Fatır Suresi Tefsiri Mevdudi
Ana Sayfa »Tefsir Külliyatı » Mevdudi Tefsiri » Fatır Suresi Tefsiri Mevdudi

Fatır Suresi Tefsiri Mevdudi

   

Fatır Suresi Tefsiri Mevdudi

FATIR SURESİ

Adı: İlk kelimesi, sureye ad olarak verilmiştir. Bu surenin ikinci adı birinci ayette geçen el-melaike'dir.


Nüzul Zamanı: Surenin ne zaman nazil olduğu ancak muhtevasından tahmin edilebilmektedir. Bu sure, muhtemelen Mekkeli müşriklerin şiddete başvurdukları, aynı zamanda İslam davetini önlemek ve Allah'ın Rasûl'ünü (s.a) mağlub edebilmek için, hiçbir hileden geri kalmadıkları dönemde, yani Mekke döneminin ortalarında nazil olmuştur.


Konu: Bu sure şöyle özetlenebilir: Allah, Mekke toplumunun ileri gelenlerini davete karşı olan tutumlarından dolayı ikaz etmekte ve onlara bir nasihatçı, bir öğretmen gibi hitab etmektedir; "Ey akılsızlar! Bu peygamber iyiliğiniz için sizlere İslam'ı anlatmaya çalışırken siz ona kızıyor ve onu çeşitli hilelerle yalanlamaya kalkışıyorsunuz. Bu davetin size bir zararı mı var? Oysa siz ona zarar veremezsiniz. Peygamber'in (s.a) size ne anlatmaya çalıştığını hiç düşündünüz mü? O halde bunda tuhaf olan nedir? O size şirkten kaçınmanızı söylemektedir. Biraz düşünün, bu kâinat nizamında şirke yer var mıdır? Fakat sizler Allah'a şirk koşuyorsunuz. Peygamber (s.a) size Allah'ın birliğini tebliğ ediyor, biraz düşünün, yeri ve göğü yaratan Allah'tan başkası bu sıfatları taşıyabilir mi? O, size bu dünyada başıboş bırakılmadığınızı, sonunda Allah'a döneceğinizi ve yaptıklarınızdan hesaba çekilerek, hesabın sonunda ceza ve mükâfat göreceğinizi söylemektedir.


Bunda şaşıracak ne var? Kâinatta herşeyin aslına rücu ettiğini görmüyor musunuz? O halde sizin dönüşünüz niçin mümkün olmasın? Allah sizi bir damla sudan, nutfeden meydana getiriyorken, sizi ölümünüzden sonra diriltmesi niye zor olsun? İyilik ve kötülüğün bir olmaması gerektiği, akla daha yatkın değil midir? Düşünün bir kere; iyi bir kimseye mükâfat, kötü bir kimseye ise ceza vermek mi daha makuldur, yoksa ölümden sonra toz olarak hiçbir karşılık görmemek mi? İşte size bu gerçekleri anlatan Peygamber'i (s.a) reddetmekte ısrar eder, sahte tanrılara tapmakta ve sorumsuzca hayat sürmekte devam ederseniz, zararlı çıkacak olan yine sizler olursunuz. Peygamber (s.a) için hiçbir zarar sözkonusu değildir. Çünkü onun vazifesi sadece tebliğ etmektir ve o da bu görevini yapmıştır."


Burada Allah, Rasûlüne (s.a) "üzülme senin görevin sadece tebliğ ve nasihat etmektir" diye hatırlatmaktadır. "Sen inkarında ısrar eden kimseleri düzeltmekle mükellef değilsin. Sen üzülmeden tebliğine devam et, hidayeti kabul eden ve tebliğe kulak verenlere yönel."


Bu surede müminlere, "İmanları artsın ve böylece Allah'ın vaadettiklerine olan güvenleri daha da sağlamlaşsın" diye, hakikatler tekrar tekrar bildirilmektedir.


Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla


1 Hamd, gökleri ve yeri yaratan, ikişer üçer ve dörder1 kanatlı melekleri2 elçiler kılan Allah'ındır; O, yaratmada dilediğini arttırır.3 Şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir.


