Kehf Suresi Meali Suat Yıldırım
Ana Sayfa »Kur'an-ı Kerim Portalı » Suat Yıldırım Kur'an-ı Kerim Meali » Kehf Suresi Meali Suat Yıldırım

Kehf Suresi Meali Suat Yıldırım

   

Kehf Suresi Meali Suat Yıldırım

KEHF SÛRESİ; Mekkede nazil olmuş olup 110 ayettir. Sûre ihtiva ettiği konulardan biri olan Ashab-ı Kehf kıssası vesilesi ile Kehf (Mağara) sûresi diye adlandırılmıştır. Bu sûre Ashab-ı Kehf, Hz. Musa (a.s) ile Hz. Hızır (a.s), Hz. Zulkarneyn (a.s) kıssalarını nisbeten tafsilatlı olarak anlatır. Ayrıca Hz. Âdem ile İblis kıssası, bazı meseller yer alır. Sûre esas itibariyle imanı temellendirerek, iman edenleri gayret ve himmete getirip, kendilerini bekleyen zafer ve mükâfatı haber vermekte, kâfirleri ise kendilerini bekleyen feci akıbeti bildirmek suretiyle tehdit etmektedir.

Bismillahirrahmanirrahim.

1 - Hamd O Allah'a mahsustur ki kuluna Kitabı indirdi ve onun içine tutarsız hiçbir şey koymadı.

2-4 - Dosdoğru bir Kitap olarak gönderdi. Ta ki Kendi nezdinde inkârcılar için hazırladığı şiddetli azabı bildirerek onları uyarsın.  Makbul ve güzel işler yapan müminleri de ebediyyen içinde kalacakları güzel bir mükâfatla müjdelesin ve ta ki "Allah evlat edindi" diyenleri uyarsın.

5 - Bu hususta, ne kendilerinin ne de babalarının hiçbir bilgileri yoktur. Ağızlarından çıkan o söz ne dehşetli bir söz!  Ama onların iddia ettikleri, sırf yalandan ibaret!

6 - Şimdi, bu söze inanmazlarsa, demek sen onların ardına düşüp nerdeyse kendi kendini yiyip tüketeceksin! [26,3; 35,8; 16,127]  Bu ayet Hz. Peygamberin (sallallahu aleyhi vesellem) tebliğ görevine ve insanların hidayete gele-rek ebedi helakten kurtulmaları davasına ne kadar gönülden bağlandığını ifade eder. Demek ki bu gibi ifadeleri, Hz. Peygamberi tenkide yormamalıdır.

7 - Biz, dünyada bulunan her şeyi ona bir zinet kıldık. Böylece insanlardan kimin daha iyi iş gerçekleştireceğini ortaya koymak istedik.

8 - Ve elbette Biz onun üstünde ne varsa hepsini, kupkuru yapıp dümdüz edeceğiz.

9 - Ne o, yoksa sen, bizim ayetlerimiz içinde yalnız Ashab-ı Kehf ve Rakim'in mi ibrete şayan olduklarını sandın? İş öyle değil!  Kur'an ve hadiste kesin bilgi varid olmayınca, müfessirler birtakım rivayetler nakletmişlerdir. Hıristiyan geleneğinde M.S. 250 yıllarında Efes şehrinde, dinlerini kurtarmak için, mağaraya giren gençler kıssası vardır. Kehf sûresinde, onların durumlarının nakledilmeleri söz konusudur.

10 - Vakta ki o genç yiğitler mağaraya çekildiler. Şöyle niyaz ettiler: "Ulu Rabbimiz! Katından bir rahmet ver ve şu dâvamızda doğruluk ve muvaffakiyet ihsan eyle bize!"

11 - Bunun üzerine mağarada onları uykuya daldırdık. Nice yıllar öylece kaldılar.

12 - Sonra da o iki takımdan (Ashab-ı Kehf ile hasımlarından) hangisinin mağarada kaldıkları süreyi daha iyi hesapladıklarını ortaya koyalım diye onları uyandırdık.

13 - Başlarından geçen olayı Biz sana doğru olarak anlatıyoruz.  Gerçekten onlar Rablerine tam iman etmiş gençlerdi.  Biz de onların hidayetlerini ve yakinlerini artırdık. [9,124; 48,4]

14 - Kalblerine kuvvet ve metanet verdik de onlar ayağa kalkıp:  "Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir.  Ondan başka hiçbir ilaha yönelmeyiz.  Şayet böyle birşey yapacak olursak, gerçekdışı, pek saçma bir söz söylemiş oluruz."

