Hz Muhammet Efendimizin eşleri hakkında bilgi
Ana Sayfa »Dini Bilgiler » Siyer » Hz Muhammet Efendimizin eşleri hakkında bilgi

Hz Muhammet Efendimizin eşleri hakkında bilgi

   

Hz Muhammet Efendimizin eşleri hakkında bilgi

Peygamber Efendimizin eşleri kaç tanedir ve Peygamber Efendimizin eşleri isimleri nelerdir. İşte Peygamber Efendimizin eşleri hakkında bilgi.
 

Peygamber Efendimizin eşi Hatice:

Hz. Hatice (r.a)'nm soy zinciri şöyledir: Kusay b. Abdüluzzâ b. Huveylid kızı Hati­ce Kusay'a ulaşınca Hz. Hatice'nin soyu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesel­lem'in soyuyla birleşmektedir. Hz. Peygamber'in peygamber olarak gönderilme­sinden önce, "Tâhire=Temiz kadın" lakabıyla anılırdı. Annesi, Fâtıma bn. Zaide idi. Babası kendi kabilesi içinde seçkin bir insandı. Mekke'ye gelerek yerleşmiş ve Abduddâr oğullarının ahidli dostu olmuştu. Mekke'ye yerleştikten sonra Amir b. Lüeyy ailesinden Fâtıma bn. Zaide ile evlendi. Bu evlilikten Hz. Hatice (ra) doğ­du. Hz. Hatice'nin ilk evliliği Ebu Hâle b. Zürâre et-Temîmî ile oldu. Ondan iki oğ­lu oldu. Birinin adı Hind diğerininki Hâris'ti. Ebû Hâle'nin ölümünden sonra Atık b. Aiz Mahzûmî ile evlendi. Ondan da bir kızı oldu. Adına Hind koydular. Bu yüzden Hz. Hatice'ye Ümmü Hind —Hind'in annesi— diye de hitap edilirdi. Hind, îslâmı ilk kabul edenlerdendir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'in en geniş tasviri, onun yaptığı rivayetten öğrenilmiştir. Son derece düzgün ve etki­li konuşurdu. Hz. Ali (ra) ile birlikte Cemel savaşma katıldı ve orada şehid oldu.
 

Atîk'in ölümünden sonra Hz. Hatice (ra) Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem ile evlendi ki bu konu daha önce geniş bilgi verilmişti. Hz. Peygamber sal­lallahu aleyhi vesellem'den altı çocuğu oldu. Daha bebekken ölen iki erkek çocu­ğu ve Hz. Fâtıma (ra), Zeynep (ra), Rukiyye (ra), Ümmü Gülsüm (ra) olmak üzere dört kızı vardı.
 

Hz. Hatice (ra)'nın Hâle isminde bir kızkardeşi vardı. O müslüman oldu ve Ha­tice (ra)'nm vefatından sonrasına kadar yaşadı.
 

Hz. Peygamber'in, Hz. Hatice (ra)'ya derin bir muhabbeti vardı. Allah Resulü ile evlendiği sırda 40, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem ise 25 yaşındaydı. Evlendikten sonra 2b yıl daha yaşadı. O yaşadığı sürece Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem ikinci bir evlilik yapmadı. Hz. Hatice'nin ölümünden sonra Hz. Peygamber daima; ne zaman bir hayvan kesilse, Hz. Hatice (ra)'nm arkadaşlarını araştırıp bulur ve onlara et gönderirdi.
 

Hz. Aişe (ra) şöyle anlatıyor: "Hatice'yi görmedimse de onu kıskandığım kadar hiç kimseyi kıskanmadım. Bunun da sebebi, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve­sellem'in onu dilinden düşürmemesi, her fırsatta ondan bahsetmesiydi. Bir kere­sinden bundan dolayı Hz. Peygamber'i üzdüm. Ama buna karşılık Allah Resulü; "Allah Teâlâ bana onun sevgisini verdi" buyurdu.
 