2 Allah, insanlar için rahmetinden her neyi açacak olsa, artık onu kısıp-tutacak olan yoktur; her neyi de kısar-tutarsa, artık onu da ondan sonra salıverecek olan yoktur.4 O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.5


3 Ey insanlar, Allah'ın sizin üzerinizdeki nimetini anın.6 Gökten ve yerden sizi rızıklandıran Allah'ın dışında da bir başka yaratıcı var mı? O'ndan başka ilah yoktur. Öyleyse nasıl olur da çevriliyorsunuz?7

AÇIKLAMA

1. Buradaki "Rasûl" (elçi) ifadesi, Allah'dan Hz. Peygamber'e (s.a) mesaj getiren melekler anlamına gelmekle birlikte, tüm kâinattta Allah'dan aldıkları emirleri yerine getiren ve uygulayan melekler anlamında da kullanılmış olabilir. Bu açıklamaların gayesi şudur: Mekkeli müşrikler "melekleri" Allah'ın kızları olarak kabul ediyorlardı.

Oysa bunlar sadece Allah'ın hizmetkarları ve emir kullarıdır. Bir hükümdarın hizmetkarları onun emirlerini yerine getirmek için nasıl koşuşup dururlarsa, aynı şekilde melekler de kâinatın gerçek hükümdarı olan Allah'ın emirlerini yerine getirmek için uçuşup dururlar. Kısaca meleklerin Allah'ın hükümranlığında söz hakkı yoktur ve onlar sadece memurdurlar.

2. Bizlerin meleklerin kanatlarının niteliği hakkında bir bilgi sahibi olmamız mümkün değildir. Ancak Allah, meleklerin kanatları hakkında insanların kuşlar için kullandıkları bir kavramı seçmiştir... Dolayısıyla bu kanatların kuşların kanatları gibi olması en muhtemel görüştür. Ayrıca "ikişer, üçer, dörder kanatları" oldukları zikrediliyor. Bundan da meleklerin sınıf sınıf oldukları, kendilerine görevlerine göre kanat ve kuvvet verilmiş olduğu anlaşılıyor.

3. Bu ifadeden meleklerin dörtten fazla kanatlı olanlarının da bulunduğu anlaşılmaktadır. Abdullah bin Mes'ud'dan (r.a) rivayet edilen bir hadiste, Rasûlullah'ın (s.a) Cibril'i 600 kanatlı olarak gördüğünü söylemiştir. (Buhari, Müslim, Tirmizi) Yine Hz. Aişe'den mervidir ki, Rasûlullah (s.a) Cibril-İ Emin'i iki kez asıl şeklinde görmüştür. Cibril'in 600 kanadı varmış ve bütün ufku kaplıyormuş. (Tirmizi)

4. Bu ifade ile müşriklere şu anlatılmak isteniyor. Sizlere Allah'tan başka hiç kimse rızık veremez, evlat veremez ve hastalıktan sonra şifa da veremez. Allah'ın ortağı olduğu şeklindeki tüm düşünceler asılsızdır. Bu, yalnız Allah'ın lütfudur ve bağışladığı nimetler sadece O'ndandır. Bu husus Kur'an-ı Kerim ve Hadislerde çeşitli şekillerde açıklanmıştır. İnsanlar kendilerine fayda ve zarar verebilecek tek kudretin sadece Allah olduğunu anlasınlar ve böylece çeşitli yerlerde Allah'tan başkasını çağırmasınlar ve ortak koşmasınlar.

5. "Aziz" ifadesi ile herşey üzerinde galip ve iktidar sahibi olan Allah kastolunmaktadır. O'nun emirlerinin uygulanmasına hiç kimse engel olamaz. O Hakîm'dir ve O'nun tüm emirleri bir hikmete mebnidir. Bir kimseye bir şey bağışlasa da, bağışlamasa da bunun mutlak bir hikmeti vardır. O'nun hiçbir işi hikmetsiz değildir.

6. Yani, nankörlük etmeyin ve elinizde ne varsa onun Allah'ın bir lütfu olduğunu unutmayın. Ayrıca bir kimse herhangi bir nimet için Allah'tan başkasına yalvarırsa veya "bir başkası verdi" diye Allah'a şükrettiği gibi ona da şükrederse, o en büyük nankördür, şeklinde de anlaşılabilir.

