İbrahim Suresi Tefsiri Mevdudi
Ana Sayfa »Tefsir Külliyatı » Mevdudi Tefsiri » İbrahim Suresi Tefsiri Mevdudi

İbrahim Suresi Tefsiri Mevdudi

   

İbrahim Suresi Tefsiri Mevdudi

İBRAHİM SURESİ

Adı: Sure adını 35. ayette geçen İbrahim Peygamberden (a.s.) alır. Fakat bu, surede İbrahim'in (a.s.) hayat hikayesinin anlatıldığı anlamına gelmez. Bu isim, diğer surelerin, yani İbrahim'den bahsedilen diğer tüm surelerin ismi gibi sadece bir sembol niteliğindedir.


Nüzul zamanı: Surenin üslubundan ve ihtiva ettiği konulardan, onun Mekke döneminin son zamanlarında indirildiği anlaşılmaktadır. Örneğin 13. ayet ("Kafirler peygamberlerine dediler ki: 'ya sizi kendi toprağımızdan süreceğiz, ya da dinimize geri döneceksiniz.!"), surenin indirildiği dönemde müslümanlara yapılan işkencenin çok ağır olduğunu ve Mekkelilerin daha önceden gönderilen peygamberleri inkar eden diğer topluluklar gibi mü'minleri kendi topraklarından sürmek istediklerini açıkça ortaya koymaktadır. Bu nedenle 14. ayette kafirler "Hiç şüphesiz biz, zulme sapanları helak edeceğiz" denilerek uyarılmakta ve mü'minler de, kendilerinden önce inanan diğerleri gibi "Ve onlardan sonra sizi o arza yerleştireceğiz" denmek suretiyle teskin edilmektedirler. Aynı şekilde surenin son bölümünde (43-52) yer alan şiddetli uyarı da, surenin Mekke döneminin son yıllarında nazil olduğunu göstermektedir.


Anafikir ve Amaç:

Bu sure, Peygamberin (s.a) davetini reddeden ve onun görevini başarısızlığa uğratmak için birçok hileler kuran kafirlere bir uyarı ve tavsiye niteliğindedir. Fakat tavsiyede, uyarı, azarlama, kınama ve suçlama hakimdir. Çünkü daha önceki surelerde tavsiyeye çok yer verilmiş, fakat buna rağmen onların düşmanlığı, bağnazlığı, işkence, kin ve nefretleri artmaya devam etmişti.


Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla


1 Elif, Lâm, Râ. Bu bir Kitaptır ki, Rabbinin izniyle insanları karanlıklardan nura, O güçlü ve övgüye layık1 olanın yoluna çıkarmak için onu sana indirdik.2


2 O Allah ki, göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Şiddetli azab dolayısıyla vay küfre sapanlara.


3 Onlar, dünya hayatını ahirete tercih ederler,3 Allah'ın yolundan alıkoyarlar ve onu çarpıtmak isterler4 (veya onda çarpıklık ararlar). İşte onlar, uzak bir sapıklık içindedirler.

AÇIKLAMA

1. "" kelimesi, " " kelimesinden daha geniş anlamlıdır. Bir kişi ancak övüldüğü zaman Mahmud adını alır. Fakat Hamîd olan varlık, başkası tarafından övülse de övülmese de doğal ve sürekli olarak övgüye layıktır. Çünkü hamd ve övgü unsuru onun zatındadır ve onun ayrılmaz bir parçasıdır.

2. Bu, peygamberin (s.a) gönderiliş gayesidir. Ona insanları karanlık yollardan (günahkarlıktan), Kur'an'ın ışığı ile Allah yoluna çıkarma görevi emanet edilmişti. Çünkü Allah yolunda olmayan herkes, kendisini aydınlanmış ve bilgili sansa da, gerçekte (cehalet) karanlıklar(ı) içindedir. Diğer taraftan Allah yolunu bulan kişi, okuma-yazma bilmese de bilginin aydınlığına ulaşmış demektir.

