Kehf Suresi Tefsiri Mevdudi
Ana Sayfa »Tefsir Külliyatı » Mevdudi Tefsiri » Kehf Suresi Tefsiri Mevdudi

Kehf Suresi Tefsiri Mevdudi

   

Kehf Suresi Tefsiri Mevdudi

KEHF SURESİ

Adı: Bu sure adını, içinde "el-Kehf" ismi geçen 9. ayetten alır.


Nüzul Zamanı: Bu sure, Mekke döneminin üçüncü aşamasında indirilen ilk surelerden biridir. Hz. Peygamber'in (s.a) Mekke'de yaşadığı dönemi, En'am Suresi'nin giriş bölümünde dört aşamaya ayırmıştık. Bu ayrıma göre üçüncü aşama peygamberliğin beşinci yılından onuncu yılına kadar sürmüştür. Bu aşamayı ikinci ve dördüncü merhalelerden ayıran nokta şudur: İkinci aşama boyunca Kureyşliler, İslâmı hareketi bastırmak için Peygamber (s.a) ve müminlerle alay ettiler, onları tehdit ettiler, onlara karşı itirazlarda bulundular. İftiralar attılar. Fakat üçüncü aşamada aynı amaçla işkence araçları, ekonomik baskı ve kaba kuvvet kullanmaya başladılar. Öyle ki müslümanların büyük bir kısmı Habeşistan'a hicret etmek zorunda kaldı, geride kalanlar ise, Peygamber (s.a) ve ailesi ile birlikte Şi'bi Ebi Talib'de (Ebu Talib Mahallesinde) muhasara altına alındı. Bunun ötesinde onlara tam anlamıyla sosyal ve ekonomik bir boykot uygulandı. Tek teselli verici nokta Ebu Talib ve Hz. Hatice (r.a) gibi önemli şahıslar nedeniyle Kureyş'in büyük ailelerinin onlara yardım etmesiydi. Fakat Peygamberliğin gelişinin onuncu yılında bu iki önemli şahıs öldüğünde, Peygamber (s.a) ve tüm sahabenin Mekke'den hicret etmesine neden olan çok ağır işkenceler dönemi olan dördüncü merhale başladı.


Bu surede ele alınan konulardan, surenin üçüncü merhalesinin başlangıcında yani işkencelere rağmen henüz Habeşistan'a hicretin gerçekleşmediği dönemde indirildiği anlaşılmaktadır. İşte bu nedenle, işkence gören müminleri teselli etmek onları cesaretlendirmek ve onlara mümin insanların geçmişte imanlarını nasıl koruduklarını göstermek amacıyla bu surede Ashab-ı Kehf (Mağarada uyuyanların) hikayesi anlatılmıştır.


Anafikir ve Konular: Bu sure Ehli Kitapla birlik olup Hz. Peygamber'i (s.a) imtihan etmek için üç soru soran Mekke'li müşriklerin sorularına bir cevap olarak gönderilmiştir. Bu sorular şunlardı: 1) "Mağarada uyuyanlar" kimlerdir? 2) Hızır'ın gerçek hikayesi nedir? 3) Zü'l Karneyn hakkında ne biliyorsun? Bu üç soru, Hıristiyanların ve Yahudilerin tarihiyle ilgili olduğu ve Hicaz'da bilinmediği için Hz. Peygamber'in (s.a) gayb bilgisine sahip olup olmadığını imtihan etmek üzere sorulmuştur. Allah, bu üç soruya sadece cevap vermekle kalmamış, aynı zamanda hikayeleri o dönemde Mekke'de İslâm'la küfür arasında süren çatışmada kafirlerin aleyhine bir tarzda ele almıştır.


1) Soru soranlara "Mağarada uyuyanların da Kur'an'ın tebliğ ettiği aynı Tevhid'e inandıkları ve onların durumunun da aynı işkence çeken Mekkeli müminlere benzediği söylenmektedir. Diğer taraftan "Mağarada uyuyanlar"a işkence yapanlar onlara, aynen Kureyş müşriklerinin müslümanlara davrandığı gibi davranıyorlardı. Bunun yanı sıra müslümanlara, bir mümine zalim bir topluluk tarafından işkence edildiğinde, bâtıla boyun eğmemesi ve gerekirse Allah'a güvenerek oradan hicret etmesi gerektiği öğretilmektedir. Aynı zamanda Mekkeli müşriklere "Mağarada uyuyanlar"ın kıssasının ahiret inancının açık bir delili olduğu söylenmektedir. Çünkü bu, Mağarada uyuyanlar da olduğu gibi, Allah'ın uzun süre ölüm uykusunda kaldıktan sonra bile dilerse bir kimseyi diriltme kudretine sahip olduğunu göstermektedir.


2) Mağarada uyuyanlar kıssası, yeni oluşmuş küçük İslâm toplumuna işkence eden Mekke'nin ileri gelenlerini de uyarmaktadır. Aynı zamanda Hz. Peygamber'e (s.a) işkence edenlerle hiç bir uzlaşmaya girmemesi ve onları kendisine uyan fakir ve zayıflardan daha önemli görmemesi söylenmektedir. Diğer taraftan Mekke'nin ileri gelenlerine şu anda yaşadıkları dünyanın geçici zevklerine aldanmamaları ve ebedi nimetleri kazanmaya çalışmaları tavsiye edilmektedir.


3) Hızır ile Hz. Musa'nın hikayesi kafirlerin sorularını cevaplamak ve müminleri de teskin etmek için bu şekilde ele alınmıştır. Bu kıssadan alınacak ders şudur: "Allah'ın mülkünde Allah'ın dileğine uygun olarak meydana gelen şeylerin hikmetine tamamen iman etmelisiniz. Gerçeklik sizden gizli olduğu için siz meydana gelen şeylerin hikmetini anlayamazsınız. Bazen de bu olaylarda size göre bir terslik varmış gibi görünür ve "bu neden oldu, nasıl oldu?" diye sorular sorarsınız. Gerçek şu ki, görünmeyenin (gayb) perdesi kaldırılsa, o zaman meydana gelenin, yaşananın en iyi olduğunu siz de anlayacaksınız. Bazen bir şeyin sizin için kötü olduğu izlenimine kapılsanız bile, sonunda onun sizin için bazı iyi sonuçlara yol açtığını görürsünüz."


4) Aynı şeyler Zü'l-Karneyn kıssası için de geçerlidir. Çünkü bu kıssa da soruları yöneltenleri uyarmaktadır. "Ey gururlu ve kendini beğenmiş Mekke uluları! Zu'l-Karneyn'den ders almalısınız. Zü'l-Karneyn, büyük bir kral, büyük bir fatih ve büyük kaynaklara ve yeteneklere sahip bir insan olmasına rağmen, yine de yaratıcısına teslim oldu. Oysa siz onunla karşılaştırıldığında küçük ve önemsiz birer lider olmanıza rağmen Allah'a isyan ediyorsunuz. Bunun yanısıra Zü'l-Karneyn korunma için en güçlü duvarlardan birini inşa etmiş olmasına rağmen yine de gerçek güvencesi Allah'tı. "duvar" değil. O duvarın ancak Allah dilediği sürece kendisini düşmanlarından koruyabileceğine ve Allah dilerse onda çatlakların, deliklerin oluşacağına inanıyordu. Oysa siz onunla karşılaştırıldığında önemsiz ve küçük bazı bina ve evlere sahip olduğunuz halde, tüm felaketlere karşı kendinizi emin ve korunmuş sanıyorsunuz."


