterler.Fakat yardım alamayınca insan tek başına bu işi başarmak zorunda kalır.Buna başının çaresine bakmak denmektedir.
Örnek: Benden sana fayda yok, başının çaresine baksan iyi olacak.

Bir yaşına daha girmek deyiminin anlamı
* Çok şaşırmak, imkânsız olduğunu düşündüğü yeni bir şeyle karşılaşmak.
* Şaşılacak bir durumla, yeni bir şeyle karşılaşmak.
* Şimdiye değin görmediği şaşılacak yeni bir şeyle karşılaşmak.
Örnek: Aman yarabbim, onu o kılıkta görünce bir yaşıma daha girdim.

Birbirine düşmek deyiminin anlamı
* Birden fazla kimsenin arasının açılması, düşmanlık hâli.
* Aralarında anlaşmazlık çıkıp birbirlerine kötü bakmaya başlamak.
* Araları açılmak, aralarında anlaşmazlık çıkmak.
Örnek: Çocukların kavgası yüzünden birbirlerine düştüler.

Birbirine girmek deyiminin anlamı
* Karışmak.
* İplik vb. şeylerin birbirine dolaşması.
* Kavga etmek.
* Aralarında çıkan anlaşmazlık kavgaya dönüşmek, çarpışmak, saldırmak.
* Bir kaza sonucu araçların birbirine çarpması.
Örnek: Su yüzünden sokak sakinleri birbirine girdi.

Bire bin katmak deyiminin anlamı nedir
* Çok abartmak.
* Olduğundan çok göstermek, abartmak.
* Bir konuyu abartarak üzerine de olmayan şeyleri ekleyerek anlatmadır.Daha çok kulaktan dolma olayları anlatırken yalan yanlış şeyler de eklenir ve öyle anlatılır.
Örnek: Ufacık olayı bire bin katarak arılatıp, bizi kandırmaya çalışıyordu.

Bire bir gelmek deyiminin anlamı
* Tam uygunluk.
* Etkisini hemen ve kesin olarak göstermek.
Örnek: Verdiğin ilaç diş ağrıma bire bir geldi.

Bize de mi lolo deyiminin anlamı
* Yakından tanınan ve samimi olunan bir kimsenin başkalarına söylediği bir yalanı, kişinin kendisine de yutturmaya çalıştığı zamanlarda söylenen bir söz.
* "Senin ne mal olduğunu biliyoruz, bize yutturamazsın ya; seni yeterince tanıyoruz, herkesi aldatabilirsin ama bizi asla" anlamında kullanılır.

Boğaz boğaza gelmek deyiminin anlamı
* Kavga etmek ya da kavga edecek hâle gelmek.
* Zorlu bir kavgaya tutuşmak, ya da kavga edecek hâle gelmek.
Örnek: Senin o dilin yüzünden adamla boğaz boğaza geldik.

Bir pula satmak deyiminin anlamı
* Değerinden çok aşağıya satmak, çok az bir şey karşılığında vermek.
* Bir kimseyi bir çıkar uğruna harcamak.
* Küçümsemek. Bir kimseyi küçük bir çıkar için harcamak, feda etmek.
Örnek: Parayı görünce adam bizi bir pula satıverdi.
Örnek 2: Bazen insan düştüğü zor durumdan kurtulabilmek için seni bir pula satabiliyor.

Bir sözünü iki etmemek deyiminin anlamı
* Her istediğini yapmak, aynı şeyi iki kere istemesine gerek bırakmamak.
* Birinin her istediğini hemen yerine getirmek.
* Her istediğini hemen yapmak.
* Karşısındakinin her dileğini tekrarlattırmadan yerine getirmek.
Örnek: Ah benim tatlı çocuğum, bir sözümü iki etmez, hemen yapıverir.

Bir şeye benzememek deyiminin anlamı
* İşe yarar ya da istenilen durumda olmamak.
* İşe yarar durumda olmamak, istenilen biçimde bulunmamak.
* işe yarar durumda olmamak, kötü nitelikte olmak.
Örnek: Bu kadar emekten sonra bari bir şeye benzemiş olsaydı şu kapı.

