Zuhruf Suresi Meali Suat Yıldırım
Ana Sayfa »Kur'an-ı Kerim Portalı » Suat Yıldırım Kur'an-ı Kerim Meali » Zuhruf Suresi Meali Suat Yıldırım

Zuhruf Suresi Meali Suat Yıldırım

   

Zuhruf Suresi Meali Suat Yıldırım

ZUHRUF SÛRESİ; Mekki olup, ayet sayısı 89'dur. Zuhruf: "altın, mücevher" demektir. 35. ayette geçtiğinden, sûreye bu isim verilmiştir. Hedefi tevhid, risalet ve ölümden sonra dirilip hesap verme gerçeklerini hatırlatmaktır. Cahiliye devrindeki garip inanç ve uygulamaları da (meselâ kız evlat istememe, meleklerin Allahın kızları olduklarını iddia etme gibi) reddeder. Cahiliye arapları başta olarak şirke düşen insanları şirkten vazgeçirmek için Hz. İbrahimin dininin gerçek yüzünü ortaya koyar. Sonra Hz. Musanın tebliğ ve hizmetine geçilir. Sûre inananların ve kâfirlerin âhiretteki akıbetlerini ortaya dökerek sona erer.

Bismillahirrahmanirrahim.

1 - Hâ. Mîm

2 - Açık olan ve gerçekleri açıklayan bu Kitaba yemin olsun.

3 - Biz düşünüp anlamanız için onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik. [26,195]

4 - O Bizim nezdimizdeki Ana Kitapta (Levh-i Mahfuzda) dır, çok yücedir, hikmet doludur. [56,77-80; 80,11-16]  Ümmü'l-kitab: bütün peygamberlere gönderilen ilahi mesajın, kendisinden alındığı asıl, ana kitap demektir.

5 - Siz haddi aşan bir topluluksunuz diye bu hakikatli mesajla sizi uyarmaktan vaz mı geçeceğiz? Bu mümkün değil!  Burada, Hz. Peygamber (a.s) ın risaletinin başlan-gıcından, bu sûrenin indirildiği yaklaşık on yıllık bir sürecin sonuna kadarki dönemin, bir cümlede özetlendiğini görüyoruz. Toplumlarda yerleşmiş nice bozuklukları düzelten, hastalıklarını, şefkatle tedavi eden, daldıkları bataklıktan kurtaran, cehalet, zulüm ve karanlıktan aydınlığa çıkaran Peygamberlerini öldürmeye teşebbüs edecek kadar vahşilikte ileri giden o zalimlere böyle hitab ediliyor. Allah Teala onlara şunu demek istiyor:" Sizi bu halde bırakmak Benim rahmet ve keremimle bağdaşmaz, ne kadar serkeşlik etseniz de Ben sizi boğulmaya, helâk olmaya terketmem. Allah insanlardan vazgeçmez."

6 - Daha önce gelip geçmiş nesillere nice nebiler gönderdik!

7 - Onlara hiç bir nebi gelmedi ki onunla alay etmiş olmasınlar.

8 - Biz bunlardan, senin Mekkeli muhataplarından daha kuvvetli olan toplumlar helâk ettik. Nitekim önce-kilerin kıssaları geçmiştir. [40,82; 43,56; 40,85; 33,62]

9 - Onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorarsan, mutlaka: "Onları o Aziz ve Hakim, O üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibi yarattı." derler.

10 - O Yaratıcıdır ki yeryüzünü sizin için beşik gibi yapmış ve yol bulmanız için yerden yollar ve geçitler var etmiştir.  Başka yerlerde, yer hakkında firaş denilirken burada mehd (beşik) denilmiştir. Böylece beşiğinde rahat eden bebek gibi, yeryüzünün insanlar için döşendiği anlatılmıştır. Oysa gerçekte yer küresi, en hızlı bir uçaktan daha fazla bir hızla uzayda dönmektedir. İçindeki sıcaklık, madenleri ve taşları bile eritecek güçtedir. Nitekim bazan volkanik püskürmeler de bunu hatırlatmaktadır. Allah böylesine büyük bir varlığı, bitmek tükenmek bilmez imkânlarıyla insanlığın emrine vermekteki nimetlerini hatırlatmak istiyor.