Kur'an bu sûrede Peygamber'i (s.a) safdışı bırakmaya çalışanların oyunlarını yine kendine çevirmektedir. Fakat surenin sonunda başlangıçta belirtilen ilkeler yine tekrarlanmaktadır: "Tevhid ve Ahiret haktır, gerçektir ve sizin iyiliğiniz içindir. Bunları kabul etmeli, buna göre gidişatınızı düzeltmeli ve bu dünyada, ahirette Allah'a hesap vereceğinizin farkında olarak yaşamalısınız. Aksi takdirde hayatınızı mahvedersiniz, yaptığınız şeylerin değeri de bir hiç olur."


Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla


1 Hamd, Kitabı kulu üzerine indiren ve onda hiç bir çarpıklık kılmayan Allah'a aittir.1


2 Dosdoğru (bir Kitaptır) ki, kendi katından şiddetli bir azabla uyarıp-korkutmak ve salih amellerde bulunan mü'minlere müjde vermek için (onu indirdi); şüphesiz onlara güzel bir ecir vardır.


3 Onlar orda ebedi olarak kalıcıdırlar.


4 (Bu Kur'an) "Allah çocuk edindi" diyenleri uyarıp korkutmaktadır.2


5 Bu konuda ne kendilerinin, ne de atalarının hiç bir bilgisi yoktur. Ağızlarından çıkan söz ne (kadar da) büyük. Onlar yalandan başkasını söylemiyorlar.3


6 Şimdi onlar bu söze (Kur'an'a) inanmayacak olurlarsa sen, onların peşi sıra esef ederek kendini kahredeceksin (öyle mi)?4


7 Şüphesiz biz, yeryüzü üzerindeki şeyleri ona bir süs kıldık; onların hangisinin daha güzel davranışta bulunduğunu deneyelim diye.

AÇIKLAMA

1. Yani, "Onda ne bir kimsenin anlayamayacağı kadar karışık ve karmaşık şeyler vardır, ne de hakkı seven bir kimseyi kararsız bırakarak doğru yoldan saptıran bir nokta vardır.

2. Böyle diyen kimseleri, Hıristiyanları, Yahudileri ve Allah'a çocuk isnad eden Arap müşriklerini kapsar.

3. "Büyük Söz": "Şu Allah'ın oğludur veya şunu Allah, oğul edinmiştir." Bu söz büyük bir söz olarak nitelenmiştir, çünkü Allah'ın bir oğlu olduğu veya birisini oğul edindiği bir bilgiye dayanmamaktadır. Onlar sadece bir şahsa karşı duydukları bir sevgide aşırı gitmişler ve böyle bir bağ icad etmişlerdir. Onlar alemlerin rabbi olan Allah'a iftira ettiklerinin, O'na karşı büyük bir yalan uydurduklarının farkında da değildirler.

4. Burada, bu surenin nazil olduğu sırada Peygamber'in (s.a) üzüntüsünün gerçek sebebine değinilmektedir. Bu Peygamber'in (s.a), kendisinin ve arkadaşlarının gördüğü işkenceye değil, kavminin sapıklık ve ahlâkî bozukluğuna üzüldüğünü göstermektedir. Onu en çok üzen konu ne kadar yola getirmeye çalışırsa çalışsın,kavminin sapıklıkta inat etmesiydi. O çok üzülüyordu, çünkü kavminin sapıklığının en sonunda helâk olmalarına ve Allah'ın azabının üzerlerine hak olmasına neden olacağından korkuyordu. Bu nedenle gece gündüz onları kurtarmaya çalışıyordu, fakat onlar sanki Allah'ın azabının gelmesini istercesine inat ediyorlardı. Peygamber (s.a) bu durumu konuyla ilgili hadisinde şöyle açıklamaktadır: "Benim ve sizin benzeriniz, ateş yakan ve ateşine pervane ve çekirgeler düşmeye başlayınca onları ateşten kurtarmaya çalışan kimse gibidir. Ben sizi ateşe düşmekten korumak için eteklerinizden tutuyorum. Oysa siz benim elimden kurtulmaya çalışıyorsunuz." (Buhari-Müslim) mukayese için bkz. Şuara: 3

Gerçi "... Üzüntü duyarak adeta kendini tüketeceksin." denmektedir, ama bu sözde Peygamber'i (s.a) teselli eden bir ifade de vardır.: "Sen onları inanmaya zorlamakla görevli olmadığına göre neden kendini tüketiyorsun? Senin tek görevin müjdelemek ve korkutmaktır, insanları mümin yapmak değil. Bu nedenle müminleri müjdelemeye ve kafirleri kötü sonla uyarmaya devam etmelisin."


8 Biz gerçekten (yeryüzü) üzerinde olanları kupkuru-çorak bir toprak yapabiliriz.5

9 Sen, yoksa Kehf6 ve Rakim7 Ehlini bizim şaşılacak ayetlerimizden mi sandın?8

10 O gençler, mağaraya sığındıkları zaman, demişlerdi ki: "Rabbimiz, katından bize bir rahmet ver ve işimizden bize doğruyu kolaylaştır (bizi başarılı kıl).

11 Böylelikle mağarada yıllar yılı onların kulaklarına (ağır bir uyku) vurduk.

12 Sonra iki gruptan hangisinin kaldıkları süreyi daha iyi hesap ettiğini belirtmek için onları uyandırdık.

13 Biz sana onların haberlerini bir gerçek (olay) olarak aktarmaktayız.9 Gerçekten onlar. Rablerine iman etmiş gençlerdi ve biz de onların hidayetlerini arttırmıştık.10

14 Onların kalpleri üzerinde (sabrı ve kararlılığı) rabtetmiştik; (Krala karşı) Kıyam ettiklerinde demişlerdi ki: "Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbi'dir; ilah olarak biz O'ndan başkasına kesinlikle tapmayız, (eğer tersini) söyleyecek olursak, andolsun, gerçeğin dışına çıkarız."

15 "Şunlar, bizim kavmimizdir; O'ndan başkasını ilahlar edindiler, onlara apaçık bir delil getirmeleri gerekmez miydi? Öyleyse Allah'a karşı yalan düzüp-uydurandan daha zalim kimdir?

AÇIKLAMA

5. 6. ayet Peygamber'e (s.a) hitap ediyordu, fakat 7-8. ayetler dolaylı olarak kafirlere hitap etmektedir: "Bu dünyada gördüğünüz ve sizi aldatan her şeyin sadece sizi denemek için düzenlendiğini açıkça anlamalısınız. Fakat ne yazık ki siz tüm bunların sadece eğlence ve oyun için yaratıldığını sanıyorsunuz. İşte bu nedenle siz hayatın tek amacı olarak: "Ye, iç ve eğlen" ilkesini kabul ediyorsunuz. Bunun sonucu olarak sizin gerçekten iyiliğinizi isteyen kimseye aldırmıyorsunuz. Tüm bunların sadece sizin zevk ve eğlenceniz için değil, sizi denemek için yaratıldığını anlamalısınız. Siz bu nimetlerin arasına, hanginizin hayatın gerçek amacını anlayacağını ve gönderiliş amacınız olan Allah'a ibadette hanginizin sabredeceğini denemek amacıyla gönderildiniz. Tüm bu eğlence araçları o gün sona erecek imtihan süreniz bitecek ve yeryüzü bomboş bir hale gelecektir."