Bir taşla iki kuş vurmak deyiminin anlamı
* Tek bir hareketle istenilen iki veya birden çok şeyin gerçekleşmesini sağlamak.
* Bir davranışla iki veya birden çok yararlı sonuç elde etmek, bir girişimle iki iş yapmak.
* Bir işe girişerek birden fazla faydalı sonuç elde etmek.
* Bir işi yaparken aynı zamanda bunun sonucu olarak başka bir işi daha halletmek.

Bir teknede yoğurmak deyiminin anlamı
Genelleme yapmak, farklı şeyleri aynı tutmak.
Örnek: Karşılaştığımız kişilerde ve yaşadığımız olaylarda ortak özellikler, genelleme yapmamıza neden olmuştur çoğu zaman. Bu da bizde “bir teknede yoğurmak” diyebileceğimi: bir alışkanlık yaratmıştır.

Bir tutmak deyiminin anlamı
Eşit görmek, eşit saymak, farklı muamelede bulunmamak.
Örnek: Öğretmen, sınıftaki öğrencilerin hepsini bir tutmalıdır.

Bir yastığa baş koymak anlamı
* Evli bulunmak, acı ve tatlı günlerde birbirini desteklemiş olmak.
* Evli bulunmak, acı ve tatlı günlerde birbirini desteklemiş olmak.
* Karı-Koca İyi ve kötü günlerde bir arada olmak.
Örnek: Oğlu sınava çalıştığı zamanlarda bir dediğini iki etmiyordu.

Bir deri bir kemik kalmak deyiminin anlamı
* Çok zayıflamak.
* Çok zayıflamak, kilo kaybına uğramak.
* Aşırı zayıflamak, insanların hastalık açlık yada başka nedenlerden dolayı aşırı zayıflaması durumunda kullanılmaktadır.
Örnek: Zavallı çocuk, bu illete yakalanalı beri bir deri bir kemik kaldı.
Örnek 2: Zaten bir deri bir kemik, zayıf bir adamdı.

Bir elle verdiğini öbür elle almak deyiminin anlamı
* Sözde yardım eder gibi görünüp, başka bir şekilde verdiği yardımı geri almak.
* Bir kimseye yaptığı iyiliği, yararı, başka bir yola baş vurarak sağladığı çıkarla ödetmek.
* Yapar göründüğü bir iyiliği, sağladığı bir çıkarla ödetmek.
Örnek: Bir eliyle verip öbür eliyle aldığını çok zaman sonra anladım.

Bir eli yağda bir eli balda deyiminin anlamı
* Bolluk ve rahat içinde olmak.
* Bolluk, varlık, rahat ve huzur içinde olmak.
* Geniş olanaklardan bol bol yararlanmak.
* Bolluk ve rahatlık içinde yaşamak.
* Çok rahat bir hayat yaşayan,hiç bir ihtiyacı olmayan maddi imkanları çok iyi olan insanların durumlarını belirtmek için kullanılan bir deyimdir.
Örnek: Bir eli yağda, bir eli balda, daha ne istiyor ki?

Bir kalemde silmek deyiminin anlamı
* Hemen, çabucak.
* Toptan.
* Birden ve toptan, bir işlem ile.
* Hoşa gitmeyen bir davranış sonucu biriyle olan her türlü münasebetlerini bitirmek.
Örnek: Bir kalemde öde de kapat şu hesabı.

Bir karış suratı olmak deyiminin anlamı
* Çok zayıf olmak.
* Öfkeli, kızgın, üzüntülü ve somurtkan.
* Mutsuzluğun yüze yansıması sonucu suratın şekil değiştirmesi, asılması.
Örnek: Yanına vardığımızda suratı bir karıştı.

Bir kaşık suda boğmak deyiminin anlamı
* Çok şiddetli kin beslemek.
* Bir kişiye çok fazla kızmak, elinden gelse öldürecek ölçüde sinirlenmek.
* Bir kimseye çok kızmak veya çok öfkelenmek
Örnek: Şu yalancı herifi her söz söyleyişinde bir kaşık suda boğasım geliyor!
Örnek 2: Eline onu geçirse bir kaşık suda boğacak gibiydi annesi.

Bir kıyamettir gitmek deyiminin anlamı
Çok gürültü, patırtı ve kalabalık olmak. Bir başka şekli; bir kıyamettir kopmak.
Örnek: Alevler bacayı sarınca bir kıyamettir koptu sokakta.