15 - "Şu bizim halkımız varya, işte onlar tuttular Ondan başka tanrılar edindiler.  Onların tanrı olduklarına dair açık delil getirmeleri gerekmez miydi?  Uydurduğu yalanı Allaha mal edenden daha zalim kim olabilir ki?"

16 - "Madem ki onları ve onların Allahtan başka taptıkları putları terkettiniz, haydi öyleyse mağaraya çekilin ki Rabbiniz rahmetini üzerinize yaysın, işinizde size kolaylık ve fayda ihsan etsin."

17 - Onlara baksaydın görürdün ki Güneş doğunca mağaralarının sağından dolaşır, batarken de sol taraftan onları makaslardı.   Onlar da mağaranın genişçe dehlizinde bulunu-yordu. İşte onların böylece uyumaları Allahın ayetlerindendir.  Allah kime hidayet verirse odur doğru yolda olan;   kimi de hidayetten mahrum eder de şaşırtırsa, artık imkânı yok, ona yol gösterecek bir dost bulamazsın.  Mağaranın kapısının tam kuzeye baktığı anlaşı-lıyor. İşte bundan ötürü mağaraya Güneş ışığı girmiyor ve yanından geçen biri içeride ne olduğunu göremi-yordu.

18 - Sen onları uyanık sanırdın, halbuki gerçekte onlar uykuda idiler.  Yanları ezilmesin diye Biz onları gâh sağa, gâh sola çevirirdik.  Köpekleri ise mağara girişinde ön ayaklarını yaymış vaziyette duruyordu.  Onları görseydin sen de ürker, derhal dönüp kaçardın, için korku ile dolardı.  Dağ başında, uzanmış vaziyette iken sağa sola dönüp duran üç beş kişi... onları koruyan korkunç bir nöbetçi köpek... öylesine ürkütücü bir manzara oluşturuyordu ki oraya göz atan kişi onların efsanevi dehşetli caniler olduğunu sanır derhal uzaklaşmaya çalışırdı. Bu da onların, yıllarca dış dünyadan güven içinde olmalarını sağladı.

19-20 - İşte, onları nasıl uyuttuysak öylece de uyandırdık.  Derken aralarında konuşmaya başladılar.  Birisi: "Ne kadar uykuda kaldınız?" diye sorunca bazıları:  "Bir gün, belki bir günden de az!" diye cevap verdiler.  Diğerleri de: "Uykuda ne kadar kaldığınızı tam tamına ancak Rabbiniz bilir" dediler.  "Siz onu bırakın da, açlığımızı gidermeye bakalım.   Şu akçeyi verip içimizden birini şehre gönderelim de baksın hangi yiyecek daha hoş ve helal ise ondan size azık tedarik etsin."  "Bir de gayet nazik ve tedbirli davransın, varlığınızı ve bulunduğunuz yeri sakın hiç kimseye hissettirmesin."  "Çünkü onlar sizi ellerine geçirirlerse ya taşa tutar,   ya da kendi dinlerine döndürürler,  bu takdirde de ebediyyen felah bulamazsınız."

21 - Fakat Bizim takdirimiz başka idi. Nasıl onları uyutup sonra uyandırdıksa, aynı şekilde öbür kullarımızı da Ashab-ı Kehfin durumundan haberdar ettik ki Allahın haşir vâdinin gerçeğin ta kendisi olup hakkında hiçbir şüphe olmayacağını onlar da anlasınlar.  Derken onları bulan halk, kendi aralarında onlar hakkında ne yapacaklarını tartışmaya giriştiler.  Bazıları: "Onların anısına bir anıt dikin, biz gerçek durumlarını anlayamadık, onların Rabbi hallerini pek iyi bilir" derken, görüşleri ağır basan müminler ise: "Mutlaka onların yanıbaşlarına bir mescid yapacağız" dediler.  Şehre gönderdikleri arkadaşları üç asır önce müşrik Decius devrinin parası, o zamanın kıyafeti ve konuşma tarzı ile dikkat çekti. Onu görenler, hazine bulduğu zannı ile kendisini yöneticilere götürdüler. İfadesini alınca, halkın çoğu da onların dinini benimsediğinden kitle halinde mağaraya vardılar. Ashab-ı Kehf din kardeşlerini selamlayıp ruhlarını o sırada teslim ettiler. Böylece haşrin ispatına canlı bir delil teşkil ettiler.  Müfessirlerin çoğunluğu oraya mescit yapma fikrinin müminlere ait olduğunu söylerken, Mevdudi tam tersine, bu fikrin şirk uygulamasını devam ettirmek isteyen müşriklere ait olduğunu ileri sürer. Fakat mescid, bu önemli hadiseyi ebedileştirme vesilesi olup şirke yer vermemesi itibariyle, ekseriyetin haklı olduğunu düşünebiliriz.

