Taha Suresi Tefsiri Mevdudi
Ana Sayfa »Tefsir Külliyatı » Mevdudi Tefsiri » Taha Suresi Tefsiri Mevdudi

Taha Suresi Tefsiri Mevdudi

   

Taha Suresi Tefsiri Mevdudi

TÂ-HÂ SURESİ

Adı: Bu sure adını ilk kelimesi olan "TÂ-HÂ"dan alır. Bu surenin adı da diğer birçok surede olduğu gibi sadece semboliktir.


Nüzul Zamanı: Nazil olduğu zaman Meryem Suresi ile aynı döneme rastlar. Habeşistan'a hicret sırasında veya hemen ondan sonra nazil olması muhtemeldir. Ne olursa olsun, bu surenin Hz. Ömer'in (r.a) müslüman olmasından önce nazil olduğu kesindir.


Çok iyi bilinen sahih bir hadise göre Hz. Ömer, Peygamber'i (s.a) öldürmek için yola çıktığında bir adama rastladı. Adam ona: "Sen herşeyden önce kızkardeşinin ve eniştenin müslüman olduğunu bilmelisin" dedi. Bunu duyan Ömer (r.a) doğruca kızkardeşinin evine gitti. Orada kardeşi Fatıma ve eniştesi Said ibn Zeyd'i Habbab b. Eret'den bir kağıt parçasında yazılı olan bir şeyler öğrenir buldu. Fatıma onun geldiğini görünce kağıt parçasını hemen bir yere sakladı, fakat Hz. Ömer (r.a) okunanları duymuştu, bu yüzden sorular sormaya başladı. Daha sonra eniştesini dövdü ve kocasını korumaya çalışan kızkardeşini de yaraladı. Sonunda her ikisi de "Evet müslüman olduk, ne yaparsan yap" diye itiraf ettiler. Hz. Ömer kızkardeşinin başından akan kandan etkilendiği için "okuduğunuz şeyi bana gösterin." dedi. Kızkardeşi ondan kağıdı yırtmayacağına dair yemin aldı ve "Temizlenmeden ona dokunamazsın" dedi. Bunun üzerine Ömer (r.a) yıkandı. Ve bu surenin yazılı olduğu kağıdı okumaya başladığında "Ne mükemmel bir şey!" diye bağırmaktan kendini alamadı. Bunu duyan Habbab, onun ayak seslerini duyduğunda gizlendiği yerden çıkarak: "Allah'a andolsun, Allah sana Peygamberinin davetini tebliğe hizmet ettirecek.


Çünkü dün Peygamber'in (s.a): 'Rabbim, ya Ebul Hakem b. Hişam (Ebu Cehil), ya da Ömer b. Hattab ile İslâm'ı destekle' diye dua ettiğini duydum. Ey Ömer Allah'a dön, Allah'a dön!" dedi. Bu sözler o denli ikna edici idi ki Ömer (r.a) Habbab'la birlikte, İslâm'ı kabul etmek üzere Peygamber'in (s.a) yanına gitti. Bu olay, Habeşistan'a hicretten kısa bir süre sonra meydana gelmişti.


Anafikir ve Ele Alınan Konular: Bu sure, Kur'an'ın indiriliş amacını beyan ederek başlar: "Ey Muhammed, bu Kur'an senin güçlük çekmen için indirilmedi, bu Kur'an senden, inatçı kafirlerin kalbine imanı sokman gibi imkansız bir şeyi de istemiyor. Bu sadece Allah'dan korkan ve kendilerini O'nun azabından korumak isteyenleri doğru yola ulaştırman için bir öğüttür. Bu Kur'an yerlerin ve göklerin yaratıcısının kelamıdır. Ve ilâhlık, hükümranlık sadece O'na mahsustur. İnsan inansa da, inanmasa da bu iki nokta ebedi bir gerçektir."


Bu girişten sonra sure birdenbire görünürde hiçbir ilgisi yokken ve o dönemin olaylarına uygulanabilirliğine bir işaret belirtmeksizin Hz. Musa (a.s) kıssasının anlatılmasıyla devam eder. Ama satır aralarını da okursak bu bölümün tamamen Mekkelilere de uygulanabileceğini anlarız. Fakat bu bölümün gizli anlamını açıklamaya geçmeden önce Arapların, genelde Hz. Musa'yı bir peygamber olarak kabul ettiklerini belirtmekte fayda vardır. Bunun nedeni, Arapların çevrelerindeki Yahudi topluluklarından ve komşu Hıristiyan krallıklarından etkilenmiş olmalarıdır. Şimdi bu hikayenin satırları arasında gizli olan noktaları ele alalım:


1) Allah bir peygamberi, davullar eşliğinde yapılan bir tören sonucu, şu şu kimseyi peygamber ilan ettiğini söyleyerek seçmez. "Biz şu kimseyi bugünden itibaren Peygamber yaptık" diye bir beyanatta bulunmaz. Tam tersine, Musa kıssasında olduğu gibi Peygamberliği dilediği kuluna gizlice lutfeder. Bu nedenle Hz. Muhammed'in (s.a) birden bire ve hiçbir kamuoyu açıklaması yapmaksızın peygamber seçilmesine şaşırmamalısınız.


2) Hz. Muhammed'in (s.a) tebliğ ettiği ana ilkeler tevhid ve ahiret Musa'nın (a.s) kendi gönderildiği dönemde tebliğ ettiği ilkelerin aynısı idi.


3) Hz. Muhammed (s.a) Kureyşliler arasında hiçbir maddi varlığı olmaksızın Hakk'ın tebliğinin tek sorumlu taşıyıcısı idi. Aynı şekilde Hz. Musa'ya da Firavun gibi zalim bir krala gidip isyankarlığından vazgeçmesini tebliğ etme görevi verilmiştir. Bunlar, Allah'ın hayret verici işleridir. O, Medyen'den Mısır'a doğru yola çıkan bir yolcuyu durdurur ve ona: "Git ve zamanın en büyük zalimi ile savaş" der. Ona görevi için gerekli olan silahlar ve ordular vermez. Onun yaptığı tek yardım, Hz. Musa'nın isteği üzerine kardeşi Harun'u kendisine yardımcı tayin etmesidir.


4) Ey Mekkeliler, sizin Hz. Muhammed (s.a) aleyhine yaptığınız şeylerin -saçma itirazlar, suçlamalar ve vahşice işkenceler- hepsini Firavun'un da Musa'ya (a.s) uyguladığını iyi bilmelisiniz. Allah'ın Peygamberinin büyük ordulara ve güçlü silahlara sahip olan Firavun'u yenilgiye uğrattığını da bilmelisiniz. Burada sözle olmasa da müslümanlar Kureyşlilerle savaşmaktan korkmamaları konusunda teskin ve teselli edilmektedirler. Çünkü Allah'ın desteklediği bir hareket en sonunda zafere ulaşır. Aynı zamanda müslümanlar, Firavun'un canice işkence tehditlerine rağmen imanlarında sebat eden sihirbazların örneğini takip etmeye teşvik edilmektedirler.


5) Yalancı tanrı ve tanrıçaların putlaştırılmasının nasıl saçma ve basit bir şekilde başladığı ve Allah'ın peygamberlerinin en ufak putperestçe uygulamaya bile izin vermediklerini göstermek için İsrailoğulları tarihinden bir olay anlatılmaktadır. Aynı şekilde Hz. Muhammed (s.a)'de şirke ve putperestliğe karşı çıkmada diğer peygamberlerin yolundan gitmektedir.


O halde, Musa (a.s) kıssası, Hz. Muhammed'e (s.a) Kureyşliler arasındaki tartışmalarla ilgili meselelere ışık tutmak amacıyla kullanılmıştır. Daha sonra kıssanın sonunda Kureyşliler şu şekilde uyarılmaktadırlar: "Kur'an sizin iyiliğiniz için kendi dilinizde indirilmiştir. Eğer onu dinler ve verdiği öğüte uyarsanız, bunu kendi iyiliğiniz için yapmış olursunuz. Fakat eğer reddederseniz kötü sonla kendiniz karşılaşacaksınız."


Bundan sonra Adem (a.s) kıssası ele alınmakta ve sanki Kureyşlilere şöyle denmektedir: "Sizin takip ettiğiniz yol şeytanın yoludur, oysa bir insana layık olan atası Adem'in yolundan gitmektir. O, şeytanın aldatmasına kanmıştı, fakat hatasını anlayınca hemen ondan pişman oldu, tevbe etti ve tekrar Allah'a ibadete geri dönüp onun rızasını kazandı. Diğer taraftan eğer bir insan şeytanın yolundan gider ve bütün uyarılara rağmen inatla hatasında ısrar ederse, aynen şeytan gibi sadece kendisine zarar vermiş olur."


