Ankebut Suresi Meali Suat Yıldırım
Ana Sayfa »Kur'an-ı Kerim Portalı » Suat Yıldırım Kur'an-ı Kerim Meali » Ankebut Suresi Meali Suat Yıldırım

Ankebut Suresi Meali Suat Yıldırım

   

Ankebut Suresi Meali Suat Yıldırım

ANKEBÛT SÛRESİ; Bazı müfessirler sûrenin başında münafıklardan bahseden ilk on ayetin varlığı sebebiyle, bunların Medine döneminde indiğini düşünürler. Halbuki burada Medinedekinden farklı olarak kâfirlerin uyguladığı baskıdan korkup ikiyüzlü bir tutum izleyen kimseler sözkonusudur. Bu ise Mekkede mevcut idi. Müminlerin Mekkede en fazla tazyik edildiği dönemde bu sûrenin indiği anlaşılıyor. Müşrikler kötü akıbet ile tehdid edilmektedirler. Müminlere baskıya dayanmaları, zor gelirse hicret etmeleri hatırlatılmaktadır. Tevhid ve ahiretin güçlü delilleri de sûrede serdedilmektedir.

Bismillahirrahmanirrahim.

1 - Elif, Lâm, Mîm

2 - Müminler sadece "İman ettik" demeleri sebebiyle kendi hallerine bırakılıvereceklerini, imtihana tabi tutulmayacaklarını mı zannettiler? [9,16; 2,214]

3 - Biz elbette kendilerinden önce yaşamış olanları denedik.  Allah elbette şimdiki müminleri de imtihan edip iman iddiasında sadık olanlarla, samimiyetsiz olanları ortaya çıkaracaktır.

4 - Kötülükleri işleyenler hükmümüzden kaçıp kurtulacaklarını mı zannettiler? Ne fena hükmediyorlar.

5 - Kim Allaha kavuşmayı ümid ediyorsa bilsin ki   Allahın tayin ettiği vâde mutlaka gelecektir.  O her şeyi hakkiyle işitir ve bilir.

6 - Kim de cihad ederse sırf kendi nefsi hesabına cihad eder.  Muhakkak ki Allah, âlemlere ve özellikle insanlara muhtaç olmaktan müstağnidir, kimseye ihtiyacı yoktur. [45,15]

7 - İman edip güzel ve makbul işler yapanların elbette günahlarını örteceğiz ve onları yaptıkları şeylerin daha güzeli ile mükâfatlandıracağız. [4,40]

8 - Biz insana, yapacağı en hayırlı iş olarak,  annesine ve babasına iyi davranmasını bildirdik.   Ama bununla beraber, onlar senden, hakkında bilgin olmayan bir şeyi, Bana şirk koşmanı isterlerse itaat etme!  Hepinizin dönüşü Banadır  ve Ben de yapageldiğiniz şeyleri bir bir bildirip cezasını vereceğim. [17,23-24; 31,14]

9-10 - İman edip güzel ve makbul iş yapanları elbet salihler arasına dahil edeceğiz.  Kimi insanlar vardır ki "Allaha iman ettim" der,  fakat Allah yolunda olduğu için işkence edilince   halkın bu baskısını Allahın azabı gibi sayar.  Şayet Senin Rabbinden zafer ve galebe gelirse "Biz sizinle beraberdik" diyeceklerdir.  Oysa Allah insanların kalblerinin neleri sakladığını pek iyi bilmektedir. [22,11; 5,22; 4,141]

11 - Elbet Allah iman edenleri bilip ortaya çıkaracak, elbet münafıkları da bilip ortaya çıkaracaktır.

12 - Kâfirler müminlere:  "Bizim yolumuza tabi olun, günahlarınız bizim boynumuza, yükünüzü biz taşırız" derler.  Oysa bunlar, ötekilerin hiç bir günahını  yüklen-mezler.  Onlar açıkça yalancıdırlar. [35,18; 70,10 - 11]

13 - Ama onlar mutlaka kendi yükleri ile beraber başka yükleri de yani başkalarını saptırmanın vebalini de taşımak zorunda kalacak  ve kıyamet günü uydurdukları iftiralardan sorguya çekileceklerdir. [16,25]

14 - Çok önce Biz Nûhu halkına resûl olarak gönderdik.  O da aralarında bin yıldan elli yıl eksik kaldı.  Netice de onlar zulümlerine devam ederken tufan onları boğdu.