11 - Gökten, bir ölçüye göre su indiren de Odur.   Biz onunla ölü bir ülkeye hayat veririz.  İşte siz de kabirlerden öyle çıkarılacaksınız.

12 - Bütün çiftleri yaratan, denizde gemilerden, karada davarlardan sizin için binekler yapan da Odur.  Ayetteki ezvac kelimesinden sadece kadın ve erkekler kasdedilmez. Allah diğer mahlukları da çift yaratmıştır. Mesela elektriğin, pozitif ve negatif kutup-larının bir araya gelmesiyle sayısız icatlar elde edilmiştir.

13-14 - Ta ki onların üstüne binerken Rabbinizin nimetini hatırlayasınız ve şöyle diyesiniz:  "Bunları bizim hizmetimize veren Allah yüceler Yücesidir, her türlü eksiklikten münezzehtir.  O lütfetmeseydi biz buna güç yetiremezdik.   Muhakkak ki Biz sonunda Rabbimize döneceğiz."  Hz. Peygamber sefere çıkarken bineğine bindiğinde, "Bismillah" deyip atın üzengisine bastıktan sonra bu ayeti okuyarak üç defa el-Hamdülillah, sonra üç defa Allahu ekber derdi. Sonra bu âyetlerde bildirilen: "Sübhanellezî sehhare lena..." duasını okurdu.

15 - Öyle iken, müşrikler tuttular kullarından bir kısmını Onun cüz'ü (parçası) saydılar. Gerçekten insan çok nankördür.

16 - Ne o, yoksa O yaratıklarından, aklınız sıra  kızları kendisi evlat edindi de, o değerli oğulları size mi ikram etti?  Burada müşriklerin şiddetli çelişkileri vurgulanır: Onlar kız evlatlarını, hiç adam yerine koymuyor, hatta "kızın oldu" denilince kaçacak yer arıyorlardı. Kendileri erkek çocuk isterken, hoşlanmayıp hakir gördükleri kız çocuklarını Allaha malediyor. "Onun kızları" olduğunu iddia ediyorlardı. Kur'an kız çocuklarını hakir gördü-ğünden değil, onların çelişkilerini ortaya koymak için bu ifadeleri naklediyor.

17 - O müşriklerden her birinin, Rahman olan Yüce Allaha yakıştırdığı kız evladı dünyaya geldiği haberini alınca,  birden yüzü mosmor kesilir, kederinden yutkunur durur.

18 - Onlar süs içinde yetişen ve mücadele ve tartışmada meramını kuvvetle anlatamayan kızları mı Allaha isnad ediyorlar?

19 - Rahmanın kulları olan melaikeyi de dişi saydılar.  Ne o onların yaratıldıkları sırada hazır mı bulundular?  Onların bu iddiaları yazılacak ve bundan ötürü sorguya çekileceklerdir.

20 - Bir de dediler ki: "Eğer Rahman dileseydi, biz onlara tapmazdık."  Aslında onların ciddi bir bilgileri yoktur. Onlar sırf  kafadan atıyorlar.

21 - Yoksa Bizim onlara daha önce verdiğimiz bir kitap varmış da onlar buna mı sarılıyorlar?

22 - Hayır! Ne bilgileri var, ne kitapları! Sadece şöyle derler:  "Biz babalarımızı bir dine bağlanmış gördük, biz de onların izlerinden gidiyoruz."