6. "Kehf" sözlükte büyük ve geniş mağara anlamına gelir.

7. " " kelimesinin anlamı konusunda değişik görüşler vardır. Bazı sahabeler ve tabiin, Rakim'in bu olayın meydana geldiği yerin ismi olduğu ve bu yerin Ayle (Akabe) ve Filistin arasında olduğu görüşündedirler. Bazı müfessirler de Rakim'in mağarada uyuyanlar anısına yapılan yazıt (kitabe) olduğu görüşündedirler. Mevlana Ebu'l-Kelam Âzâd, Tercüman'ül Kur'an adlı tefsirinde birinci görüşü kabul eder ve Rakim'in Kitab-ı Mukaddes'te Rekem denilen (Yeşu, 18: 27) yer olduğunu söyler. Daha sonra bunun tarihi Petra şehri olduğunu belirtir. Fakat Ebu'l Kelam, Kitab-ı Mukaddes'de anıldığı şekliyle Rakim'in Benjaminoğulları'na ait olduğunun ve Yeşu'ya göre bu kavmin Ürdün nehrinin batısı ile ölü deniz arasında yerleştiğini ve Petra'nın Ürdün'ün güneyinde olduğunu gözönünde bulundurmaktadır. İşte bu nedenle modern arkeologlar Petra ile Rakim'in aynı yer olmadığı görüşündedirler. (Bkz. Encylopaedia Britannica, 1946, cilt XVII, s. 658) Biz de Rakim ile "kitabe"nin kastedildiği görüşündeyiz.

8. Bu soru, kafirlerin "mağarada uyuyanlar" hakkındaki şüpheli tutumlarını ortaya koymak amacıyla sorulmuştur. "Siz gökleri ve yeri yaratan Allah'ın bir kaç kişiyi bir kaç yüzyıl boyunca uyku halinde bırakmaya ve onları uykudan uyandırır gibi diriltmeye gücü yetmez mi sanıyorsunuz? Eğer güneşin, ayın ve dünyanın yaratılışını düşünmüş olsaydınız, böyle bir şeyin Allah için zor olduğunu düşünmezdiniz bile."

9. Bu hikayeyle ilgili en eski kaynak Suriyeli bir Hıristiyan rahip olan Saruc'lu James'e aittir. James "Mağarada uyuyanların" ölümünden bir kaç yıl sonra M.S. 452 de doğmuştur. Bu olayı geniş ayrıntılarıyla açıklayan hitabe, James tarafından M.S. 474'de veya o sıralarda kaleme alınmıştır. Bu Suryani kaynağı ilk müslüman müfessirlerin eline geçmiş ve İbn Cerir et-Taberi tefsirinde birçok raviden bu kaynağı nakletmiştir. Diğer taraftan aynı kaynak Avrupa'ya ulaşmış ve Yunanca, Latince tercümeleri yayınlanmıştır. Gibbon'un The Declihe and the Fall of Roman Empire (Roma İmparatorluğunun Çöküşü) adlı kitabının 33. bölümünde "Yedi Uyuyanlar" başlığı altında söyledikleri, bizim müfessirlerimizin anlattığı hikayeye o denli benzemektedir ki ikisinin de aynı kaynaktan alındığında şüphe yoktur. Mesela, Yedi Hıristiyan genci, işkence yaparak mağaraya sığınmaya zorlayan kralın ismi, Gibbon'a göre, İmparator Decius'tur. Decius Roma İmparatorluğunu M.S. 249-251 yılları arasında yönetmiştir ve onun dönemi Hz. İsa'yı (a.s) takip edenlere yapılan işkencelerle meşhurdur. Müslüman müfessirlerin kitaplarında ise bu imparatorun adı "Decanus" "Decaus" olarak geçmektedir. Bizim müfessirlerimize göre bu olayın geçtiği yerin ismi "Aphesus" veya "Aphesos"tur. Diğer taraftan Gibbon'a göre bu yerin ismi Ephesos (Efes)'tir. Yani Anadolu'nun batı sahilindeki Roma'nın en büyük limanı ve şehridir. Bu şehrin harabelerini bugün de Türkiye'nin İzmir kentinin 20-25 mil ötesinde görmek mümkündür. (Bkz. Harita: 1). "Mağarada uyuyanların" uyandıkları dönemin imparatorunun adı müslüman müfessirlere göre "Tezusius"tur, Gibbon'a göre ise II. Theodosius'tur. Bu İmparator, Roma İmparatorluğu Hıristiyanlığı kabul ettikten sonra M.S. 408-450 yıllarında tahtta bulunuyordu.

İki hikaye arasında o denli benzerlik vardır ki, Mağarada uyuyanların uyandıktan sonra yiyecek almak için şehre gönderdikleri adamın adı müslüman müfessirlere göre "Jamblicha", Gibbon'a göre ise Jamblichus'tur. İki hikayenin ayrıntıları da hemen hemen aynıdır.

İmparator Decius zamanında Hz. İsa'ya uyanların acımasızca işkenceye uğradığı sırada, yedi Hıristiyan genç bir mağaraya sığındılar ve uykuya daldılar. Daha sonra İmparator I. Theodosius'un tahta geçişinin 38. yılında (yaklaşık olarak M.S. 445-446 yıllarında) yani bütün Roma İmparatorluğunun müslüman olduğu bir dönemde uyandılar. O halde mağarada yaklaşık 196 yıl kaldılar.

Bazı oryantalistler, yukarıda anlatılan hikaye ile Kur'an da anlatılan kıssanın aynı olmadığı görüşündedirler. Çünkü onlar Kur'an'da (25. ayet) anlatılan olayın 309 yıl olduğu, oysa bu hikayede olayın 196 yıl olduğu fikrini savunurlar. Bu itiraza 25. açıklama notunda cevap verdik.

Kur'an ile bu Suryani kaynağı arasında birkaç küçük fark vardır. İşte bu nedenle Gibbon, Hz. Muhammed'i (s.a) "cahillikle" suçlamaktadır. Fakat onun kendisine dayanarak bu iftirayı attığı Suryani kaynağı ona göre bile olay bittikten 30-40 yıl sonra bir Suriyeli tarafından ele alınmıştır. Gibbon, bu olayın bir ülkeden diğer bir ülkeye ağızdan ağıza yayılırken nasıl değiştiğini gözönünde bulundurmamaktadır. Bu nedenle bu kaynağı kesin doğru kabul edip aralarında var olan değişiklik nedeniyle Kur'an'ı itham etmek yanlıştır. Böyle bir tutum ancak dini düşünceler hakkında çok önyargılı olan ve mantığın gereklerini bile görmezlikten gelen kafirlerin tutumu olabilir.