22 - İnsanların kimi: "Onlar, üç kişi idi, dördüncüleri de köpekleri idi" diyecekler.  Bazıları da: "Beş kişi, idiler, altıncıları da köpekleri idi" diyecekler.  Bunlar, gayb hakkında tahmin yürütmekten ibarettir.  Kimileri de: "Onlar yedi kişi olup sekizincileri de köpekleri idi" derler.  De ki: "Onların sayısını tamtamına Rabbim bilir" Onlar hakkında bilgisi olan çok az kişi vardır.  Öyleyse onlar hakkında, sathi tartışma dışında kimse ile münakaşa etme ve bu konuda ileri geri konuşanlardan da hiç bir bilgi isteme.  Kur'an, onların sayıları, hangi şehirde oldukları gibi konuları teferruat sayıp asıl çıkarılması gereken ders-lere dikkat çeker. Şöyle ki:  1- Mümin, haktan dönmemeli 2- Maddi imkânlardan çok, Allaha dayanmalı. 3- Allahın ölüleri diriltmeye kadir olduğuna kesinlikle inanmalı.

23-24 - Hiçbir konuda: "Allahın dilemesine bağ-lamaksızın, Ben yarın mutlaka şöyle şöyle yapacağım" deme!  Bunu unuttuğun takdirde Allahı zikret ve: "Umarım ki Rabbim, doğruluk yönünden beni daha isabetli davranışa muvaffak kılar" de. [18,63]

25 - Mağaralarında üç yüz yıl kaldılar. Bazıları buna dokuz yıl daha ilave ettiler.

26 - Sen: "Ne kadar kaldıklarını asıl Allah bilir. Zira göklerin ve yerin gaybını bilmek Ona mahsustur.  O öyle güzel görür, öyle güzel işitir ki!  Oysa onların Ondan başka hâmileri yoktur.  O, kendi hükmüne kimseyi ortak yapmaz." de.

27 - Sana vahyedilen Rabbinin Kitabını oku. O'nun sözlerini değiştirecek güç yoktur ve Ondan başka sığınak bulman da mümkün değildir. [5,67; 33,39]

28 - Rablerine, sırf Onun rızasını ve cemaline kavuşmayı umdukları için, sabah akşam yalvaranlarla beraber, sıkıntılara karşı candan sabret.  Dünya hayatının süslerini arzulayarak sakın gözlerini onlardan başkasına çevirme.  Kalbini Bizi zikretmekten gafil bıraktığımız, heva ve hevesine tabi olan ve işi hep aşırılık olan kimselere itaat etme. [6,52; 20,131]  Kureyş eşrafının Hz. Peygamber (a.s) a: "Biz sana geleceğimiz vakit fakirleri yanından çıkar" demeleri vesilesi ile nazil olmuştur.  

29 - De ki: "İşte Rabbiniz tarafından gerçek geldi. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin."  Şu da bir gerçektir ki Biz o zalimlere, duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmış olan müthiş bir ateş hazırladık.  Eğer susuzluktan feryad edecek olurlarsa kendileri-ne erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su verilir.  O ne fena bir içecektir ve cehennem ne fena bir barınaktır! [47,15; 55,44]

30 - İman edip güzel ve yararlı işler yapanlara gelince, şu bir gerçek ki Biz güzel iş yapanların işlerini asla zayi etmeyiz.

31 - İşte onlara, zemininden ırmaklar akan Adn cennetleri vardır.  Orada tahtlar üzerine kurularak kendilerine altın bilezikler takılacak, ince ve kalın ipekten yeşil elbiseler giyecekler.  Ne güzel mükâfattır bunlar ve ne güzel bir mes-kendir o Cennet! [35,33; 25,75-76]

32 - Onlara şu iki kişinin halini misal getir:  Onlardan birine iki üzüm bağı lûtfettik, bağların etrafını hurma ağaçları ile donattık ve bahçelerin arasında da ekin bitirdik.

33 - Her iki bağ da meyvesini verdi, hiç bir şeyi eksik bırakmadı.  O iki bağın arasında da bir ırmak akıttık.

34 - O şahsın başka serveti de vardı. Arkadaşıyla konuşurken ona:  "Benim, dedi, malım ve servetim senden çok olduğu gibi, maiyyet, çoluk çocuk bakımından da senden daha ilerideyim."