15 - Onu ve gemide bulunanları kurtarıp o gemiyi ve o hadiseyi bütün insanlara ibret vesilesi yaptık. [54,15; 69,11-12; 36,41-44]

16 - İbrahimi de resûl olarak gönderdik.  "Ey benim halkım, dedi, yalnız Allaha ibadet edin ve Ona karşı gelmekten sakının.  Eğer bilirseniz böyle yapmanız sizin için daha hayırlıdır."

17 - Siz Allahtan başka bir takım putlara tapıyorsunuz.  Bunları Allaha şerik yapmakla, açıkça yalan uyduruyorsunuz.  Oysa Alahtan başka ibadet ettiğiniz putlar, sizin rızıklarınızı yaratıp sizi rızıklandırmaya güç yetiremezler.   O halde rızkınızı Allah nezdinde arayın, yalnız Ona ibadet edin  ve Ona şükredin, sonunda yine Onun huzuruna götürüleceksiniz."

18 - "Şayet siz beni yalancı sayarsanız,  sizden önceki birtakım ümmetler de resûllerini yalancı saymıştı.  Elçinin görevi imana zorlamak değil, sadece açıkça tebliğ etmektir."

19 - Peki o inkâr edenler dünyada gezip Allahın hayatı ilkin nasıl yoktan yarattığını, sonra da onu tekrar ettiğini görmüyor, anlamıyorlar mı?  Şüphesiz ki bu işler, Allaha göre kolaydır. [30,27; 52,35-36]

20 - De ki: "Dünyayı gezin dolaşın da,  Allahın yaratmaya nasıl başladığını anlamaya çalışın.   Sonra, Allah tekrar yaratmayı da ölümden sonra diriltmeyi de gerçekleştirecektir.  Allah elbette her şeye kadirdir."

21 - O dilediğini cezalandırır, dilediğine merhamet eder.  Hepiniz Onun huzuruna götürüleceksiniz.

22 - Sizler ne yerde, ne gökte Allahın hakimiyetinin dışına kaçarak kurtulamazsınız.  Sizin Allahtan başka ne koruyanınız, ne de yardımcınız yoktur.

23 - Allahın ayetlerini ve ahirette Ona kavuşmayı inkâr edenler,  işte onlar, Benim merhametimden ümitlerini kesenlerdir.  Onlara gayet acı bir azap vardır.

24 - Halkının ona verdikleri cevap:  "Öldürün onu!" veya "Ateşe atın!" demekten baş-ka bir şey olmadı.  Ateşe attılar ama Allah onu ateşten koruyup kurtardı.  Elbette bunda iman edecek kimseler için ibretler vardır. [37,97 - 98].

25 - İbrahim onlara şöyle dedi:  "Siz dünya hayatında Allahtan başka birtakım sevgili putlar edindiniz.  Ama sonra kıyamet günü gelince birbirinizi, red ve inkâr edecek, birbirinize lânet edeceksiniz.   Barınacağınız yer ateş olacak ve kendinize hiç bir yardımcı bulamayacaksınız. [7,38; 43,67]

26 - İbrahimin söylediklerine Lût iman etti.  İbrahim: "Ben dedi, Rabbimin emrettiği yere hicret edeceğim.  O, Aziz ve Hakimdir: Mutlak galiptir, tam hüküm ve hikmet sahibidir."

27 - Biz İbrahime evlat ve torun olarak İshak ile Yakubu ihsan ettik.  Onun neslinden gelenlerde, peygamberliği ve vahyi devam ettirdik. Ona dünyada mükâfatını verdik. O ahirette de elbette salihlerden olacaktır. [2,130; 21,7; 19,49]

28 - Lûtu da halkına resûl olarak gönderdik.   Onlara dedi ki: "Nedir bu haliniz?  Siz dünyada sizden önce hiç kimsenin yapmadığı pek iğrenç bir şey yapıyorsunuz.

