Muhammed Suresi Meali Suat Yıldırım
Ana Sayfa »Kur'an-ı Kerim Portalı » Suat Yıldırım Kur'an-ı Kerim Meali » Muhammed Suresi Meali Suat Yıldırım

Muhammed Suresi Meali Suat Yıldırım

   

Muhammed Suresi Meali Suat Yıldırım

MUHAMMED SÛRESİ; Medinede nazil olmuştur. 38 ayettir. Sûrenin adı 2. ayetinden gelmektedir. Bu sûre, İslama düşmanlık eden kâfirlere karşı cihad, savaş, esirler, ganimet ve münâfıkların davranışlarından bahseder.

Bismillahirrahmanirrahim.

1 - İnkâr edip insanları Allahın yolundan engel-leyenlerin bütün yaptıklarını Allah boşa çıkaracaktır. [25,23]  Allah yolundan çevirmenin çeşitli şekilleri vardır.  a-İman etmekten zorla menetmek, b-Müminlere baskı uygulayarak dini anlatmalarını ve dinlerini yaşama-larını engellemek, c-Din ve dindarlar aleyhinde propaganda yaparak onlara karşı güvensizlik telkin etmek, d-Kâfirlerin, çocuklarını küfür üzere yetiştirmek sûretiyle Allahın dininden uzak tutmaları.  

2 - İman edip güzel ve makbul işler yapanlar ve Rableri tarafından gerçeğin ta kendisi olarak Muhammede indirilen vahye iman edenlerin ise günahlarını örtüp, hallerini düzeltir.  Gerçi "İman etme" vasfından sonra ayrıca "Muhammed'e indirilene iman edenler" demeye ihtiyaç yoktur. Zira iman, onun tebliğ ettiği şeylere inanmayı zaten kapsamaktadır. Bundan maksad şunu  vurgulamaktır: Hz. Muhammed (a.s) ın risaletinden sonra, herhangi bir kimsenin, onun getirdiği dinin hükümlerine iman etmeden inançları geçerli değildir. Onun peygamberliğine ve getirdiklerine inanmak şarttır.

3 - Bu böyledir. Çünkü kâfirler batıla uydular. İman edenler ise Rab'leri tarafından gönderilen hakka uydular. İşte Allah insanlara kendi durumlarını böylece beyan eder.  Allah iki tarafın da durumlarını açıkça ortaya koyuyor. Bir taraf batıl üzerinde ısrar ettiğinden işleri geçersiz kılınmıştır. Öbür taraf ise hak yolda sebat ettiğinden, Allah onları kötülüklerden arındırmış, hayat tarzlarını düzeltmiştir.

4 - İmdi kâfirlerle savaşta karşılaştığınız zaman hemen boyunlarını vurun. Nihayet onları iyice mağlub edince, bağı sık tutun, onları esir alın. Savaş bitince onları ister lutfen karşılıksız salıverir, ister fidye alarak bırakırsınız.  Durum şu ki: Allah dileseydi, onlardan intikamlarınızı alır, onları cezalandırırdı. Fakat O, sizi birbirinizle denemek için savaşı emrediyor. Allah yolunda öldürülenler var ya, Allah onların yaptıklarını asla zayi etmeyecek, boşa çıkarmayacaktır. [8,67-68; 3,142; 9,14-15]

5 - Allah onları doğru yola iletir ve onların hallerini düzeltir. [10,9]

6 - Onları, kendilerine tanıtmış olduğu cennetine alır.

7 - Ey iman edenler! Eğer siz Allahın dinine destek olursanız, O da size yardım eder ve savaşta ayaklarınızı kaydırmaz.

8 - O inkârcılara gelince, onların hakkı yıkımdır. Allah onların yaptıklarını boşa çıkarır.

9 - Bu böyledir, zira onlar Allahın indirdiği buyruklarını beğenmediler.  Allah da onların bütün iyi ve güzel işlerini boşa çıkardı.

10 - Peki onlar dünyada hiç dolaşmadılar mı ki,   daha önce yaşamış nesillerin akıbetlerinin nasıl olduğuna baksınlar: Allah onları yerle bir etti.  Benzeri iş yapan kâfirleri de, benzeri âkıbetler beklemektedir.

11 - Bu böyledir: Çünkü iman edenlerin yardımcısı Allahtır,  kâfirlerin ise Mevlâları, dostları yoktur.

12 - Muhakkak ki Allah iman edip, makbul ve güzel işler yapanları, içinden ırmaklar akan cennetlere yerleştirecektir.  Kâfirler ise dünyada zevklerini yaşamak ister, davarlar gibi yerler, işte onların barınağı ateştir.  Hayvanlar rızkın kim tarafından yaratıldığını, bu nimetler karşılğında kendisinden ne beklendiğini düşünmezler. Çünkü bunlar yükümlü değildirler.

13 - Nice şehirler vardı ki, halkı, seni süren şehrin, Mekkenin halkından daha kuvvetli idiler.  İşte Biz, onları imha ettik ve kendilerine yardım edecek kimse çıkmadı.  Müşrikler, Hz. Peygamberi hicrete mecbur etmekle rahata kavuştuklarını sanmışlardı. Oysa bu hareketleri ile kendilerinin felâketlerini hazırlamışlardı.