35-36 - Bu adam gururu yüzünden kendi öz canına zulmeder vaziyette bağına girdi ve:   "Zannetmem ki bu bağ bozulup yok olsun; kıyametin kopacağını da sanmıyorum.  Bununla beraber şayet Rabbimin huzuruna götürülecek olursam o zaman elbet bundan daha iyi bir akıbet bulurum." dedi. [41,50; 46,11]

37 - Konuşma esnasında arkadaşı bu şahsa: "Ne o" dedi, "yoksa sen, senin aslını topraktan, sonra da bir damla meniden yaratan, bilahere de seni böyle tam mükemmel bir insan olarak yaratan Rabbini mi inkâr ediyorsun yoksa? Fakat Allah benim Rabbimdir, Rabbime hiç bir şeyi ortak sayamam.

38 - Benim servetimin ve çoluk çocuğumun sayısının seninkinden daha az olduğunu düşündüğüne göre, bağına girdiğinde: "Maşaallah! Allah ne güzel dilemiş ve yapmış! Ondan başka gerçek güç ve kuvvet sahibi yoktur." demeli değil miydin?

39-41 - Olur ki Rabbim senin bahçenden daha iyisini bana verir ve senin o bahçene gökten bir afet indirir de bağın kupkuru toprak kesilir; yahut bağının suyu çekilir de ondan artık büsbütün ümidini kesersin." [67,30]

42 - Çok geçmeden, bütün serveti kül oldu...   Sahibi bu halini görünce, bağın çökmüş çardakları karşısında yaptığı masraflarına, harcadığı emeklere acıyıp avuçlarını oğuştura kaldı!  "Ah!" diyordu, "n'olaydım, Rabbime ibadette hiçbir şeyi ortak yapmamış olaydım!"

43 - Hasılı o, Allahtan başka kendisine sahip çıkacak bir topluluk da bulamadı, kendi kendini de kurtaramadı.

44 - Öyle bir yerde himaye ve yardım, sadece hak ve gerçeğin ta kendisi alan Allaha mahsustur.  En iyi mükâfatı da, en güzel akıbeti de veren Odur. [40,84; 10,90-91]

45 - Dünya hayatı hakkında onlara şu misali ver: Dünya hayatının durumu şuna benzer:   Gökten yağmur indiririz,  onun sayesinde yeryüzünde bitkiler yeşerip gürleşir,  çok geçmeden kurur, rüzgarın savurduğu çerçöp haline gelir. Allah her şeye hakkiyle kadirdir. [39,21; 10,24]

46 - Mal mülk, çoluk çocuk...  bütün bunlar dünya hayatının süsleridir.  Ama baki kalacak yararlı işler ise Rabbinin katında, hem mükâfat yönünden, hem de ümit bağlamak bakımından daha hayırlıdır. [3,14; 64,15]

47 - Gün gelir, dağları yürütürüz, yerin dümdüz hale geldiğini görürsün.  İşte bütün insanları mahşer meydanına topladık,   eksik bıraktığımız bir tek kişi bile kalmadı. [20,105-107; 27,88; 101,5]

48 - Hepsi sıra sıra Rabbinin huzuruna arzolundular.   Ve şöyle nida edildi onlara: "İlkin sizi nasıl yarattıksa, aynen o şekilde Bize döndünüz. Siz ise, size böyle bir buluşma belirlemediğimizi iddia ederdiniz değil mi?" [78,38; 89,22]

49 - İşte herkesin hesap defteri önüne konuldu.   Mücrimlerin defterdeki kayıtlardan korktuklarını ve şöyle dediklerini görürsün:  "Eyvah bize! Bu deftere de ne oluyor. Ne küçük komuş, ne büyük, yazılmadık şey bırakmamış!"  Böylece yaptıkları her şeyi yanlarında buldular.  Şu kesin ki Rabbin kimseye zulmetmez. [3,30; 75,13; 4,40; 21,47]

50 - Hani bir zaman Biz meleklere: "Adem'in önünde Allah'a secde edin!" deyince, onlar da derhal secdeye kapanmışlardı. Ne var ki İblis eğilmemişti. O cinlerden idi. Rabbinin emrinin dışına çıktı.  Ey Adem'in evlatları!  Onlar size düşman oldukları halde, siz kalkıp Benden ayrı olarak onu ve onun evlatlarını mı hâmi ediniyorsunuz?  Zalimler için ne fena bir bedel! Ne zararlı bir takas! [15,28-39; 2,34; 7,12]  İblis meleklerle beraber bulunduğundan istisna ediliyor. Melekler yaratılış icabı Allaha isyan edemezler, İblis'te ise irade bulunduğundan tercihte bulunup itaat dışına çıktı.