"Rablerinin izniyle" ifadesi ile de bir İslam davetçisinin (Allah'ın Rasulü bile olsa) yapabileceği tek şeyin Hak yolu göstermek olduğu belirtilmek isteniyor. Hiç kimseyi doğru yola zorla yöneltmeye onun gücü yetmez, çünkü bu ancak Allah'ın yardımı ve izni ile olur. İşte bu nedenle sadece Allah'ın izin verdiği ve yardım ettiği kimse hidayete ulaşabilir. Aksi takdirde peygamber gibi kamil bir tebliğci bile olsa hiç kimseyi hidayete ulaştıramaz. Allah'ın bir kimseyi hidayete ulaştırmak için yardım etmesine neden olan ilahi kanuna gelince, Kur'an'ın, çeşitli bölümlerinden Allah'ın sadece kendisi hidayete ulaşmak isteyen, kendisini önyargı, inatçılık ve dikbaşlılıktan kurtarmış olan, şehvetinin kurbanı ve arzularının kölesi olmayan, açık gözlerle görmeye, açık kulaklarla dinlemeye ve apaçık bir zihinle düşünmeye niyetli olan; ve her akla yatkın şeyi kabul etmeye hazır olan kimselerin hidayete ulaşmasına yardımcı olduğunu öğreniyoruz.

3. Hakkı reddedenler, çıkarları bu dünya hayatı ile sınırlı olan ve ahiret hayatının çıkarlarına önem vermeyen kimselerdir. Ki onlar bu dünyadaki zevk, çıkar ve rahatlık için ahirette her tür cezayı üstlenmeye hazırdırlar; diğer taraftan bu dünyada küçücük bir zevki bile feda etmeye dayanamazlar ve ahirette elde edecekleri zevkler karşılığında, bu dünyada hiçbir tehlike ve meseleye katlanmaya ve hiçbir kayba razı olmaya hazır değildirler. Kısacası bunlar, bu dünya hayatının zevklerini ahiret hayatının zevkleri ile soğukkanlılıkla karşılaştıran ve bu dünya lehinde kararını veren kimselerdir: Bu nedenle onlar ne zaman ikisi arasında bir çatışmaya şahit olsalar, bu dünyaya karşılık ahiret hayatını feda ederler.

4. Yani, "Onlar Allah'ın yoluna uymak istemezler. Fakat Allah'ın yolunu, kendi arzularına uydurmak için çaba harcarlar, bu yol kendisini öyle bir düzenlemeye tabi tutmalıdır ki, onların tüm teorilerini, arzularını kendi içine almalı ve onların yaşama tarzına uymayan tüm inançları dışlamalıdır; onların tüm alışkanlık, adet ve geleneklerini kutsal kabul etmelidir; onlardan istemedikleri hiçbir şey talep etmemeleridir; kısacası Allah'ın hidayeti onlara itaatkâr köleler bulmalı ve onların şeytani şehvetlerinin istediği yönde hareket etmelidir; aynı zamanda onları ne eleştirmeli, ne de Allah'ın emirlerine uymalarını istemelidir. Onların Allah'ın hidayetini kabul etmeleri için öne sürdükleri şart işte budur."


4 Biz hiç bir peygamberi, kendi kavminin dilinden başkasıyla göndermedik ki, onlara apaçık anlatsın.5 Böylece Allah, dilediğini şaşırtıp-saptırır, dilediğini hidayete yöneltip-iletir.6 O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.7

5 Andolsun biz Musa'yı: "Kavmini karanlıklardan nura çıkar ve onlara Allah'ın günlerini hatırlat"8 diye ayetlerimizle göndermiştik. Şüphesiz bunda çokça sabreden ve şükreden9 herkes için gerçekten ayetler vardır.10

6 Hani Musa kavmine şöyle demişti: "Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani O sizi Firavun ailesinden kurtarmıştı, onlar sizi en dayanılmaz işkencelere uğratıyor, kadınlarınızı sağ bırakıp erkek çocuklarınızı boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir sınav vardır."

AÇIKLAMA

5. Bu ayet iki noktayı ima eder: Birincisi, Allah insanların daveti anlayamama gibi bir bahaneleri olmaması için vahy, peygamberin gönderildiği kavmin diliyle indirilmiştir. İkincisi, bu ayet, mucize olsun diye hiçbir peygamberin başka bir dille kavmine gönderilmediğini göstermektedir. Çünkü Allah, insanların meraklarını gidermekten daha çok davetin anlaşılmasına ve doğru yola ulaşılmasına, ihtimam göstermiştir. Bu amacı gerçekleştirmek için o kavmin dilini bilen peygamber aracılığıyla vahyi insanlara sunmuştur.