14 - Rabbi tarafından apaçık bir delile tabi olan kimse hiç, yaptığı işleri kendisine süslenen ve hevâ-u heveslerinin peşinden giden kimse gibi olur mu? [13,19; 59,20]

15 - Allaha karşı gelmekten sakınanlara vâdedilen cennetin durumu ise şudur:  Orada bozulmayan su ırmakları, tadı değişmeyen süt ırmakları, içerken lezzet veren şarap ırmakları ve süzme bal ırmakları vardır.  Onlara orada her türlü meyve ile bir de Rableri tarafından bir mağfiret vardır.  Bu nimetlere erişenler hiç, ateşte devamlı kalıp   kaynar sulardan içirilip bununla bağırsakları lime lime olan kimseler gibi olur mu? [55,52; 2,25; 56,20]

16 - Onlardan seni dinlemeye gelen de vardır.   Ama ne zaman ki senin yanından çıkarlar, o vakit sana kulak verip meseleleri öğrenenlere:  "Ya hu sahi, az önce neler söylüyordu?" diye sorarlar.  Bir kısım münafıklar müminler arasında bulunduklarından Hz. Peygambere muhatap olup, onlarla beraber sözlerini dinliyorlardı. Fakat kalbleri onun mübarek dilinde ifadesini bulan gerçeklerden uzak olduğundan cankulağıyla dinlemiyorlar, dışarı çıkınca "Ya hu sahi demin ne demişti?" diye sorma ihtiyacını duyuyorlardı. Onların hâlet-i rûhiyelerini açığa çıkaran ne mükemmel bir ifade!  İşte Allah onların kalblerini mühürlemiş ve onlar da hevalarına uymuşlardır.

17 - Hidayeti kabul edenlerin ise Allah hidayette yakînlerini artırır  ve kendilerine haramlardan ve cehennemden korunmayı nasib eder.

18 - Yoksa onlar, kıyametin kendilerine ansızın gelmesini mi gözlüyorlar?  Zaten alâmetleri geldi bile!  Ama kıyamet gelip çattıktan sonra, ibret almaları neye yarar ki! [53,56-57; 54,1; 16,1; 21,1; 89,23; 34,52]  Kur'anın mûcizeli beyanı, Hz. Peygamberin tertemiz hayatı ve eğittiği ashabı ile yaptıkları ortada iken, hâla iman etmeyen kimsenin beklediği tek şey kıyamettir. Kıyametin başlıca alâmeti, âhir zaman Peygamberinin gelmesidir. Nitekim o, şehadet ve orta parmağını göstererek: "Benimle kıyametin durumu, bunların yakınlığı gibidir" buyurmuştur. Maksat, kendisinden sonra kıyamete kadar başka bir Peygamber gelmeyeceğini bildirmektir.

19 - O halde şu gerçeği hiç unutma ki:  Allahdan başka ilah yoktur.  Sen hem kendi günahından, hem mümin erkeklerin ve mümin kadınların günahlarından ötürü Allahtan af dile.  Allah, dönüp dolaşacağınız yeri de, varıp duracağınız yeri de pek iyi bilir. [6,59-60; 11,6]  İslamın insana kazandırdığı ahlâki faziletlerden biri de şudur: Mümin ibadet ve cihad görevini yerine getirecek, hizmete devam edecek, fakat asla yaptıklarını gözünde büyütmeyecek, "üzerime düşeni yaptım" diye durumunu yeterli görmeyecektir. Aksine: "Rabbimin benden istediklerini hakkiyle yerine getiremedim. Bilerek veya bilmeyerek hangi ihmallerim oldu?" diye bir şuur kontrolü, bir tevazu ve istiğfar halet-i ruhiyesi taşıyacaktır. Ayet Hz. Peygamber (a.s) a bile böyle buyurarak, aslında müminlere ders vermektedir. Bundan ötürüdür ki Hz. Peygamber: "Ben her gün Allahtan yüz kere mağfiret dilerim" buyurmuştur.

20 - İman edenler: "Keşke savaş hakkında bir sûre indirilseydi?" diyorlar.  Fakat net ve kesin bir sûre indirilip de içinde savaşma emri zikredilince, kalblerinde hastalık bulunanların, ölüm sekeratına giren kimsenin bakışı gibi boş gözlerle baktıklarını görürsün. Korktukları başlarına gelsin! [4,77]

21 - Onlara düşen: İtaat etmek ve tatlı söz söylemektir. İş ciddiye bindiğinde, Allaha verdikleri sözde dursalardı kendileri için elbette daha hayırlı olurdu.   

22 - Demek ki ey münafıklar! Siz işbaşına geçecek olursanız,  ülkede fesat çıkaracak, nizamı bozacak, akrabalık bağlarını parçalayacaksınız! (Allaha verdiği söze bile sadık kalmayandan, böylesi hakları gözetmesi de beklenemez).

23 - İşte bunlar, Allahın lânet edip kulaklarını sağırlaştırdığı, gözlerini kör ettiği kimselerdir.