7. Burada birinci ile ikinci cümle arasında latif bir boşluk bırakılarak, böyle bir manzaranın okuyucunun kafasında oluşması istenmiştir. Yerden ve gökten kimin rızık verdiği soruluyor ve ortalığı bir sessizlik kaplıyor. Mecliste herkes susunca, bu sefer cevabı hatibin kendisi veriyor: "Allah'tan başka ilah yoktur ve O'ndan başka hiçkimse size rızık veremez. Bunu bildiğiniz halde niçin kandırılıyor ve başkalarına kulluk yapıyorsunuz? Yaratan ve rızık veren sadece Allah ise, itaate ve ibadete layık olan da sadece O'dur."


4 Eğer seni yalanlıyorlarsa,8 senden önceki peygamberler de yalanlandı. (En sonunda bütün) İşler Allah'a döndürülür.9

5 Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah'ın va'di haktır,10 öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın11 ve aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak) aldatmasın.12

6 Gerçek şu ki, şeytan sizin düşmanınızdır, öyleyse siz de onu düşman edinin. O, kendi grubunu, ancak çılgınca yanan ateşin halkından olmağa çağırır.

7 O küfredenler;13 onlar için şiddetli bir azab vardır. İman edip salih amellerde bulunanlar ise; onlar için de bir bağışlanma ve büyük bir ecir14 vardır.

8 Kötü olarak yapıp-ettikleri kendisine çekici-süslü kılınıp da onu güzel15 gören mi16 (Allah katında kabul görecek)? Artık şüphesiz Allah, dilediğini saptırır, dilediğini de hidayete eriştirir. Öyleyse, onlara karşı nefsin hasretlere kapılıp gitmesin.17 Gerçekten Allah, yapmakta olduklarını bilendir.18

9 Allah, rüzgârları gönderir, onlar da bulutu kaldırır, böylece biz onu ölü bir beldeye sürükleriz, onunla, yeri ölümünden sonra diriltiriz. İşte (ölümden sonra) dirilip-yayılma da böyledir.19

AÇIKLAMA

8. Yani, onlar senin peygamberliğini yalanlıyorlar ve Allah'tan başka hiçkimsenin kulluğa layık olmadığını kabul etmiyorlar.

9. Yani, bu hususta onlar karar vermeye yetkili değildirler. Yalancının kim olduğuna karar vermek Allah'ın elindedir. Sonunda O, yalancının kim olduğunu açıklayacak ve onu cezalandıracaktır.

10. "Va'd" ile ahiretin va'dedilmesi kastolunmaktadır. Ayrıca buna yukarıda işaret edilmişti. O gün tüm işler Allah'a döndürülecektir.

11. Yani, onlar yaptıklarının hesabını vermeyeceklerini ve dünyada nasıl rahat bir hayat geçiriyorlarsa orada da aynısını bulacaklarını zannetmekle başka bir yanlışa düşmüş oluyorlar.

12. Yani, "Şeytan"lar, insanlara; "Allah yoktur veya Allah bu dünyayı yaratmış ama bu dünya ile hiçbir ilgisi kalmamış. Ya da Allah kâinatın haliki ve sahibidir, fakat vahiy ve risalet uydurma şeylerdir" diye telkinde bulunurlar. Yine, bazılarına derler ki: "Allah Gafur ve Rahim'dir, siz ne yaparsanız yapın, O sizleri affeder" veya "Şu kimseler Allah indinde o kadar güçlüdürler ki, sizleri mutlaka kurtarırlar."

13. Yani, Allah'ın indirdiği Kitabı ve Rasûlü Hz. Muhammed'in (s.a) davetini inkar edecekler.

14. Yani, Allah, onların hatalarını sadece affetmekle kalmayacak ve onların yaptıkları iyiliklerin karşılıklarından daha fazlasını kendilerine verecektir.

15. Yukardaki iki paragrafta da sıradan insanlar muhatab alınıyordu. Şimdi ise bu paragrafta Rasûlullah'ı (s.a), yenilgiye uğratabilmek için tüm güçlerini sarfeden, küfrün önderleri muhatap alınıyor.