En sonunda Peygamber'e (s.a) ve müslümanlara, kafirlerin yaptıkları işkencelere karşı sabırlı olmaları tavsiye edilmektedir: "Onları Allah'a bırak. O, onları hemen cezalandırmaz, bir süre mühlet verir. Bu nedenle sabırsızlanmamalı, fakat işkencelere sabırla göğüs germeli ve İslâmı tebliğe devam etmelisiniz."


Bu bağlamda, müminlerde, o dönem için hakkı tebliğde çok değerli olan sabır, dayanıklılık, Allah'ın dileğine tevekkül , gönül rahatlığı ve teslimiyet gibi yüce karakter özellikleri yaratmak için namaza (salat) çok büyük önem verilmiştir.


Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla


1 Tâ, Hâ.


2 Biz sana bu Kur'an'ı güçlük çekmen için indirmedik,


3 'İçi titreyerek korku duyanlara' ancak öğütle-hatırlatma (olsun diye indirdik).1


4 Yeri ve yüksek gökleri yaratan tarafından bir indirmedir.


5 Rahman (olan Allah) arşa istiva etmiştir.2


6 Göklerde, yerde, bu ikisinin arasında ve nemli toprağın altında olanların tümü O'nundur.


7 Sözü açığa vursan da, (gizlesen de birdir). Çünkü şüphesiz O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilmektedir.3


8 Allah; O'ndan başka ilah yoktur. En güzel isimler O'nundur.4


9 Sana Musa'nın haberi geldi mi?


10 Hani bir ateş görmüştü5 de, ailesine şöyle demişti: "Durun, şüphesiz ben bir ateş gördüm; umulur ki size ondan bir kor getiririm ya da ateşin yanında bir yol-gösterici bulurum."6


11 Nitekim ona gidince, kendisine seslenildi: "Ey Musa."


12 "Gerçekten Ben, Ben senin Rabbinim. Ayakkabılarını çıkar;7 çünkü sen, kutsal vadi olan Tuva'dasın."8


13 "Ben seni seçmiş bulunmaktayım; bundan böyle vahyolunanı dinle."

AÇIKLAMA

1. Bu ayet bir önceki ayetin anlamını açıklığa kavuşturur. Kur'an'ın vahyolunmasının nedeni, Hz. Peygamber'e (s.a) imkansız bir şey yüklemek ve ondan inatçı insanların kalbine iman sokmasını isteyerek onu baskı altında bırakmak değildir; onun tek gönderiliş amacı Allah'dan korkanlar için bir öğüt olmaktır. Bu nedenle Peygamber (s.a) içlerinde hiç bir Allah korkusu kalmayan ve hak nedir bâtıl nedir diye hiçbir kaygısı olmayan insanlarla vakit kaybetmemelidir.

2. Yani, "Evreni yarattıktan sonra, Allah onu yönetmekte ve onunla ilgili bütün düzenlemeleri yapmaktadır."

3. Yani, "Senin ve arkadaşlarının çektiği işkenceler ve düşmanlarınızın sizi yenmek için yaptıkları oyunlar nedeniyle Allah'a sesli olarak şikayet etmeniz gerekmez, çünkü Allah herşeyden haberdardır. Ve O sizin kalblerinizden geçirdiğiniz şikâyetleri bile duyar."

4. Yani, O bütün mükemmel sıfatlar ve özelliklere sahiptir.

5. Bu olay, Musa (a.s) yıllarca Medyen'de sürgün yaşadıktan sonra orada evlendiği karısı ile birlikte Mısır'a dönerken meydana gelmiştir. Kasas Suresi'nde anlatıldığı üzere Musa (a.s) bir Mısırlıyı öldürmüştür. Bu nedenle Mısır'ı terkedip Medyen'e sığınmıştır.

6. Bu olayın Musa (a.s) Sina yarımadasının güneyinden geçerken, bir kış gecesi meydana gelmiş olması gerekir. Musa (a.s) uzakta bir ateş gördüğünde, geceleyin karısını ve çocuklarını sıcak tutacak bir ateş veya yolculuğu için bir yol gösterici bulma ümidiyle ona doğru gitmişti. Fakat bunun yerine doğru yola ileten bir rehber buldu.

7. Belki de bu sebeple Yahudiler ayakkabıları ile (namaz kılmazlar) dua etmezler. Fakat Peygamber (s.a) bu şüpheyi şöyle söyleyerek ortadan kaldırmıştır: "Ayakkabılarıyla veya mestleriyle namaz kılmayan Yahudilerin aksine amel edin." (Ebu Davud.) Fakat bu, kişinin mutlaka ayakkabılarla namaz kılması gerektiği anlamına gelmez, sadece ayakkabılarla namaz kılmanın caiz olduğunu gösterir. Bu, Ebu Davud'un Amr ibn As'dan rivayet ettiği bir hadisle de desteklenmektedir. Bu hadiste Amr, Peygamber'i (s.a) ayakkabılarla da, ayakkabısızken de namaz kılarken gördüğünü söyler.

Ebu Said Hudri'den rivayet olunduğuna göre Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur. "Mescid'e gireceğiniz zaman ayakkabılarınızın altını kontrol edin. Şayet bir pislik varsa, onu toprağa sürerek temizleyin. Böylece namaz kılabilirsiniz." Ebu Hüreyre, Rasûlullah'ın şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Ayakkabılarınız kirlendiğinde, toprak onların temizlenmesi için yeterlidir". Yine Ümmü Seleme'den rivayet olunduğuna göre Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur: Ayakkabınızın altı pislenmiş ise eğer, yolda yürürken temizlenir."

Bunlar gibi birçok hadise dayanmak suretiyle Ebu Hanife, İmam Yusuf Evzai, İshak bin Rehaviye gibi fıkıh alimleri "ayakkabının toprakla temizlenebileceği" görüşündedirler. İmam Şafii ve İmam Ahmet bin Hanbel'den yapılan nakillerde, onların görüşünün bu şekilde olduğunu ortaya koyar. Ancak İmam Şafii'nin meşhur görüşü, bunun tam tersinedir. Fakat yine de İmam Şafii'nin ayakkabının toprakla temizlenebileceği şeklindeki görüşü daha yaygındır.

Bu konuda başka hadisler de vardır, fakat o günlerde camilerde, hatta Peygamberin mescidinde bile halılar, kilimler... vs. olmadığına dikkat edilmelidir. Bu nedenle bu gün halılar ve kilimlerle kaplı camilere ayakkabılarla girmek uygun düşmez. Fakat insanın çimenliklerde veya toprak üzerinde ayakkabılarla namaz kılmasında bir beis yoktur.

8. Genelde müfessirler Tuva'nın bir vadi olduğu görüşündedirler, fakat bazılarına göre "o an için mukaddes hale getirilen bir vadi" anlamına gelir.


14 "Gerçekten Ben, Ben Allah'ım, Ben'den başka ilah yoktur; şu halde Bana ibadet et ve Beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl."9

15 "Şüphesiz, kıyamet-saati yaklaşarak-gelmektedir. Herkesin harcadığı çabanın karşılığını alması için, onun (koşup haberini) neredeyse gizleyeceğim."10

AÇIKLAMA

9. Namaz'ın asıl amacı işte budur. Namaz insanlara dünyevi zevkler nedeniyle Allah'dan gafil olmamaları ve insanın kendi başına bağımsız bir varlık değil, Allah'ın kulu olduğunu hatırlamaları için farz kılınmıştır. Namaz, insana Allah'ın varlığını hatırlatmak için günde beş vakit olarak farz kılınmıştır.

Bazıları bunun: "Namazı kıl ki, seni hatırlayayım" anlamına geldiğini söylerler.

Bu ayete göre, namazı zamanında kılmayı unutan kimse hatırladığında kılmalıdır. Bu, Enes (r.a)'dan rivayet edilen bir hadisle de desteklenmektedir: "Eğer bir kimse namazı kılmayı unutursa hatırladığında kılmalıdır. Çünkü bunun için başka bir keffaret yoktur." (Buhari, Müslim, Ahmed)

Aynı konuda Ebu Hureyre'den rivayet edilen bir hadis daha vardır. Peygamber'e (s.a): "Eğer namaz vaktinde uyursak ne yapalım?" diye sorulduğunda "uyuyana günah yoktur, bir kimsenin uyanıkken namazı terk etmesi günahtır. Bu nedenle bir kimse namazı kılmayı unutur veya uyuya kalırsa hatırladığında veya uyandığında kılar" cevabını vermiştir. (Tirmizi, Nesei, Ebu Davud)

10. Peygamberlere tevhidden sonra vahyolunan ikinci nokta ahiretin gerçek oluşu idi. Peygamberler bu bilgiyi insanlara aktarmakla sorumluydular. Burada bu bilginin iletilmesinin amacı da belirtilmiştir. Her insanın bu dünyada yaptıklarının karşılığını bulması için kıyamet saatinin gelmesi yazılmıştır. Bu imtihanın gereği olarak da kıyametin kopacağı zaman gizli tutulmuştur. Çünkü ahirete inanan bir kimse her an doğru yoldan sapmamak için dikkatli olur. Ahirete inanmayan kimse ise başka şeylerle uğraşır. Çünkü ahiretin geleceği ile ilgili hiçbir işaret olmadığını düşünür.