29 - Allahın bu uyarmasından sonra  siz hâla şehvetle erkeklere varacak,  yolu kesecek  ve toplantılarınızda edepsizlik yapmaya devam edecek misiniz?"  Halkının ona cevabı şundan ibaret oldu:  "Doğru söylüyorsan bizi tehdit ettiğin, Allahın o azıbını getir de görelim!"

30 - "Ya Rabbi!" dedi, "bu müfsitler, bu bozguncular gürûhuna karşı bana Sen yardım eyle!"

31 - Melaikeden olan elçilerimiz İbrahime, iki oğlu olacağına dair müjde getirdiklerinde:  "Haberin olsun, dediler, biz bu şehrin halkını imha edeceğiz,  çünkü oranın halkı büsbütün zalim kimselerdir."

32 - İbrahim: "Ama Lût da orada!" deyince  onlar şöyle cevap verdiler:   "Orada bulunanları biz pek iyi biliyoruz.  Onu ve yakınlarını kurtaracağız,  yalnız eşi geride kalıp helâk edilenler arasında olacak."

33 - Elçilerimiz Lût'a gelince, halkının tecavüzlerin-den koruyamayacağı düşüncesiyle onlardan ötürü üzüldü, eli kolu bağlanıp göğsü daraldı.  Onlar dediler ki:  "Bizden yana endişe etme, üzülme,  Biz seni ve yakınlarını kurtaracağız, yalnız eşin geride kalanlar arasında yer alacaktır."

34 - "Büsbütün yoldan çıkmaları sebebiyle,  biz bu şehir halkının üzerine gökten bir azap indireceğiz."

35 - Biz aklını kullanıp düşünen kimseler için, o memleketten âşikâr bir ibret vesilesi (harabe) bırak-mışızdır. [37,137 - 138]

36 - Medyen halkına da kardeşleri Şuaybı gönderdik,  onlara dedi di: "Ey benim halkım! Yalnız Allaha ibadet edin,  ahiret gününü bekleyin ve ülkede fesatçılık yaparak düzeni bozmayın!"

37 - Fakat onlar kendisini yalancı saydılar.  Bunun üzerine müthiş bir zelzele yakalarından tutup çarpıverdi,  oldukları yerde çökekaldılar.

38 - Âd ve Semûd halklarını da imha ettik.  Siz ey Mekkeliler bunu, kalan ev harabelerinden anlıyorsunuzdur.  Şeytan onlara yaptıkları kötü işleri süsledi ve onları yoldan çıkardı.  Halbuki onlar aklı fikri yerinde, gözü açık kimselerdi.

39 - Karunu, Firavunu ve Hamanı da helâk ettik.   Mûsa kendilerine belgelerle, mûcizelerle geldi,   ama onlar o ülkede kibirlendiler, büyüklük tasla-dılar,  fakat hükmümüzden kurtulamadılar.  

40 - Onlardan her birini kendi suçu sebebiyle cezaya çarptırdık:  kiminin üzerine taş yağdıran bir kasırga gönderdik,  kimini korkunç bir gürültü çarpıverdi,  kimini yerin dibine geçirdik,  kimini de suda boğduk.  Allah onlara zulmetmedi, onlar asıl kendilerine zulmettiler.

41 - Allahtan başka hâmi, sığınacak tanrı edinenlerin durumu,  tıpkı kendine yuva yapan örümceğin haline benzer.  Halbuki en çürük yuva, örümcek ağıdır.  Keşke bu gerçeği bir bilselerdi!

42 - Allah, onların Kendisinden başka hangi varlıkları tanrılaştırıp yalvardıklarını elbette bilir.  O, Aziz ve Hakimdir: mutlak galibdir, tam hüküm ve hikmet sahibidir.

43 - İşte bazı gerçekleri anlatmak için,  Biz bu kabil temsiller getiriyoruz ama bunları,   ancak ibret almasını bilenler anlar.

44 - Allah gökleri ve yeri, gayesiz değil, hak ve hikmetle, gerçek bir gaye ile yarattı.  Elbette bunda iman edecek kimseler için alınacak dersler vardır. [53,31]

45 - Sana vahyedilen Kitabı okuyup tebliğ et, namazı hakkiyle ifa et.  Muhakkak ki namaz, insanı, ahlak dışı davranışlardan, meşrû olmayan işlerden uzak tutar.   Allahı namazla anmak, elbette en büyük fazilettir.   Allah bütün işlediklerinizi bilir.