51 - Ben onları göklerin ve yerin yaratılışına tanık etmediğim gibi,  bizzat kendi yaratılışlarına da şahit kılmadım.  Ben sapık ve saptıran kimseleri hiçbir zaman yanıma yaklaştırmam, yardımcı edinmem. [34,22-23]

52 - O gün Allah müşriklere der ki:  "Haydi bakalım, ortaklarım olduklarını iddia ettiğiniz putları çağırın, gelsinler!"  İşte çağırdılar ama, onlar kendilerine cevap vermediler.  Biz aralarına bir uçurum koyduk. [46,5-6; 6,94] [36,59; 30,14]

53 - Suçlular ateşi gördüler, orayı boylayacaklarını iyice anladılar.  Etrafı yokladılar, fakat ondan kaçacak bir yer bulamadılar.

54 - Biz bu Kur'anda, insanlar için her türlü misal ve öğüdü, farklı üsluplarla tekrar tekrar ifade ettik. Fakat birçoğu bunları anlamadı. Zirâ bütün varlıklar içinde tartışmaya en düşkün olan insandır.

55 - O insanları, kendilerine peygamber geldiği halde, inanmaktan ve Rablerinden mağfiret dilemekten alıkoyan şey, sırf Allahın düsturu uyarınca, evvelki ümmetlerin başına gelen azabın kendilerinin de başlarına gelmesini yahut ahiret azabının gözlerinin önüne konulmasını beklemeleridir. [29,29; 8,32]  Kur'an insanın kalbini ve aklını uyandırmak için her türlü vasıtayı, çeşitli misalleri, farklı anlatım tarzlarını kullanmış, ikna etmek için denemediği yol kalmamıştır. Bunlardan anlamayan, artık azap beklemektedir.

56 - Halbuki Biz resûlleri azap getirmeleri için değil, sadece iman edenleri Allahın rahmetiyle müjdele-meleri, inkâr edenleri ise bekleyen tehlikeleri haber verip uyarmaları için göndeririz.   Kâfirler ise hakkı batılla kaydırmak için mücadele verirler. Onlar bütün ayetlerimizi, bütün uyarmalarımızı hep alay konusu yaparlar.

57 - Rabbinin ayetleriyle öğüt verildiği halde onlara sırtını dönen ve elleriyle işleyip irtikâb ettiği suçlarını unutan kimseden daha zalim kim olabilir?  Biz onların kalblerine bunu anlamalarına engel olacak perdeler, kulaklarına da ağırlıklar koyduk.  Sen onları hidayete çağırsan da, artık onlar ebediyyen hidayete gelemezler.

58 - Senin mağfireti bol Rabbin, merhametlidir. Eğer işledikleri suçları sebebiyle onları cezalandıracak olsaydı, azabı onlara hemen gönderirdi.   Fakat onlar için belirlenmiş bir süre vardır ki o vâde geldiğinde Allahın cezasından kaçıp sığınacak hiçbir yer bulamazlar. [35,45; 13,6]

59 - İşte o şehirlerin harabeleri!.. Onların ahalisi zulümlerinde ısrar edince onları imha ettik. Onların helakleri için de, bir vâde tayin ettik.  O şehirler, Mekkelilerin yolları üzerinde olan Sebe, Medyen, Semud, Sedum gibi yerlerdir.

60 - Bir vakit Musa, genç yardımcısına: "Durup dinlenmeyeceğim, demişti, ta ki iki denizin birleştiği yere varacağım. Varamazsam senelerce yürümeye devam edeceğim."  Kur'anda adı bildirilmeyen bu genç yardımcının Yûşa İbn Nun (Josue) olduğu tefsirlerde rivayet edilir.  Musa (a.s) ın Hızır (a.s) ile kıssası Tevratta yer almaz. Fakat Buhari'de nakledilen bir bilgiye göre Hz. Peygamber (a.s) bu kıssadaki Mûsanın İsrailoğullarının meşhur Peygamberi Musa (a.s) olduğunu bildirmiştir. Bundan ötürü, onun, bazı oryantalistlerin iddia ettikleri gibi başka biri (mesela Gılgamış) olduğunu düşünme-ye sebep yoktur.  Bu ayette geçen iki deniz hakkında, Tefsirlerde dünyanın üç kıtasına dağılmış birçok yerler tahmin edildiği gibi, işari tefsir kabilinden bazı tevcihler de teklif edilmiştir. Fakat bu gizemli kıssadan alınacak hisse, bunları bilmeye bağlı değildir.