Bir gün Hz. Hatice'nin vefatından sonra kızkardeşi Hâle, Hz. Peygamberle gö­rüşmeye geldi ve Allah Resûlü'nün görüşme usûlüne uyarak içeri girme izni iste­di. Sesi ablası Hatice (ra)'nin sesine çok benzerdi. Hz. Peygamber'in kulağına ses gelince hemen Hatice (ra)'yı hatırladı ve yerinden fırladığı gibi "Bu, Hâle olmalı" buyurdu. Bu arada Aişe (ra) oradaydı, çok kıskandı ve: "Neden durmadan ölmüş yaşlı bir kadını anıp duruyorsunuz, Allah size ondan daha iyi eşler verdi" dedi. Sahih-i Buhârî'deki rivayet burada bitmektedir. Fakat eî-lsttâb isimli eserde bu konu­daki rivayet şu şekilde devam etmektedir: "Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesel-lem cevap olarak ona; "Kesinlikle öyle deme, insanlar beni yalanladıkları zaman o beni tasdik etti, insanlar kafirken o müslüman oldu, hiç kimse bana yardım etmez­ken o bana yardım etti" buyurdu.

 
Peygamber Efendimizin Hanımı Sevde  Binti Zema 
 

Hz. Hatice (ra)'dan sonra Hz. Peygamber'le ilk evlenme şerefi, mübarek eşleri için­de Şevde (ra)'ya nasip olmuşfur. O, daha îslâmın ilk günlerinde müslüman olma şerefine ermişti. O yüzden ilk müslümanlardan olma şerefine de sahipti. O, birinci evliliğini Sekrân b. Amir ile yaptı. Şevde (ra) onunla birlikte müslüman oldu ve Habeşistan'a hicret etti. Habeşistan'a ikinci kere hicret edişinden sonra Mekke'ye döndükten birkaç gün sonra Sekrân vefat etti. Geride Abdurrahman adında bir er­kek çocuk bıraktı. Abdurrahman da Celûlâ savaşında şehid oldu.

Hz. Hatice'nin (ra) ölümünden dolayı Hz. Peygamber son derece üzgün ve pe­rişandı. Bu durum gören Havle bn. Hâkim: "Sizin bir dost ve arkadaşa ihtiyacınız" var" dedi. Hz. Peygamber bunun üzerine; "Evet, ev bark, çoluk-çocuk, hepsini Ha­tice idare ediyordu" buyurdu. Hz. Peygamber'in bu yoldan evlenmeyi kabul etme­si üzerine Havle bn. Hâkim, Sevde (ra)'ın babasına gitti ve cahiliye adetine göre selam vererek "Günaydın" dedi. Sonra dünürcü geldiğini bildirerek konuyu ona anlattı. Bunun üzerine Sevde'nin (ra) babası: "Evet, Muhammed şerefli bir denktir, ama Sevde'ye de sormak gerekir" dedi. Kısaca bütün mesafeler katedildikten son­ra Hz. Peygamber bizzat kendisi gitti ve Sevde'nin babası, kızının bu evliliğini ka­bul etti. Dörtyüz dirhem mihir kararlaştırıldı. Nikah kıyıldıktan sonra Abdullah b. Zem'a —Hz. Sevde (ra)'nm kardeşi— bu durumu haber alınca öfkesinden başı­na toprak saçtı. Müslüman olduktan sonra bu ahmaklığını hatırladıkça üzülürdü.
 

Hz. Aişe (ra) ile Hz. Şevde (ra)'nın evlilikleri birbirine çok yalan olduğu için ne kadar ara olduğunda tarihçiler ihtilaf etmiştirler. Ibn-i Sa'd'ın rivayetine göre; Şev­de daha önce evlenmiştir. Abdullah b. Muhammed b. Ukayl ise; Sevde (ra), Hz. Ai­şe (ra)'dan sonra evlenmiştir, demektedir.

 
Hz. Sevde (Ra)'nın Özellikleri
 

Hz. Sevde (ra) uzun boylu ve şişmancaydı. Bu yüzden hızlı yürüyemezdi. Veda Haccı'nda Müzdelife'den hareket etme zamanı gelince, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'den, şişmanlığından dolayı önceden hareket etmesine izin verme­sini istemişti.
 