6. Yani, "Peygamberler daveti; o kavmin herkes tarafından anlaşılan ana diliyle sunmuş olmalarına rağmen, yine de herkes doğru yola ulaşmamıştır. Bunun nedeni, daveti anlayan herkesin o daveti kabul etmemesidir. Çünkü daveti ile dilediğini hidayete ulaştırmak, dilediğini de saptırmak tamamen Allah'ın elindedir.

7. Allah, Aziz ve çok güçlü olduğu için hiç kimse tek başına doğru yolu bulma veya sapma gücüne sahip değildir. Çünkü hiç kimse sınırsız, bağımsız değil, bilakis Allah'ın kudreti dahilindedir. Fakat Allah hikmet sahibi olduğu için, kudreti, gelişigüzel bir şekilde, hiçbir şeye dayanmaksızın dilediğine hidayet verip dilediğini saptırmakta kullanmaz. O'ndan hidayet alan kişi, bu hidayeti kendi çabası ile kazanmıştır, hidayetten sapan kimse ise sapıklığı kendisi seçtiği için doğru yoldan ayrılmıştır.

8. Arapça " " kelimesi ıstılahta, hatırlanan tarihi olaylar anlamına gelir. Bu nedenle "", geçmişteki büyük şahsiyet ve toplumlara amellerine göre verilen ceza ve mükafatlara değinen insanlık tarihinin önemli olaylarını kasteder.

9. Bu olaylar şu anlamda birer ayettiler. Bu olaylar akıllıca incelendiğinde, bunların sadece bir tek Allah'ın var olduğunu gösteren birer delil oldukları, cezalandırma kanununun evrensel olduğu ve Hak ile batılın, bilgi ile ahlaki uygulamalarındaki farklılıklara dayandığı ve bu kanunun uygulanabilmesi için bir öte dünyaya (Ahiret) ihtiyaç olduğu anlaşılır. Ayrıca bu olaylarda, kişiyi, yanlış inanç ve teoriler üzerine kurulan hayat sistemlerinin kötü sonuçlarına karşı uyaran ve onlardan ders almasını sağlayan ayet ve işaretler vardır.

10. Bu ayetlerin her an gözönünde bulunmasına rağmen, sadece denemeler sırasında sabreden, Allah'ın nimet ve lütuflarını hakkıyla değerlendiren ve O'na şükreden kimseler onlardan ders alabilir. Şükretmeyen insanlar ise bu olayların önemini kavrasalar bile, onlardan ders alamazlar.


7 "Rabbiniz şöyle buyurmuştu: -Andolsun, eğer şükrederseniz11 gerçekten size arttırırım ve andolsun, eğer nankörlük ederseniz, şüphesiz, benim azabım pek şiddetlidir."12

8 Musa demişti ki: "Eğer siz ve yeryüzündekilerin tümü küfredecek olsanız bile şüphesiz Allah hiç bir şeye muhtaç değildir övülmüştür."13

AÇIKLAMA

11. Yani, "Eğer şükreden kimseler iseniz, bizim nimetlerimize değer verip, onları doğru şekilde kullanır ve emirlerimize isyan etmezsiniz. Bilakis bize karşı olan şükrünüzü göstermek için boyun eğer ve itaat edersiniz."

12. TESNİYE (Kitab-ı Mukaddes)'de bu konuda uzun ve ayrıntılı bir bölüm vardır. Buna göre Musa (a.s.), ölümün eşiğinde iken İsrailoğullarına tarihindeki tüm önemli olayları hatırlatmış ve Allah'ın onlara kendisi aracılığıyla gönderdiği Tevrat'ın bütün emirlerini tekrarlamıştır. Daha sonra onlara, itaat ederlerse, Allah'tan büyük mükafatlara mazhar olacaklarını anlatan uzun bir konuşma yapmıştır. Fakat eğer isyanı seçerlerse onlara acıklı bir azap vardır. Bu konu 4,6,8,10,11 ve 28-30. bablara serpiştirilmiştir. Bazı pasajlar o denli etkileyici niteliktedir ki bir kısmını buraya aldık:

"Dinle, ey İsrail, Allah'ımız Rab, bir olan Rab'dır ve Allah'ın olan Rabbi bütün yüreğinle, bütün canınla ve bütün kuvvetinle seveceksin. Ve bugün sana emretmekte olduğum bu sözler senin yüreğinde olacaklar. Ve onları oğullarının zihnine iyice koyacaksın ve evinde oturduğun ve yolda yürüdüğün ve yerde yattığın ve kalktığın zaman bunlar hakkında konuşacaksın." (Tesniye, 6:4-7).

"Ve şimdi, ey İsrail, Allah'ın olan Rabden korkmaktan, onun bütün yollarında yürümekten ve onu sevmekten ve bütün yüreğinle ve bütün canınla Allah'ın Rabbe hizmet etmekten, bugün iyiliğin için sana emretmekte olduğum Rabbin emirlerini ve kanunlarını tutmaktan başka Allah'ın Rab senden ne istiyor? İşte, gökler, göklerin gökleri, yer ve onda olan her şey Allah'ın olan Rabbındır". (Tesniye 10:12-14).

"Bugün sana emretmekte olduğum Allah'ın olan Rabbin bütün emirlerini tutup yapmak için onun sözünü iyice dinlersen, Allah'ın Rab, dünyanın bütün nimetlerine seni üstün kılacaktır. Ve eğer Allah'ın olan Rabbın sözünü dinlersen, bütün bu bereketler senin üzerine gelecek ve sana erişeceklerdir. Şehirde bereketli olacaksın, kırda da bereketli olacaksın. Sana karşı ayaklanan düşmanlarını, Rab senin önünde kırdıracak... Ambarlarında ve elini attığın her yerde Rab senin üzerine bereketi emredecektir... Rab seni kendisi için mukaddes kavim olarak ikame edecektir.... Yerin bütün kavimleri senin Rabbinin ismiyle çağırmakta olduğunu görecekler ve senden korkacaklar... ve sen çok milletlere ödünç vereceksin ve sen ödünç almayacaksın... Rab seni kuyruk değil baş edecek; ve ancak üstün olacaksın ve alt olmayacaksın." (28: 1-13).

"Fakat vaki olacak ki, bugün sana emretmekte olduğum Allah'ın olan Rabbin bütün emirlerini ve kanunlarını tutup yapmak üzere onun sözünü dinlemezsen, bütün şu lanetler senin üzerine gelecekler ve sana erişeceklerdir. Şehirde lanetli olacaksın ve kırda lanetli olacaksın... Yapmak için el attığın her işte Rab senin üzerine lanet, şaşkınlık ve tekdir gönderecektir... Rab sana vebayı bela olarak verecek... Ve başının üzerinde olan gökler tunç ve senin altında olan yer demir olacak... Rab seni düşmanlarının önünde kırdıracak, onlara karşı bir yoldan çıkacaksın ve onların önünde yedi yoldan kaçacaksın.. Bir kadınla nişanlanacaksın ve onunla başka bir adam yatacak; ev yapacaksın ve onda oturmayacaksın; bağ dikeceksin ve faydasını görmeyeceksin. Gözünün önünde öküzün boğazlanacak... Rabbin sana karşı göndereceği düşmanlarına, açlıkta, susuzlukta, çıplaklıkta ve her türlü yoklukta kulluk edeceksin; ve o seni helak edinceye kadar boynunun üzerine demir bir boyunduruk vuracaktır... Ve Rab sizi yerin bir ucundan yerin öbür ucuna kadar bütün milletler arasında dağıtacaktır..." (Tesniye 28: 15-65).