23 - İşte böylece senden önce, uyarıcı bir resûl gönderdiğimiz hiç bir şehir yoktur ki oraların varlıklı kişileri:  "Biz babalarımızı bir dine bağlanmış gördük. Biz de onların izlerine uyduk" demiş olmasınlar. [11,38; 17,16]  Varlıklı kişilerin hak dine karşı çıkmaları şundandır: 1-Bunlar mal mülk ile o derecede meşguldürler ki hak - batıl mücadelesine fikir yormazlar. Zihnen ve bedenen tembelleşmişlerdir. Statüko dışında bir şey düşünmezler. 2-Mevcut sistem sayesinde zenginleştiklerinden o düzenin devamını isterler.

24 - Peygamber onlara: "Peki, size babalarınızın bağlandığı dinden daha doğrusunu getirmişsem, yine de sürüp gidecek misiniz?"  deyince onlar: "Şunu bilin ki, dediler, biz, sizinle gönderilen mesajı reddediyoruz."

25 - Bunun üzerine Biz de onlardan müminlerin intikamını aldık. İşte bak peygamberlere yalancı diyenlerin sonu nasıl oldu anla!"

26-27 - Bir vakit İbrahim babasına ve halkına şöyle dedi: "Bilin ki ben sizin taptıklarınızdan her ilişiği kestim. Ben ancak beni yaratana ibadet ederim. O bana yol gösterecektir."

28 - O, bu sözü hakka dönsünler diye, gelecek nesillere devamlı kalacak bir miras olarak bıraktı.  Hz. İbrahim (a.s) ın neslinde bu miras devam edegelmişti. Hz. Peygamber (a.s) ın risaletinden önce Mekkede "hanifler" diye bilinen ve Hz. İbrahimin inancına, tanıdıkları kadarıyla bağlı olan insanlar vardı.

29 - Doğrusu, Ben bunları da, babalarını da kendilerine hakikat ve onu açıklayan peygamber gelinceye kadar yaşattım.

30-31 - Ama bu gerçek kendilerine gelince: "Bu sihirdir, biz bunu kabul etmeyiz" dediler ve eklediler: "Bu Kur'an, bu iki şehirden büyük bir adama indirilseydi ya!"  İki şehir ile: Mekke ile Taifi kasdediyorlardı.

32 - Senin Rabbinin rahmetini onlar mı taksim ediyorlar? Halbuki bu dünya hayatında onların maişetlerini aralarında taksim eden, bir kısmını diğer kısmını çalıştırması için, kiminin derecesini kimine üstün kılan Biziz.   Senin Rabbinin rahmeti onların topladıkları bütün şeylerden daha hayırlıdır.  Dünyada rızıklar, rızık vesileleri, içtimai hayatın teşkilatlanması, geçimlerin takdir edilmesi âciz insanlara bırakılsa elbette dünya hayatı altüst olurdu. İnsanlar Dünya hayatını bile tanzimden âciz iken, nerede kaldı ki nübüvvet meselelerini, nebi olmaya kimin layık olduğu gibi meseleleri bilebilsinler?

33-35 - Eğer, bütün insanların dinsizliğe imrenecek bir tek ümmet haline gelme mahzuru olmasaydı, Rahmanı inkâr edenlerin evlerinin tavanlarını ve çıkacakları merdivenleri, evlerinin kapılarını, üzerine kurulacakları koltukları hep gümüşten yapardık. Onları altına, mücevhere boğardık.   Fakat bütün bunlar dünya hayatının geçici metaından ibarettir. Ahiret ise Rabbinin nezdinde Allaha karşı gelmekten sakınanlara mahsustur.

36 - Kim Rahmanın hikmetlerle dolu ders olarak gönderdiği Kur'anı gözardı ederse, Biz de ona bir şeytan sardırırız; artık o, ona arkadaş olur. [4,115; 61,5; 41,25]

37 - Bu şeytanlar onları yoldan çıkarırlar, ama onlar kendilerinin hâla doğru yolda olduklarını sanırlar.

38 - Ta ki huzurumuza gelinceye kadar böyle devam eder.  Huzurumuza çıktığında arkadaşına:  "Keşke seninle aramız Doğu ile Batı arası kadar uzak olsaydı, meğer sen ne kötü arkadaşmışsın!" der.