Bir kulağından girip öbür kulağından çıkmak deyiminin anlamı
* Hemen unutmak, aklında tutamamak ya da verilen bir öğüdü tutmamak, umursamamak.
* Söylenen söze önem vermemek, kulak asmamak, umursamamak.
* Bir kişinin konuşmasını anlamaması veya anlamazdan gelmesi.
* Söylenen söze önem vermemek, kulak asmamak, umursamamak.
Örnek: Söylediğim söz bir kulağından girip öbür kulağından çıkarsa anlamazsın elbet!

Bir atımlık barutu olmak deyiminin anlamı
* Tek şansı olmak.
* Çok az imkânı olmak. Bir başka şekli; bir atımlık barutu kalmak.
* Bir konuda yapacağı çok az şeyi olmak.
* Dayanacak pek az gücü kalmak.
Örnek: Bir atımlık barutu kalmış, hâlâ ben yaparım o işi diyor.

Bir ayağı çukurda olmak deyiminin anlamı nedir
* Çok yaşlanmış olmak, ölümü yakın olmak.
* Çok yaşlanmış olmak, yaşayacak çok az zamanı kalmış olmak.
* Daha çok yaşlı ve ölmek üzere olan insanlar için kullanılan bu deyim hasta ve ölümcül rahatsızlıkları olanlar için de kullanılmaktadır.
* Yaşlı, ölümü yakın olmak.
Örnek: Dedemin bir ayağı çukurda, onu üzmeyin artık.

Bir bardak suda fırtına koparmak deyiminin anlamı
* Çok küçük ve önemsiz bir şeyi çok büyük sorun hâline getirmek.
* Çok basit, küçük, önemsiz bir şeyi büyütüp içinden zor çıkılır bir olay hâline getirmek.
* En ufak yanlışa takılmak
* Önemsiz bir konuyu gereğinden fazla büyüterek problem hâline getirmek. Küçük bir olayı, sorunu gürültü yaparak büyük bir olay hâline getirmek.
* Basit, önemsiz bir şeyi çok büyüterek, bir olay haline getirmek, mesele yapmak.
Örnek: Bir bardak suda fırtına koparmayı bırak artık, mendilini yaktıysa evi de yakmadı ya!

Bir çırpıda deyiminin anlamı
* Hemen, çabucak.
* Hemen, seri halde, ele alır almaz.
* O anda.
* Söylenilen sözün tamamını dinlemeden bir anda sonunu kendisinin getirerek söylemesi yada yapacağı bir işi çok çabuk yaparak getirmesi.
Örnek:  “... Yüzlerce ad bir çırpıda aklımıza gelir..”
Örnek 2: Olup biteni bir çırpıda anlattı.

Bir çuval inciri berbat etmek deyiminin anlamı
* İyi giden bir işi daha iyi yapacağım derken daha kötü hâle getirmek, bozmak.
* Çok büyük emekleri heba etmek, zarara sebep olmak.
* İyi olan, yolunda giden bir durumu yanlış davranışlarla bozmak, olumsuz bir gidişe sokmak.
* Düzgün giden bir işi bozmak.
* Olumlu giden bir işi yanlış bir söz ya da davranış ile bozma hadisesi.
Örnek: Eline çekici alır almaz çiviye vurdu, çivi tahtayı yarıp geçti, bir çuval inciri berbat ettiğini o zaman anladı.

Bir dalda durmamak deyiminin anlamı
* Herhangi bir konu, iş ya da üzerinde uzun zaman duramamak, sürekli başka iş, yer ve düşüncelere geçmek.
* Sık sık düşünce, iş ya da tutum değiştirmek.
Örnek: Bir dalda dursaydı başına bu iş gelmeyecekti.

Bir dediği iki olmamak deyiminin anlamı
* Her istediği hemen yapılmak, yerine getirilmek.
* Her istediği hemen yapılmak, yerine getirilmek.
Örnek: O, bir dediği iki olsun istemiyordu.