"Mağarada Uyuyanlar" olayının geçtiği Ephesus (Efes) şehri, yaklaşık olarak M.Ö. II. yüzyılda kurulmuş ve putperestliğin en büyük merkezi olmuştur. Bu şehrin en büyük putu, Ay tanrıçası Diana idi ve onun bulunduğu tapınak eski dünyanın harikalarından biri olarak kabul ediliyordu. Bu puta tapanların büyük bir bölümünü Anadolulular oluşturmaktaydı.... Roma İmparatorluğu da onu tanrıçalarından biri olarak kabul ediyordu.

Hz. İsa (a.s) dan sonra onun mesajı Roma imparatorluğunun çeşitli bölgelerine ulaşmaya başladığında, Efesli birkaç genç putperestlikten vazgeçtiler ve Allah'ı Rableri olarak kabul ettiler. Tours'lu Gregory, "Meraculorum Liber" adlı kitabında bu Hıristiyan gençler hakkında ayrıntılı bilgiler toplamıştır.

"Onlar yedi gençti. İmparator Decius onların inançlarını değiştirdiklerini öğrenince onlara yeni dinleriyle ilgili sorular sordu. Onlar, İmparatorun İsa'nın dinine tamamen karşı olduğunu bildikleri halde, inandıkları Rabbin yerlerin ve göklerin Rabbi olduğunu ve ondan başka hiç bir ilah tanımadıklarını, aksi takdirde büyük bir günah işlemiş olacaklarını açıkladılar. İmparator buna çok kızdı ve onları öldüreceğini söyledi. Fakat daha sonra onların gençliğini göz önünde bulundurarak, dinlerini değiştirmeleri için üç gün süre verdi. Bu üç gün sonunda inançlarından dönmezlerse öldürüleceklerdi.

Bu yedi genç fırsattan faydalandılar ve şehirden ayrılarak dağda bir mağaraya sığınmak üzere yola çıktılar. Yol üzerinde bir köpek peşlerine takıldı. Onu geri çevirmeye çalıştılar, fakat köpeği peşlerinden ayıramadılar. Sonunda gizlenebilecek bir mağara buldular ve içine gizlendiler. Köpek de mağaranın girişine oturdu. Yorgunluktan derin bir uykuya daldılar. Bu olay M.S. 250 yıllarında meydana geldi. Yaklaşık 197 yıl sonra M.S. 447'de, İmparator II. Theodosius zamanında, tüm Roma İmparatorluğunun Hıristiyan olduğu ve Efeslilerin de putperestlikten vazgeçtiği bir dönemde uyandılar.

Bu dönemde Romalılar arasında, öldükten sonra dirilme ve mahşer günü ile ilgili yoğun bir tartışma gündemdeydi. İmparatorun kendisi de insanların kafasından bu inançsızlığı silmek için bir fırsat gözlüyordu. O denli ki bir gün insanların inançlarını ve düşüncelerini düzeltecek bir ayet, bir mucize sunması için Allah'a yalvarıp dua etti. İşte tam o günlerde "yedi uyuyanlar" mağaralarından uyandılar.

Uyandıktan sonra gençler birbirlerine ne kadar uyuduklarını sormaya başladılar. Bazıları bir gün, bazıları da günün bir bölümü kadar uyuduklarını söylediler. Bir sonuca varamayınca tartışmayı bıraktılar ve gerçek sürenin ne olduğunu Allah'a bıraktılar. Daha sonra arkadaşlarından Jean'ı gümüş paralarla yiyecek almak üzere şehre gönderdiler ve ona tanınmamaya dikkat etmesini zira Efeslilerin onu Diana'nın önünde secde etmeye zorlayacaklarını tenbih ettiler. Fakat Jean şehre indiğinde tüm dünyanın değişmiş olduğunu görerek şaşırdı: "Bütün topluluk Hıristiyanlığa girmiş ve şehirde Diana'ya tapan hiç kimse kalmamıştı. Jean bir dükkana girdi ve birkaç somun ekmek almak istedi. Fakat para olarak verdiği gümüşlerin üstünde İmparator Decius'un resmini gören dükkan sahibi gözlerine inanamadı ve yabancıya bu parayı nereden bulduğunu sordu. Genç adam paranın kendisinin olduğunu söyleyince aralarında bir tartışma başladı. Daha sonra etraflarına büyük bir kalabalık toplandı ve mesele şehrin yöneticisine kadar ulaştı. Yönetici de şaşırmıştı ve parayı aldığı hazinenin nerede olduğunu soruyordu. Fakat genç paranın kendisine ait olduğu konusunda ısrar etti.

Yönetici ona inanmadı, çünkü yaşlılardan hiç birinin tanımadığı yüzyıllar öncesine ait bir paraya gençler sahip olamazdı. jean, imparator Decius'un öldüğünü öğrenince buna hem şaşırdı, hem de sevindi. Kalabalığa önceki gün Decius'un zulmünden kurtulmak için birkaç arkadaşı ile birlikte mağaraya sığındıklarını söyledi. Yönetici çok şaşırmıştı ve arkadaşlarının gizlenmekte oldukları mağarayı görmek isteyerek gencin peşinden gitti. Onların arkasından büyük bir kalabalık da geliyordu. Mağaraya geldiklerinde gençlerin gerçekten de İmparator Decius zamanına ait olduklarını farkettiler. En sonunda İmparator Theodosius'a da haber verildi ve o da mağarayı ziyaret etti. Daha sonra yedi genç mağaraya geri döndüler ve orada son nefeslerini verdiler. Bu apaçık mucizeyi görünce insanların öldükten sonra dirilmeye inançları tekrar güçlendi ve İmpartor mağaranın etrafına büyük bir anıt inşa edilmesi için emir verdi."

Yukarıda anlatıldığı şekliyle mağarada uyuyanların hikayesi Kur'an da anlatılan kıssaya o denli benzemektedir ki, bu yedi gencin Ashab-ı Kehf (Mağarada Uyuyanlar) olduğu kolayca kabul edilebilir. Bununla birlikte bazıları bu hikayenin bir Anadolu şehrinde geçtiği, oysa Kur'an'ın Arabistan dışında gelişen bir olaya değinmediği şeklinde bir itiraz yöneltirler. Bu nedenle, onlara göre, bu Hıristiyan hikayesini Ashab-ı Kehf kıssası olarak kabul etmek Kur'an'ın üslup ve ruhuna aykırıdır. Bize göre bu itiraz yanlıştır. Kur'an, Arapları uyarmak amacıyla Arabistan içinde veya dışında yaşayan Arapların tanıdığı doğru yoldan sapan birçok eski toplulukla ilgili hikayeler anlatır. İşte bu nedenle Kur'an'da Mısır'ın eski tarihine değinilmiştir, oysa Mısır hiç bir zaman Arabistan'ın bir parçası olmamıştır. Sorun şudur: Kur'an'da Mısır tarihine değinilebilirken, neden Arapların Mısır tarihi kadar tanıdık olan Roma ve Roma tarihine değinilmesin? Roma sınırları Kuzey Hicaz'a kadar uzanmıştı ve Arap kervanları hemen hemen bütün yıl boyunca Romalılarla ticaret yapıyordu. Bundan başka doğrudan Roma yönetimi altında olan Arap kabileleri de vardı. Roma İmparatorluğu Araplar için yabancı değildi. Ve bu gerçek, Rûm Suresiyle açığa çıkmıştır. Şöyle bir fikir de akla gelebilir: Mağarada uyuyanlar kıssası, Hz. Muhammed'in (s.a) peygamberliğini sınamak için Yahudi ve Hıristiyanların kışkırtması ve Arapların hiç bilmediği konularda sorular sormalarını tavsiye etmeleri üzerine Mekke'li müşriklerin Peygamber'e (s.a) yönelttikleri soruya bir cevap olarak da anlatılmış olabilir.