39 - Allah buyurur: "Bu temenniniz bugün size hiçbir fayda vermez.  Çünkü hayat boyunca, birlikte zulmettiniz. Burada da azabı birlikte çekeceksiniz."

40 - Sen sağırlara söz işittirebilir, körleri doğru yolda yürütebilir, besbelli sapıklıkta olanları hidayete erdirebilir misin?

41-42 - Ey Resûlüm! Biz seni vefat ettirip yanımıza alsak da,  yine onlardan müminlerin intikamını alacağız.  Yahut onlara vâdettiğimiz azabı, sana sağlığında gösteririz.   Çünkü onlara karşı Biz her zaman güçlüyüz.

43 - O halde sen sana vahyedilen buyruklara sımsıkı sarıl, muhakkak ki sen dosdoğru yoldasın.

44 - Bu Kur'an hem sana, hem milletine güzel bir namdır, şereftir.  İleride ondan dolayı sorguya çekileceksiniz.

45 - Senden önce gönderdiğimiz resûllere sor bakalım:  Biz, hiç Rahmandan başka tapılacak tanrılar kabul etmiş miyiz?   Asla! Bütün resûller tevhidi titizlikle uygulamışlardır.  Resûllerden maksad onlara verilen kutsal Kitap-lardır. Bu âyet bütün peygamberlerin halis tevhidi anlattıklarına delildir.

46 - Nitekim onlardan Musayı, delillerimiz ve mûcizelerimizle Firavuna ve ileri gelen yetkililerine gönderdik.  O da onlara: "Ben Rabbulaleminin size elçisiyim" dedi.  Hz. Musanın zikredilmesi, Mekke müşriklerine şunları düşündürmek içindir:  1-Peygamber tebliğine mazhar olan toplum lütfa nail olmuştur. Ama bunun değerini bilmezse, Firavun gibi helâk olacaktır. 2-Firavun Hz. Musayı küçümsediği gibi siz de Hz. Muhammedi küçümsüyorsunuz. Fakat asıl büyüklük ve küçüklük, Allah nezdinde olan ölçülere göredir.

47 - O, delillerimizle onlara gidince onlar alay edip gülmeye koyuldular.

48 - Onlara hep birbirinden büyük mucizeler gösterdik. Belki dönüş yaparlar diye azaplarla sarstık.  Hz. Musa (a.s) ın gösterdiği mucizelerden burada kasdedilenler: 1-Büyücülerin yenilip müslüman olmala-rı. 2-Hz. Musanın duası üzerine kıtlık olması ve Firavunun bile Hz. Musadan dua rica etmesi ve onun da bunu kabul etmesi. 3-Hz. Musanın haber verdiği sel, dolu sebebiyle görülen zarar sonucunda Firavunun yine dua rica etmesi. 4-Çekirge afeti ve dua ile dağılmaları 5-Ülkeyi kaplayan haşerat ve kımılın Hz. Musa'nın duası ile kalkması 6-Kurbağaların hücumu 7-Su kaynakları kanla dolmuşken Hz. Musanın duası bereketiyle bunların zail olması. (krş. Tevrat, Çıkış, 7-12)

49 - Azabı tadınca Musaya: "Haydi büyücü! Sana verdiği sözünün gereği olarak bizim için Rabbine dua et, bizi bağışlasın, zira artık yola geleceğiz" dediler.

50 - Fakat Biz, onlardan azabı giderince, hemen sözlerinden caydılar. [7,133-135]