Tesettür âyeti gelmeden önce Araplar'in eski alışkanlıklarına uygun olarak Al­lah Resûlü'nün mübarek eşleri de ihtiyaçlarını gidermek için uzak arazilere gider­lerdi. Bu durum Hz. Ömer (ra)'ın hoşuna gitmediğinden Hz. Peygamberdi tesettü­re teşvik ediyordu. Fakat henüz bu istek kabul edilmemiş olduğundan Sevde (ra) geceleyin ihtiyacı için dışarı çıktı. Boyu herkes tarafından görülecek şekilde belir­gin olduğundan Hz. Ömer (ra); "Sevde! Seni tanıdık" dedi. Bu olaydan sonra teset­tür âyeti nazil oldu.

 
Sevde (Ra)'nın Ahlâk Ve Alışkanlıkları
 

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'ın ahlâkında cömertlik ve el açıklığı en be­lirgin özelliğiydi. O yüzden sahabe-i kiramdan, Hz. Peygamber'e kimin ne kadar ya­kınlığı oluyorsa o kadar fazla onun üzerinde bu özelliğin etkisi oluyordu. Hz. Pey­gamber'in ahlâk, adet ve sohbetlerinde bulunma feyzinden en çok onun temiz eşleri yararlanma fırsatına sahip oldukları için Hz. Peygamber'in bu sıfatı onlarda genel olarak göze çarpmaktadır. Sevde (ra) ise bu özelliğinde Hz. Aişe (ra) dışında hepsin­den üstündü. Bir gün Ömer (ra) Şevde (ra)'ya bir kese gönderdi. Onu getirene, "Bun­da ne var?" diye sordu. "Para" deyince, "Hurma gönderir gibi kesede para mı gön­deriyorlar?" dedi. Böyle dedikten sonra da paranın tamamını uygun yerlere dağıttı.
 

İtaat ve söz dinlemekte de kendine özgü bir niteliği vardı. Bu nitelik bakımın­dan, Hz. Peygamber'in bütün eşlerinden daha üstündü.

 
Sevde (Ra)'nın Hadis Rivayeti
 

Sevde (ra) vasıtasıyla sadece beş hadis rivayet edilmiştir. Buhârî'de sadece biri var­dır. Sahabe-i kiramdan Abdullah b. Abbâs (ra) ve Yahya b. Abdurrahman b. Es'ad b. Zürâre ondan hadis rivayet etmiştir.

 
Hz. Sevde (Ra)'nın Vefatı
 

Sevde (ra)'nın ölüm yılı hakkında farklı görüşler vardır. Vâkıdfye göre, Muâviye (ra)'ın halifeliği zamanında Hicret'in 54. yılında vefat etmiştir. Hafız tbn-i Hacer onun vefat yılını hicretin 55'i olarak bildirmiştir.
 

îmam Buhârî et-Tarih adlı eserinde sağlam senetlerle Hz. Ömer'in halifeliği dö­neminde vefat ettiğini bildirmektedir. Zehebî, Târîh-i Kebîr'inde bu rivayete: "Hz. Ömer (ra)'ın halifeliliğinin son zamanlarında vefat etmiştir" ilâvesini yapmaktadır. Hz. Ömer (ra) Hicret'in 23. yılında vefat ettiğine göre Hz. Şevde (ra)'nın ölüm tari­hi hicretin 22. yılı olmalıdır. el-Hamîs isimli kitapta bunun en sağlam rivayet oldu­ğu bildirilmektedir.

 
Peygamber Efendimizin Hanımı Aişe  (R.a)
 

Adı Aişe idi. Her ne kadar çocuğu olmadıysa da yeğeni Abdullah b. Zübeyr'den dolayı Ümmü Abdullah —Abdullah'ın annesi— diye de çağrılırdı. Annesinin adı Zeyneb, lakabı da Ümmü Rûman'dı. Hz. Peygamber, peygamberlik geldikten dört yıl sonra doğdu. Aişe (ra)'nın Hz. Peygamberle evliliği konusunda çok değişik gö­rüşler ve evlenme tarihi noktasında farklı iddialar vardır. Bazı rivayetlerden Hz. Aişe'nin küçük yaşta evlendiği kanaatine varılmaktadır. Fakat sağlıklı görüş Hz. Aişe evlendiği zaman onaltı yaşında olduğudur. Hz. Aişe önce Cübeyr b. Mut'im'in oğlu ile nişanlanmıştır. Hz. Hatice'nin vefatından sonra Havle bn. Ha­kim, Hz. Peygamber'! Hz. Aişe ile evlenmeye teşvik etti. Allah Resulü bu teşvik ve tavsiyelerle "Peki" deyince Havle, Ümmü Rûmân'a durumu bildirdi. O da kocası Hz. Ebu Bekir (ra)'a bu teklifi aktardı. Ebu Bekir, "Cübeyr b. Mut'im'e söz verdim. Sözümden asla dönemem" dedi. Fakat Mut'im Aişe (ra) kendi evine gelirse ailesi­ne Islâmın gireceği endişesiyle bu nişanı reddetti. Hz. Ebu Bekir (ra), Havle aracı­lığıyla Hz. Peygamber'e kızını verdi. Dörtyüz dirhem mihir kararlaştırıldı. Fakat Müslim'de nakledilen Hz. Aişe (ra)'nin rivayetinde, Peygamber eşlerinin mihrinin beşyüz dirhem olduğu bildirilmektedir.
 