46 - Zulmedenleri hariç, Ehl-i Kitab ile en güzel olan şeklin dışında bir tarzla mücadele etmeyin ve onlara şöyle deyin:  "Biz, hem bize indirilen Kitaba, hem size indirilen Kitaba iman ettik. Bizim İlahımız da sizin İlahınız da Bir ve aynı İlahtır ve Biz Ona gönülden teslim olduk." [16,125; 20,44; 57,25]

47 - Biz, işte sana da bu Kitabı indirdik. Daha önce kitap verdiğimiz kimseler buna da iman ederlerdi. Şunlardan da ona iman edenler vardır.  Bizim ayetlerimizi kâfirlerden başkası inkâr etmez.  Daha önce kitap verilenlerden Hz. Peygamber (a.s) den önceki dönemde yaşamış Ehl-i Kitap, "ve min haülai" (şunlardan da) kısmından maksat ise Hz. Pey-gamberin çağdaşı olan Ehl-i Kitap kasdedilmektedir.  

48 - Ey Resûlüm! Sen vahyimizden önce Kitap okuyan veya yazı yazan bir insan değildin;  eğer böyle olsaydı, batıl iddia peşinde olanlar şüphe edebilirlerdi. [7,157; 25; 5,6]  Hz. Peygamber (a.s) ın ümmîliğin yaygın olduğu bir topluma mensup olduğu bilinmektedir. Kendisinin de ümmî, yani öğrenim görmemiş, okur yazar olma-yan bir zat olduğu, tarihî bir gerçektir. Halbuki Kur'an-ı Kerimde çok çeşitli bilim dallarına ait bilgiler, ilmî prensipler, neticeler, atıflar veya işaretler vardır. Sadece Yahudi ve Hıristiyan dinlerine ve kutsal kitaplarına dair bilgileri gözönünde bulunduracak olursak büyük bir yekün teşkil eder. Bu konulara girmek, hele hele o alanın ilim adamları arasındaki ihtilaflı konularda görüş bildirmek, eleştiri yapmak, karar verip hükme bağla-mak, bilgi sahiplerinin bile yanaşamayacağı bir iştir.   Şu halde Kur'andaki bu bilgilere bir merci lazımdır. Kur'anı tebliğ eden zatın, kırk yılını içlerinde geçirdiği Hz. Muhammed'in okul, öğretmen görmediği, hatta yazma bile bilmediği kesin. Zira Kur'an, sayısız muha-liflere karşı bu ayeti bildirmiş, hiçbir düşman çıkıp da onun yazı bildiğini ileri sürememiştir. Öyleyse Kur'anın her şeyi bilen Allah Teala tarafından gönderildiği kesinlik kazanmaktadır.

49 - (Şüpheye en ufak yer yok) O, kendilerine ilim nasib edilenlerin kalblerini aydınlatan parlak ayetlerdir.   Evet, Bizim ayetlerimizi zalimlerden başkası inkâr etmez. [10,96 - 97]

50 - Onlar diyorlar ki: "Ona Rabbinden ayetler (mûcizeler) indirilseydi ya! De ki: Ayetler sadece Alla-hın nezdindedir.  Sizin keyfinize göre değil, kendi hikmeti gerektirdiğinde Peygamberine verir.  Ben ancak gerçek durumu bildiren, uyaran bir elçiyim. [17,59]

51 - Hem kendilerine okunan bu kitabı indirmemiz onlara kâfi gelmiyor mu?  Elbette bunda iman edecek kimseler için bir rahmet ve yeterli bir ders vardır. [26,197; 17,92]

52 - De ki: "Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter.  O, göklerde ve yerde olan bütün her şeyi bilir.   Gerçek ortada iken, batıla iman edip Allahı inkâr edenler, işte asıl ziyana ve hüsrana uğrayanlar onlar olacaktır." [69,44 - 47]

53 - Senden çarçabuk başlarına azabı getirmeni istiyorlar.  Eğer belirlenmiş bir vâdesi olmasaydı azap onlara muhakkak gelmişti bile.  Fakat hiç farkına varmadıkları bir sırada o kendilerine anzısın gelecektir. [8,32]

54 - Senden çarçabuk başlarına azabı getirmeni istiyorlar.  Ama ne diye böyle sabırsızlanıyorlar ki?  Zaten Cehennem kâfirleri kuşatmış bulunuyor.  Burada sebebin hali, müsebbebin hali durumunda gösterilmiştir. Zira cehenneme girme sebebi olan inkâr ve isyan, şimdiden, kâfirleri kuşatmış bulunmaktadır.  Şöyle de denilmiştir: Küfür ve isyanlar, gerçekte cehennemdir. Ama bu dünyada bu surette tezahür etmiştir.