10. Yani onlar samimiyetle inandıklarında Allah da onların doğru yola olan imanlarını artırdı ve onlara, bâtıla boyun eğmek yerine hayatları pahasına hak yolunda sabır ve sebat etme gücü verdi.


16 (İçlerinden biri demişti ki:) "Madem ki siz onlardan ve Allah'tan başka taptıklarından kopup-ayrıldınız, o halde, (dağlara çekilip) mağaraya sığının11 da Rabbiniz size rahmetinden (bolca bir miktarını) yaysın ve işinizden size bir yarar kolaylaştırsın."

17 (Onlara baktığında)12 Görürsün ki, güneş doğduğunda onların mağaralarına sağ yandan yönelir, battığında onları sol yandan keser-geçerdi ve onlar da onun (mağaranın) geniş boşluğundalardı.13 Bu, Allah'ın ayetlerindendir. Allah, kime hidayet verirse, işte hidayet bulan odur, kimi de saptırırsa onun için asla doğru-yolu gösterici bir veli bulamazsın.

18 Sen onları uyanık sanırsın, oysa onlar (derin bir uykuda) uyuşmuşlardır. Biz onları sağ yana ve sol yana çeviriyorduk.14 Onların köpekleri de iki kolunu uzatmış-yatmaktaydı. Onları görmüş olsaydın, geri dönüp onlardan kaçardın, onlardan içini korku kaplardı.15

AÇIKLAMA

11. Bu Allah'a ibadet eden gençler, sığınmak için dağlara kaçtığında Efes şehri, Anadolu'da putatapıcılığın ve kahinliğin merkezi idi. orada bütün dünyada bilinen ve uzaktan yakından birçok tapıcısı olan Tanrıça Diana'ya adanmış bir tapınak vardı. Efes'in kahinleri, cinleri, muskacıları ve sihirbazları çok meşhur idi ve onların bu karanlık işleri Suriye'ye, Filistin'e hatta Mısır'a dek uzanmıştı. Büyücülüğü Süleyman Peygamber'e (a.s) isnad eden Yahudilerin de bu işte büyük payı vardı. (Ayrıntılar için bakınız. Cyclopaedia of Biblical Literature, "Ephesus" başlığı) Bu doğru insanların, putperestlik ve bâtıl inançlarla dolu bir çevrede nasıl kötü ve zor bir durumda yaşadıkları 20. ayette geçen konuşmalarından anlaşılabilir: "Onlar sizi ellerine geçirirlerse taşlayarak öldürürler, yahut kendi dinlerine döndürürler."

12. Bu ortak fikir sonucunda, onların şehri terkettikleri ve ölümden ya da dinden döndürülmekten korkarak mağaraya sığındıklarına değinilmemiştir.

13. Bu, mağaranın ağzının kuzeye baktığını göstermektedir. İşte bu nedenle güneş ışığı mağaraya girmiyordu ve mağaranın yanından geçen biri içerde ne olduğunu göremiyordu.

14. Yani, "Eğer bir kimse bu yedi genci dışarıdan seyretseydi ve onların aralıklı olarak bir taraftan bir tarafa döndüklerini görseydi, onların uyumadıklarını bilakis kendi kendilerine dinlendiklerini sanırdı."

15. Allah onları öyle korumuştu ki, hiç kimse mağaranın içine giremedi. Çünkü mağaranın içi zifiri karanlıktı ve köpek mağaranın girişinde gözcülük yapıyordu. Eğer bir kimse mağaranın içine baksa ve onları görseydi, hırsız sanıp hemen dönüp kaçardı. İşte bu nedenle bu kadar uzun bir süre onların sığınakları dış dünyaya gizli kaldı.


19 Böylece, aralarında bir sorgulama yapsınlar diye onları dirilttik (uyandırdık).16 İçlerinden bir sözcü dedi ki: "Ne kadar kaldınız?" Dediler ki: "Bir gün veya günün bir (kaç saatlik) kısmı kadar kaldık." Dediler ki: "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir; şimdi birinizi bu paranızla şehre gönderin de, hangi yiyecek temizse baksın, size ondan bir rızık getirsin; ancak oldukça nazik davransın ve sakın sizi kimseye sezdirmesin."

20 "Çünkü onlar üzerinize çıkıp gelirlerse, sizi taşa tutarlar veya dinlerine geri çevirirler; bu durumda ebedi olarak kurtuluş bulamazsınız."

AÇIKLAMA

16. Onlar, uyutuldukları ve dış dünyadan gizlendikleri zaman kullanılan aynı mucizevi yolla uykularından uyandırıldılar.


21 Böylece onları (Şehir halkına) duyurduk17 ki, Allah'ın vaadinin gerçek olduğunu ve kıyametin mutlaka geleceğini, onda asla şüphe olmadığını bilsinler. 18 (Fakat onlar meseleyi böyle ele alacakları yerde) kendi aralarında onların (Mağarada uyuyanlar) durumunu tartışıyorlardı. Bazıları: "Onların üzerine bir bina yapın. Çünkü Rableri onları daha iyi bilendir," dediler. 19 Fakat onların işine galip gelenler ise: 20 "Mutlaka onların üstüne bir mescit yapacağız" dediler. 21

AÇIKLAMA

17. Mağaradakilerin uykularının sırrı, içlerinden biri yiyecek almak üzere Efes'e inip İmparator Decius döneminin parasını verdiğinde açığa çıkmıştır. Dünya değiştiğinden, o doğal olarak ilgiyi çekmişti. Çünkü iki yüz yıl öncesinin kıyafetlerini giymişti ve günün lehçesinden farklı bir aksanla konuşuyordu. Bu iki yüz yıl boyunca dil, kültür, kıyafetler vs. gibi birçok şey değişmişti. Süryani kaynaklara göre böylece dükkan sahibi ona güvensizlikle bakmış ve onun eski bir hazine kazdığından şüphelenmiştir. Hemen sonra dükkan sahibi bazı komşularını çağırdı ve onu yöneticilerinin huzuruna çıkardılar. Yöneltilen sorular üzerine onun, imanlarını korumak için 200 yıl önce şehirden kaçan Hz. İsa'nın takipçilerinden biri olduğu anlaşıldı. Topluluğun büyük bir çoğunluğu Hıristiyanlığı kabul ettiği için haber şehirde hemen yayıldı ve büyük bir kalabalık Hıristiyan Roma yöneticileriyle birlikte mağaraya vardı. İşte o zaman mağaradakiler yaklaşık iki yüz yıl uyuduklarını anladılar. Daha sonra Hıristiyan kardeşlerini selamlayıp yere uzandılar ve ruhları bedenlerinden ayrıldı.