Evlilikten sonra Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Mekke'de üç yıl da­ha kaldı. Hicret'in 13. yılında hicret ederken Ebu Bekir (ra) kendisiyle birlikteydi. Çoluk çocuklarını Mekke'de bırakıp gelmişlerdi. Medineye yerleşip de biraz güven hissedince Hz. Ümmü Rûmân'ı, Esma ve Aişe (ra)'yı alıp getirmesi için Ebu Bekir (ra), Abdullah b. Ureyk'i Mekke'ye gönderdi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve­sellem de, Zeyd b. Harise ile Ebu Râfi'i, Hz. Fâtıma, Ümmü Gülsüm ve Hz. Şevde (ra) ve diğerlerini getirmeleri için Mekke'ye gönderdi. Medine'ye geldiğinde Hz. Aişe (ra) şiddetli bir sıtmaya yakalandı. Hastalığın şiddetinden saçları bile dökül­dü. İyileşince annesi Ümmü Rûmân düğün yapmayı düşündü. O zaman Hz. Ai­şe'nin yaşı bazı rivayetlere göre en az 9 bazı rivayetlere göre de 18 idi. Kız arkadaş­larıyla birlikte sahngaç oynardı. Annesi Ümmü Rûmân onu gelin olarak hazırla­mak için çağırdığı zaman kendisinin bundan haberi bile yoktu. Annesinin yanına geldi. Elini yüzünü yıkadı, saçlarını taradı ve eve götürdü. Ensar kadınları bekliyorlardı. Hz. Aişe eve girince hepsi tebrik etti. Kuşluk vakti Hz. Peygamber sallal-lahu aleyhi vesellem geldi ve gelin gelme merasimi yerine getirildi. Şevval ayında nikah yapılmıştı ve yine aynı şevval ayında evlilik merasimi yerine getirildi. Eski­den bu ayda büyük bir veba hastalığı her tarafı kaplayarak büyük zayiat verdiğin­den Araplar bu ayı evlilik için uygunsuz bir ay kabul ederlerdi. Muhtemelen bu düşünceyi ortadan kaldırmak için evlilik bu ayda gerçekleştirilmiştir. [630]

 
Hz. Aişe (Ra)'nın Vefatı
 

Hz. Aişe (ra) Hz. Peygamber'le birlikte dokuz yıl ömür sürdü. Dokuz yaşında Peygamberimiz'in yanma geldi. Hz. Peygamberimiz vefat ettiği sırada onsekiz yaşındaydı. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'den sonra Hz. Aişe yakla­şık kırksekiz yıl daha yaşadı. Hicret'in 57. yılında vefat ettiği sırada altmışaltı ya­şındaydı. Vasiyetine uygun olarak geceleyin Cennetu'1-Bakî mezarlığına defne­dildi. Kasım b. Muhammed, Abdullah b. Abdurrahman, Abdullah b. Ebu Atîk, Urve b. Zübeyr ve Abdullah b. Zübeyr, Hz. Aişe'yi mezarına indirdiler. O gün­lerde Ebû Hüreyre (ra), Mervân b. Hakem tarafmdan Medine valisi tayin edildi­ği için cenaze namazını o kıldırdı.
 