16 "Öyleyse, ona inanmayıp kendi hevasına uyan, sakın seni ondan alıkoymasın; sonra yıkıma uğrarsın."

17 "Sağ elindeki nedir ey Musa?"11

18 Dedi ki: "O, benim asamdır; ona dayanmakta, onunla davarlarım için ağaçlardan yaprak düşürmekteyim, onda benim için daha başka yararlar da var."12

19 Dedi ki: "Onu at, ey Musa."

20 Böylece, o da onu attı; (bir de ne görsün) o hemen hızla koşan (kocaman) bir yılan (oluvermiş).

21 Dedi ki: "Onu al ve korkma, biz onu ilk durumuna çevireceğiz."

22 "Elini de koltuğuna sok, bir hastalık olmadan, başka bir mucize (ayet) olarak bembeyaz bir durumda çıksın."13

23 "Öyleki, sana büyük mucizelerimizden (birini) göstermiş olalım."

24 "Firavun'a git, çünkü o azmış bulunmaktadır."

25 Dedi ki: "Rabbim, benim göğsümü aç."14

26 "Bana işimi kolaylaştır,"

27 "Dilimden düğümü çöz,"

28 "Ki söyleyeceklerimi kavrasınlar."15

29 "Ailemden bana bir yardımcı kıl,"

30 "Kardeşim Harun'u"

31 "Onunla arkamı kuvvetlendir."16

32 "Onu işimde ortak kıl,"

33 "Böylece seni çok tesbih edelim."

34 "Ve seni çok zikredelim."

35 "Hiç şüphesiz sen, bizi görmektesin."

36 (Allah) Dedi ki: "Ey Musa İstediğin sana verilmiştir."

AÇIKLAMA

11. Bu soru sadece bilgi almak için sorulmuş bir soru değildir, çünkü Allah onun elinde bir asa tuttuğunu bilmektedir. Bu soru, elindekinin bir asa olduğunu, bu nedenle biraz sonra ortaya konulacak mucizeye hazır olması gerektiğini vurgulamak için sorulmuştur.

12. Musa (a.s) bilerek bu soruyu uzatmıştır ve sadece "Bu benim asamdır" deyip susmamıştır. Çünkü Musa (a.s) bu yüce buluşma anını biraz daha uzatmak istiyordu.

13. Yani, "Senin elin güneş gibi parlayacak, fakat bu sana bir zarar vermeyecektir." Kitab-ı Mukaddes'in bu olayı şöyle anlatması gariptir: "Onun eli cüzzamlı gibi leke oldu, fakat daha sonra eski normal haline döndü." Talmut da olayı aynı şekilde anlatır ve cüzzam hastası olan Firavun'u kastettiğini ekler.

Ne yazık ki bazı müfessirlerimiz de bu tefsiri kabul etmişlerdir, oysa doğrusu daha önceki müfessirlerin de kabul ettiği bizim yorumumuzdur. Bir peygambere hem de sarayda kralın önünde cüzzam hastalığı ile mucize gösterildiğini söylemek çok saçmadır. Üstelik hastalığının iyileşmesi sadece Firavun'u etkileyebilir, diğerlerini değil.

14. Yani, "Kalbimi bir Rasûlün büyük görevi ile ilgili zorunlulukları yerine getirmeme yarayacak cesaretle doldur ve görevin yerine getirilmesi için bana güven ver." Hz. Musa (a.s) böyle dua etti, çünkü görevinin büyük sorumluluklarının bilincindeydi.

15. Musa (a.s) bunun için Allah'a dua etti, çünkü kendisinin beliğ bir konuşmacı olmadığının farkındaydı. Bir elçinin Firavun ve saray adamlarını etkilemek için akıcı bir dile sahip olması gerektiğini de biliyordu. Bu, Kitab-ı Mukaddes tarafından da desteklenmektedir. (Çıkış 4: 10) Fakat Talmut onun konuşmasındaki bu yetersizliği çok garip bir şekilde açıklar. Ona göre, Musa (a.s) çocukken Firavun'un tacını onun başından alıp kendi başına koyduğu için cezadan kurtulmak amacıyla dilini yanan bir kömürle yakmıştır. Bu hikaye çok aptalca olmasına rağmen bazı müfessirler bunu kabul etmişlerdir. Bizim tefsirimiz Kur'an tarafından da desteklenmektedir. Gerçek şu ki başlangıçta o çok beliğ bir dile sahip değildi, Firavun da onu bu yüzden alaya almıştı. (Zuhruf: 52) Musa (a.s) da aynı şeyin farkına varmış ve şöyle demiştir: "Kardeşim Harun'un dili benden daha düzgündür. Onu beni destekleyen bir yardımcı olarak benimle gönder." (Kasas: 34) Sonraları onun dilindeki bu pelteklik geçmiş ve çok güzel konuşmaya başlamıştır. Bu, onun Kur'an da ve Kitab-ı Mukaddes'de yaptığı konuşmalarla desteklenmektedir; çünkü bu konuşmalar birer belağat ve fesahat örneğidir.

Herşeyin ötesinde, Allah'ın Rasûlunun dilinde bir kekemelik, sürçme ve pepelik yaratmasının hiçbir nedeni yoktur. İşte bu nedenle peygamberler görünüş, kişilik ve yetenek olarak insanların en üstünleri olurlar. Çünkü onlar, kekemelik, pepelik gibi aksaklıklar nedeniyle insanların alayına hedef olmamak için hem görünüş hem de davranış bakımından etkili olmak zorundadırlar.

16. Harun (a.s) Musa'dan (a.s) üç yaş büyüktü (Çıkış 7: 7)


37 "Andolsun, biz sana bir defa daha lütufta bulunmuştuk.17

38 "Hani, annene vahyolunan şeyi vahyetmiştik, (şöyleki:)"

39 "Onu sandığın içine koy, onu suya bırak, böylece su onu sahile bıraksın; onu benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri alacaktır. Gözümün önünde yetiştirilmen için, kendimden sana bir sevgi yönelttim."

40 "Hani kız kardeşin gezinip: "Onu(n bakımını) üstlenecek birini size haber vereyim mi?" demekteydi. Böylece, seni annene geri çevirmiş olduk ki, gözü aydın olsun ve hüzne kapılmasın. Sen bir insan öldürmüştün de, biz seni tasadan kurtarmış ve seni 'esaslı bir denemeden geçirip-denemiştik.' Medyen halkı arasında da yıllarca kalmıştın, sonra bir kader üzerine (buraya) geldin ey Musa."

AÇIKLAMA

17. Allah, doğumundan beri onun risalet için ilâhî gözetim altında olduğunu vurgulamak için doğumundan beri Musa'ya verdiği nimetleri saymaktadır. Burada sadece kısa değinmeler yer almıştır, fakat Kasas Suresi'nde verilen bu nimet ve lütuflar ayrıntılarıyla anlatılmaktadır.


41 "Seni kendim için seçtim."

42 "Sen ve kardeşin ayetlerimle gidin ve beni zikretmede gevşek davranmayın."

43 "İkiniz Firavun'a gidin, çünkü o, azmış bulunmaktadır."

44 "Ona yumuşak söz söyleyin, umulur ki o öğüt alıp-düşünür ya da içi titrer-kokar."18

45 Dediler ki:18/a "Rabbimiz, biz gerçekten, onun bize karşı 'taşkın bir tutum takınmasından' ya da 'azgın-davranmasından' korkmaktayız."

46 Dedi ki: "Korkmayın, çünkü ben sizinle birlikteyim; işitmekteyim ve görmekteyim."

47 "Haydi ona gidin de deyin ki: -Biz senin Rabbinin elçileriyiz, İsrailoğullarını bizimle birlikte gönder ve onlara (artık) azab verme. Sana Rabbinden bir ayetle geldik. Selam, hidayete tabi olanların üzerine olsun."