51-53 - Firavun halkına duyuru yapıp dedi ki: "Ey benim halkım! Mısırın yönetimi benim elimde değil mi? Ayaklarımın altından akan şu nehirler, kanallar benim değil mi?  Görmüyor musunuz? Yoksa ben, şu aşağılık, meramını bile neredeyse anlatamayan adamdan daha üstün değil miyim?  Eğer o dediği gibi ise, üstüne gökten altın bilezikler atılmalı, yahut beraberinde melaikeler gelmeli değil  miydi?"  O devirde mesaj ilan etme yöntemi, burada bildirildiği üzere dellal çağırtmaktı. Bu dellallar şehir, köy ve kasabalarda halka duyururlardı. Zavallı Firavun'un elinde dalkavuk bir medya, haber ajansları veya devlet radyo ve TV'leri yoktu.  Hz. Musa (a.s) da risaletten sonra kekemelik yoktu. Zira Taha, 27-36 ayetlerinde nakledilen "dilimdeki tutukluğu çöz" duası, elbette kabul edilmişti. Firavunun böyle demesi, ilahi mesajı anlamama konusundaki inadından ileri geliyordu. Kasden önemsemiyor veya önemsemez görünüyordu.  O dönemde, bir elçi gönderen hükümdar, önce onu, üzerinde ve çevresinde bütün ihtişam ve zenginliğini ispatlayacak eşyalarla donatırdı. Firavun, Musa (a.s) da bundan bir eser göremeyince, onun sadeliğini, elçi olmayışının delili saymak istemişti.

54 - O halkını küçümsedi, onlar da ona itaat ettiler. Doğrusu onlar yoldan iyice çıkmış bir toplum idi.  Bir dikta yönetimi hukuku çiğner, çevresindeki menfaatçi dalkavuklarla bir oligarşi kurar, dürüst ve erdemli insanları susturursa, açıkça söylemese bile halkını "hiç" görmüş demektir. Halk da fasık ise; hak, batıl, erdem onlar için önemsiz olduğundan sürü gibi uyarlar. Zulme, şahsiyetsizliğe boyun eğer, ses çıkarmazken, hakkı tutan bir ses yükselirse, onu sustururken sesleri yüksek çıkar. İşte bunlar zilleti kabul ettiklerinden, hiç görülmeye müstehak olmuşlardır.

55 - Bizi gazaba davet edince, Biz de onların hepsini suda boğarak, onlardan müminlerin intikamını aldık.

56 - Onları sonraki nesillere, geçmiş bir ibret ve misal yaptık.

57-58 - Vakta ki Meryemin oğlu İsa misal verildi, derhal halkın keyiflenerek haykıra haykıra gülmeye koyuldu ve "Bizim tanrılarımız mı üstün, dediler, yoksa o mu?"   Bunu, sırf bir münâkaşa olsun diye sana misal verdiler. Zaten onlar kavgacı bir toplumdur.

59-60 - Hayır, o bir tanrı değil, nimetimize mazhar ettiğimiz ve İsrailoğulları için bir örnek yaptığmız bir has kulumuzdu. Şayet yapmak isteseydik, sizin yerinize geçmek üzere melekler yaratırdık. Ama bu, Allahın hikmetine aykırıdır.

61 - Gerçekten o, kıyamet için bir beyandır.  Artık siz, o saatin geleceğinden hiç şüphe etmeyin de Bana tabi olun.  Doğru yol budur.

62 - Sakın Şeytan sizi yoldan çevirmesin.  Çünkü o sizin besbelli düşmanınızdır.

63-64 - İsa, açık açık delillerle onlara gelince:   "Ben, dedi, size hikmet getirdim,  bir de hakkında ayrılığa düştüğünüz bazı şeyleri size açıklamak için geldim.  O halde Allaha karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.  Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir,  yalnız Ona ibadet edin. Doğru yol budur."

65 - Ondan sonra kendisine mensup birtakım fırkalar aralarında ayrılığa düştüler.  Gayet acı olan bir günün azabından zalimlerin vay haline!

66 - İnsanlar, sadece, hiç farkında değillerken  o kıyamet saatinin ansızın başlarına gelivermesine bakıyorlar.

67 - Müttakiler dışında dünyadaki bütün dostlar, o gün birbirine düşmandır. [29,25]

68 - Allah müttakilere şöyle buyurur: "Ey Benim kullarım!  Bugün size herhangi bir endişe yoktur, sizi üzen bir durum da olmayacaktır."