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, Aişe (ra)'yı çok severdi. Bu sevgisin­den dolayı vefat etmeden önceki ağır hastalığı sırasmda bütün mübarek eşlerinden izin aldı ve hayatının son gününü Hz. Aişe (ra)'nın odasında geçirdi. Hz. Peygam-ber'in, Hz. Aişe'ye olan sevgi ve muhabbeti ile ilgili olaylar hadis ve siyer kitapla­rından bolca bulunmaktadır.

 
Hz. Aîşe (Ra)'nın İlim Hayatı
 

Hz. Aişe'nin ilim hayatı belirgin bir önem taşır. Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman dönemlerinde fetva verirdi, tleri gelen sahabelere onun çok ince ve çok mantıklı itirazları olmuştu. Allâme Süyûtî bunları küçük bir kitapta toplamıştır. Hz. Aişe'den 2210 hadis rivayet edilmiştir. Bunların 124'ünde Buharı ve Müslim ittifak etmiştir. Buhârî 54 hadisini rivayet ederken, 68 hadis de imam Müslim ta­rafından rivayet edilmiştir. Bazılarına göre şer'î hükümlerden dörtte biri ondan rivayet edilmiştir. Tirmizî de; Sahabe-i kiramın önüne zor bir mesele geldiği za­man onu Hz. Aişe (ra)'nm çözdüğü rivayet edilmiştir. Öğrencileri şunu anlat­mıştır: "Ondan daha güzel konuşan birini görmedik. Tefsir, hadis ve şeriatın in­celiklerinde, hitabet, âdâb ve soy kütüğü sahalarında çok derin ve üstün bilgisi vardı. Şairlerin bir çok kasidesi ezberindeydi. Hâkim el-Müstedrek1'inde ve tbni Sa'd et-Tabakât'ında bu olayları çok genişçe yazmışlardır, tbn Hanbel'in Müs-ned'inde ve diğerlerinde onun üstünlüğünün ve yeteneklerinin işaret ve izlerine rastlanmaktadır.
 

Peygamber Efendimizin Hanımı Hafsa (R.a)
 

Hafsa (ra), Hz. Ömer'in kızıydı. Annesi, Zeynep bn. Maz'ûn idi. Hz. Peygamber'e peygamberlik gelmeden tam beş yıl önce Kureyşliler Kabe'yi tamir ettiği günlerde doğmuştu. îlk evliliği Huneys b. Huzâfe ile oldu ve onunla birlikte Medine'ye hicret etti. Huneys Bedir savaşında yaralandı. Medine'ye döndükten sonra bu yaralardan dolayı şehid oldu. Huneys geride Hz. Hafsa (ra)'dan bir çocuk bırakmadı. Hafsa (ra)'nın dul kalmasından sonra Hz. Ömer (ra) onu evlendirmeyi düşündü. Acı bir olay olarak o günlerde Hz. Peygamber'in kızı Rukiye (ra) vefat etmişti. O bakımdan Hz. Ömer (ra) ilk önce kızı Hafsa'yı Hz. Osman'la evlendirmek istedi. Hz. Osman; "Bunu düşünmeliyim" dedi. Şunun üzerine Hz. Ömer, Hz. Ebu Bekir'e teklif etti, o da susmayı tercih etti. Onun ilgisizliğinden Hz. Ömer (ra) çok üzüldü. Daha sonra Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'in kendisi Hz. Hafsa ile evlenmeyi istedi. Evlilik tamamlandıktan sonra Hz. Ebu Bekir bir gün Hz. Ömer'e: "Sen Hafsa'yı bana vermek istediğinde susmuştum da bu sana dokunmuş, gücüne gitmişti. Sana cevap vermeyişimin sebebi Hz. Peygamber'in Hafsa ile evlenmeyi istediğini bana söyleme­si, benim de O'nun sırrını sana açıklamak istemeyişimdi. O yüzden öyle davranmış­tım. Eğer Hz. Peygamber onunla evlenmeseydi ben buna hazırdım" dedi.
 