48 "Gerçekten bize vahyolundu ki: Doğrusu azab, yalanlayan ve yüz çevirenlerin üstünedir."19

AÇIKLAMA

18. Bir insanı doğru yola götürmenin iki yolu vardır: 1) Onu tartışma ve öğüt ile ikna etmek. 2) Onu sapıklığın sonuçları ile uyarmak.

18/a. Bu duayı, Hz. Musa Mısır'a ulaşıp, Harun da ona yardımcı olarak geldiği sırada, henüz Firavun'un huzuruna çıkmadan önce yaptıkları açığa çıkmaktadır.

19. Bu olay Kitab-ı Mukaddes ve Talmut'ta yer aldığı şekliyle incelendiğinde, Kur'an'ın kıssaları bu kitaplardan kopya etmediği, bilakis elçilerin gerçek durumunu açığa çıkarmak için kendi görüşünü sunduğu açıkça görülmektedir. Kitab-ı Mukaddes'e göre Allah Musa'ya (a.s) kendisini Firavun'a göndereceğini söylediğinde Hz. Musa şöyle dedi: "Ben kimim ki, Firavun'a gideyim ve İsrailoğulları'nı Mısır'dan çıkarayım?" (Çıkış 3: 11) Allah Musa'ya (a.s) ayetler (mucizeler) göstererek onu teşvik ve ikna etti, fakat o yine de isteksizdi. Şöyle dedi: "Aman ya rab, yalvarırım sana, göndereceğin adamın eliyle gönder." (Çıkış 4: 13) Talmut bundan da derin ayrıntılara girer ve Hz. Musa ile Allah arasında -Hz. Musa'nın bir Peygamber olmayı kabul etmemesi ile ilgili- yedi günlük bir tartışmanın olduğunu söyler. Bunun üzerine Allah Hz. Musa'ya elçisi olmasını teklif edince, Hz. Musa, iyi konuşamadığını söyler. Allah bu konuda ısrar edince, "Lut"u kurtarmak için melek gönderdin. Sârâ, Hacer'i evden kovunca da 5 melek gönderdin, şimdi özçocuklarını (İsrailoğulları) kurtarmak için beni yalnız mı gönderiyorsun?" demiştir. Allah buna kızmış ve kardeşi Harun'u ona peygamberlikte ortak etmiştir. Bunun yanı sıra Musa'nın (a.s) soyundan gelenleri rahiplikten (mabette zühd ile meşgul olanlar) mahrum bırakmış ve bunu Harun'un neslinden gelenlere lutfetmiştir. Bu iki görüş de, Allah'ın insanların karşı karşıya bulunduğu zayıflıklara sahip olduğunu ve Hz. Musa'nın da aşağılık kompleksine kapıldığını farzetmektedirler.


49 (Ona gidip aynı şeyleri tekrarladıklarında, Firavun onlara) Dedi ki:20 "Sizin Rabbiniz kim ey Musa?"21

50 Dedi ki: "Bizim Rabbimiz,22her şeye yaptılışını veren,sonra doğru yolunu gösterendir"23

51 (Firavun) Dedi ki: "İlk çağlardaki kuşakların durumu nedir öyleyse?"24

AÇIKLAMA

20. Burada ayrıntılar atlanmıştır. Bu ayrıntılar şu surelerde yer almıştır: A'raf: 103-108; Şuara: 10-13; Kasas: 28-40; Naziat: 15-25.

Firavun ile ilgili gerekli bilgiler için bkz. A'raf an: 85

21. Firavun Musa'ya hitap etmiştir, çünkü peygamberlik yönünden Hz. Musa, Hz. Harun'dan önce idi. Firavun Hz. Musa'nın peltek konuşmasından yararlanmak için ona hitap etmiş ve daha akıcı konuşan Hz. Harun'u görmezlikten gelmiş olabilir. Firavun, bu sorusuyla şöyle demek istiyordu: "Sen Rabbinden bana bir mesaj getirdiğini söylüyorsun. Bu Rab da kim? Şunu bil ki Ben Mısır'ın ve Mısırlıların Rabbiyim." Onun bu iddiası ile ilgili olarak bkz. Naziat: 24, Zuhruf: 51, Kasas: 38 ve Şuara: 29

Firavun'un bu sözü ile kendisinin halkının tek ilahı olduğunu veya Mısır'da başka hiçbir şeye tapılmadığını kastetmemiş olduğuna dikkat edilmelidir. Aslında o kendi hükümranlığını da kendisinin güneş tanrısının insan şeklindeki sureti olduğu iddiasına dayandırıyordu. Mısır tarihinden o dönemde daha birçok tanrı ve tanrıçaya tapıldığını öğreniyoruz. Gerçekte onun iddia ettiği şey, kendisinin sadece Mısır'ın değil, teoride bütün insanlığın siyasi anlamda rabbi (hakimi) olduğu idi. O halde Musa (a.s) ona kendisine itaat etmesi için bir elçi gönderen başka bir üstün varlığın var olduğunu söylememeliydi. Bu bağlamda bazı kimseler Firavun'un bu mübalağalı iddiasından, Firavun'un Allah'ı inkar edip, kendisini O'nun yerine koymaya çalıştığı anlamını çıkarmışlardır. Fakat Kur'an'da Firavun'un Allah'ı göklerin hakimi olarak kabul ettiği sabittir. Mümin: 28-34 ve Zuhruf: 53. ayetler dikkatlice okunduğunda, onun Allah'ı ve melekleri inkar etmediği açıkça anlaşılır. Firavun'un reddettiği husus, Allah'ın elçiler göndererek emirler vermesi ve yeryüzündeki siyasi hükümranlığına müdahale etmesiydi. İzah için bkz. Kasas an: 53.

22. Yani, "Biz her anlamda sadece O'nu Rabbimiz olarak kabul ediyoruz. O bizim Mabudumuz, yaratıcımız, hakimimiz ve dayanağımızdır. O her şeyden yücedir ve O'ndan başka hiçbir rab yoktur."

23. Bu kısa cümleye çok dikkat edilmelidir. Bu, herşeyi yaratanın ve ona değişik yapı, şekil, yetenek, özellik vs. verenin Allah olduğunu ifade etmektedir. 1) Mesela, insana gördükleri işlere en uygun yapıda yaratılmış olan eller ve ayaklar verilmiştir. 2) İnsana, hayvana, bitkilere, madenlere vb. havaya, suya ve ışığa kısacası her şeye, evrende gördüğü işlev için gerekli olan şekil verilmiştir. 3) Sonra O, herşeye işlevini doğru dürüst yapması için doğru yolunu göstermiştir. Herşeye, kendi yaratılış amacını yerine getirebilmesi için gerekli olan bilgileri öğreten O'dur. Kulağa duymayı, göze görmeyi; balığa yüzmeyi; kırlangıca uçmayı; toprağa bitki çıkarmayı ve ağaca çiçek açıp meyve vermeyi öğreten O'dur. Kısacası O, sadece herşeyin yaratıcısı değil, aynı zamanda herşeyin rehberi ve öğreticisidir de.

Musa (a.s) Firavun ve çevresindekilere mesajı iletebilmek için kısa, fakat anlamı yoğun cümleyi söylemiştir. O sadece, rabbin kim olduğunu soran Firavun'a yeterli bir cevap vermekle kalmamış aynı zamanda onun neden rab olduğunu ve nasıl O'ndan başka rab olamıyacağını da açıklamıştır. Burada ele alınan fikir şudur: Firavun ve onun tebasından herbiri bedenen Allah'a bağlı olduğu ve Allah'ın yol göstermesi ile çalışan bedeninin çeşitli organlarının işlememesi halinde bir an bile yaşayamayacağı için, işte bu nedenle Firavun'un tebasının rabbi olduğunu iddia etmesi saçmadır. Ve halkın da onu rab olarak kabul etmeleri bir aptallıktır.

Bunun yanısıra Musa (a.s), Firavun'un reddettiği peygamberliğin gerekli olduğu konusuna da kısaca işaret etmiştir. Allah, evrendeki herşeye doğru yolu gösterdiğine göre insanların doğru yol gösterilme ihtiyacını da karşılamalıdır. Hayvanların ve kuşların hidayeti (yol gösterilmesi) içgüdü ile olur. Oysa akıl sahibi insanlara akla yakın ikna sistemleri ile insanları doğru yola yönelten peygamberler gönderilir.