61 - Onlar iki denizin birleştiği yere vardıklarında balıklarını unutmuş bulundular. Balık sıyrılıp denizde bir yol tutmuştu bile.

62 - Buluşma yerini farkına varmaksızın geçip gi-dince Musa yardımcısına:  "Getir artık kahvaltımızı" dedi, "gerçekten bu seyahatimizde epey yorgun düşdük."

63 - "Gördün mü?" dedi, "O kayanın yanında mola verdiğimizde, ben balığı unutmuşum! Muhakkak ki onu sana söylememi unutturan da Şeytandan başkası değildir.  Doğrusu balık, çok acayip bir şekilde canlanıp sıyrıldı ve denizde yolunu tutup gittiydi."

64 - "İşte gözleyip durduğumuz da bu idi ya!" dedi.  Derhal izlerini takip ederek gerisin geri dönüp kayanın yanına vardılar.

65 - Orada bizim seçkin kullarımızdan öyle bir has kulumuzu buldular ki Biz ona tarafımızdan lütf-u ihsanda bulunmuş, nezdimizden Rabbani bir ilim öğret-miştik.  Musa (a.s) ın karşılaştığı zatın isminin Hızır (Hadır) olduğu hadis-i şerifte bildirilmiştir. Bu zat bazı alimlere göre Peygamber, bazılarına göre büyük bir veli, salih bir zattır.  Onun, beşere gönderilen, ilahi şeriatlerde bildirilen hükümlere tabi olmadığı gerçeğinden hareket eden ender bir görüşe göre Hızır, melek veya başka bir ruhani olmalıdır. Gerçekten, bu kıssa başından sonuna kadar o zatın bir başka boyuttan olduğunun karineleriyle doludur.

66 - "Üstadım" dedi Musa, "Sana öğretilen bu ilimden bana da bir şeyler öğretmen için sana tabi olabilir miyim, beni talebeliğe kabul eder misin?"

67-68 - "Doğrusu sen" dedi, "benimle beraberliğe sabredemezsin.  Bütün yönleriyle kavrayamadığın meseleler karşı-sında nasıl kendini tutabilirsin ki?"

69 - "İnşaallah" dedi Musa, "beni sabırlı bulacaksın ve senin hiç bir emrine karşı koymayacağım."

70 - "O halde" dedi, "bana tabi olduğuna göre, hangi konuda olursa olsun, ben onun hakkında sana söz açmadıkça, asla bana soru sormayacaksın tamam mı?"

71 - Bunun üzerine kalkıp gittiler. Nihayet bir gemiye rastlayıp ona bindiler ve o zat gemiyi deldi.   Musa duramayıp: "Ne yaptın öyle?" dedi "İçindeki yolcuları denizde boğmak için mi yaptın bunu? Vallahi çok müthiş bir iş yaptın!"

72 - Hızır: "Sen benimle beraberliğe katlanamazsın dememiş miydim İşte sen de gördün, dedi.

73 - "Ne olur" dedi Musa, "lütfen unutarak söylediğim bu sözden ötürü beni azarlama, bu işimden dolayı bana bir güçlük çıkarma!"

74 - Yine yola koyuldular.  Nihayet bir oğlan çocuğuna rastladılar ve Hızır onu öldürdü.  Musa atılıp: "Ne yaptın?" dedi, "masum ve günahsız bir canı, kısas hükmü ile bir can karşılığında olmaksızın mı öldürdün?  Doğrusu görülmemiş derecede fena bir iş yaptın!"

75 - "Sen benimle arkadaşlık etmeye katlanamazsın dememiş miydim?" dedi.

76 - Musa: "Eğer" dedi, "sana bir daha soracak olursam, bundan böyle benimle hiç arkadaşlık etme! Artık özür dileyemeyecek hale geldim."

77 - Tekrar yola devam ettiler.  Nihayet bir şehre varıp o şehir halkından yiyecek istediler, ama ahali bunları misafir etmemekte diretti.   Bu sırada Hızır orada yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar görür görmez onu düzeltiverdi.  Musa: "İsteseydin" dedi, "elbette buna karşı iyi bir ücret alabilirdin."