69 - Ne mutlu onlara ki ayetlerimize inanmış ve Allaha itaat etmişlerdir.

70 - Haydi siz de, eşleriniz de neş'e dolu olarak buyurun cennete!

71 - Altın tepsi ve kâselerle kendilerine ikram eden hizmetçiler etraflarında fır döner.  Hülasa orada canınız ne isterse, gözleriniz hangi manzaralardan hoşlanırsa hepsi var!  Hem siz burada devamlı kalacaksınız.

72 - İşte dünyada yaptığınız makbul işlerden dola-yı varisi yapıldığınız cennet!

73 - Size orada, istediğiniz şekilde yiyeceğiniz her türlü meyve vardır.

74 - Suçlular ise cehennem azabında ebedi kalacaklar.  

75 - Azapları hiç gevşetilmeyecek,  orada bütün ümitlerini yitirmiş olarak kalacaklardır.

76 - Böyle yapmakla Biz onlara haksızlık etmedik,   ama asıl kendileri öz canlarına zulmettiler.

77 - Cehennem bekçisine şöyle feryad ederler:   "Malik! Ne olur, tükendik artık!  Rabbin canımızı alsın, bitirsin işimizi!"  O da: "Ölüp kurtulmak yok, ebedi kalacaksınız burada" der. [87,11-13]

78 - Allah da şöyle buyurur: "Biz size gerçeği getirmiştik.  Fakat çoğunuz hakikatten hoşlanmamıştınız."

79 - Ey Resûlüm! Onlar size hile kurmakta işi sağla-ma aldıklarını mı düşünüyorlar?  İşte Biz de işi sağlam tutuyoruz.

80 - Yoksa onlar, bizim sırlarını ve gizli konuşmalarını işitmediğimizi mi sanıyorlar? Hayır işitiriz ve yanlarındaki elçilerimiz de her yaptıklarını yazarlar.

81 - De ki: Faraza Rahmanın çocuğu olsaydı ona ilk ibadet eden ben olurdum! [39,4; 19,90-91]  Ben bunu bilmediğime göre demek ki böyle bir şey yoktur!  

82 - Göklerin ve yerin Rabbi, o Arşın, o muazzam Saltanatın Rabbi,  Kendisine eş, ortak uyduranların iddialarından münezzehtir, yüceler Yücesidir.

83 - Kendilerine bildirilen o hesap gününe kavuşuncaya kadar,  onları kendi hallerine bırak,  batıllarına dalsınlar, varsın oyalansınlar.

84 - O Allahtır, gökte de yerde de tek ve gerçek İlahtır.  O tam hüküm ve hikmet sahibidir, her şeyi hakkiyle bilendir. [6,3]

85 - Göklerin, yerin ve ikisinin arasında olan bütün varlıkların  mülk ve hakimiyetine sahip olan Allahın şanı çok yücedir, hayır ve bereketi sınırsızdır.  Kıyamet saatini bilmek Ona aittir.  Hepiniz sonunda Onun huzuruna götürüleceksiniz.

86 - Müşriklerin Ondan başka yalvardıkları sahte tanrıların şefaat yetkileri yoktur.  Ancak bilerek hak ve gerçeğe şahitlik edenler bunu yapabileceklerdir.

87 - Eğer kendilerine: "Sizi kim yarattı?" diye sorarsan "Allah yarattı" derler.  O halde, nasıl oluyor da Onu tek İlah kabul etmekten vazgeçiyorlar?

88 - Allah, elbette Resûlünün: "Ya Rabbi! Ne yapayım, onlar, bir türlü imana gelmeyen bir topluluktur" demesini de biliyor. [25,30]

89 - Şimdi sen onlardan yüz çevir ve: "selam size" de.  Artık yakında maruz kalacakları âkıbeti öğrenirler.

Benzer Konular

canlı kuran oku kuran dinle kuran izle
mekke kabe canlı yayın izle
büyük islam ilmihali
hadisi şerif
yemek tarifleri
en güzel oyunlar, oyun oyna