24. Firavun'un sorduğu soru çok kurnazca bir soruydu. Bu soruyla şöyle demek istiyordu: "Eğer herşeye ayrı ayrı yaratılışını verenden başka rab yoksa, yüzyılardan beri başka ilâhlara tapan bizim atalarımızın hali ne olacak? Tüm bu insanlar hatalı mıydı? Hepsi azabı mı haketti? Onların aklı yok muydu?" Böylece Firavun belki atalarına saygısızlık gösteren Hz. Musa'ya karşı sinirini yatıştırmak istiyordu. Aynı zamanda Firavun saray adamlarını ve diğer Mısırlıları Hz. Musa'nın davetine karşı kışkırtmak istiyordu. Bu oyun, hakka davet eden herkese karşı oynanmış ve aklı ermeyen kişileri kışkırtmakta her zaman etkili olmuştur. Bu kurnazca oyuna burada değinilmiştir, çünkü aynı oyun Mekkeliler tarafından Peygamberimiz'e (s.a) karşı da oynanıyordu.


52 Dedi ki: "Bunun bilgisi Rabbimin katında bir kitaptadır. Benim Rabbim şaşırmaz ve unutmaz."25

53 "Ki26 (Rabbim), yeryüzünü sizin için bir beşik kıldı, onda sizin için yollar döşendi ve gökten su indirdi; böylelikle bununla her tür bitkiden çiftler çıkardık."

54 "Yiyin ve hayvanlarınızı otlatın. Şüphe yok, bunda sağduyu sahipleri için elbette ayetler vardır.27

55 Sizi ondan yarattık, sizi ona geri vereceğiz ve sizi bir kere daha ondan çıkaracağız.28

56 Andolsun, biz ona ayetlerimizin tümünü29 gösterdik; fakat o, yalanladı ve ayak diretti.

57 Dedi ki: "Ey Musa, sen bizi sihrinle yurdumuzdan sürüp-çıkarmaya mı gelmiş bulunuyorsun?"30

58 "Madem böyle, biz de sana buna benzer bir sihirle geleceğiz; şimdi sen, bir 'buluşma zamanı ve yeri' tesbit et, bizim de, senin de ona karşı olamayacağımız açık-geniş bir yer olsun" dedi.

59 (Musa) Dedi ki: "Buluşma-zamanımız, (ülkenin ulusal) bayram günü ve insanların toplanacağı kuşluk vakti (olsun)."31

AÇIKLAMA

25. Bu cevap hikmet doludur. Eğer Musa (a.s): "Evet onların hepsi akılsızdı ve sapıktı; bu yüzden de cehennemin yakıtı olacaklar," demiş olsaydı, bu sert fakat doğru cevap Firavun'un beslediği (güttüğü) amaca uygun düşecektir. Fakat Hz. Musa'nın verdiği cevap hem doğru idi, hem de Firavun'un oyununu alt etmeye yetti. Onun cevabı şöyle idi: "Evet şimdi o insanlar Rablerinin huzuruna gittiler ve benim elimde onların amel ve niyetlerini değerlendirecek hiçbir araç yok. Halbuki onlarla ilgili tüm hesaplar Allah katında mahfuzdur ve Allah hiçbir şeyi unutup-şaşırmaz. Onlara ne yapacağını Allah bilir. Beni ve seni ilgilendiren, bu hayatta bizim konumumuzun ne olduğudur. Biz şimdi Allah'ın huzuruna çıkmış olanlardan ziyade kendi sonumuzun ne olacağı ile ilgilenmeliyiz."

26. (53-55) Ayetler, Hz. Musa'nın verdiği cevaba Allah tarafından yapılan bir eklemedir. Kur'an'da buna benzer başka örnekler de vardır. Allah, Kur'an'ın birçok yerinde bir kimsenin uyarı, öğüt niteliğinde yaptığı konuşmaya kendisi de birşeyler eklemiştir. Burada Allah'ın Hz. Musa'nın sözlerine eklediği bölüm sadece bir önceki ayette değil, aynı zamanda Hz. Musa'nın 50-52. ayetlerde verdiği tüm cevapla ilgilidir.

27. "Akıllarını hakkı bulmak için kullananlar bu ayetlerin yardımıyla gerçeğe giden bir yol bulurlar. Bu ayetler, evreni yöneten tek bir rab olduğunu ve başka bir rabbe yer olmadığını gösterirler."

28. Yani, "Her insan şu üç aşamadan geçmek zorundadır. 1) Doğumdan ölüme kadar olan dönem. 2) Ölümden tekrar dirilişe (kıyamet) kadar olan dönem, 3) Kıyamet gününden ebediyete uzanan dönem. Bu ayete göre bu üç aşamada bu dünyada vuku bulacaktır. Yani insan bu dünyada doğar ve ölür, bu dünyada defnedilir ve yine oradan çıkarılır.

29. "Ayetler" tabiat görüntüleri ve hayatı ile ilgili hususlardan ve Hz. Musa'ya verilen mucizelerden oluşuyordu. Bu ikna yöntemleri Hz. Musa'nın Firavun önünde yaptığı konuşmalarda yer alır. Gösterdiği mucizelere ise Kur'an'ın bir çok yerinde değinilmektedir.

30. Burada sihir ile, A'raf ve Şuara Surelerinde değinilen ayrıntılara göre, Musa'nın (a.s) Firavun'un huzuruna ilk çıktığında ona gösterdiği asa ve parlak-beyaz el mucizeleri kastedilmektedir. Bu mucizeleri gören Firavun o denli şaşırmıştı ki şöyle bağırdı: "Sen bizi sihrinle yurdumuzdan sürüp çıkarmaya mı geldin?" Oysa o tarihte hiçbir büyücünün sihir gücüyle bir memleketi fethetmediğini biliyordu. Bunun yanı sıra onun kendi memleketinde hediyeler ve mükafatlar almak için becerilerini göstermeyi adet edinmiş yüzlerce büyücü vardı. Bu nedenle Firavun'un bir taraftan "sen bir büyücüsün", diğer taraftan da "benim krallığımı ele geçirmek istiyorsun" demesi, onun kafasının ne denli karışık olduğunu göstermektedir. Aslında Firavun, Musa'nın (a.s) mantıklı konuşmasının ve mucizelerinin sadece saraydaki adamları değil, fakat bütün halkı etkileyeceğini anlamıştı. Ve bu yüzden batıl düzenler ve hilelerle onların ön yargılarını uyandırmaya çalışıyordu. Firavun bunun bir mucize olduğunu kabul etmedi ve ona sihir dedi. Böylece krallığından herhangi bir büyücünün bir asayı yılan yapabileceği imajını yaratmaya çalışıyordu. İnsanları şöyle diyerek de kışkırtıyordu: "Bakın! Atalarınızın yanlış yolda olduğunu ve azabı hak ettiklerini söylüyor, ona dikkat edin! O bir peygamber değildir. Sadece güç ve kudret sahibi olmak istiyor. Yusuf'un zamanında olduğu gibi İsrailoğulları'nın tekrar güçlenmesini ve yönetimi Kıptilerden alıp ele geçirmelerini istiyor." Aslında Firavun bu tür oyunlarla hakka daveti bastırmaya çalışıyordu. (Ayrıntılar için bkz. A'raf an: 87-89; Yunus an: 75). İktidar sahipleri her zaman hak davetçilerini iktidar hırsıyla suçlarlar. Örnek için bkz. A'raf: 110-123, Yunus 78, Müminun: 24

31. Firavun'un amacı şuydu: "Sihirbazlar baston ve sopalarını yılana çevirmeyi birkez başardılar mı, Musa'nın (a.s) gösterdiği mucizenin tüm etkisi insanların zihninden silinecekti. Bu, sıradan bir gün ve yer belirlenmemesi gerektiğini öneren Hz. Musa'nın avantajınaydı. Bayram günü (ziynet günü) yakındı. O gün imparatorluğun her yanından akın akın insanlar gelecekti. Bu nedenle bu buluşma herkesin şahitlik edebilmesi için meydanlık bir yerde olmalı ve herkesin açıkça görebilmesi için gündüz zamanı seçilmeliydi."


60 Böylelikle Firavun, arkasını dönüp gitti, hileli düzenini (yürütecek büyücüleri) bir araya getirdi, sonra geldi.32

61 Musa onlara dedi ki:33 "Size yazıklar olsun, Allah'a karşı yalan düzüp-uydurmayın,34 sonra bir azab ile kökünüzü kurutur. Yalan düzüp-uyduran gerçekten yok olup gitmiştir."