18.Süryani kaynağına göre bu olayın meydana geldiği dönemde Efes'te tekrar diriliş ve ahiretle ilgili ateşli tartışmalar hüküm sürüyordu. Her ne kadar halk Roma İmparatorluğunun etkisiyle Hıristiyanlığı kabul etmişse de, şirk ve Romalıların putperestliğinin izleri ve Yunan felsefesinin etkisi hala güçlü idi. Bu nedenle Hıristiyanlığın ahiret inancına rağmen, birçok kimse ahireti inkar ediyor veya en azından bu konuda şüphe duyuyordu. Bunun yanısıra şehrin büyük bir çoğunluğunu meydana getiren Yahudilerin Saduki mezhebi ahireti inkar ediyor ve buna Tevrat'tan dayanaklar bulmaya çalışıyordu. Buna karşı Hıristiyan alimleri bu inançları reddeden kesin bir görüş de öne süremiyorlardı. O denli ki Matta, Markos, Luka'nın Hz. İsa'ya (a.s) atfettikleri birbirine karşıt tartışma ve polemikler, Hıristiyan alemlerince bile çok zayıf kabul ediliyordu. (Bkz. Matta 22: 23-33, Markos 12: 18-27, Luka 20: 27-40) Bu nedenle ahirete inanmayanlar üstün durumdaydılar, hatta müminler bile bu konuda şüpheye düşüyorlardı. İşte bu sırada mağarada uyuyanlar diriltildiler ve öldükten sonra dirilmenin apaçık bir delili olarak bu tartışmalardaki teraziyi müminler tarafına çevirdiler.

19. Konunun gelişinden bunun Hıristiyanlar arasında doğru kimselerin söylediği bir söz olduğu anlaşılmaktadır. Onlar uyuyanların olduğu gibi kalması için mağaranın girişine bir duvar yapılması gerektiği görüşündeydiler. Çünkü onların derecesini, konumunu hakettikleri mükafatı ancak ve sadece Rableri bilebilirdi.

20. "Onların işine galip gelenler", doğru yoldaki Hıristiyanların istedikleri gibi davranmalarına izin vermeyen Romalı yöneticiler ve Hıristiyan kilisesinin rahipleriydi. Çünkü beşinci yüzyılın ortalarında sıradan insanlar, özellikle Hıristiyanların Ortodox olanları şirke bulanmış, azizlere ve mezarlara tapar olmuşlardı. O denli ki, mağarada uyuyanların dirilmesinden bir kaç yıl önce M.S. 431 de Efes'de bütün Hıristiyan aleminin temsilcilerinden oluşan bir konsül toplanmış ve orada İsa Mesih'in ilahlığına ve Allah'ın annesi olarak Hz. Meryem'in de Hıristiyan kilisesinin iman maddeleri arasına katılmasına karar verilmişti. Eğer M.S. 431 yılını göz önünde bulundurursak, "meseleye galip gelenler"le dini ve siyasi ipleri elinde tutan kilise önderlerinin ve hükümet adamlarının kastedildiğini anlarız. Gerçekte bunlar şirkin temsilcileri ve mağarada uyuyanların yanına bir ibadethane, bir mescit inşa edilmesine karar veren kimselerdi.

21. Ne yazık ki bazı müslümanlar, bu ayetten yola çıkarak Kur'an'ın, doğru kimselerin ve azizlerin mezarlarına anıtlar, türbeler, mescitler, tapınaklar inşa etmeye izin verdiğini sanmaktadırlar. Gerçekte Kur'an, diğerlerine galip gelerek, tekrar dirilişin ve ahiret hayatının birer sembolü olan mağarada uyuyanların etrafına bir mescit, bir tapınak inşa eden zalimlerin sapıklığına değinmektedir. O zalimler bu iyi fırsatı kötüye kullanmışlar ve Şirk'i uygulamak için başka araçlar icad etmişlerdir.

Peygamber (s.a) bunu açıkça yasaklamışken, bir kimsenin bu ayetten salih insanların mezarları üstüne mescid yapmanın helal olduğunu nasıl çıkarabileceğini anlamak imkansızdır.

1) "Allah'ın laneti, mezarları ziyaret eden kadınların, onları mescid edinenlerin ve oralarda mum yakanların üzerine olsun." (Ahmet ibn Hanbel, Tirmizi, Ebu Davud, Nesei, İbn Mace)

2) "İyi bilin ki sizden önce geçen ümmetler peygamberlerinin kabirlerini mescit edinmişlerdir. Sakın siz kabirleri mescid edinmeyin. Ben size bunu nehyediyorum." (Müslim)

3) "Allah'ın laneti peygamberlerinin kabirlerini mescid edinen Yahudi ve Hıristiyanların üzerine olsun." (Ahmet İbn Hanbel, Buhari, Müslim, Nesei)

4) "İnsanlar ne garip davranıyorlar: Aralarından salih bir insan ölse, onun kabri üzerine mescit inşa ediyorlar ve içine de resimler çiziyorlar. Onlar kıyamet gününde Allah indirde yaratıkların en şerlileri olacaklardır." (Ahmed İbn Hanbel, Buhari, Müslim, Nesei)

Yukarıda değindiğimiz Nebevi hadislerden, kabirlerin mescit edinilmesinin haram olduğu anlaşılmaktadır. Kur'an, Hıristiyan rahiplerinin ve Romalı yöneticilerin bu günahkar tutumuna sadece bir tarihi gerçek olarak değinmiş ve bu davranışı hoş karşılamamıştır. Bu nedenle Allah'dan korkan hiç kimse, bu ayetten yola çıkarak kabirler etrafına mescit inşa edilmesi fikrini savunamaz.

Burada, 1834 de Discoveries in Asia Minor (Anadolu'da Araştırmalar) adlı eserini yayınlayan Rev. T. Arundell'in bir sözüne değinmek yerinde olacaktır. Arundell, eski Efes kenti harabeleri yakınında Meryem Ana ve Yedi Uyuyanlar Anıtının kalıntılarını gördüğünü söyler.


22 (Sonra gelen kuşaklar) Diyecekler ki: "Üç'tüler, onların dördüncüsü de köpekleridir." Ve: "Beştiler, onların altıncısı köpekleridir" diyecekler. (Bu,) Bilinmeyene (gayba) taş atmaktır. "Yedidirler, onların sekizincisi de köpekleridir" diyecekler.22 De ki: "Rabbim, onların sayısını daha iyi bilir, onları pek az (insan) dışında da kimse bilemez." Öyleyse onlar konusunda açıkta olan bir tartışmadan başka tartışma ve onlar hakkında bunlardan hiç kimseye bir şey sorma.23

23 Hiç bir şey hakkında: "Ben bunu yarın mutlaka yapacağım" deme.

24 Ancak: "Allah dilerse" (yapacağım, de). Unuttuğun zaman Rabbini zikret ve de ki: "Umulur ki, Rabbim beni bundan daha yakın bir başarıya yöneltip-iletir."24

AÇIKLAMA

22. Bu, bahsedilen olaydan üçyüz yıl sonra, Kur'an'ın indirildiği dönemde Hıristiyanlar arasında Mağarada Uyuyanlarla ilgili değişik hikayelerin yayıldığını, fakat bunlardan hiç birinin güvenilir bir kaynağa dayanmadığını göstermektedir. Çünkü o dönem güvenilir kitapların basıldığı dönem değildi. Bu nedenlerle olaylarla ilgili hikayeler ağızdan ağıza, bölgeden bölgeye yayılıyor ve zaman geçtikçe uydurma olaylar gerçek hikayeye karışıyordu.