13. Burada Musa (a.s.) ve kavminden bahsedilmesinin nedeni, Mekke'lileri, Allah'ın Hz. Muhammed'i (s.a) kendi aralarından çıkararak onlara yaptığı bu büyük lutfa karşı nankörlük yaptıklarında karşılaşacakları kötü sonuçlara karşı uyarmaktadır. Bu, zamanında yapılmış bir uyarıydı, çünkü o dönemde Mekke'liler kendilerine iletilen mesajı reddederek bu nimete nankörlük yapmaktaydılar. Bu nedenle Mekke'liler burada, İsrailoğullarının Allah'ın nimetlerine nankörlük ve isyan etmelerinin sonucu olan rezil durumlarından ders almaları için uyarılmaktadırlar.

Kureyşliler, İsrailoğullarının isyankar tutumlarının sonuçlarını görebilecekleri için onlara şöyle bir soru yöneltilmektedir: "Size büyük bir nimet olarak gelen mesaja karşı nankörlük gösterip aynı kötü sonu siz de mi yaşamak istiyorsunuz?"

Kureyş'e verilen büyük nimet tabii ki Hz.Muhammed'in (s.a) kendi aralarından çıkmış olmasıdır. O birlikte gönderildiği mesaj konusunda onları sürekli temin etmekteydi: "Bu davetimi kabul edin: o zaman bütün Araplar ve Arap olmayanlar size boyun eğip teslim olacaklardır."


9 Sizden öncekilerin, Nuh kavminin, Ad ve Semud ile onlardan sonra gelenlerin haberi size gelmedi mi?14 Ki onları, Allah'tan başkası bilmez. Peygamberleri onlara apaçık delillerle gelmişlerdi de, ellerini ağızlarına götürüp15 (öfkelerinden ısırdılar) ve dediler ki: "Tartışmasız, biz sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyleri inkâr ettik ve bizi kendisine çağırmakta olduğunuz şeyden de gerçekten kuşku verici bir tereddüt içindeyiz."16

10 Peygamberleri dedi ki: "Allah hakkında mı şüphe (etmektesiniz)?17O, gökleri ve yeri yaratandır; O, sizi, günahlarınızı bağışlamak için davet etmekte ve sizi adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir."18 Dediler ki: "Siz, bizim benzerimiz olan birer beşerden başkası değilsiniz.19 Siz bizi, babalarımızın tapmakta olduklarından çevirip-engellemek istemektesiniz, öyleyse bize apaçık olan ispatlayıcı bir delil getirin."20

11 Peygamberleri onlara dedi ki: "Doğrusu biz, sizin gibi yalnızca bir beşeriz, ancak Allah kullarından dilediğine lütufta bulunur.21 Allah'ın izni olmaksızn size bir delil getirmemiz bizim için olacak şey değil. Mü'minler, ancak Allah'a tevekkül etmelidirler."

12 "Bize ne oluyor ki, Allah'a tevekkül etmeyelim? Bize doğru olan yolları O göstermişti. Ve elbette bize yapmakta olduğunuz işkencelere karşı sabredeceğiz. Tevekkül edenler Allah'a tevekkül etmelidirler."

AÇIKLAMA

14. Hz. Musa (a.s.)'nın konuşması 8. ayetle bitmektedir. Bu ayetten itibaren Mekke'li kafirlere doğrudan hitap edilmektedir.

15. Buradaki metnin Arapça kelimelerinin anlamı konusunda birçok farklı görüş öne sürülmüş ve her müfessir bunlara değişik anlamlar vermiştir. Biz bu kelimelerin, kafirlerin İslam davetine karşı gösterdikleri hoşgörüsüzlük, şaşkınlık ve kızgınlığı ifade ettiği görüşündeyiz. Bu görüş bir sonraki cümle tarafından desteklenmektedir.

16. Onlar İslami davet hakkında "kuşkulu bir şüphe" içindeydiler, çünkü bu davet onların zihinlerindeki huzuru bozmuştu. Mesaja davet her zaman için zihinleri yorar, çünkü onun düşmanları için bile ilk anda onu reddetmek veya gönül rahatlığıyla ona karşı çıkmak imkansızdır. Onlar onun hakkındaki şüphelerinde ne kadar ısrar ederlerse etsinler ve onun gerçekliğini ve akla yakın fikirlerini ne kadar reddederlerse etsinler, onun açıksözlülüğü, samimiyeti ve ifade tarzı, en azılı düşmanlarının zihninde bile karışıklıklara neden olur. Elçinin saf ve kusursuz karakteri ve ona uyanlarda görülen göze çarpan iyi değişiklikler onların zihinlerinde o denli bir birikim etkisi yaratır ki, en azılı düşmanlar bile kendi durumlarından rahatsızlık duyup şüpheye düşerler. Böylece Hakkı savunanların vicdan huzurunu bozmak isteyenler kendi iç huzurlarını bozmuş olurlar.