16. Yani, bazı kimseler, iyilik ve kötülük arasındaki farkı idrak etmelerine rağmen, hep kötü işler yaparlar. Bu gibi insanlar bazı zamanlar vicdanlarının sesine kulak verince, doğru yola girerler. Çünkü hâlâ birtakım hatalar içinde bulunsalar da, fıtratları tamamen bozulmamıştır. Fakat bazı kimseler de iyilik ve kötülük arasındaki farkı idrak bile edemezler. Öyle ki, kötülüğü medeniyetin ve kültürün bir simgesi olarak taşırlar. İyiliği gericilik olarak görürlerken fısk ve fücur'u da ilericilik kabul ederler. Doğru yol onların nazarında bir sapma iken, sapıklık onlar için doğru yoldur.

İşte böyle kimseler için nasihat faydasızdır. Çünkü bunlar için iyilik ve kötülüğü ayırdetmek mümkün olmadığından, kendilerini ıslah etmezler ve nasihatten yüz çevirirler. Bir davetçi bu gibi kimselerin peşinden boşuna koşmamalı, onun yerine iyi ve kötüyü fark edebilen ve kalbleri Hakk'a tamamen kapanmamış kimselere gitmelidirler.

17. İlk cümlede Allah, "hidayet vermek ve dalâlete düşürmek benim elimdedir" diye buyurmuştu. Bu, kötülükte ısrar eden, iyi ve kötüyü ayırdedebilme yeteneğini kaybeden kimselere, Allah'ın hidayet nasip etmeyip, onları kendi hallerine bıraktığı ve onların bu halde yollarına devam ettiklerini apaçık göstermektedir. Bundan dolayı Allah, Hz. Peygamber'e (s.a) bu gibi insanların peşini bırakmasını, artık onlardan ümidini keserek üzülmemesini ve sabretmesini söylüyor. Çünkü onlar dalâlet içinde kalacaklardır.

Burada iki nokta dikkat çekmektedir: Birincisi, burada sıradan insanlara değil, Rasûlullah'ı (s.a) ve İslam davetini başarısızlığa mahkum edebilmek için her hileye başvuran Mekke'nin ileri gelenlerine hitap edilmektedir. Bu insanlar Hz. Peygamber'in (s.a) insanları neye davet ettiğini ve onun iyi yolda, kendilerinin ise kötü yolda olduklarını pekâlâ biliyorlardı. Fakat buna rağmen Hz. Peygamber'i (s.a) yenilgiye uğratmak ve kendi kötülükleri üzerinde direnmek için, böyle bir yol tutuyorlar ve kötülüğü iyiliğin üzerine çıkarmaya çalışıyorlardı. Onlar Hz. Peygamber'e (s.a) karşı yalan, hile, iftirada bulunuyorlarsa da, kendi yalanlarını çok iyi biliyorlardı. Halbuki Rasûlullah (s.a) davetini sürdürürken, muhaliflerinin yaptığı gibi, asla aynı yollara başvurmamıştır. Fakat yine de, muhalifleri bu çirkin tavırlarında ısrar etmekten çekinmemişlerdir. Demek ki, artık onlar için iyiliği kabul etmek sözkonusu değildir ve kötülük onların fıtratı haline gelmiştir. Dikkat çeken diğer bir nokta da şudur: Şayet Allah gerçekleri sadece kendi elçisine -Hz. Muhammed'e (s.a)- anlatmak istemiş olsaydı, ileri gelenlerin dalâlet içinde olduklarını anlatmak için açık bir ayete gerek kalmaz, bunu başka bir şekilde bildirirdi. Ancak halka açıklamak için şunlar bildiriliyor: "Sizler, toplumunuzun ileri gelenleri olan bu kimselere uyuyor ve peşlerinden gidiyorsunuz. Oysa onların ahlâklarının ne kadar bozuk olduğu ve tavırlarının yanlışlığı apaçık ortadadır.

18. Bu cümle içerisinde dolaylı bir tehdit vardır: "Allah yaptıklarınızdan haberdardır. Hakim ve yüce olan Allah, tüm yaptıklarınızı görmektedir. Ve sizler bu davranışlarınızdan ötürü azaba uğrayacaksınız."

