Kaf Suresi Meali Suat Yıldırım
Ana Sayfa »Kur'an-ı Kerim Portalı » Suat Yıldırım Kur'an-ı Kerim Meali » Kaf Suresi Meali Suat Yıldırım

Kaf Suresi Meali Suat Yıldırım

   

Kaf Suresi Meali Suat Yıldırım

KÂF SÛRESİ; Mekkî olup, 45 ayettir. İsmini, birinci ayette geçen ve huruf-i mukattaa kabilinden olan kâf harfinden almıştır. Bu sûre, kainatta bulunan ve Allah Teâlanın üstün kudret ve hikmetine delâlet eden bazı varlıklardan bahseder, bunları yapanın, mahşerde diriltmeye de kadir olduğunu bildirir. Dini yalan sayan bazı eski kavimlerin akıbetlerini hatırlatır. Cuma, bayram ve bazan sabah namazlarında bu sûrenin Hz. Peygamber (a.s) tarafından okunduğu nakledilmektedir.

Bismillahirrahmanirrahim.

1 - Kâf. Şanlı şerefli Kur'an hakkı için.

2-3 - Doğrusu, onlar, kendilerinden birinin, uyarıp irşad etmek için gelmesine şaşırdılar da kâfirler: "Bu, ne tuhaf şey!" dediler, "Biz ölüp de toprak olduktan sonra mı dirileceğiz? Bu, aklın alamayacağı kadar uzak bir ihtimal!" [10,2]

4 - Biz toprağın onların bedenlerini hücre hücre nasıl çürüttüğünü tafsilatıyla biliriz. Zaten yanımızda herşeyin kayıtlı olduğu şaşmaz bir sicil vardır.

5 - Bilakis onlar, kendi önlerine kadar gelen gerçeği yalan saydılar,  artık onlar kararsızlık ve perişanlık içindedirler.

6 - Hiç üzerlerindeki göğe bakmazlar mı? Bakıp da Bizim onu nasıl sağlamca bina ettiğimizi, onda en ufak bir çatlaklık, dengesizlik olmadığını düşünmezler mi? [67,3-4]  Gökyüzü âlemi akıllara durgunluk verecek derecede geniş ve muazzamdır. Dünyamızdan yüzbinlerce defa daha büyük gezegenler uzayda top gibi, saniyede birkaç kilometre hızla yüzerler. Güneş sistemi Samanyolu galaksisinin bir köşesine sıkışmış küçük bir yer işgal eder. Oysa daha başka bir milyon kadar galaksi mevcuttur. Bunları yaratıp varlıkta tutan muazzam kudretin ilkin yoktan yarattığı hayatı, ölüm uykusundan sonra diriltmeye gücü yetmez olur mu?

7 - Yeri de döşedik, oraya dengeyi sağlayacak ağır baskılar, sabit ulu dağlar yerleştirdik. Orada, gönüller, gözler açan her çeşit bitkiden çiftler bitirdik. [51,49; 36,36]

8 - Bütün bunları, Allaha yönelecek her kula Yaradanın kudretini hatırlatması, dersler veren birer basiret nişanesi ve ibret numunesi olması için yaptık.

9-10 - Gökten bereketli bir su indirdik. Onunla bahçeler ve biçilen ekinler, salkım salkım meyveleriyle ulu hurma ağaçları yetiştirdik.

11 - Bütün bunlar kullarımıza rızık vermek içindir.   Hem o su ile ölü toprağa hayat verdik.  İşte ölmüş insanların mezarlarından çıkışı da böyle olacaktır. [40,57; 46,33; 41,39]

12-14 - Onlardan önce Nûh halkı, Ashab-ı Ress, Semûd, Âd, Firavun halkları.   Lût'un hemşehrileri, Ashab-ı Eyke ve Tübba' halkı da hakkı yalanladılar.  Evet onların hepsi peygamberleri yalancı saydılar da tehdidime müstehak oldular, azaba çarpıldılar.  Arap kaynaklarında Ress adında iki yer bilinmektedir. Biri Necid, diğeri Hicazın kuzeyinde olup birincisi daha meşhurdur.