17. Peygamberlerin, daveti reddedenlere bu soruyu sormalarının nedeni onların, Allah'a karşı takındıkları tavrın saçmalığını göstermek istemeleridir. Çünkü her dönemde müşrikler Allah'ın varlığına, O'nun göklerin ve yerin yaratıcısı olduğuna inanmalarına rağmen, Allah'tan gelen vahyi, bunun mantiki bir sonucu olarak da yalnızca O'na ibadet etmeleri gerektiği gerçeğini reddetmişlerdir. Bu nedenle Peygamberler onlara şöyle bir soru yöneltmişlerdir: "Siz Allah'ın varlığı hakkında herhangi bir şüphe içinde misiniz?."

18. Bireyler söz konusu olduğunda "belirli bir süre" ya kişinin öldüğü zaman, ya da kıyamet günü olabilir. Milletlerin yükseliş ve düşleriyle ilgili "belirlenen süre" ise o toplumdaki kişilerin ortak davranışları ile belirlenir. Örneğin, eğer iyi bir toplum süresi dolmadan bozulmaya uğrarsa, belirlenen süre kısaltılmış ve yürürlükten kaldırılmış olur. Diğer taraftan eğer bozulmuş bir toplum iyiye doğru yönelip değişirse, süresi uzatılır; öyle ki kıyamete kadar bile yaşayabilir. Bu nokta Ra'd suresi 11. ayette şöyle ifade edilmiştir: "Gerçekten Allah, kendi özlerinde olanı değiştirip bozuncaya kadar bir toplulukta olanı değiştirip bozmaz..."

19. Kafirler şöyle demek istiyorlardır: "Siz de her yönüyle bizim gibi insanlarsınız, bizim gibi yiyor, içiyor ve uyuyorsunuz ve bizim gibi evlenip çocuk sahibi oluyorsunuz. Açlık ve susuzluk hissediyor, bizim gibi sıcaktan, soğuktan, hastalık ve kazalardan etkileniyorsunuz. Kısacası siz de bizim gibi bütün insan olmanın gerektirdiği sınırlamalara sahipsiniz ve biz sizde, sizi peygamber olarak kabul etmemize, Allah'ın sizinle iletişim kurduğuna ve size meleklerini gönderdiğine inanmamıza neden olacak fevkalade ve harikulade birşey görmüyoruz."

20. Yani, "Eğer hala peygamber olduğunuzu iddia ediyorsanız, bize sizin Allah tarafından gönderildiğinize ve beraberinizde getirdiğiniz davetin gerçekten O'nun katından olduğuna ikna edecek somut bir delil getirin."

21. Yani, "Şüphesiz biz de sizin gibi insanız, fakat Allah dilediğiyle bizi sizin aranızdan seçti ve bize Hak (gerçek) bilgiyi ve kesin bir basireti lutfetti. Bu Allah'ın dileğidir ve O dilediğine dilediği şeyi lutfetmek kudretine sahiptir. Biz O'ndan bu lutfu size veya başkalarına vermesini isteme durumunda değiliz. Bize gösterilen gerçekleri de reddedemeyiz. "


13 Küfre sapanlar, peygamberlerine dediler ki: "Hiç tartışmasız sizi kendi toprağımızdan süreceğiz ya da dinimize geri döneceksiniz."22 Böylelikle Rableri kendilerine vahyetti ki: "Hiç şüphesiz biz, zulmedenleri helak edeceğiz,"

14 "Ve onlardan sonra sizi o arza mutlaka yerleştireceğiz.23 İşte bu, makamımdan korkana tehdidimden korkana ait (bir ayrıcalıktır)."

15 (Peygamberler) Fetih istediler, (sonunda) her zorba inatçı bozguna uğrayıp -yok oldu- gitti.24

16 (Böylesinin) Önünde cehennem vardır ve (orada) irinli sudan içirilecektir.