23. Bu hikayede asıl vurgulanan nokta uyuyanların sayısı değil, olayın öğrettiği derstir: 1) Gerçek bir mümin hiç bir şekilde haktan dönmemeli ve bâtıl önünde boyun eğmemelidir. 2) Bir mümin sadece maddi araçlara değil, bilakis Allah'a güvenmelidir. Dış şartlar ne kadar kötü görünse de, o Allah'a güvenip dayanmalı ve doğru yoldan gitmelidir. 3) Allah'ın söz konusu bir "tabiat kanunu" ile sınırlı olduğunu düşünmek tamamen yanlıştır. Çünkü O, genel tecrübelere aykırı bile görünse, dilediği herşeyi yapmaya kadirdir. O dilediği her yer ve zamanda herhangi bir tabiat kuralını değiştirmeye ve alışılmamış bir "olağanüstü" şeyi meydana getirmeye kadirdir. O denli ki, Allah iki yüzyıldan beri uyuyan bir kimseyi sanki birkaç saatlik uykudan uyandırır gibi, hem de bu zaman sürecinde görünüşünde, giyinişinde, sağlığında hiç bir değişiklik meydana getirmeksizin uyandırmaya kadirdir. 4) Bu kıssa bize Peygamberlerin ve ilâhî kitapların söylediği gibi Allah'ın geçmiş-gelecek bütün insanları tekrar diriltmeye kadir olduğunu göstermektedir. 5) Yine bu kıssa bize, cahil insanların Allah tarafından doğru yolu göstermek amacıyla gönderilen ayetleri (mucizeleri) esas amacından saptırdıklarını göstermektedir. İşte bu nedenle ahiret inancının bir ispatı olarak gösterilen Mağarada Uyuyanlar mucizesi sanki bu amaçla gönderilmiş birer aziz imiş gibi şirke bir araç haline getirilmiştir.

Mağarada Uyuyanlar kıssasından öğrenilecek, yukarıda değindiğimiz derslerden anlaşılacağı üzere, akıllı bir insan dikkatini bunlarda yoğunlaştırmalı ve onların sayısı, isimleri, köpeklerinin rengi ve benzeri şeyleri araştırmaya çalışarak amaçtan sapmamalıdır. Sadece gerçekle değil, yüzeysel şeylerle ilgilenen kimseler zamanlarını böyle araştırma yaparak harcarlar. İşte bu nedenle Allah Peygamberine şöyle emretmektedir: "Başka insanlar seni meşgul etmeye çalışsalar bile, sen böyle gereksiz ve saçma araştırmalara girmemelisin. Zamanını böyle gereksiz şeylere harcamak yerine dikkatini davet görevinin üzerinde yoğunlaştırmalısın." İnsanları bu tür gereksiz ve anlamsız araştırmalara teşvik etmemek için Allah da onların gerçek sayısını bildirmemiştir.

24. Bu, bir önceki ayetle olan ilgisi nedeniyle buraya konulmuş bir parantez içi konudur. Bir önceki ayette Mağarada Uyuyanların sayısını yalnız Allah'ın bilebileceği ve bu tür konularda yapılan araştırmaların anlamsız olduğu belirtilmşiti. Bu nedenle insan önemsiz şeyleri araştırmaktan ve bunlarla ilgili tartışmalara girmekten kaçınmalıdır. Bu parantez içi cümlede Peygamber (s.a) ve müminlere kendi yararlarına şöyle bir emir verilmesine neden olmuştur: Hiç bir zaman "bu işi yarın yapacağım" demeyin, çünkü onu yapıp yapamayacağınızı bilemezsiniz. Siz ne gaybı bilebilirsiniz, ne de her şeyi yapmaya gücünüz yeter. Eğer unutarak ve yanılarak böyle bir şey söylemişseniz hemen Allah'ı anın ve "inşaallah" deyin. Bunun yanısıra siz "yapacağım" dediğiniz işte sizin için bir hayır olup olmadığını da bilmiyorsunuz. Belkide ondan daha hayırlı bir iş yapabilirsiniz. Bu nedenle Allah'a güvenmeli ve "Umulur ki Rabbim beni bu meselede doğru yola daha yakın bir şeyle bana hidayet verir" demelisiniz.

25 Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar ve dokuz (yıl) daha kattılar,25

26 Dedi ki: "Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı O'nundur. O, ne güzel görmekte ve ne güzel işitmektedir. O'nun dışında onların bir velisi yoktur. Kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz."


27 Sana26 Rabbinin Kitabından vahyedileni oku. O'nun sözlerini değiştirici yoktur ve O'nun dışında kesin olarak bir sığınacak (makam) bulamazsın.27

28 Sen de sabah akşam O'nun rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret. Dünya hayatının (aldatıcı) süsünü isteyerek gözlerini onlardan kaydırma.28 Kalbini bizi zikretmekten gaflete düşürdüğümüz, kendi 'istek ve tutkularına (hevasına)' uyan ve işinde aşırılığa gidene29 itaat etme.30

29 Ve de ki: "Hak Rabbinizdendir; artık dileyen iman etsin, dileyen küfre sapsın.31 Şüphesiz biz zalimlere bir ateş hazırlamışız, onun duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır.32 Eğer onlar yardım isterlerse, katı bir sıvı33 gibi yüzleri kavurup-yakan bir su ile yardım edilirler. Ne kötü bir içkidir o ve ne kötü bir destektir.

AÇIKLAMA

25. Bu cümle, parantez içi bölümden hemen önceki konu ile ilgilidir. "Bazıları 'onlar beş kişidir altıncıları köpektir' derler...." Bazıları 'onlar mağarada üçyüz yıl kaldı derler', bazıları da (bu hesaplanan süreye) dokuz yıl ilave ederler." Biz 300 ve 309 yıllık sürelerin Allah'ın kendi sözü olarak değil, başkalarının bu konuyla ilgili kendi görüşleri olarak Kur'an'da belirtildiği görüşündeyiz. Bu görüş bir sonraki cümleye dayanmaktadır: "Onların ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir." Eğer 25. ayetteki sözler Allah'ın kendi sözü olsaydı, bu cümle anlamsız olurdu. Hz. Abdullah ibn Abbas (r.a) da bunun Allah'ın sözü değil, hikayenin bir parçası olarak burada yer aldığını söylemiştir.

26. Kur'an mağarada uyuyanlar kıssasını anlattıktan sonra, surenin nazil olduğu dönemde Mekke'li müslümanların durumunu yorumlamaya başlar.

27. Bu, asla Peygamber'i (s.a) Mekke'li müşrikleri memnun etmek için Kur'an'da bazı değişiklikler yapmaya niyetlendiği (Allah korusun) ve onun böyle şeye yetkisi olmadığını belirten bir uyarı almasına neden olacak şekilde Kureyş liderleri ile bir uzlaşma yapmayı düşündüğü anlamına gelmez. Bu uyarı, görünüşte Peygamber'e (s.a) hitap ediyor olmasına rağmen gerçekte kafirlere böyle bir uzlaşma ümidi beslememelerini söylemektedir: "Gönderdiğimiz Rasûlün Kur'an'da herhangi bir değişiklik yapmakla yetkili olmadığını kesinlikle anlamalısınız, çünkü o ancak kendisine vahyolunanı aktarmakla sorumludur. Eğer onu kabul etmek istiyorsanız, Alemlerin Rabbinden vahyolunduğu şekliyle tümünü kabul etmek zorundasınız.

