Kadın Olmak Kolay mı sandın
Ana Sayfa »Faydalı Bilgiler » Genel Bilgiler » Kadın Olmak Kolay mı sandın

Kadın Olmak Kolay mı sandın

   

Kadın Olmak Kolay mı sandın

Hiç kimse öğretmedi sana; aslında bütün problemin güçlü ve sert olmaya çalışmaktan kaynaklandığını. “Kocana karşı sert olduğun kadar kırılırsın” diyen olmadı. Çünkü sen kendini bir kere mazlum ve zavallı olduğuna inandırmıştın. “Güçlü olmak erkeğin rolüdür, rol çalarsan seni sevmez” diyen de olmadı. Çünkü sen kendini itaatte, saygıda kusur etmediğine de inandırmıştın…


Kocası tarafından ezilen kadınların hikâyelerini dinleyerek büyüdün. Bu hikâyeler seni erkekler tarafından ezilmemek için güçlü olman gerektiği inancına vardırdı. Sonunda erkek gibi bir kız oluverdin ve ayakta kalabilmenin yolunun güçlü olmaktan geçtiğine inandın.
 
Bir genç kız ve kadın olmanın ne demek olduğunu daha öğrenemeden evlendin. Çünkü sana kimse anlatmadı ve örnek de olmadı. Ev temizleyerek, bulaşık yıkayarak, yemek yaparak, çocuk doğurarak kadın olunabileceğini zannettin.
 
Tüm bunların karşılığında kocanın sana bolca sevgi vereceğini umdun. Çünkü erkek gibi yetişsen de içinde sevgiye ve ilgiye aç bir kız çocuğu vardı. Onun için hayallerin de hep pespembe oldu. Daha baba evindeyken aç kalan duygularının evlendiğinde sımsıcak bakışların, güzel sözlerin gölgesinde doyacağına, ailenden görmediğin ilgiyi eşinden göreceğine inandın. Umursanan, değer verilen, özlenen, sevilen bir kadın olmaktı tüm isteğin. Tabi birazda şımartılmak! Çok muydu? Sadece mutlu olmaya programlamıştın kendini. Hiçbir şey engel olmamalıydı kurduğun hayalleri bozmaya. İstediğin sadece kadın olduğunu hissetmekti…
 
Kocanın hayallerinin seninkinden çok daha farklı olduğunu anladığında; yıkılan hayallerin için ağladın, hayıflandın, öfkelendin. Hem kendine küstün hem de hayata. Her defasında “Ben hak etmiyor muyum bir avuç mutluluğu” dedin iç geçirerek. Her geçen gününün sayfasını “yarın her şey düzelecek, daha güzel olacak” diye kapattın. Fakat birbirinin tekrarı olan günleri yaşayıp durdun. Yıkılan ümitlerinle, aç kalan duygularınla kendini yapayalnız ve bir hiç yerine koyulmuş hissettin.
 
Kocana karşı yaşadığın hayal kırıklıkları yetmezmiş gibi bir de çocukluğun boyunca dinlediğin hikâyelerin kahramanı olan kaynanandan yana tadın kaçmaya başladı. Onu sana iyi anlatan olmadığından nasıl davranacağını bilemesen de önceleri iyi davranmaya çalıştın. Fakat sana sevgisini göstermediğine, seni umursamadığına, sana değer vermediğine inandığın kocanın; onu senden daha çok sevdiğine, daha çok değer verip umursadığına adın gibi inanmaya başladığında her şey değişti. Bütün bedenini saran kıskançlıkla için için nefret etmeye başladın kaynanandan. Onu kocanın sana göstermesi gereken sevgiyi çalan hırsız gibi görmeye başlaman, aranıza duvarlar ördü. Hâlbuki kalpte annenin yeri ayrıydı, eşin yeri ayrı. Ama bunu sana bir anlatan olmamıştı. Öfken ve kızgınlığın doğru düşünmene engel oldu ve sen kaynananın hatalarını konuştukça kocan da senden gün be gün uzaklaştı. Senin ezilmişliğine olan inancın arttıkça kocanın her şeyi sana batar oldu.
 
Ve hiç bitmeyen tartışmalar seni ve evliliğini yıprattıkça yıprattı. Her kavgada ağır sözler söylesen de barışmalar tatlı olsun, sen ağlarken o gelip seni teselli etsin, özür dilesin, affetmeni istesin diye bekledin. Zaten filmlerde de öyle değil miydi? Kocasına hükmeden, izinsiz adeta nefes bile aldırmayan kadın, saçma sapan şeyler için her ağzına geleni sayar; adam kavganın galibi olan kadını teşekkür edercesine çiçeklere, hediyelere boğar ve barışırlardı. Sen de kadındın, ama bir türlü o barışmaları yaşayamadın…
 
Kocasından yana dert yanan kadınlara artık hak vermeye başladın. Annen, teyzen, ablan… “Kim mutlu olmuş ki ben olayım” diye düşündükçe mutluluğa dair umutların da azaldı. “Kendine çekidüzen ver, giyin-kuşan kıymetin olsun” diye akıl verenlerin oldu ama o da bir şeye yaramadı. Ahlakını kadın yapmadan dışın kadın olmuyordu aslında. Ama bunu bir türlü çözemedin.
 
