İslamiyet Öncesi Eski Arap Devletleri
Ana Sayfa »Dini Bilgiler » Siyer » İslamiyet Öncesi Eski Arap Devletleri

İslamiyet Öncesi Eski Arap Devletleri

   

İslamiyet Öncesi Eski Arap Devletleri

Ele geçen kitabeler ve diğer tarihsel bulgulardan ortaya çıkan şudur ki; İslâm'dan önce Arabistan'da medeniyet izleri bırakmış beş hükümdarlık yaşamıştır.
 

1.  Metinliler: Maîn, bir zamanlar bir imparatorluğa başkentlik yapmış, Ye-men'de bir yerleşim merkezinin adıdır.
 

2. Sebeliler: Yani Sebe' kavmi.
 

3. Hadramûtlular: Hadramût, Yemen'in ünlü bir şehrinin adıdır.
 

4. Katbânhlar: Katbân, Aden'de bir merkezin adı olup, bugün izine rastlanma­makta, yeri tesbit edilememektedir
 

5. Nabatîler: Hz. İsmail'in bir oğlunun adı Nâbt idi. Bu kol ona mensuptur.
 

Maîn hükümdarlığı, Güney Arabistan'da bulunuyordu. Merkezî şehirleri Karn ve Maîn idi. Kitabelerde 25 hükümdarın ismine rastlanmaktadır. Avrupalı araştır­macılar Maînliler ile Sebelilerin aynı anda mı, yoksa farklı zamanlarda mı devlet idare ettikleri noktasında ayrı görüşler ileri sürmüşlerdir. Glaser'in görüşüne göre: "Maîn hükümdarlığı çok daha öncedir. Hz. İsa'dan 1500 yıl önce bu devlet vardı." Ama Müller'in anlattığına göre: "Hz. isa'dan 800 yıl daha önceki dönemde Maîn'le ilgili herhangi bir kitabeye rastlanmamaktadır. O yüzden Maînliler ile Sebelilerin devlet idareleri aynı zaman içinde cereyan etmiştir."
 

Sebeliler dönemi: Kitabelerden de anlaşıldığı üzere bunların yönetimi Milattan 703 yıl öncedir. Bu imparatorluğun devlet merkezi Mâ'rib idi. O dönemin taşlara yazılmış birçok kitabesi mevcuttur. Milattan 115 yıl öncesine kadar bu devletin varlığı bilinmektedir. O dönemden sonra Himyer devri başlamaktadır. Himyer, Ma'rib'i ele geçirerek burayı başkent yaptı.
 

Milattan yaklaşık 115 yıl önce Himyerliler, Sebe devletini ele geçirdiler. Kitabe­lerden anlaşıldığı üzere, Himyer devletinin başından 26 hükümdar geçmiştir. Himyerliler'e ait bazı kitabelerde tarih belirlemek için kitabelere yıllar bile kazın­mıştı. Onların döneminde Bizans imparatorluğu Arabistan'a müdahale etmeye ça­lışmış, ama bu girişim ilk ve son olmuştu. Milattan 18 yıl önce Aelius Gallus Ara­bistan'a saldırmış, fakat tamamen başarısız kalıp hüsrana uğramıştı. Ona yol gös­teren rehber, kendisini oyuna getirerek çöle alıp götürmüş ve ordusu çöle daldı­ğında susuzluk ve sıcaklıktan mahvolup gitmişti.
 

Himyerliler yahudiliği kabul etmişlerdi. O döneme yakın bir zamanda Habeş-liler Arabistan'ın güneyini işgal etmeye başladılar ve bir süre sonra Himyerliler'i yenerek kendi devletlerini kurdular. Sonradan bulunan o döneme ait bir kitabede şöyle yazılıdır:
 

"Rahman'ın, Mesih'in ve Ruhu'l-Kudüs'ün kudret, inayet ve lütfuyla bu hatıra taşın üzerine Habeş hükümdarı Erahmis Zeliman'ın vekili olan Ebrehe bu kitabe­yi yazdırmıştır."
 

Sebeliler'le Himyerliler'in asalet ve kudretleri etrafa o kadar yayılmış, geniş bir coğrafyanın denetimini ele geçirmeleriyle ilgili söylenenler Arabistan'da o derece şöhret bulmuştur ki, bunların varlığını inkâr etme imkânı yoktur. Şiirlerde bile bunlara âit birçok olay anlatılmıştır. Arapkir'in tahminlerine göre, Himyerliler iran'ın birçok şehrini ele geçirmişlerdi. Bazılarının iskender dediği Zülkarneyn, Araplara göre işte bu Himyer sülâlesinin lideriydi. Firdevsî; Şehname'sinde Keykâ-vus'u Kral Hamadran'ın esir ettiğini anlatır. Allâme Sa'lebî, Târîh-i İran isimli ese­rinde -Avrupa'da basılmıştır-: "Bu Hamadran, Himyer kralıydı ve Arap soyundan gelen bir Himyerliydi" diye yazmaktadır. Yine Allâme Sa'lebî: "Firdevsî'nin anlat­tığına göre, Siyavuş'a aşık olan Keykâvus'un eşi Sevdâye bir Himyer kralının kı­zıydı. Asıl adı Sevda idi. Ama iranlılar kendi söyleyişlerinde onu Sevdaye şekline döndürmüşlerdi" demektedir.
 