78 - Hızır: "İşte" dedi, "seninle ayrılmamızın vakti gelmiş bulunuyor.  Şimdi sana hakkında sabırsızlık gösterdiğin o meselelerin içyüzlerini tek tek bildireceğim:

79 - Evvela, o gemi, denizde çalışan birtakım fakirlere ait idi. Ben onu kasden bir mikdar zedeledim. Zira öte yanında, sağlam olan bütün gemileri gasbeden zalim bir Hükümdar vardı.

80 - Oğlan çocuğuna gelince: Onun ebeveyni mümin insanlar idi. Bu çocuğun onları ileride azgınlığa ve küfre sürüklemesinden korktuk.

81 - Onların Rabbinin, kendilerine, onun yerine daha temiz, daha hayırlı, merhamette ondan daha hisli bir çocuk ihsan etmesini diledik.

82 - Gelelim duvara: O duvar şehirdeki iki yetim çocuğa aitti. Duvarın altında onlara ait bir define gömülü idi. Babaları, salih, iyi bir insandı. Rabbin onların reşit olacakları çağa gelip, definelerini o zaman çıkarmalarını irade buyurdu.  Bütün bunlar Rabbinden birer lütuf ve rahmet olup, ben hiçbirini kendi görüşümle yapmış değilim. İşte hakkında sabırsızlık gösterdiğin meselelerin içyüzü bunlardan ibarettir." [47,13; 43,31]

83 - Bir de sana Zülkarneyn'i sorarlar. "Size onun bir hadisesini anlatayım" de.  Zülkarneyn, anlamı ve kapsamı geniş olan bir kelimedir. Zülcenaheyn vasfına benzer, "iki kanatlı" yani işin çeşitli yönlerine vâkıf, mükemmel demektir. Karn: asır, boynuz, aynı zamanda yaşayan topluluk, güneş kursu, bir toplumun başı, efendisi vs. Görünene ve görünmeyene sahip, dünyanın doğusuna da batısına da sahip, dolayısıyla cihangir mânaları da mümkündür. Tefsirlerde daha çok cihan fatihlerinden Makedonya kralı Büyük İskender (M.Ö. 324) üzerinde durulsa da, onun bazı vasıfları Kur'anda bildirilen Zülkarneyn'e uymamaktadır.  Daha önce yaşayan İran kralı Büyük Dariyus (M.Ö. 521) ihtimali de vardır; zira o da, zamanında meskûn bütün dünyayı fethetmiş, İsrailoğullarını da serbest bırakmış, dine bağlı olduğu bildirilen bir hükümdardı. Zülkarneyn vasfı Daniel, 8,3.20 ile de irtibatlandırılmaktadır.  Ashab-ı Kehf, Hızır ve Zülkarneyn gibi gizemli konularla dolu olan bu kutlu sûrenin atmosferinde başka çok ihtimaller de bulunabilir. Doğruyu bütün yönleriyle bilmek, Allah Tealaya mahsustur.

84-85 - Biz ona dünyada geniş imkânlar verdik ve onun ihtiyaç duyduğu her konuda sebep ve vasıtalar ihsan ettik, o da batıya doğru bir yol tuttu.

86 - Nihayet Batıya ulaştığında, Güneşi adeta kara bir balçıkta batar vaziyette buldu.  Orada da yerli bir halk bulunuyordu.  Biz: "Zülkarneyn!" dedik, "ister onlara azab edersin, ister güzel davranırsın."  Müfessirler Zülkarneyn'in dünyanın Batı ucuna, mesela Atlas okyanusuna vardığını düşünmüşlerdir.

87 - Zülkarneyn şöyle dedi: "Kim zulmederse, Biz onu cezalandırırız, sonra da Rabbine götürülür. O da ona benzeri görülmedik bir ceza uygular.

88 - Fakat iman edip makbul ve güzel davranışlar içinde olanlara, en güzel karşılık verilir ve ona kolay olan buyruklarımızı emrederiz."

89 - Zülkarneyn bu sefer yine bir yol tuttu.

90 - Güneşin doğduğu yere varınca, onun, kendilerini sıcaktan koruyacak bir siper nasib etmediğimiz bir halk üzerine doğduğunu gördü.  Zülkarneyn Doğu tarafında, arka arkaya ülkeler fethederek ilerleye ilerleye nihayet medenî yaşayışın sona erdiği, ilkel (çıplak, evsiz barksız) yaşayan en uzak Doğuya ulaştığı anlaşılıyor.

91 - İşte Zülkarneyn, böyle yüksek bir hükümranlığa sahip idi. Onun yanında ne var, ne yoksa Biz hepsine vakıf idik.

92 - Sonra o başka bir yol tuttu.