24 - Öyle olmasa, Kur'anı düşünmezler mi? Yoksa kalblerinin üzerinde üst üste kilitler mi var?

25 - Kendilerine doğru yol iyice belli olduktan sonra,  gerisin geri dinden çıkanlara muhakkak ki Şeytan önce fit vermiş;  onu uzun emellere, umutlara düşürmüştür.

26 - Bu böyledir; Çünkü onlar Allahın indirdiğinden hoşlanmayanlara:  "Biz, bazı hususlarda size itaat edeceğiz" demişlerdi.  Halbuki Allah onların gizledikleri şeyleri hep bilmektedir.

27 - Haydi dünyada birtakım hile ve dolaplar çeviriyorlar,  Peki melekler, onların yüzlerine, sırtlarına vura vura canlarını aldıkları zaman halleri ne olacak? [8,50; 6,93; 4,97; 40,46]  Bu ayet kabir azabına işaret etmektedir. Zira, burada bildirilen azap, kıyamet günü hesaptan sonra kâfirlerin görecekleri cezadan başka bir cezadır.  

28 - Bu böyledir: Çünkü onlar Allahın gazabına sebeb olan şeylerin peşine düştüler, Onu razı edecek şeyleri ise beğenmediler.  Bu yüzden Allah da onların bütün işlerini boşa çıkardı.

29 - Yoksa kalblerinde hastalık (nifak) bulunan münâfıklar Alahın, kalblerinde müminlere karşı duydukları kinleri açığa çıkarmayacağını mı zannediyorlar?

30 - Eğer dileseydik onları sana tek tek gösterirdik,   sen de onları simalarından tanırdın.  Hatta sen onları ifadelerinden, ses tonlarından kesinlikle tanırsın.  Allah bütün işlerinizi bilir.

31 - Sizi mutlaka imtihan edeceğiz ta ki içinizden mücahede edenleri, sabır ve sebat gösterenleri tanıyacak  ve gösterdiğiniz yararlılıkları imtihan meydanlarında örnek göstereceğiz.  Allahın tanıması: İşlere karşılık verilmesine, ceza veya mükâfat verilmesine esas teşkil edecek şekilde, fiilî olarak tanıyıp bilmesi demektir. Yoksa ezelî ilmiyle Allah istikbali bilmektedir.

32 - Kendileri inkâr edip insanları Allah yolundan çevirenler  ve doğru yol kendilerine iyice belli olduktan sonra bile,   Peygamberin karşısına çıkanlar, Allaha yani Allahın Peygamberine, dinine asla zarar veremezler.  Allah onların işlerini heder edecektir.  İşlerinin heder edilmesi iki türlüdür: 1-İyi iş bilerek işledikleri şeylerin karşılığını âhirette göremeyeceklerdir. 2-İslâmı engellemek için sarfettikleri gayretler sonuçsuz kalacaktır.

33 - Ey iman edenler! Allaha ve Resûlüne itaat edin de  emeklerinizi boşa çıkarmayın.  Küfür, şirk, nifak, ucub, riya gibi hallerle emeklerinizi iptal ettirmeyin.

34 - Kendileri inkâr edip insanları da Allah yolundan çeviren,  sonunda da kâfir olarak ölenler var ya,  Allah onları asla affetmeyecektir. [4,48]

35 - O halde gevşemeyin de, sizler daha üstün durumda iken,  zillet gösterip sulha yalvarmayın.   Allah sizinle beraberdir. O, asla sizin gayretinizi kuvvetten düşürmez, emeklerinizi zayi etmez.  Ayet müslümanların barış istemelerini menetmiyor. Maksat: Müslümanların zayıf, düşmanlarının kuvvetli olduğu anlamına gelen bir barışa yalvarmalarının doğru olmadığı fikrini vermektir.  Müslümanlar her şeyden önce kuvvetlerini ortaya koymalıdırlar. Bundan sonra barış görüşmeleri yapmalarında sakınca yoktur.  

36 - Dünya hayatı sadece bir oyun ve eğlenceden ibarettir.  Eğer siz iman eder ve haramlardan sakınırsanız,   hem size mükâfatlarınızı verir, hem de mallarınızın tamamını istemez.

37 - Eğer onların hepsini isteyip de sizi iyice sıkıştırsaydı  cimrilik eder, dayatırdınız. O zaman da, Allah, bütün kinlerinizi ortaya çıkarırdı.

38 - İşte sizler Allah yolunda harcamaya davet ediliyorsunuz.  İçinizden bazıları cimrilik ediyor. Her kim cimri davranırsa, ancak kendine cimrilik eder.  Ganî ve Müstağni Allahtır, muhtaç olan sizlersiniz.   Şayet imandan ve takvadan yüz çevirirseniz, yerinize başka bir millet getirir de, onlar sizin gibi hayırsız, itaatsiz olmazlar.

Benzer Konular

canlı kuran oku kuran dinle kuran izle
mekke kabe canlı yayın izle
büyük islam ilmihali
hadisi şerif
yemek tarifleri
en güzel oyunlar, oyun oyna