19. Bu akılsızlar kıyametin mümkün olmayacağını zannetmektedirler. Ve bu düşüncelerinden dolayı gaflet içindedirler. Güya onlar, Allah'ın huzurunda hesap vermeyeceklerdir. Fakat onların bu düşünceleri yanlıştır. Kıyamet günü Allah'ın bir işareti ile gelmiş-geçmiş tüm ölüler diriltileceklerdir. Tıpkı yağmurdan sonra bitkilerin canlandığı ve eski köklerin filizlendiği gibi.


10 Kim izzeti istiyorsa, artık bütün izzet Allah'ındır.20 Güzel söz O'na yükselir, salih amel de onu yükseltir.21 Kötülükleri tasarlayıp düzenleyenler22 ise; onlar için şiddetli bir azab vardır. Onların tasarladıkları 'boşa çıkıp bozulur'

11 Allah,23 sizi topraktan yarattı, sonra bir damla sudan.24 Sonra da sizi çift çift kıldı. O'nun bilgisi olmaksızın, hiç bir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz da. Ömür sürene, ömür verilmesi ve onun ömründen kısaltılması da mutlaka bir kitapta (yazılı)dır.25 Gerçekten bu, Allah'a göre kolaydır.26

AÇIKLAMA

20. Mekke'nin ileri gelenleri (büyüklenerek ve cehalet içinde) Hz. Muhammed'in (s.a) davetini kabul ettikleri takdirde, kendilerinden şeref ve izzetin gideceği, dolayısıyla Araplar üzerinde bir tesirlerinin kalmayacağı düşüncesindeydiler. Bundan dolayı Allah, "Bana isyan ettiğiniz için sizin izzet ve şerefiniz zaten yok olmuştur" diye buyurdu. Gerçek izzet ve şeref Allah'a tabi olmakta ve O'na itaat etmektedir. Bu izzet ve şeref sadece dünyada değil ahirette de sözkonusudur. Eğer Allah'a itaat ederseniz böyle bir izzet ve şerefe nail olursunuz. Yüz çevirdiğiniz takdirde ise zillet içinde kalırsınız.

21. İzzet ve şerefi elde edebilmek için söylenmiş ifsad edici ve habis söz hiçbir zaman yükselmez. Ancak O'nun yanında en doğru pak, temiz ve hakîkate mebni söz, samimi ve salih itikad yükselir. Bu sözü yükselten insanın amelleridir. Şayet söz ile birlikte amel yoksa, o söz Allah'ın indinde makbul olmaz. Sözün yükselebilmesi için salih amellerin kuvveti gerekir.

Kur'an'a göre salih söz ile salih amelin birbirine sıkı bir şekilde bağlı olması çok dikkate değerdir. Hiçbir amel arkasında salih bir akide olmadıkça makbul değildir. Yine hiçbir salih akide, onu tasdik eden salih bir amel olmadıkça makbul değildir. Yine hiçbir salih akide, onu tasdik eden salih bir amel olmadıkça itimada layık değildir. Şayet bir kimse lisanen, "Allah'tan başka ilah yoktur ve ancak O ibadete layıktır" diyor, fakat yaşantısında Allah'tan başka şeylere kulluk ediyorsa, bu söz onun amelini yalanlar. Ayrıca bir kimse lisanen içkinin haram olduğunu ifade ediyor buna rağmen içki içiyorsa, o kimsenin sözlerini ne halk ne de Allah kabul eder.