Bir dediğini iki etmemek deyiminin anlamı
* Her istediğini hemen yapmak.
* Birinin her istediğini hemen yerine getirmek.
* Birinin her istediğini hemen yerine getirmek.
* Bir insanın bir şey istediğinde yada rica ettiğinde onun dediklerini yapmak ve rica ettiğini tekrarlatmamak.
* İsteklerinin hemen yerine getirilmesi,hürmet etmek, anlamlarına gelir. Genellikle sevilen insanların isteklerini hemen yapmak demektir.
Örnek: Ah benim tatlı çocuğum, bir sözümü iki etmez, hemen yapıverir.
Örnek 2: “Bu adamın bir dediğini iki etmediği genç bir sevgilisi varmış.” -A. Kulin.

Bıçak kemiğe dayanmak anlamı
* Sabrı taşmak, dayanacak noktayı geçmek.
* Çekilen sıkıntı artık katlanamayacak bir hâl almak.
* Kişinin yada varlığın artık yolun sonuna gelmesi başka bir seçeneğinin kalmaması.
Örnek: Bıçak kemiğe dayandı, artık bu yerde duramam.

Bıyıkları balta kesmez olmak deyiminin anlamı
* Çok güçlenip, kimseyi aldırmaz olmak.
* Güçlü olmak, kimseden korkmamak.
* Çok kibirli olmak, kimseden korkusu olmamak.
* Olur olmaz şeylere böbürlenmek ve kendisini olduğundan çok yükseklerde görerek başkalarına hava atarak insanlara yüksekten bakması.

Bıyık altından gülmek deyiminin anlamı
* Birinin durumuna belli etmemeye çalışarak gülümsemek. dalga geçmek.
* Birinin içine düştüğü duruma belli etmeden gülmek, sevindiğini belli etmeyerek onunla eğlenmek, içinden onunla alay etmek.
* Birinin zor durumda oluşuna sevindiği halde, sevincini belli etmeden için için gülmek, alay etmek.
* İnsanların kötü ve gülünç duruma düşmelerine için için sevinmek ve ona belli etmemek anlamına gelen bir deyimdir.
Örnek: Ayşe`nin kırdığı pot karşısında bıyık altından gülmeye başladı.

Bildiğini okumak deyiminin anlamı
* Başkalarının tavsiyelerine aldırmadan, kendi bildiği gibi yapmak.
* Kim ne derse desin, istediği gibi davranmak.
* İnsanların fikrine değer ve önem vermeden sadece kendi fikirlerini uygulayan başkasının verdiği nasihat ve aklı beğenmeyen insanlar için söylenen bir deyimdir.
* Herkes ne derse desin bildiği, istediği gibi davranmak. “
* Başkasının sözünü dinlemeyip kendi bildiğini yapmak uygulamak.
Örnek: Bildiğini okumaya devam edersen, sonunda zarar görmen muhakkak olacak.

Bilgisayara sızmak deyiminin anlamı
Bir bilgisayarı virüs benzeri programlarla kontrol etmek, bazı bilgileri ele geçirmek.

Bilmediği beş vakit namaz onu da şeytan komaz deyiminin anlamı
"Her şeyi bilir" anlamında kullanılır.

Bin dereden su getirmek deyiminin anlamı
* Bir işi yapmamak için bir sürü mazeret bulmak.
* Birini kandırmak için dil dökmek, birçok sebep ileri sürmek, aldatıcı sözler sarf etmek.
* Birini kandırmak için çeşitli diller dökmek.
Örnek: O evi almamam için bin dereden su getirdiler.
Örnek 2: Söylediğimi yapmamak için bin dereden su getirdi.

Bindiği dalı kesmek deyiminin anlamı nedir
* Kendisini destekleyen ya da kendisine faydası olan bir şeyi bizzat kendisi yok etmek, bir şeve zarar vermek.
* Kendisi için gerekli ve yararlı olan şeyi kendi eliyle yok etmek.
* Bir kişinin kendisi için yararlı olan bir şeyi kendi eliyle yok etmesi ortadan kaldırması.
Örnek: Geçimini sağladığın o tarlayı sakın satma, yoksa bindiğin dalı kesmiş olursun.

Başının derdine düşmek deyiminin anlamı
* Büyük bir sıkıntı içinde olup, bu sıkıntıyı halletmekten başka bir şey düşünememek.
* Başka bir şeyle ilgilenemeyecek kadar sıkıntılı, üzücü ve tehlikeli bir duruma çare bulmaya çalışmak.
Örnek: Adamın bize aldıracağı yok, baksana başının derdine düşmüş.