Hafsa (ra) Hz. Ömer'in kızıydı. O yüzden karakterinde biraz sertlik vardı. Sa-hîh-i Buhârî'de, "îlâ" olayıyla ilgili bizzat Hz. Ömer şunu anlatmaktadır: "Bizler, cahiliye döneminde kadınlara hiç değer vermezdik. Bir gün bir konuda düşünü­yordum. Eşim bana bir akıl verdi. Ona, "Sen bu işlerden ne anlarsın?" deyince şöy­le dedi: "Sözlerim senin hoşuna gitmiyor. Halbuki kızın, Hz. Peygamber ne derse ona cevap veriyor." Bunun üzerine hemen kalktım. Hz. Hafsa'nın yanına gittim. Ona; "Kızım! Hz. Peygamber'in gün boyu üzüntü duyacak kadar sözlerine karşı­lık mı veriyorsun?" dedim. O, "Evet öyle yapıyoruz" deyince "Dikkat et! Sana Al­lah'ın azabını hatırlatıyor ve uyarıyorum. Güzelliğiyle Hz. Peygamberi kedine bağlayanın —Hz. Aişe— aklına uyma!"
 

Tirmizi de şöyle anlatılıyor: "Bir gün Safiyye (ra) ağlıyordu. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem geldi ve neden ağladığını sordu. O da Hafsa (ra) bana; "Sen yahûdî kızısın" dediği için gücüme gitti, ondan ağlıyorum" dedi. Bunun üze­rine Hz. Peygamber, "Sen peygamber kızısın, senin amcan peygamberdir ve bir peygamberle evlendin. Hafsa nesiyle senin üzerine üstünlük taslayıp da öğünebi-liyor?" buyurdu.
 

Bir gün Hz. Aişe (ra) ile Hz. Hafsa (ra), Hz. Safiye'ye "Biz Hz. Peygamber'in ya­nında senden daha fazla üstünlüğe sahibiz, biz hem eşleriyiz, hem de O'nunla yakın akrabalığımız var" dediler. Bu sözler Safiyye (ra)'nın gücüne gitti. Hz. Peygam­ber sallallahu aleyhi vesellem'e şikayette bulundu. Bunun üzerine Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, "Onlara neden: "Siz nasıl benden daha değerli olabili­yorsunuz? Benim kocam Muhammed sallallahu aleyhi vesellem, babam Harun (as), amcam da Musa (as)'dır" demedin" buyurdu.
 

Hz. Aişe (ra) ile Hz. Hafsa (ra), Hz. Peygambere çok yalan olan Hz. Ebu Be­kir'le Hz. Ömer'in kızlarıydı. O yüzden Hz. Aişe ile Hz. Hafsa, Hz. Peygamberin diğer eşlerine göre denktiler. Ama arasıra onlar arasında da kıskançlık ve rekabet doğduğu olurdu. Bir keresinde Hz. Aişe (ra) ile Hz. Hafsa (ra) Hz. Peygamber sal­lallahu aleyhi vesellem'le bir seferde bulunuyorlardı. Hz. Peygamber geceleri Hz. Aişe'nin devesinde seyahat ediyor ve onunla konuşuyordu. Bir gün Hafsa (ra), Hz. Aişe'ye; "Bu gece sen benim devemde, ben de senin devende seyahat edelim de bir değişiklik olsun" dedi. Hz. Aişe buna razı oldu. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve­sellem Hz. Hafsa (ra)'nın bindiği Hz. Aişe'nin devesine gitti. Konaklayacakları ye­re vardıklarında Hz. Aişe (ra) Allah Resûlü'nü göremeyince, ayaklarını "ezhar" otuna —içinde yılan akreb yaşayan bir tür ot— sallandırarak; "Ey Rabbim! Beni ısı­racak bir yılan veya akrep gönder" dedi.

 
Hz. Hafsa (Ra)'nın Vefatı
 

Hafsa (ra), Hz. Muâviye'nin halifeliği döneminde Hicret'in 45. yılında vefat etti. Ölmeden önce kardeşi Abdurrahman'a babası Hz. Ömer (ra)'in yaptığı vasiyeti ye­niledi. Bu vasiyette uygun olarak, bir miktar araziyi vakfetti ve sadaka olarak da­ğıtılmak üzere bir miktar mal verdi. O günlerde Medine valisi olan Mervân b. Ha­kem cenaze namazmı kıldırdı ve Beni Hazm'ın evinden Muğire b. Şu'be'nin evine kadar cenazeyi omzunda taşıdı. Buradan da kabre kadar Ebu Hüreyre (ra) cenaze­yi götürdü. Kardeşleri Abdullah, Asım, Salim ve yeğenleri olan Abdullah b. Ömer'in çocuklar naaşım kabre indirdiler.