22. Yani, batıl, habis söz ile, hak sözü susturmak istiyorlar. Batıl sözü yükseltmek için de her yola başvurmaktadırlar.

23. Burada hitab sıradan insanlara yöneltilmiştir.

24. Yani, ilk olarak insan topraktan yaratılmış ve daha sonra nutfe (sperm) ile nesiller devam etmiştir.

25. Yani, her insanın ömrü o daha doğmadan tayin edilmiştir. Allah insanın ne kadar bir ömür süreceğini kararlaştırmıştır. Demek ki ömrün uzun ya da kısa olması Allah'ın takdirine göredir. Akılsız bazı kişiler; "Çok önceden çocuklar erken yaşlarda ölüyorlardı, ancak şimdi tıp ilerlediği için, çocuklar erken yaşlarda ölmüyorlar. Yine daha önce insanların ömrü kısa iken, şimdi tıp ilerlediği için insanın ömrü uzamıştır" diyorlar. Kur'an'ın söylediklerini yalanlamaya çalışan bu iddia; şayet biz bir kimsenin iki yıllık bir ömrü kaldığını bilebilecek bir ilme sahip olabilirsek ve o şahsın ömrünün birgün daha uzatıldığını görebilirsek, işte o zaman geçerli olabilir. Böyle bir ilme de kimse sahip olmadığı ve olamayacağı için, hiçkimsenin Kur'an'ın bu açıklamasına karşı bir delil getirmesi mümkün değildir. İstatistiklere göre şimdi çocuk ölümlerinin öncekilere nazaran azaldığının ve insanların ömürlerinin eskisinden daha uzun olduğunun tespit edildiği söyleniyorsa, bu insanların Allah'ın takdirini değiştirmeye kadir oldukları anlamına gelmez. Muhtelif devirlerde insanlara muhtelif süreler tayin edildiği daha akla yatkın değil midir? Ve bu Allah'ın bir hikmetidir. Yani falan devirdeki insanların bir hastalığın ilacını bulmaları sağlanacak, falan devirde de yaşayan insanların hayatının idamesi için herhangi bir vesile bağışlanacaktır.

26. Yani, sayısız mahlukat için, ayrı ayrı tafsilat vermek Allah için hiç de güç değildir.


12 İki deniz bir değildir.27 Şu, tatlı, susuzluğu keser ve içimi kolay; şu da, tuzlu ve acıdır. Ancak her birinden taze et yersiniz28 ve takınmakta olduğunuz süs eşyalarını29 çıkarırsınız. O'nun fazlından aramanız ve umulur ki şükretmeniz için gemilerin onda (denizde) suları yara yara akıp gittiğini görürsün.

13 (Allah,) Geceyi gündüze bağlayıp-katar, gündüzü de geceye bağlayıp-katar;30 güneşi ve ayı emre amade kılmıştır,31 her biri adı konulmuş bir süreye kadar akıp gitmektedir. İşte bunları (yaratıp düzene koyan) Allah, sizin Rabbinizdir; mülk O'nundur. O'ndan başka tapmakta olduklarınız ise, 'bir çekirdeğin incecik zarına' bile malik olamazlar.32

14 Eğer onlara dua ederseniz, duanızı işitmezler, işitseler bile size cevap veremezler.33 Kıyamet gününde ise, sizin şirk koşmanızı tanımayacaklardır.34 (Bunu her şeyden) Haberi olan Allah gibi sana (hiç kimse) haber vermez.35

15 Ey insanlar, siz Allah'a (karşı fakir olan) muhtaçlarsınız;36 Allah ise, Ganiy (hiç bir şeye ihtiyacı olmayan)dır, Hamîd (övülmeye layık)tır.37

16 Dileyecek olsa, sizi giderir (yok eder) ve yepyeni bir halk getirir.

17 Bu, Allah'a göre güç değildir.38

AÇIKLAMA

27. Yani, denizlerdeki tuzlu su ve diğer nehir, göl ve çeşmelerdeki tatlı su.

28. Yani, denizlerdeki etleri yenen hayvanlar.

29. Yani, inci, mercan, altın vs.

30. Yani, günün aydınlığı yavaş yavaş azalmaya başladığında, gecenin karanlığı artmaya başlar ve sonunda tamamen karanlık bastırır. Nitekim gece sonunda ufukta önce hafif bir aydınlık meydana gelir ve sonra yavaş yavaş ortalık aydınlanmaya başlar.

31. Yani, bir nizama tabidirler.

32. Burada "Ketmir" kelimesi geçmektedir. "Ketmir" Arapçada hurmanın çekirdeği üzerindeki çok ince olan zar için kullanılır. Fakat buradaki kullanış sebebi, müşriklerin mabudlarının hakir birşeye bile sahip olmadıklarına işaret içindir. Bu nedenden ötürü ben bu kelimeyi lafzî olarak değil, mecazî olarak tercüme ettim.