93 - Nihayet iki dağ arasına ulaştığında, onların önünde, hemen hemen hiç söz anlamayan bir millet buldu.  Ayette geçen iki dağın Karadeniz ile Hazar Denizi arasında uzanan dağ sıralarının bir bölümü olduğu, tefsirlerde kuvvetli ihtimal görülmektedir. Dağıstanın Derbend şehrindeki sed, İslam dünyasında Zülkarneyn seddi olarak bilinmiştir. Bu dağların ötesinde Ye'cüc ve Me'cüc bölgesi yer alıyordu.

94 - "Ey Zülkarneyn!" dediler, "Ye'cüc ve Me'cüc bu ülkede bozgunculuk yapıyorlar. Bizimle onlar arasında bir sed yapman için sana bir vergi vermeyi teklif ediyoruz, ne dersin?"  Ye'cüc ve Me'cüc hakkında bkz. 21,96.

95 - O da şöyle cevap verdi: "Rabbimin bana verdiği imkânlar, sizin vereceğinizden daha hayırlıdır. Siz bana beden gücüyle yardımcı olun da sizinle onlar arasında sağlam bir sed yapayım."

96 - "Demir kütleleri getirin bana." Zülkarneyn iki dağın arasını demir kütleleriyle doldurtup dağlarla aynı seviyeye getirince: "Körükleyin!" dedi. Tam onu bir ateş haline getirince, "bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim" dedi.

97 - Artık o Ye'cüc ve Me'cüc'ün, ne seddi aşma-ya, ne de onda delik açmaya güçleri yetmedi.

98 - Zülkarneyn: "Bu, Rabbimden bir rahmettir, bir lütuftur, dedi. Rabbimin tayin ettiği vakit gelince, bunu yerle bir eder.   Rabbimin vâ'di mutlaka gerçekleşir."

99 - O gün, yani kıyamet günü onlar deniz dalgaları gibi birbirine çarparak çalkalanırlar. Sûr'a da üfürülür, insanların hepsini bir araya toplarız. [56,49-50; 18,47]

100-101 - Gözleri Benim kitabım karşısında perdeli olup, Kur'anı dinlemeye tahammül edemeyen kâfirlere, o gün cehennemi gösteririz, cehennemle karşı karşıya koyarız onları.

102 - O kâfirler, birtakım kullarımı, Benden başka Tanrı edinmelerinin geçerli olacağını mı zannettiler?   Doğrusu Biz cehennemi kâfirler için konak olarak hazırlamış bulunuyoruz.

103-104 - De ki: "İşleri yönünden âhirette en büyük kayba uğrayanların kimler olduklarını bildireyim mi? Onlar o kimselerdir ki dünya hayatında yaptıkları işlerin karşılıkları hep boşa gidecektir. Halbuki kendilerinin güzel güzel işler yaptıklarını sanırlar."

105 - İşte onlar Rab'lerinin ayetlerini ve Ona kavuşmayı inkâr etmiş, bu yüzden de yaptıkları iyi işler boşa gitmiştir. Tartılacak şeyleri kalmadığından kıyamet günü onlar için tartı âleti koymayacağız. [25,23; 24,39; 88,2-4; 47,9; 28,32; 6,88]

106 - İşte kâfir olmaları, ayetlerimle ve kendilerine yapılan uyarılarla alay etmeleri sebebiyle, şu cehennem onların cezası olarak hazırlanmıştır.

107 - İman edip makbul ve güzel işler yapanlara gelince, onlara da konak olarak Firdevs cennetleri hazırlandı.

108 - Onlar orada devamlı kalacak, usanmadık-larından ötürü, başka tarafa geçmeyi arzu etmeyeceklerdir.

109 - De ki: "Rabbimin sözlerini yazmak için en büyük okyanus mürekkep olsaydı, hatta onun bir mislini de takviye gönderseydik, bu deniz tükenir, Rabbinin sözleri yine de bitmezdi. [31, 27]

110 - De ki: Ben sadece sizin gibi bir insanım ancak şu farkla ki bana "sizin ilahınız tek ilahtır" diye vahyediliyor.   Artık kim Rabbine âhirette kavuşacağını umuyorsa makbul ve güzel işler işlesin ve sakın Rabbine ibadetinde hiç bir şeyi Ona ortak koşmasın.

Benzer Konular

canlı kuran oku kuran dinle kuran izle
mekke kabe canlı yayın izle
büyük islam ilmihali
hadisi şerif
yemek tarifleri
en güzel oyunlar, oyun oyna