Eğer inkar etmek istiyorsanız, edebilirsiniz, fakat sizi memnun etmek için onda en ufak bir değişiklik yapılmayacağını anlamalısınız." Bu, kafirlerin sürekli tekrarladıkları şu soruya verilen cevaptır: "Ey Muhammed! Eğer senin davetinin tümüne inanmamız gerektiği konusunda ısrar ediyorsan, onda atalarımızın adet ve inançlarını destekler nitelikte bazı değişiklikler yap ki senin davetini kabul edelim. Bu bir uzlaşma teklifidir ve ancak bu halkımızı bölünmelerden kurtaracaktır." Kafirlerin bu isteğine Kur'an'ın çeşitli yerlerinde değinilmiş ve bu isteğe aynı cevap verilmiştir: "Apaçık ayetlerimiz onlara okunduğunda, bize kavuşmayı ummayanlar derler ki: "Başka bir Kur'an getir veya onda bazı değişiklikler yap' ...." (Yunus: 15)

28. Bu sözler Peygamber'e (s.a) hitap eder görünmektedir, fakat aslında Kureyş ulularını kastetmektedir. İbn Abbas'tan rivayet edilen bir hadise göre Kureyşli büyükler, Peygamber'e (s.a), çoğunlukla onun yanında bulunan Bilal, Süheyb, Ammar, Habbab, İbn Mesud ve benzeri kimselerle oturmalarının şereflerini düşürdüğünü ve onları yanından gönderirse davetini öğrenmek için Peygamber'in meclisine katılabileceklerini söylerlerdi. Bunun üzerine Allah (c.c) şu ayeti indirdi.: "Nefsini sabah akşam rızasını isteyerek Rablerine yalvaranlarla beraber tut. Gözlerin onlardan başka yana sapmasın." (Kureyş büyüklerinin, zenginlerinin gelip senin yanına oturabilmesi için bu samimi, fakat fakir insanlardan yüz çevirmek mi istiyorsun?) Bu ayet Kureyşlilere şöyle demektedir: "Sizin zenginliğiniz, ihtişamınız ve gururlandığınız debdebenizin Allah ve Rasûlü katında hiç bir değeri yoktur. Bilakis bu fakir insanlar onların gözünde daha değerlidir. Çünkü onlar samimidirler ve her an Allah'ı anarlar." Nuh'un (a.s) gönderildiği kavmin büyüklerinin tutumu da aynı idi." Hz. Nuh'u kavmi böyle tenkit etmiştir: "Sana bizim basit görüşlü ayaktakımlarımızdan başkasının uyduğunu görmüyoruz." Hz. Nuh'ta onlara şöyle cevap vermişti: "Ben iman edenleri yanımdan kovacak değilim. Sizlerin gözlerinizin hor gördüğü kimseler için 'Allah onlara bir hayır vermeyecek' de demem. Allah onların içlerinde olanı daha iyi bilir" İzah için bkz. Hud: 27-31, En'am: 52, Hicr: 88.

29. Yani, "onun söylediklerine aldırma, ona itaat etme, onun isteklerini yerine getirme ve onun emirlerine uyma."

30. Arapça metin "Haktan dönen, bütün sınırları aşan ve burnunun doğrultusunda giden" anlamına da gelebilir. Her iki durumda da sonuç şudur: "Allah'tan gafil olan ve arzularının kölesi olan bir kimse kaçınılmaz bir şekilde bütün sınırları aşacak ve aşırılığın kurbanı olacaktır. Bu nedenle ona itaat eden kimse de aynı yolu izleyecek ve onun arkasından sapıklığa devam edecektir.

31. Bu ayet, Mağarada Uyuyanlar kıssasının kafirlere şu dersi vermek için anlatıldığını açığa çıkarmaktadır. Bu Rabbinizden gelen gerçektir: Dileyen kabul eder, dileyen reddeder. Fakat insanlar, Mağarada Uyuyanların inançlarından hiç bir taviz vermedikleri gibi Hak'dan da hiç bir taviz verilmeyeceğini anlamalıdırlar. Onlar inandık ve "Bizim Rabbimiz, yerlerin ve göklerin Rabbidir" diye ilan ettikten sonra Tevhid ilkesinden hiç bir taviz vermemişlerdir. Bu açıklamadan sonra onlar kavimleriyle hiç bir uzlaşma girişiminde bulunmamışlar, aksine şöyle demişlerdir: "Biz O'nu bırakıp da başka ilahları kabul etmeyiz. Çünkü böyle yaparsak biz saçma bir şey söylemiş oluruz." Bundan sonra kavimlerinden ve onların ilahlarından ayrılıp yanlarına hiç bir azık almaksızın mağaraya sığınmışlardır. Bundan sonra uyandıklarında tedirgin oldukları tek nokta, kavimlerinin kendilerini inançlarından dönmeye zorlamaları idi. Bunlara değindikten sonra Kur'an Peygamber'e (s.a) şöyle hitap eder. (Aslında bu sözler İslam düşmanlarını hedef almaktadır): "Müşriklerle ve kafirlerle bir uzlaşma yapmak söz konusu değildir. Kabul etsinler, etmesinler, sen onlara Hakkı tebliğ et. Eğer kabul etmezlerse kendileri kötü bir sonla karşılaşacaklardır. Hakkı kabul edenlere gelince, onlar (ister genç, ister fakir ve zayıf kimseler, ister köle, isterse işçi olsunlar) Allah katında gerçek değere sahip olan kimselerdir ve sadece onlara ikram olunacaktır. Bu nedenle sen onlardan yüz çevirip, dünya nimetlerinin çoğuna sahip olsalar bile Allah'dan gafil ve arzularının kölesi olan zenginleri tercih etmemelisin."

32. " " kelimesi sözlükte bir çadırın kenarları anlamına gelir. Fakat burada cehennem hakkında kullanıldığında duman ve sıcaklığın ulaştığı cehennemin dış sınırları anlamına gelmektedir. Bazı müfessirlere göre bu, gelecek zamana delalet etmektedir. "... Onun dumanı onları çepeçevre kuşatacaktır." Yani ahirette cehennemin dumanı onları kuşatacaktır. Fakat biz onun dumanının, hakdan sapan zalimlerin bu dünyada iken kuşattığı ve onların bu dumandan kurtulamayacakları görüşündeyiz.

33. " " kelimesinin bir çok sözlük anlamı vardır. Bazılarına göre bu "kalın yağ tortusu"; bazılarına göre yeryüzündeki şeylerin buharlaşması sonucu oluşan "lav"; bazılarına göre de "eritilmiş maden" bazılarına göre ise "irin ve kan" anlamına gelir.

Yazının Devamı İçin Aşağıdan 2. Sayfayı Tıklayın.

Benzer Konular

canlı kuran oku kuran dinle kuran izle
mekke kabe canlı yayın izle
büyük islam ilmihali
hadisi şerif
yemek tarifleri
en güzel oyunlar, oyun oyna