62 Bunun üzerine, kendi aralarında durumlarını tartışmaya başladılar ve gizli konuşmalara geçtiler.35

63 Dediler ki:36 "Bunlar her halde iki sihirbazdır, sizi sihirleriyle yurdunuzdan sürüp-çıkarmak ve örnek olarak tutturduğunuz yolunuzu (dininizi) yok etmek istemektedirler."37

AÇIKLAMA

32. Firavun ve adamları, bu buluşma gününü kendi gelecekleri açısından kesin bir dönüm noktası olarak kabul ediyorlardı; bu nedenle de bu güne çok önem veriyorlardı. Saraydan ülkenin her tarafına büyücüleri çağırıp getirsin diye adamlar gönderilmişti. İnsanları Hz. Musa'nın asasının saldığı korkudan kurtulmaları için büyük gruplar halinde sihirbazları seyretmeye gelmeye teşvik ediyorlardı. Açıkça dinlerinin geleceğinin, sihirbazların becerisine bağlı olduğu söyleniyordu. Dinlerinin yürürlükte kalması sihirbazların başarısına bağlıydı, aksi takdirde Hz. Musa'nın dini, idareyi ele geçirecekti. (Bkz. Şuara: 34-51).

Burada, saraydaki hanedanın ve Mısır'ın yüksek sınıfının dini ile halkın dininin birbirinden çok farklı olduğuna dikkat edilmelidir. Ayrı tanrıları, ayrı mabetleri ve ölümden sonraki hayat (ahiret) hakkında farklı inanç ve düşünceleri vardı.

İdeolojilerde olduğu gibi dinî merasimlerde de birbirlerinden ayrılıyorlardı. (Toynbee, A Study of History, Somervell'in özeti, cilt, I-VI, s. 31-32). Bunun yanı sıra birçok dini ayaklanmanın etkisinde kalan yeteri kadar güçlü topluluklar çok tanrıcılık yerine tek tanrıcılığı kabul etmeye yatkındılar. Bundan başka tek tanrıya ibadet eden büyük bir topluluk da vardı, çünkü İsrailoğulları ve aynı inancı paylaşan başka topluluklar tüm nüfusun en azından % 10'unu oluşturuyorlardı. Firavun, 150 yıl kadar önce o dönemin Firavun'u Amnophis IV veya Akhnaton'un (M.Ö. 1377-1360) bir dini reform yaptığını ve kral ve ailesinin ibadet ettiği tek evrensel bir ilâh olan Aton dışındaki tüm ilâhları ortadan kaldırdığını da hatırlatıyordu. Gerçi bu dinî reform daha sonraki bir kral tarafından tekrar geriye döndürülmüştü, ama etkileri hala devam ediyordu ve Firavun, Hz. Musa'nın yeni bir devrim yapmasından korkuyordu.

33. Musa'nın (a.s) hitap etitği "hasımlar" henüz onunla sihirbazlar arasındaki karşılaşmayı görmeyi bekleyen halk değil, onu, sihirbaz diye itham eden Firavun ve saray adamları idi.

34. "Yalanlar", Onların Allah'ın elçisini "sihirbaz", onun mucizelerini de "sihir" olarak adlandırılmalarıydı.

35. Bu, onların kendi durumlarının zayıf olduğunu ve Musa'nın (a.s) gösterdiği mucizenin bir sihir olmadığını bildiklerini göstermektedir. O halde onlar bu karşılaşmaya tereddüt ve korku içinde gelmişlerdir. Fakat Musa'nın (a.s) ani uyarısı onları derinden sarsınca, karşılaşmanın bayram günü açık bir alanda ve gün ışığında yapılmasının hikmetini tartışmaya başladılar. Çünkü onlar, halkın huzurunda yenilirlerse, herkesin sihir ile mucize arasındaki farkı anlayacağını ve kendilerinin savaşı tamamen kaybedeceklerini düşünüyorlardı.

36. Bu görüşte olanlar, Firavun'un adamlarından ne pahasına olursa olsun Hz. Musa'ya karşı koymaya hazırlanmış olan bir grup olmalı. Çok ateşli olanlar belirlenen karşılaşma için halkı hazırlamakla meşgul olmuş, tecrübeli ve daha serinkanlı olanlar ise dikkat ve kendini muhafazayı tavsiye etmiş olmalılar.

37. Büyük bir ihtimalle bu insanlar tartışmalarını iki şeye dayandırıyorlardı.

1) Eğer sihirbazlar da asalarını yılana çevirmeyi başarırlarsa, bu Hz. Musa'nın da sihirbaz olduğunun apaçık bir delili olacaktır.

2) Diğer taraftan, eğer Hz. Musa kazanırsa, yöneticiler ülkelerini kaybedecekler ve onların kültürünü, sanatlarını, medeniyetlerini ve yaratıcılıklarını vs. yansıtan ideal hayat tarzları da otomatik olarak sona erecekti. Bu nedenle onlar Musa'yı (a.s) yenmek için ellerinden geleni yapmalıdırlar.


64 "Bundan ötürü, tuzaklarınızı bir araya getirin, sonra gruplar halinde gelin;38 bugün üstünlük sağlayan, gerçekten kurtuluşu bulmuştur."

65 "Ey Musa" dediler.39 "Ya sen (asanı) at veya önce atanlar bizler olalım."

66 Dedi ki: "Hayır, sizler atın." Sonra hemen (ne görsün), sihirlerinden dolayı, onların ipleri ve asaları kendisine gerçekten koşuyormuş gibi göründü.40

AÇIKLAMA

38. Onlar aynı zamanda sihirbazlara bir birlik oluşturmalarını ve bu karşılaşma anında, tefrika içinde olduklarını belli etmemelerini tavsiye ettiler. Çünkü diyorlardı, halkın gözü önünde gösterilerin herhangi bir tereddüt veya yapılan gizli bir konuşma, onların kendilerini haklı ve doğru kabul etmediklerinin göstergesi olurdu.

39. Bu dik başlı insanların sözleri sonucunda Firavun'un grubu arasında birlik ve güven tekrar sağlanmıştı. Ve sihirbazlar karşılaşma için alana çağrılmışlardı.

40. A'raf: 116'da şöyle denmektedir: "Asalarını atıverince insanların gözlerini büyüleyiverdiler ve onları dehşete düşürdüler." Burada sihirden dehşete düşenin sadece halk olmadığı, Musa'nın da (a.s) ondan etkilendiği ifade edilmektedir. O sadece sopaları ve ipleri yılan şeklinde kıvranırken görmekle kalmamış, ayrıca onlardan korkup, dehşete düşmüştür.


67 Musa, bu yüzden kendi içinde bir tür korku duymaya başladı.41

68 "Korkma" dedik. "Şüphesiz sen, üstün gelecek olan sensin."

69 "Sağ elindekini atıver, onların yaptıklarını yutacaktır;42 çünkü onların yaptıkları yalnızca bir büyücü hilesidir. Büyücü ise nereye varsa kurtulamaz."

70 Bunun üzerine büyücüler, secdeye kapandılar:43 "Harun'un ve Musa'nın Rabbine iman ettik" dediler.44

AÇIKLAMA

41. Hz. Musa "Siz atın" der demez, hemen sihirbazlar asalarını ve iplerini atmışlar, bu ona sanki yüzlerce yılan üzerine geliyormuş hissi vermiş ve Hz. Musa onlardan elinde olmadan korkmuştur. Bunda şaşılacak bir şey yoktur. Çünkü bir peygamber de en nihayetinde insandır. Bunun yanısıra Musa (a.s) sihir gösterisinin halkta kendi mucizesi ile ilgili bir yanlış anlama yaratmasından korkmuş da olabilir.

Bu, sıradan insanlar gibi bir dereceye kadar peygamberlerin de sihirden etkilenebileceklerine delildir. Fakat sihirbazların onun peygamberliği üzerinde bir etki yapmaya, vahiyle onun arasına girmeye veya onu saptırmaya güçleri yetmez. Bu nedenle Hz. Muhammed'in (s.a) bir müddet için bir sihrin etkisinde kaldığını rivayet eden hadisleri yanlış kabul etmenin hiçbir nedeni yoktur.

42. Bu cümle iki şekilde tefsir edilebilir: 1) Mucize sonucu bir canavar şekline dönüşen asa, yılan gibi görünen tüm sopa ve bastonları gerçekten yutmuştur. 2) Canavara dönüşen asa sihirbazların yılanlarını gerçekten yutmamış, fakat onlar üzerindeki sihirin etkisini yok etmiş ve onlar tekrar eski hallerine dönüp ip ve sopa olmuşlardır. Biz ikinci yorumu kabul ediyoruz, çünkü A'raf: 117 ve Şuara: 45'de şöyle denmektedir: "Onların uydurduklarını derleyip-toplayıp yutuyor." Burada ise ifade şöyledir: "Elindekini at, onların yaptıklarını yutacaktır. Çünkü onların yaptıkları ancak bir büyücü hilesidir."

43. Hz. Musa'nın (a.s) asasının gücünü gördüklerinde, ister istemez sanki biri onları buna zorluyormuş gibi hemen secdeye kapandılar. Çünkü bunun bir sihir değil büyük bir mucize olduğunu anlamışlardı.