Başının dikine gitmek deyiminin anlamı
* Hiçbir öğüde kulak asmayarak aklına koyduğunu yapmak.
* İnatçılık etmek, bildiğini yapmaya çalışmak, kimsenin uyarısına kulak asmamak.
* Doğru da yanlışta olsa kendi bildiğinden caymayan ve yanlış yaptığında da bi şekilde yanlışını ört bas etmeye çabalayacak kadar dik kafalı olmak.
* İnatla kendi istediğini yapmak ve yanlış olsa bile o yolda devam etmek.
* Kendi bildiğini okumak ve kimsenin fikirlerine önem vermeden sadece kendi düşüncelerine göre hareket etmek.

Başının etini yemek deyiminin anlamı
* Karşısındakini bezdirecek kadar birisi ile sürekli konuşmak, onu rahatsız etmek.
* Sürekli olarak, bıktırıncaya kadar, ısrarla birinden bir şey istemek; bu sebeple onu rahatsız edip üzmek.
* Bir kimseden ısrarla bir şey istemek, sürekli başında dırdır ederek birinden bir şey istemek.
* Karşısındakini bezdirinceye, bıktırıncaya kadar sürekli konuşmak veya söylemek.
Örnek: Tamam kızım, alacağız o oyuncağı, yeter başımın etini yediğin!

Baştan aşağı deyiminin anlamı
* Tamamıyla, en ince ayrıntısına kadar, bütünüyle.
* Tamamiyle, hepsi, bütünüyle.
* Hepsi, bütünü, bir uçtan öbür uca kadar.
Örnek: Evi baştan aşağı boyadılar.

Baştan kara gitmek deyiminin anlamı
* Bir işin en başından itibaren kötü sonuçlanacağının bildiği hâlde hesapsız, batarcasına bir yol tutmak.
* Sonunu düşünmeyerek, hatta sonucun kötü olduğunu bildiği hâlde hesapsız, batarcasına bir yol tutmak; felâkete doğru gitmek.
* Sonucunun kötü olduğunu bile bile bir işe girişmek yada kötü sonuç vereceğini bildiği halde bir davranışta bulunmak, felakete gitmek.
Örnek: Bu baştan kara gittiğin hayata artık bir son vermelisin.

Baştan savma deyiminin anlamı
* Aceleye getirilmiş, layıkıyla yapılmamış, gelişigüzel.
* Üstün körü, özen gösterilmeden, gelişi güzel bir biçimde yapılan iş.
Örnek: Yaptığın işin tamamen baştan savma olduğu ne kadar açık.

Battı balık yan gider deyiminin anlamı
* Artık olan olmuş, bundan sonra bir şey yapılamaz! anlamında kullanılan bir söz.
* İşlerin kötü gittiğine, düzelmeyeceğine, bu konuda da umut kalmadığına göre artık istenildiği gibi davranılabilir, ne olursa olsun” anlamında kullanılır.
* Böyle gelmiş böyle gider tarzında bir ruh haline sahip olmak, sonucuna katlanmak, değişmemek, gidişata dur dememek.
Örnek: Aldırma, üzülme artık, battı balık yan gider.

Bayram haftasını mangal tahtası anlamak deyiminin anlamı
* Söylenen bir şeyi çok alakasız bir şekilde anlamak.
* Şaka sözü, konu ile hiçbir ilgisi olmayacak biçimde ters anlamak.
* Sözü, konu ile hiçbir ilgisi olmayacak biçimde ters anlamak.

Beklentiye girmek deyiminin anlamı
* Bir durum karşısında iyi şeyler umut etmek.
* Kendine bir menfaat sağlayacağını ummak.
Örnek: Özellikle bu seçki tamamen yeni öykülerden oluşuyorsa böyle bir beklentiye hiç girmemeli.

Bel bağlamak deyiminin anlamı
* Birisine çok güvenmek, İnanmak.
* Güvenmek, birisinin kendisine yardım edeceğine inanmak, inanıp arkasından gitmek.
* Birisinin kendisine yardımcı olacağına inanmak, güvenmek.
Örnek: İnsanoğluna bel bağlanılmaz.