Kocanın söylediği sözler aklına her geldiğinde ne kadar da aşağılandığını, değersiz olduğunu hissettin. Bu duygularla zaman zaman “Keşke bir hiç olsaydım” dediğin oldu. Ama hayır! Bu kadar acının üzerine hiç boynunu bükmemeli, zayıf görünmemeli, sana değer vermeyene sen de değer vermemeliydin. Kocan tarafından ezilmemek için güçlü ve sert kadın olmaya devam etmeliydin.
 
Hiç kimse öğretmedi sana; aslında bütün problemin güçlü ve sert olmaya çalışmaktan kaynaklandığını. “Kocana karşı sert olduğun kadar kırılırsın” diyen olmadı. Çünkü sen kendini bir kere mazlum ve zavallı olduğuna inandırmıştın. “Güçlü olmak erkeğin rolüdür, rol çalarsan seni sevmez” diyen de olmadı. Çünkü sen kendini itaatte, saygıda kusur etmediğine de inandırmıştın…
 
Eğer;

Kadın olarak doğmanın kadın olmaya yetmediği gibi erkek olarak doğmanın da koca olmaya yetmediğini… Sana kimsenin kadın olmanın ne demek olduğunu öğretmediği gibi eşine de kimsenin koca olmanın ne demek olduğunu öğretmediğini… Onun da çocukluktan çok dertleri olduğunu, geçmişte yaşadığı olumsuzlukların ruhunda derin izler bıraktığını, bir erkek olmanın ağırlığını taşımak için ne kadar çaba sarf ettiğini… Sen yarıştıkça seninle yarışmak zorunda kalmaktan nefret ettiğini… Erkek gibi bir kadınla yaşamanın onun için ne kadar zor olduğunu… Sen ondan sevgi ve şefkat beklerken onun ise senden kocalığını hissetmek için nezaket ve saygı beklediğini… Onun ruhunun ilacının senin içinde yatan, ama bir türlü çıkartmak istemediğin yumuşaklık ve anlayış olduğunu anlayabilseydin…
 
Eğer;

Aslında senin de onun umduğu gibi bir kadın olmadığını, ama tüm eksikliklerinle seni sevdiğini… Sevgisini sana nasıl göstereceğini bilememenin sıkıntısını ne kadar derinden hissettiğini… İçini kanatan pişmanlıklarını, acılarını… Sertleşen sende bir kadın bulamamanın çığlıklarını… Yıkılan onurunu kurtarma adına bir türlü söyleyemeyip kalbinin her bir köşesinde senin için yazdığı mektupları… İtirafları… Sana söylemeye cesaret edemediği için kendi gönlüne fısıldadığı iltifatları bilebilseydin…
 
Eleştirmeseydin, yargılamasaydın, değiştirmeye uğraşmasaydın, başkalarıyla kıyaslamadan olduğu gibi kabul edebilseydin…
 
Ona hükmetmeye çalışarak kendisini aciz ve aşağılanmış hissettirmek yerine kocalığını hissettirseydin…
 
Her tartışmanın ardından içinde o kadar öfke biriktirmeseydin, gözlerinden nefret sızmasaydı, affedebilseydin…
 
Ve eğer;

Onun nasıl olduğuyla, ne yaptığıyla uğraşmak yerine kendinle yüzleşmeye cesaret edebilseydin… Kendini beğenme duygusunun seni kusurlarına karşı kör-sağır ettiğinin farkına varıp; kendi kendini kandırmaktan vazgeçebilseydin…
 
Gururun, kibrin yerine anlayışı koyabilseydin. Kibrin şeytanı Hakkı inkâra kadar götürdüğünü, rahmetten kovulmaya sebep olduğu gibi; erkeğin de merhametini çaldığını bir düşünebilseydin…
 
Aslında çoğu kez yuttuklarından dolayı değil; konuştuklarından dolayı pişman olduğunu… Peygamberinin (SAV) “Susan kurtulmuştur” buyruğunu yerine getirdiğinde çeneyi 3 dakikalık tutmanın üç günlük üzüntüden koruduğunu, susmanın huyların efendisi olduğunu bir anlayabilseydin…
 
Kadının gerçek gücünün; narinliğinde, yumuşaklığında olduğuna… Kocanın sertliğinin senin nezaketinle yumuşayacağına, onun şefkatinin senin teslimiyetinde olduğuna… Aslında onun senin güler yüzüne, neşene, çocuksuluğuna ihtiyacı olduğuna… Onun ağırlığının senin naifliğinle hafifleyeceğine bir inansaydın işte o zaman kadınlığını gerçek manada hissedecektin! Ve seni bir kadın olarak değerli kılan tüm özelliklerine, yani fıtratına kavuşmuş olacaktın…
 
Aynur Sülün / Nisanur Dergisi

Benzer Konular

canlı kuran oku kuran dinle kuran izle
mekke kabe canlı yayın izle
büyük islam ilmihali
hadisi şerif
yemek tarifleri
en güzel oyunlar, oyun oyna