 
Peygamber Efendimizin Hanımı Zeyneb (R.a)  "Yoksulların Annesi"
 

Adı Zeyneb'di. Yoksul ve kimsesizlere her zaman cömertçe yedirip içirdiğinden dolayı kendisine "Kimsesizlerin Annesi" anlamına gelen "Ümm-i Mesâkîn" laka­bıyla ünlenmiştir. Hz. Peygamberden önce Abdullah b. Cahş'la evlenmişti. Abdul­lah b. Cahş Uhud savaşında Hicret'in 3. yılında şehid olunca Hz. Peygamber sal­lallahu aleyhi vesellem aynı yıl onunla evlendi. Evlendikten sonra Hz. Peygam­ber'in yanında sadece iki üç ay kaldı ve vefat etti. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem hayatta iken Hatice (ra)'dan sonra sadece bu mübarek eşi vefat etmiştir. Cenaze namazını bizzat O kıldırmış ve Cennetu'l-Bakî mezarlığına defnedilmiştir. Vefat ettiği şurada 30 yaşındaydı.

 
Peygamber Efendimizin Hanımı Ümmü  Seleme (R.a)
 

Adı Hind'di. Ümmü Seleme lakabıydı. Babasının adı Süheyl, annesinin ki Atîke idi. ilk önce, daha çok Ebu Seleme adıyla tanınan Abdullah b. Abdülesed'le evlen­di. Kocasıyla birlikte müslüman oldu ve onunla birlikte önce Habeşistan'a hicret etti. Oğlu Seleme de Habeşistan'da doğdu. Daha sonra Habeşistan'dan Mekke'ye döndüler. Oradan da Medine'ye hicret ettiler. Siyer bilginlerine göre onun üstün­lüğü, hicret ederek Medine'ye gelen ilk kadın oluşundan dolayıdır.
 

İlk kocası Ebu Seleme ünlü bir biniciydi. Meşhur Bedir ve Uhud savaılanna ka­tılmıştı. Uhud savaşında ağır yaralanmıştı. Bu yaralardan kurtulamayarak Hic­ret'in 4. yılının Cemâziyessânî ayında vefat etti. Cenaze namazı büyük bir toplu­lukla kılındı. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem dokuz tekbir aldı. İnsanlar namazdan sonra, "Ey Allah Resulü! Dalgınlığa gelip unutmuş olmayasmız" diye sorunca Hz. Peygamber: "O, bin tekbire lâyıktı" buyurdu.
 

Ebu Seleme (ra)'ın vefatı sırasında karısı Ümmü Seleme (ra) hamileydi. Do­ğumdan sonra iddet süresi bittiğinde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem onunla evlenmek isteyince birkaç mazeret ileri sürdü:
 

1. Çok kıskanç bir kadınım

2. Çoluk çocuk sahibiyim.

3. Yaşım ilerlemiştir.
 

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem bütün bu mazeretleri önceden bildi­ğini söyleyerek evliliği gerekli gördüğünü belirten çok daha ulvî sebepler gösterdi ve bu evlilik gerçekleşti.

 
Ümmü Seleme'nin Vefatı
 

Siyer bilginlerinin hepsinin ortak görüşü, Hz. Peygamber'in mübarek eşleri içinde son vefat edenin Ümmü Seleme (ra) olduğudur. Onun ölüm tarihi hakkında son derece farklı görüşler vardır. Vâkıdî Hicrî 59. yıl olduğunu belirtmiştir. İbrahim Harbî'ye göre Hicrî 62. yıldır. et-Takrîb'te de bunun doğru olduğu yazılmıştır. imam Buhârî, Tarih-i Kebîf inde, Hicret'in 58. yılında vefat ettiğini yazmıştır. Bazı rivayetlerde, "Hicret'in 61. yılında, Hz. Hüseyin'in şehid olduğu haberi gelince ve­fat etti" denilmiştir.
 

İbn-i Abdullah bu rivayeti doğru kabul etmektedir.