Bel vermek deyiminin anlamı
* Duvar veya tavan gibi düz şeylerin kamburlaşması.
* Herhangi bir konuda destek olmak.
* (Dik şeylerin) dışarıya doğru, (yatay şeylerin de) aşağıya doğru kamburlaşmak.
Örnek: Yeni ördüğümüz duvar bel verdi.

Bela aramak deyiminin anlamı
* Başına bela açacak davranışlara girmek, fırsat kollamak.
* Kavga çıkararak, önüne gelene çatarak ya da başka sebeplerle kendisi için tehlikeli bir durum oluşmasına yol açmak.
* Önüne gelenle tartışmak, kavga çıkarmak, yok yere kendisi için tehlikeli bir durum oluşturmak anlamında kullanılır.
* Ona buna çatarak problem çıkarmak. Fena olaylar yaratmak.
Örnek: O adamla tartışmayı bırak başına belamı arıyorsun?

Belasını bulmak deyiminin anlamı
* Sonunda bela getirme ihtimali olan olaylara giren kimsenin belaya uğraması.
* Kendi yol açtığı tehlikeli bir durumun içine düşmek, hak ettiği cezayı görmek.
Örnek: Adam nihayet belâsını buldu.

Beleş olsun da deve tepiği olsun deyiminin anlamı
* “Bedava olan şey, nasıl olursa olsun güzel görünür.” anlamında kullanılan bir söz.
* Bedava olan seylerin hos oldugunu anlatan deyim.

Beli bükülmek deyiminin anlamı
* İş yapamayacak duruma gelmek.
* Üzüntüden ve kederden çöküntü hâli yaşamak.
* Yaşlılık yüzünden güçsüz kalmak, bir iş yapamaz duruma gelmek.
* Üzüntü ve kederden ruhsal bir çöküntüye düşmek.
* İnsanların çok yaşlanması sonucu olan bir durum.Bundan başka bir de hastalık yada başka nedenlerden dolayı dik duramaz hale gelmesi.İnsanların borç yada başka kötü zamanlardan dolayı zor günler geçirmesi.
Örnek: İflas eden şu genç adamın bir yılda beli büküldü.

Belini kırmak deyiminin anlamı
* Birine kötülük yaparak artık durumunu düzeltemeyecek hâle getirmek.
* Bir işin en güç tarafını yapmak.
* Birini bir şey yapamaz duruma getirmek.
Örnek: Tarlanın ortasından şu tümseği de kaldırdık mı işin belini kırmış sayılırız, artık gerisi kolay olacaktır.

Ben diyorum hadımım o diyor oğlum kızın var mı deyiminin anlamı
* Konuşulan şeyi anlamadan alakasız şeyler söylemek. Bkz. beleş olsun da deve tepiği olsun.
* Beni dinlemiyor musun? anlamında kullanılan bir halk deyişi.

Ben hancı sen yolcu oldukça deyiminin anlamı
* İkimizin de konumu bu şekilde olduktan sonra tekrar birbirimize işimiz düşer. Anlamında kullanılan bir söz.
* Özel ilişkilerimiz sürüp gittikçe senin bana işin düşer ya da Nasıl olsa yine karşılaşacağız anlamında kullanılır.
Örnek: Demek şu küçük paketi götürmüyorsun, öyle olsun, ben hancı sen yolcu, bugünün yarını da vardır.

Ben umarım bacımdan bacım ölür acından
* Yardım umulan kişinin, daha çok yardıma ihtiyacı olduğu anlamda kullanılır.
* Güvenilen bel bağlanan kişinin aslında faydasının olmadığının bilinmesi durumunda söylenen bir özlü sözümüzdür.

Benim oğlum bina okur döner döner yine okur deyiminin anlamı
* Çok çalışmasına karşın belli bir düzeyden öteye gidememek.
* Çok çalışmasına karşın belli bir düzeyden öteye gidemiyor” anlamında kınama veya eleştiri için kullanılan bir söz.
* Hep aynı şeyleri tekrar ediyor, çok çalışıyor; ama bir türlü ilerlemiyor; aksine yerinde sayıyor.