44. Sihirbazların bu şehadeti, onların karşılaşmanın amacından tamamen haberdar olduklarını göstermektedir. Bu, sihirbazlarla Hz. Musa'nın becerilerinin denendiği bir karşılaşma değildi. Bilakis, Hz. Musa'nın Allah'ın elçisi olduğu iddiasının doğru olup olmadığını belirleyecek bir karşılaşma idi. Eğer asa canavar şekline dönüşürse bu bir sihir değil, mucize demekti. Diğer taraftan Firavun, sihirbazların becerisi ile onun bir mucize değil sadece bir sihir olduğunu ispatlamak istiyordu. Bu aynı zamanda Firavun'un adamlarının ve halkın mucize ile sihir arasındaki farkı çok iyi kavradıklarını göstermektedir. İşte bu nedenle sihirbazlar Allah'ın kudreti sayesinde gösterilen mucizenin kendi sihirlerini ortadan kaldırdığını görünce Hz. Musa'nın daha becerikli ve sihirbaz olduğunu söylemediler, bilakis hemen secdeye kapandılar ve "Musa'nın ve Harun'un Rabbine iman ettik" dediler.

Firavun tarafından Hz. Musa'yı "teşhir etmek" için düzenlenen oyun, sonuçta kendi aleyhine dönmüştü. Bütün sihirbazlarını, halka bir asanın yılana döndürülmesinde olağanüstü birşey olmadığını, çünkü her sihirbazın bunu becerebileceğini göstermek amacıyla toplamıştı. Fakat sihirbazların yenilgiye uğraması ve şehadet getirmesi, Hz. Musa'nın gerçekten Allah'ın elçisi olduğunu ve asanın yılana döndürülmesinin sihir değil, bir mucize olduğunu ispatlıyordu.


71 (Firavun) Dedi ki: "Ben size izin vermeden önce O'na inandınız, öyle mi? Kuşkusuz o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür.45 O halde ben de sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim46 ve sizi hurma dallarında sallandırıcağım.47 Siz de elbette, hangimizin azabı daha şiddetliymiş ve daha sürekliymiş öğrenmiş olacaksınız."48

72 Dediler ki: "Bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana seni asla 'tercih edip-seçmeyiz'.49 Neyde hükmünü yürütebileceksen, durmaksızın hükmünü yürüt; sen, yalnızca bu dünya hayatında hükmünü yürütebilirsin."

73 "Gerçekten biz Rabbimize iman ettik; günahlarımızı ve sihir dolayısıyla bizi kendisine karşı zorlayarak-sürüklediğin (suçumuzu) bağışlasın. Allah, daha hayırlıdır ve daha süreklidir."

74 "Gerçek şu ki,50 kim Rabbine suçlu-günahkâr olarak gelirse, hiç şüphe yok, onun için cehennem vardır. Onun içinde ise, ne ölebilir, ne de dirilebilir."51

75 "Kim de O'na iman edip salih amellerde bulunmuş olarak O'na gelirse, işte onlar, onlar için de yüksek dereceler vardır."

76 "İçlerinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan Adn cennetleri de (onlarındır.) Ve işte bu arınmış olanın karşılığıdır."

AÇIKLAMA

45. A'raf: 123'te şöyle denilmektedir: "Bu, halkı buradan çıkarmak amacı ile şehirde planladığınız bir tuzaktır." Aynı ifade burada da ayrıntılı olarak sunulmaktadır: "Bu sadece onunla sizin aranızda bir tuzak olmakla kalmıyor, aynı zamanda onun sizin lideriniz olduğu anlaşılıyor. Musa'nın bir peygamber olduğunu ispatlamak için onun asasıyla sizin sihirlerinizi bozması ve daha sonra ülkede siyasal bir devrim gerçekleştirebilmesi için, önceden, karşılaşmada ona yenilmek üzere anlaştınız."

46. Yani, "Sağ el ve sol ayak veya tam bunun tersi"

47. Bu eski zamanlarda uygulanan çok canice bir işkence metodudur. Bu amaçla yere ya uzun bir sütun dikerler ya da ağaç gövdelerini kullanırlardı. Daha sonra tam tepesine ona çapraz bir tahta parçası çakılırdı. Daha sonra suçlunun elleri yukarıdan bu tahtaya bağlanır ve yavaş yavaş acı çeker, ölmesi için öylece bırakılırdı.

48. Bu, Firavun'un kaybettiği oyunu kazanmak için ortaya koyduğu son tuzaktı. Onları, kendi krallığına karşı Hz. Musa ile birlikte bir oyun oynadıklarını kabule zorlamak için çok acı işkencelerle tehdit etti. Fakat sihirbazların kararlılık ve sebatı, tuzağı, Firavun'un kendi aleyhine çevirdi. Onların en ağır işkencelere bile katlanmaya hazır olmaları, herkese onların Hz. Musa'nın peygamberliğine samimiyetle inandıklarını ve aralarındaki gizli iş birliği iddiasının onları saptırmak için öne sürülen bir hile olduğunu göstermişti.

49. Bu şu şekilde de yorumlanabilir: "Bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana seni asla tercih etmeyiz."

50. Bu, sihirbazların sözlerine Allah tarafından yapılmış bir ektir.

51. Bu, Kur'an'da adı geçen cezaların en ağırıdır; günahkar insan, ölümü cehennem azabına tercih edecek, fakat ölüm ona gelmeyecektir. Hiç kurtulma ümidi olmaksızın sürekli azab içinde kalacaktır.


77 Andolsun, biz Musa'ya52 vahyetmiştik: "Kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, onlara denizde kuru bir yol aç,53 (size) yetişilmekten korkmadan ve endişeye kapılmadan."

78 Firavun ise, ordularıyla peşlerine düştü; sulardan onları kaplayıveren kaplayıverdi.54

79 Firavun, kendi kavmini şaşırtıp-saptırdı ve onları doğruya yöneltmedi.55

80 Ey İsrailoğulları,56 andolsun, sizi düşmanlarınızdan kurtardık, Tur'un sağ yanında sizinle vaedleştik57-58 ve üzerine kudret helvasıyla bıldırcın indirdik.59

81 Size, rızık olarak verdiklerimizden temiz olanlarından yiyin, bu konuda azgınlık yapmayın, yoksa gazabım üzerinize kaçınılmaz olarak iner: benim gazabım, kimin üzerine inerse, muhakkak o, tepetaklak düşmüştür.

82 Gerçekten ben, tevbe eden, inanan, salih amellerde bulunup da sonra doğru yola erişen kimseyi şüphesiz bağışlayıcıyım.60

AÇIKLAMA

52. Burada Hz. Musa'nın Mısır'da kaldığı uzun süre içinde meydana gelen olayların ayrıntıları atlanmıştır. Bunlar için bkz. A'raf: 130-147; Yunus: 83-92; Mümin: 23-50 ve Zuhruf: 46-56)

53. Bu olay, Allah'ın en sonunda İsrailoğulları'nın ve diğer müslümanların Mısır'dan çıkması için bir gece tayin ettiği zaman meydana gelmiştir. Onlara belirli bir yerde toplanmaları ve bir kervan gibi yola çıkmaları söylenmişti. Onlar tam Sina Yarımadası'na giderken geçmek zorunda oldukları Kızıl Deniz sahillerine ulaştıklarında, Firavun büyük bir ordu ile onların peşinden geldi. Şuara: 61-63'ten, onlar tam denizle düşman arasında iken, Allah'ın Musa'ya asasıyla denize vurmasını emrettiğini öğreniyoruz. Ve bu ayete göre deniz ikiye ayrılmış, kervanın geçmesi için iki kenarında duvar gibi suların yükseldiği kuru bir yol olmuştur. O halde bunun bir fırtına veya med-cezir şeklinde bir mucize sonucu meydana gelmediği apaçıktır. Çünkü su bu şekilde yükseldiğinde arasında kuru bir yol bırakan iki yüksek duvar şeklinde olamaz. (Ayrıntılar için bkz. Şuara an: 47).

54. Şuara Suresi: 64-66. ayetlere göre Firavun ve ordusu bu yoldan onları takip etmişler ve hepsi boğulmuşlardır. Bakara: 50'de de İsrailoğulları'nın karşı kıyıya geçtiklerini ve Firavun ordusunun boğulduklarını gördükleri ifade edilmiştir. Yunus: 90-92. ayetlerden Firavun'un boğulurken Allah'a iman ettiğini, fakat Allah'ın onun imanını kabul etmediğini ve ona, cesedinin gelecek nesiller için ibret olmak üzere muhafaza edileceğinin söylendiğini öğreniyoruz.