55 - O gün azap onları hem üstlerinden hem ayaklarının altından kaplayacak da  Allah onlara: "yaptıklarınızı tadın bakalım!" buyuracak. [7,41; 39,16; 21,39; 54,48-49; 52,13-16]

56 - Ey iman eden kullarım, Benim sizi yerleştirdiğim dünyam geniştir.  Bir yerde dininizi uygulayamazsanız başka yere hicret edebilirsiniz.  Onun için yalnız Bana ibadet ediniz.

57 - Her can ölümü tadacaktır.  Sonunda Bizim huzurumuza getirileceksiniz.

58 - İman edip güzel ve makbul işler yapanları, cennetin yüksek köşklerine yerleştireceğiz.  İçinden ırmaklar akan o cennetlere, onlar devamlı kalmak üzere gireceklerdir.  İyi iş yapanların mükâfatları ne güzel!

59 - Onlar, sabreden ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen müminlerdir.

60 - Nice canlı mahluk var ki rızıklarını kendileri taşıyamazlar.  Ama sizi de, bütün onları da rızıklandıran Allahtır.  O her şeyi hakkıyle işitir, mükemmel tarzda bilir.

61 - Eğer onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?   Güneşi ve Ayı kim hizmetinize amade kıldı?" diye sorarsanız  elbette "Allah!" diyeceklerdir.  Öyleyse nasıl oluyor da bu gerçekten uzaklaştırı-lıyorlar?

62 - Allah kullarından dilediğine bol rızık verir,  dilediğinin nasibini de kısar.  Muhakkak ki Allah her şeyi bilir.

63 - Eğer onlara: "Kimdir, gökten su indirip ölümünden sonra yeri canlandıran?" diye sorsan  elbette: "Allahtır!" diyeceklerdir.  De ki: Hamd olsun Allaha ki, kâfirler bile onun bu vasıflarını inkâr edemiyorlar.  Bütün hamdler, güzel övgüler aslında Allaha mahsustur,  fakat onların ekserisi bunu düşünüp anlamıyorlar.

64 - Düşünseler şunu da anlarlardı ki:  bu dünya hayatı geçici bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir  ve ebedi ahiret diyarı ise, hayatın ta kendisidir.

65 - Gemide yolculuk yaparken boğulma tehlikesine düşünce  bütün kalbleriyle yalnız Allaha yalvarırlar.  O da onları kurtarıp karaya çıkarınca  bir de bakarsanız ki yine müşrik oluvermişler! [17,67; 31,32]

66 - Neticede kendilerine verdiğimiz nimetlere nankörlük edip,   güya geçici bir zevk alırlar.  Alsınlar bakalım, yakında öğrenirler!

67 - Görmüyorlar mı ki etraflarında bulunan insanlara saldırılırken, can güvenlikleri yokken  Biz Mekkeyi güvenli, emin bir belde yaptık  Hâla mı batıla inanıp Allahın nimetlerini inkâr edecekler? [106,1-4; 28,57; 14,35; 90,1; 14,28]

68 - Uydurduğu yalanı Allaha isnad edenden   veya kendisine gelen hakikati yalan sayandan   daha zalim kim olabilir? Kâfirler için cehennemde yer mi yok!

69 - Bizim uğrumuzda gayret gösterip mücahede edenlere  elbette muvaffakiyet yollarımızı gösteririz.   Muhakkak ki Allah iyi davrananlarla beraberdir.

Benzer Konular

canlı kuran oku kuran dinle kuran izle
mekke kabe canlı yayın izle
büyük islam ilmihali
hadisi şerif
yemek tarifleri
en güzel oyunlar, oyun oyna