17 Yutkunmaya çabalayacak ve boğazından geçirmeyi başaramıyacak, ona her yandan ölüm gelecek, oysa ölmeyecek de. Ardından daha katı bir azab olacak.

18 Rablerine küfredenlerin durumu şudur: Onların yaptıkları, fırtınalı bir günde rüzgârın şiddetle savurduğu bir kül gibidir. Kazandıklarından hiç bir şeye güç yetiremezler.25 İşte uzak bir sapıklık (içinde olmak) budur.

AÇIKLAMA

22. Bu istekten, peygamberlerin kendilerine ilahi görev verilmeden önce kavimlerinin dinine uydukları sonucunu çıkarmak yanlıştır. Kavimlerinin böyle düşünmelerinin nedeni onların daha önceden sessiz bir hayat yaşamaları ve ne yeni bir dine uyduklarını ne de yürürlükteki dine karşı açıkça karşı çıktıklarını ilan etmemiş olmalarıdır. Bu nedenle kavimleri onların da atalarının dinine uyduklarını düşünmüşler ve onları dinden dönmekle suçlamışlardır. Gerçekte ise onlar hiçbir zaman müşrik atalarının dinine uymamışlardır.

23. Burada peygamberler, kavimlerinin onları vatanlarından sürüp çıkarma tehdidine karşı teselli edilmektedirler. Onlara şöyle deniyor: "Onları oradan çıkaracağız, sizi ve size uyanları oraya yerleştireceğiz."

24. Bu tarihi olayların öneminin kavranabilmesi için, bunların Mekke müşriklerinin peygambere (s.a) yönelttikleri itirazlara cevap olarak zikredildiği gözönünde bulundurulmalıdır. Bu surenin indirildiği dönemde Mekke'nin durumu, daha önceki peygamberlerin kavimlerinin durumunun aynısı olduğu için, bu olaylar Kureyşlileri ve diğer Arap müşriklerini uyarmak üzere anlatılmaktadır: "Daha önceki kafirler peygamberlerine karşı çıktılar, helak oldular ve yerlerine müminler geçti. Aynı şekilde sizin geleceğiniz de tamamen peygamberin (s.a) davetine karşı takınacağınız tavra dayanmaktadır. Eğer bu daveti kabul ederseniz, Arabistan topraklarında kalabilirsiniz, eğer reddederseniz oradan çıkarılırsınız." Bunu takip eden olaylar, bu uyarının onbeş yıl sonra gerçekleştiğini göstermektedir, çünkü onbeş yıl sonra tüm Arabistan'da bir tek müşrik kalmamıştı.

25. Yani,"İlahi davete karşı sadakatsız, inançsız ve isyankar olanlar ve peygamberlerin davet ettikleri yola uymayı kabul etmeyenler, sonunda hayatları boyunca kazandıklarının ve yaptıkları işlerin bir yığın kül kadar değersiz olduğunu göreceklerdir. Uzun yıllar boyunca biriken büyük bir kül tepeciği nasıl fırtınalı bir günde rüzgar tarafından darmadağın ediliyorsa, aynı şekilde onların bütün büyük işlerinin o fırtınalı kıyamet gününde bir yığın külden başka bir şey olmadığı görülecektir. Onların göz kamaştırıcı kültürleri, büyük medeniyetleri, muhteşem krallık ve devletleri, büyük üniversiteleri, bilimleri, edebiyatları ve ikiyüzlüce yapılan ibadetleri, fazilet dedikleri davranışları, dünya hayatında övündükleri yararlı ve ıslah edici hareketleri, o gün bir yığın kül kadar değersiz olacak ve kıyamet gününün "fırtınası" tarafından etrafa saçılacak. O denli ki o gün ilahi teraziye koymaya değecek en ufak bir yararlı iş bile bulamayacaklar."

Yazının Devamı İçin Aşağıdan 2. Sayfayı Tıklayın.

Benzer Konular

canlı kuran oku kuran dinle kuran izle
mekke kabe canlı yayın izle
büyük islam ilmihali
hadisi şerif
yemek tarifleri
en güzel oyunlar, oyun oyna