15 - Biz ilkin yoktan yaratmadan bir âcizlik, becerisizlik mi gösterdik ki bu yaratmayı tekrar etmede acze düşelim?  Hayır! Öyle değil onlar da böyle olmadığını bilirler. Ama yine de onlar bu yeniden yaratılıştan dirilmeden şüphe içindedirler. [30,27]

16 - İnsanı Biz yarattık, onun için, nefsinin kendisine neler fısıldadığını, neler telkin ettiğini de Biz pek iyi biliriz.  Çünkü Biz ona şahdamarından daha yakınız.

17-18 - Zaten onun sağında ve solunda yerleşmiş iki kayıtçı vardır.  Ağzından çıkan bir tek söz olmaz ki yanında, bu iş için hazırlanmış gözcü olmasın, onun söylediğini ve yaptığını kaydetmiş olmasın. [82,10-12]  İnsanlar yirminci asırda sesleri ve görüntüleri kayde-den nice aletler geliştirdiler. Bu aletler Allahın kâinatta zerrelere yaptırdığı kayıt işlemini tesbit etmeye çalışmaktadırlar. Allahın melekleri bu aletlere muhtaç değildir. İnsanın kendi vücudu ve çevresindeki şeyler, onun bütün yaptıklarını ve konuştuklarını en ince ayrıntıları ile kaydeden bir kamera veya teyp gibidir. Kıyamet günü, kendi kulağı ile dünyada söylediklerini işitecek ve yaptıklarını gözleriyle görecektir. Demek Allah kullarına sırf kendi ilmine göre muamele etmeyecek, bilakis adâletin: iddia, delil, inkâr, şahit, savunma gibi bütün şartlarını yerine getirecektir.

19 - Vakti geldiğinde ölüm sekeratı başlayınca, can çekiştiği sırada insana "İşte denir, senin en çok nefret edip kaçtığın şey!"

20 -  Sûra üfürülür kalk borusu çalar. İşte bu da tehdit edilen azabın günüdür.

21 - O gün herkes beraberinde bir muhafız, bir de şahit olarak Yüce Divana gelir.

22 - Allah ona buyurur: "Sen bundan gaflet içindeydin. İşte gözünün önünden perdeyi kaldırdık, şimdi artık gözün pek keskindir!" [19,38; 32,12]

23 - Yanındaki arkadaşı "İşte! der, onun defteri! Her ne yapmışsa, burada yazılı!"  Yanındaki arkadaşı bazı müfessirlere göre şahit melektir.

24-26 - Allah muhafızla şahide veya cehennem görevlisi iki meleğe: "Atın! buyuracak, atın cehenneme her nankör, inatçı kâfiri: Hayra mani olan, haddi aşıp azan, şüpheye dalanı!  Allahın yanısıra başka bir tanrı benimseyeni! Atın onu o çetin azaba!"  Hayır; bazan mal, bazan iyilik mânasına kullanılır. Burada her ikisi de mümkündür. O şahsın, malından Allahın ve kullarının haklarını vermediğini ifade eder. Yahut hayır ve iyilikten, hem kendisini hem de başkalarını engellediği manasına gelir.

27 - Yanındaki arkadaş: "Ya Rabbi, der, onu ben saptırmadım, kendisi zaten haktan iyice uzak bir sapıklık içinde idi." [14,22]  Yanındaki arkadaşı Şeytan onun cehenneme atılacağını anlayınca böyle diyecektir. Burada siyaktan Allahın mahkemesinde bu iki yoldaşın birbirini suçladıkları anlaşılmaktadır. Anlaşılan kâfir insan şeytan arkadaşının kendisini saptırdığını ileri sürünce o, bu cevabı vermektedir.