33. Bu onların, sizin davetinizi işitmedikleri, ya da "evet" veya "hayır" şeklinde bir tercih yaptıkları halde cevap vermedikleri anlamına gelmez. Sözgelimi bir memura bir konu hakkında müracaatta bulunduğunuzda, o memurun sizin müracaat ettiğiniz konu ile bir alâkası yoksa, müracaatınız bir anlam ifade etmez. Çünkü o memur "evet" ya da "hayır" deme yetkisine sahip olmadığı için, kendisinden bir cevap alamazsınız. Ama aynı müracaat yetki sahibi birine yapılmış olsaydı, müracaatınız değerlendirilir ve kabul edilse de, edilmese de bir işleme tabi tutulurdu.

34. Yani, onlar, "Biz Allah'ın ortaklarıyız, bize kulluk edin demedik. Bizim bunlardan haberimiz bile yoktu. Bizi Allah'a ortak koşuyorlarmış, bize dua ediyorlarmış, farkında bile değildik. Nitekim onların duaları ve adakları bize ulaşmadı" diyeceklerdir.

35. Buradaki "haberdar" ifadesi ile Allah kastolunmaktadır. Belki bazı kimseler akıl yoluyla ve mantıken, Allah'a ortak koşulan putların ne kadar zavallı olduklarını bilebilirler ama Allah, o sahte putların acizliğinden tam anlamıyla haberdardır. Kıyamet günü ise onlar, acizliklerini bizzat itiraf edeceklerdir.

36. Yani, Allah'ın size muhtaç olduğu şeklinde yanlış bir düşünceye kapılmayın. Sizlerin inanıp-inanmaması Allah için bir anlam ifade etmez. O'nun takdiri herşeye rağmen vuku bulacaktır, sizler O'na ibadet etmeseniz de, O birşey kaybetmez, lakin sizler yaşadığınız her saniye içerisinde O'na muhtaçsınız. Hayatınızı idame ettirebilmek için muhtaç olduğunuz imkanları, Allah Teâla sizlerin emrine vermemiş olsa, bir an bile ayakta kalamazsınız. Allah'a ibadet etmenizin emredilmesi yine sizin yararınızadır. Çünkü sizlerin dünyada ve ahiretteki iyiliğiniz buna bağlıdır. Yoksa Allah'ın kaybedeceği birşey yoktur.

37. "Gani", Herşeye sahip ve herkesten müstağni olan, fakat hiçbir şeye muhtaç olmayan demektir. Allah hiç kimsenin kendisine "hamd" edip etmemesine muhtaç değildir. O zaten kendisine hamd edilmiş olandır. Burada "Gani" ve "Hamid" sıfatlarının her ikisi birden kullanılmıştır. Çünkü Gani olan bir kimse servet sahibi de olsa başkaları onun malından faydalanamayabilir, o takdirde bu kimse ganidir ama hamid değildir. Ancak, kendisi başkalarından faydalanmadığı halde, başkalarının kendisinden faydalandığı kimse, gani ve hamid'tir. İşte Allah, hem Gani'dir, hem de Hamid'tir. Tüm mahlukat O'na muhtaç olduğu ve O'ndan faydalandığı için her hamd ve şükür O'na aittir.

38. Yani, sizler kendi gücünüze dayanarak dünyaya gelmediniz. Şayet Allah dilerse, sizleri bir işareti ile yok eder ve sizin yerinize başka bir kavim getirir. Bunun için "ne" olduğunuzu bir düşünün ve başka kavimlerin kötü sonuçlarına neden olan bu tavırdan vazgeçin. Bir kavim hakkında menfi bir karar çıktığı takdirde, kâinattaki hiçbir kuvvet bunun gerçekleşmesine engel olamaz.

Yazının Devamı İçin Aşağıdan 2. Sayfayı Tıklayın.

Benzer Konular

canlı kuran oku kuran dinle kuran izle
mekke kabe canlı yayın izle
büyük islam ilmihali
hadisi şerif
yemek tarifleri
en güzel oyunlar, oyun oyna