Beş para etmez deyiminin anlamı
* “Değersiz, işe yaramaz” anlamında kullanılan bir söz.
* Hiçbir değeri yok, işe yaramaz anlamında kullanılan bir söz.
Örnek: Doktorun oğlu imtihansız geçmek değil, ağzı ile kuş tutsa bile beş para etmez.

Beti benzi atmak deyiminin anlamı
* Yüzünün rengi solmak.
* Çok korkmak.
* Bir sebepten ötürü ansızın yüzünün rengi sararmak, solmak.
* Herhangi bir sebepten dolayı ansızın kişinin yüz renginin sararıp solması, korkması.
* Beti benzi atmak deyimi, korkan birinin rengi solacak kadar korktuğunu belirten bir deyimdir.
Örnek: 5 köpeği karşısında görünce beti benzi attı.

Beti bereketi kalmamak deyiminin anlamı
* Sahip olunan şeyin çabucak bitmesi, normalde yetmesi gereken bir varlığın yetmemesi. Bir başka şekli; beti bereketi kaçmak.
* Bolluğun, verimliliğin kalmaması, sona ermesi.
* Azalmak, kıtlaşmak, çabuk tükenmek.
Örnek: Yanımıza geldiği günden beri evin beti bereketi kalmadı.

Beyin yayan yürüyeceği hanımın yavan yiyeceği zaman deyiminin anlamı
Çok darlık çekilen zaman, ilkbahar ayı.

Beyin yıkamak deyiminin anlamı
* Bir kişiye kendi düşünce ve inançlarını unutturarak, istenilen düşünce ve inançlara sahip olmasını sağlamak.
* Bir insanı, kendine özgü düşünce ve dünya görüşüne yabancılaştırmak, başka yönlerde düşünür ve davranır duruma getirmek.
* Çeşitli yöntemler uygulayarak birisini belirli bür düşünceyi benimsemeye zorlamak.
Örnek: Batılılar ülke insanımızın beynini yıkamaya devam ediyorlar.

Beylik söz deyiminin anlamı
* Basmakalıp, klişe söz.
* Etkisi kalmamış, herkesin kullanageldiği söz.
* Herkesin kullandığı, etkisi kalmamış söz.
Örnek: Çaresiz yine güneyde beylik bir tatil köyüne gideceğiz.

Beyni sulanmak deyiminin anlamı
* Düzgün düşünemez olmak, bunamak demektir.
* Fazla çalışmak çok kafa yormak sonucu sağlıklı düşünemez hale gelmek anlamına gelen bir deyimdir.Bu deyim ders çalışan beyin işi yapanlar için fazla kullanılmaktadır.
örnek: Sıcaktan beynim sulandı.

Beyninden vurulmak deyiminin anlamı
* Beklenmedik, umulmadık olay karşında şaşkınlığa düşmek.
* Umulmadık, beklenmedik bir olay karşısında şaşkınlığa düşmek, düşünce yeteneğini yitirir gibi olmak.
* Beklenmedik bir durum karşısında olağanüstü bir üzüntü ve şaşkınlığa uğramak.
Örnek: Adamı karşısında görünce beyninden vurulmuşa döndü.


DEYİM NEDİR?

Deyim, dil biliminde, kavramları, durumları hoşa giden bir anlatımla ya da özel bir yapı ya da söz dizimi içinde belirten ve çoğunlukla gerçek anlamlarından ayrı anlamlara gelen sözcüklerden oluşan kalıplaşmış sözcük topluluğu ya da cümledir. İki veya daha çok sözcükten kurulu bir çeşit dil ifadesi olan deyimler, duygu ve düşünceleri dikkati çekecek biçimde anlatan ad, önad, belirteç, yalın ve birleşik eylem görünüşlü dilsel yapılardır. Ya tam bir tümcedirler ya da bir söz öbeğidirler.

Diğer bir deyişle Deyim; Genellikle gerçek anlamından uzaklaşmış birden çok sözcükten oluşan, bir kavramı ya da durumu karşılayan kalıplaşmış sözcük gruplarına “deyim” denir.

DEYİMLERİN ÖZELLİKLERİ

1. Deyimler kalıplaşmış sözlerdir, kelimelerin yerleri değiştirilemez ve aynı anlama bile gelse yerine başka bir sözcük getirilemez. Farklı bir sözcük getirilir veya sözcüklerin yeri değiştirilirse, ifade etmeye çalışılan düşünce anlamlı ve cümle akşına uygun olsa bile kullanılan söz grubu deyim sayılmaz.