Avrupalıların mevcut araştırmalarından da Sebe' ve Himyer'in çok yüksek de­recede bir medeniyete sahip oldukları anlaşılmaktadır. Tanınmış Alman şarkiyatçı Prof. Nöldeke şöyle demiştir:
 

"Milattan bin yıl önce güneybatı Arabistan, yani Himyer ve Sebelilerin ülkesi olan ve yağışlı ılıman iklimi sebebiyle ziraate son derece elverişli olan Yemen, me­deniyette öyle yüksek bir dereceye ulaşmıştı ki, çok sayıdaki kitabelerinden ve muhteşem yapı ve imaretlerinden geride kalan tarihî kalıntılar karşısında içimiz hayret ve hayranlıkla doluyor. Yunanlılar ve Bizanslılar onlara 'zengin Araplar' adını vermişti. Bu ad yersiz değildi. Tevrat'ta, Sebe'nin ihtişamını ve kudretini be­lirten çeşitli ibare ve ifadeler bulunmaktadır. Nitekim Sebe' (Saba) melikesinin Sü­leyman'la görüşmesi özellikle zikredilebilir. (Hükümdarlar, 10: 1-10)
 

Doughty ve Uteng'in çabalarıyla mimarî eserlerini tanıdığımız Semûd kavmi ve Semûd'a çok karışmış olan Nabatî kavmi, kurdukları medeniyetlerinin ilk eği­timini işte bu Himyerliler'den almışlardır.
 

Kuruluşlarının daha ilk dönemlerinde Sebeliler, kuzeyden aldıkları yazı ilmini doğrudan Arabistan'ın birçok bölgesinde her çeşit iş ve ticarette kullandılar. So­nunda bir taraftan Şam'a, diğer taraftan Habeşistan'a kadar bu yazıyı yaydılar.
 

Sınırları Suriye'ye kadar uzanan ve Semûd kavmi döneminde yaşayan veya onların yerine geçen Nabatî devleti hakkında Forster kendi hazırladığı coğrafya­sında şöyle yazıyor:
 

"Verdiğimiz bu kısa bilgilerden sonra anlamış olacaksınız ki; eski dönemde Nabatî adı ve etkisi sadece çöl ve sahralarda yaşayan Araplar üzerinde yayılmak­la kalmamış, bütün Hicaz ve Necd eyaletlerine varıncaya kadar her tarafı kapla­mıştı. Nabatîler, ticaretten kazanç elde etmekte büyük bir ustalığa sahiptiler. Diğer taraftan da gerçek îsmailoğullarımn savaş tehditlerine karşı tamamen hazırdılar. Filistin ve Suriye'de onlarm yağmacılıkları ve Arap körfezinde Mısır gemilerine saldırıp soygunculuk yapmaları birçok kere Makedonya hükümdarlarım kendile­rine savaş açmaya hazır hale getirdiyse de, Roma'nın birleşik gücünden önce hiç-birşey onları durduramamıştı. Nabatîler Roma'ya itaati de, Sterabo döneminde ta­mamen mecburiyet içinde kaldıklarından içten gelmeyerek kabul etmişlerdi."
 

Bu, eski devletlerin durumuydu. îslâm gelmeden önce bütün bu devletler yok oldular. Onların yerine Yemen'de sadece büyük kabileler kalmıştı ki onlara Kayyil veya Mukavvil deniyordu. Ali Münzir hanedanı, Irak'ta hakimiyet kurmuştu. Bun­lar iran'ın etkisi altındaydı. Hornak ve Sedîr-i Arab'ın meşhur binaları bu idarele­rin bıraktıkları eserlerdir. Şam sınırları içinde, Gassânî sülâlesinin idaresi hüküm sürüyordu. Bunlar da Bizans imparatorlarının emri altındaydı. Son kralları Cebele b. Eyhem İdi.

Benzer Konular

canlı kuran oku kuran dinle kuran izle
mekke kabe canlı yayın izle
büyük islam ilmihali
hadisi şerif
yemek tarifleri
en güzel oyunlar, oyun oyna