55. Bu, Mekkeliler için gizli bir uyarıdır: "Sizin liderleriniz ve başkanlarınız, sizi, Firavun'un kavmini götürdüğü yere götürüyorlar. Şimdi siz, Firavun'un, kavmini doğru bir yola yöneltmediğini görüyorsunuz.

Sonuç olarak Kitab-ı Mukaddes'te anlatıldığı şekliyle bu olayı gözden geçirmekte fayda vardır. Çünkü bu, Kur'an'ın bu kıssaları İsrailoğulları'nın kaynaklarından kopye ettiği iddiasının tamamen yanlış ve saçma olduğunu açığa çıkaracaktır. Çıkış'tan aşağıdaki notları öğrenmekteyiz:

1) 4: 2-5'e göre Hz. Musa'ya asa mucizesi verilmiş ve 4: 18'de Ona şöyle denmiştir: "Ve alametleri onunla yapacağın bu değneği eline alacaksın." Fakat 7: 9'a göre bu değnek Harun'a verilmiş ve bununla mucizeler göstermiştir.

2) Musa (a.s) ile Firavun arasında geçen birinci konuşma 5. babda verilmiş, fakat Hz. Musa'nın tevhid ilkesi ile söylediklerine hiç değinilmemiştir. Firavun'un: "Rab kimdir ki İsraili salıvermek için onun sözünü dinleyeyim? Ben Rabbi tanımam." sorusuna karşılık Hz. Musa ve Hz. Harun sadece: "İbranilerin Allah'ı bize rastgeldi", demekle yetinmişlerdir. (5: 2-3)

3) Sihirbazlarla karşılaşma şu birkaç cümle ile geçiştirilmiştir: "Ve Rab, Musa'ya ve Harun'a dedi: Firavun, kendiniz için bir mucize gösterin diye size söyleyeceği zaman, Harun'a diyeceksin değneğini al ve yılan olsun diye Firavun'un önüne at. Musa ile Harun Firavun'un yanına girdiler ve Rabbin öğrettiği gibi öyle yaptılar. Harun değneğini Firavun'un ve kullarının önüne yere attı ve yılan oldu. Firavun da hikmetli adamları ve efsuncuları çağırdı. Mısır'ın sihirbazları da büyüleri ile öyle yaptılar. Her biri değneğini attı ve yılan oldu. Fakat Harun'un değneği onlarınkini yuttu.' (7: 8-12)

Bununla Kur'an'daki versiyonu karşılaştırırsak, Kitab-ı Mukaddes'te karşılaşmanın asıl amacının eksik olduğu görülür. Çünkü bu karşılaşmanın bayram gününde herkese açık bir meydanda ve kararlaştırılmış bir zamanda yapıldığına değinmez. Sihirbazların Hz. Musa ve Hz. Harun'un Rabbine iman ettikleri ve ağır işkence tehditlerine rağmen imanlarında sebat ettikleri ile ilgili de hiçbir şey yoktur.

4) Kur'an'a göre Hz. Musa İsriloğulları için tam özgürlük istemişti, fakat Kitab-ı Mukaddese göre onun isteği şuydu: "Rica ederiz, çölde üç günlük yol gidelim ve Allah'ımız Rab'be kurban keselim." (5:3)

5) 11. ve 14. bablarda Mısır'dan çıkış ve Firavun'un denizde boğulması ile ilgili olayın ayrıntıları yer almaktadır. Bunlar Kur'an'da kısaca ele alınan olaylarla ilgili bazı yararlı bilgi ve ayrıntıları içermektedir, fakat aynı zamanda bazı garip karşıtlıklar da yer almaktadır. Mesela, 14: 15-16'da asa (değnek) tekrar Musa'nın eline gelir ve ona şöyle emredilir: "... değneğini kaldır, elini denizin üzerine uzat ve onu yar; ve İsrailoğulları denizin ortasına kuru yerden gireceklerdir." Fakat 21-22. cümlelerde de şöyle denmektedir: "Musa deniz üzerine elini uzattı ve Rab bütün gece kuvvetli şark yeli ile denizi geri çevirdi ve denizi kara etti ve sular yarıldı. Ve İsrailoğulları kuru yerden denizin ortasına girdiler. Sular sağlarından ve sollarından onlara duvar oldu."

Burada denizin bir mucize sonucu mu yoksa güçlü bir "doğu rüzgarı" tarafından mı ikiye ayrıldığı açığa çıkmamaktadır. Ki zaten hiçbir rüzgarın ortadan kuru bir alan bırakacak şekilde denizi ikiye böldüğüne rastlanmamıştır.

Bu olayların Talmut'ta ele alındığı şekliyle incelenmesinde de fayda vardır. Talmut'ta anlatılan olaylar Kitab-ı Mukaddes'tekinden farklıdır ve Kur'an'da anlatılanlara daha yakındır. İkisi arasında yapılan karşılaştırmalı bir inceleme, birinin, direkt olarak Allah'tan gelen vahye, diğerinin ise asırlardan beri nesilden nesile aktarılan ve tahrif olunan kaynaklara dayandığını meydana çıkarır. (bkz. H. Plano: The Talmut Selections sh. 150-154.)

56. Yolculuğun Kızıl Deniz'den Tur'un eteklerine kadar olan bölümü ile ilgili olan kıssa burada atlanmıştır. Bu bölüm A'raf: 138-147'de ele alınmıştır. Orada İsrailoğulları'nın Hz. Musa'ya: "Ey Musa! Onların kendilerine ait ilâhları gibi sen de bize bir ilâh yap", dediklerine de değinilmiştir. (A'raf: 138 ve an: 98)

57. Yani Tur'un doğu tarafında.

58. Bakara: 51 ve A'raf: 142'ye göre Hz. Musa ve İsrailoğulları'nın liderlerinden kendilerine verilen ilâhî emirlere uymaları için kesin söz alınmış ve Tur Dağı onların üzerine yükseltilmişti. (Bakara, an: 71)

59. Ayrıntılar için bkz. Bakara, an: 73 ve A'raf, an: 119 Kitab-ı Mukaddes'e göre İsrailoğulları Elim ve Sina arasındaki çölden geçerken Menn ve Selva onlara lutfedilmiş ve bu tam 40 sene devam etmiştir. Çıkış'a göre şöyle gönderilmiştir:

Ve vaki oldu ki, akşamleyin bıldırcınlar çıkıp ordugahı kapladılar ve sabahleyin ordugahın etrafında çiğ düşmüştü. Ve düşmüş olan çiğ kalkınca, işte çölün yüzünde, toprağın üzerinde kırağı gibi küçük bir şey vardı. İsrailoğulları görüp birbirine dediler: Bu menn'dir, çünkü o nedir bilemediler. Musa onlara dedi: Bu, RAB'bin yemek için size verdiği ekmektir..... ve İsrailoğulları onun adını menn koydular. O kişniş tohumu gibi beyaz ve lezzetli, ballı yufka gibi idi." (16: 13-15, 31)

Sayılar'da ise aşağıdaki ayrıntılar yer almaktadır: "... dolaşır ve onu devşirirlerdi, değirmende öğütürler yahut havanda döverlerdi ve tencerede haşlarlardı, ondan pideler yaparlardı, tadı taze yağ tadı gibi idi. Geceleyin ordugah üzerine çiğ düştüğünde menn de düşerdi." (11: 8-9) Allah'ın İsrailoğulları'na "menn" ve "selva" göndermesi bir mucizedir. Çünkü onların normal bir şekilde yiyecek bulmaları mümkün değildi. Nitekim günümüzde bölgede yapılan araştırmalarda bu tür bir yiyeceğin varlığına ait bilgiler bulunmamıştır. Ancak o bölgede bazı sahtekar tüccarlar, bugün turistlere "menn" adıyla helva satarak, bu hususu istismar etmektedirler.

60. Bu ayete göre bağışlanma için 4 şart vardır:

1)Tevbe: İsyan, itaatsizlik, şirk ve küfürden sakınmak,

2) İman: Allah'a, Rasûlüne, Kitab'a ve Ahiret Gününe samimiyetle inanmak.

3) Salih amel: Allah'ın ve Rasûlü'nün emirlerine uygun işler yapmak,

4) Hidayet: Sebatla doğru yolu takip etmek ve yanlış yola sapmaktan sakınmak.

Yazının Devamı İçin Aşağıdan 2. Sayfayı Tıklayın.

Benzer Konular

canlı kuran oku kuran dinle kuran izle
mekke kabe canlı yayın izle
büyük islam ilmihali
hadisi şerif
yemek tarifleri
en güzel oyunlar, oyun oyna