“Başını taştan taşa vurmak” deyimi “kafasını taştan taşa vurmak” biçiminde söylenemez.

“Tut kelin perçeminden” deyimi” kelin perçeminden tut” biçiminde kullanılamaz.

2. Deyimler en az iki sözcükten oluşan söz gruplarıdır. Bir sözcük tek başına deyim oluşturamaz.

- Ağzını aramak
- Bozuntuya vermemek
- Fikir yürütmek
- Ekmeğini taştan çıkarmak
- Elinden geleni ardına koymamak

3. Deyimler farklı farklı söz grupları biçiminde meydana gelmişlerdir. Deyimleri oluşum şekillerine göre aşağıdaki gibi sınıflandırılabiliriz.

İsim Tamlaması Biçiminde Olanlar
Ateş pahası, ekmek kapısı, balık istifi, eşek şakası, anasının gözü vb.

Sıfat Tamlaması Biçiminde Olanlar
Kara cahil, deli fişek, yarım ağız, püsküllü bela vb.

Kurallı Bileşik Sıfat Biçiminde Olanlar
Çenesi düşük, içten pazarlıklı, eli açık, maymun iştahlı, gözü kara vb.

Mastar Grubu Biçiminde Olanlar
Acemilik çekmek, ciğeri beş para etmemek,  suratı bir karış asılmak, iki ayağını bir pabuca sokmak, etekleri zil çalmak, göz dikmek, aldırış etmemek vb.

Cümle Biçiminde Olanlar
Adet yerini bulsun. Dostlar alışverişte görsün. Delik büyük yama küçük. Fol yok yumurta yok. Ayıkla pirincin taşını vb.

(Eksiltili cümle, ikileme vb biçiminde olan deyimler de vardır.)

4. Ne kadar fazla sözcükten oluşursa oluşsun deyimler tek bir kavramı ya da durumu karşılar. Deyimleri atasözlerinden ayıran en önemli özellik de budur. Atasözlerinin arka planında öğüt verme, ders çıkarma gibi unsurlar varken deyimler yalnızca bir durumu bir kavramı belirten anlatım kalıplarıdır.

Çoban kulübesinde padişah rüyası görmek: Hayalcilik
Üstüne tuz biber ekmek: Kusuru artıracak harekette bulunmak
Suya götürüp susuz getirmek: Herhangi bir işte diğerini alt etmek
Atı alan Üsküdar'ı geçti: Fırsatı kaçırmak
Havanda su dövmek: Boşuna uğraşmak
Deveye sormuşlar: Neden boynun eğri? “Nerem doğru ki” demiş: İşin her tarafının bozuk olması durumu

5. Deyimlerin büyük çoğunluğu mecaz anlamlıdır, yani deyim içindeki sözcüklerin karşıladıkları anlamlar ile deyimin karşıladığı anlam farklıdır.

Küplere binmek: Sinirlenmek (Küpün üzerine oturmak anlamında değildir.)
Derdini dökmek: Çekilen sıkıntıların bir bir anlatılması.
Ayağının tozuyla: Gelir gelmez
Burun kıvırmak: Beğenmemek
Sinekten yağ çıkarmak: Olamayacak yerden çıkar sağlamaya çalışmak
Ağzı açık ayran delisi: Aptal aptal bakan avanak

6. Sayıları az da olsa gerçek anlamlı deyimler de vardır. Deyim içindeki sözcüklerin karşıladıkları anlamlar ile deyimin karşıladığı anlam aynıdır.
Çoğu gitti azı kaldı: Yapılmakta olan işin en önemli, en zor bölümü bitti.
İyi gün dostu olmak: Sadece iyi günlerde görünmek.
Kimi kimsesi olmamak: Yakını, eşi, dostu bulunmamak.
Yükte hafif pahada ağır: Taşınması kolay olan aynı zamanda kıymetli olan şey.





Benzer Konular

canlı kuran oku kuran dinle kuran izle
mekke kabe canlı yayın izle
büyük islam ilmihali
hadisi şerif
yemek tarifleri
en güzel oyunlar, oyun oyna