28-29 - "Çekişmeyin huzurumda! buyurur Allah. Çünkü Ben daha önce gelecek tehlikeyi size bildirmiştim. Benim verdiğim kararlar değiştirilmez. Ben, kullarıma karşı asla zulmetmem!"

30 - O gün cehenneme Biz: "Doldun mu dedikçe O: "Daha yok mu?" diye iştahını dile getirir.

31 - Cennet de takva sahiplerine yaklaştırılır.  

32-33 - Onlara: "İşte, denilir, buydu size vâdedilen mükâfat. Hakka yönelen, koruması gereken her şeyi koruyan, insanların görmediği yerlerde bile Rahmana hep saygılı olan ve daima Rabbine dönen bir gönül ile gelen herkese bu mükâfat vardır.  "Rahmanı görmediği halde Ona saygı duyan" mânası da mümkündür. "Onun Rahman olduğunu bilmesine rağmen, rahmetine güvenerek günah işlemedi, Ona saygısızlık etmedi" inceliğini düşündür-mesi de mümkündür.

34 - "Haydi selametle girin oraya, bugün artık ebediyet günüdür."

35 - Orada onlara istedikleri her şey verilir. Nezdimizde bundan da fazlası vardır. [10,26]

36 - Kendilerinden önce biz öyle nesiller helâk ettik ki onlar, bunlardan daha güçlü kuvvetli idiler. Hakimiyetlerini yaymış, şehir şehir dolaşmış, "emr-i Haktan, ölümden kaçıp kurtulacak bir yer yok mu?" diye her tarafı delik deşik etmişlerdi, ama hep eli boş dönmüşlerdi.

37 - Elbette bunda, içinde bir kalb taşıyan veya zihnini derleyip toplayarak can kulağıyla dinleyen kimseler için alacak bir ders vardır.

38 - Biz gökleri, yeri, ikisinin arasındaki bütün varlıkları altı günde yarattık da Bize en ufak bir yorgunluk dokunmadı. [46,33; 40,57]

39 - O halde sen onların söylediklerine karşı sabret. Gerek Güneşin doğuşundan, gerek batışından önce Rabbine hamd ederek ibadet et.

40 - Geceleyin de, secdelerin peşinden de Ona ibadet et. [17,79]  Secdelerin peşinden yapılan tesbihattan maksad, namazdan sonra yapılan zikir ve tesbihat olabilir. Farzdan sonra kılanan nafile namazlar da olabilir. Hz. Peygamber (a.s) her namazdan sonra fakirlerin 33'er kere Sübhanallah, el-Hamdülillah ve Allahu ekber zikrine devam etmekle zenginlerin Allah yolunda harcamalarla elde ettikleri yüksek dereceleri kazanacaklarını bildirmiştir.

41 - Münâdînin yakın bir yerden sesleneceği güne kulak ver.

42 - Bütün insanların o sayhayı kesin ve gerçek olarak işitecekleri güne kulak ver, işte o gün kabirlerden kalkış günüdür.

43 - Muhakkak ki hayatı veren de, hayatı alıp öldüren de Biziz.  Evet, herkes Bizim huzurumuza dönecektir.

44 - Yerin yarılıp kendilerinin büyük bir hızla mahşer meydanına koşacakları gün mutlaka gelecektir. Bu diriltip mahşerde toplama Bize göre çok kolaydır. [54,50; 31,28]

45 - Biz onların aykırı iddialarını pek iyi biliyoruz, ama sen onları kuvvet kullanarak imana getirecek bir zorba değilsin. Sen sadece uyaran bir elçisin.  Senin yapacağın iş, sadece tehdidimden endişe edecekleri Kur'an ile irşad etmektir. [13,40; 88,21-22; 2,272]

Benzer Konular

canlı kuran oku kuran dinle kuran izle
mekke kabe canlı yayın izle
büyük islam ilmihali
hadisi şerif
yemek tarifleri
en güzel oyunlar, oyun oyna