Bu kadar farklı görüş arasında ölüm yılını belirlemek imkânsız ise de Hârre olayına kadar hayatta olduğu kesindir. Sahih-i Müslim'de şöyle rivayet edilmiştir: "Haris b. Abdullah b. Ebû Rebîa ile Abdullah b. Safvân, Ümmü Seleme'nin yanma gittiler ve yenilecek ordunun durumunu sordular." Bu soru, Yezid'in Müslim b. Ukbe'yi Suriye ordusuyla birlikte Medine'ye gönderdiği ve Hârre olayı meydana geldiği sırada sorulmuştu. Hârre olayı Hicret'in 63. yılında meydana geldiği için onun daha önce vefat ettiğini belirten rivayetler doğru değildir.
 

Abdi'l-Berr şöyle yazmıştır: Ümmü Seleme (ra)'nın vasiyeti sebebiyle ce­naze namazını Saîd b. Zeyd kıldırdı. Ama rivayetin doğruluğu üzerinde durmak gerekir. Saîd b. Zeyd değişik rivayetlere göre Hicrî 51 veya 52 ya da 55 yıllarında vefat etti. Şurası kesin olarak bilinmektedir ki o şurada Ümmü Seleme sağdı. Vâkı-dî, cenaze namazını Ebu Hüreyre'nin kıldırdığını yazmaktadır. Ancak o vefat etti­ği sırada Ümmü Seleme sağdı. Vâkıdî, Ebu Hüreyre'nin onun cenaze namazını kıl­dırdığını yazmaktadır. Ama o vefat ettiği sırada Said b. Zeyd sağ olsaydı, Ebu Hü-reyre (ra) onun vasiyetine aykırı olarak cenaze namazını kıldırabilir miydi? Her ha­lükârda Hz. Peygamber'in mübarek eşleri içinde en son Ümmü Seleme (ra) vefat etmiştir. Vefat ettiğinde seksendört yaşındaydı.

 
Ümmü Seleme'nin Fazilet Ve Yeteneği
 

Hz. Peygamber'in mübarek eşleri arasında Hz. Aişe'den sonra fazilet ve yetenekler­de en üstün derece onundur. İbn-i Sa'd, Tabakât'mda bunu araştırarak ortaya koy­muştur. Hadis rivayetinde ve hükümleri nakilde Hz. Aişe dışında Hz. Peygamber'in diğer eşleri üzerinde üstünlüğü vardır. Hudeybiye barışında sahabe-i kiram, Mekke dışında saç tıraşı olmayı ve kurban kesmeyi kabul etmekte tereddüt gösterince Üm­mü Seleme (ra)'nın tedbiriyle problem çözülmüştür. Bu hadise onun akıl, zekâ ve bilgeliğine en iyi bir örnektir. Bu olay Sahihi Buhârfde genişçe anlatılmıştır...

 
Peygamber Efendimizin Eşi Zeyneb (R.A)
 

Hz. Peygamber'in mübarek eşleri içerisinde Hz. Aişe (ra)'ya denk olma iddiası ta­şıyanlar arasında Zeynep (ra) da vardı. Bizzat Hz. Aişe (ra)'nın kendisi "Zeyneb benimle yarışırdı. Buna hakkı da vardı" demiştir. Soy bakımdan, Hz. Peygam­ber'in halasının kızıydı ve güzellikte de üstündü. Hz. Peygamber'in ona karşı bü­yük sevgisi vardı. Doğruluk ve günahtan sakınma hususunda da öyleydi. Nitekim Hz. Aişe (ra)'ya iftira edildiği, hatta bu iftiraya Zeynep (ra)'ın kızkardeşi Hame-ne'nin de katılmasına rağmen Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem kendisine Hz. Aişe'nin ahlâkî durumunu sorduğunda açık ve net bir üslupla: "Ben Hz. Ai-şe'nin doğruluğundan ve iyiliğinden başka bir halini bilmiyorum" demiştir. Hz. Aişe (ra) onun bu doğruluğunu ve gerçeği açıklayışını özellikle dile getirmiştir.
 

ibadetlerini son derece kendini vererek ve kalbinin ta derinlerinde hissederek yerine getirirdi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem kendisiyle evlenmek is­teyince Zeyneb (ra), "İstihare etmeden karar veremem" demişti.
 

Bir gün Hz. Peygamber muhacirlere bir miktar malzeme dağıtıyordu. Zeyneb (ra) bu konuda birşeyler söyledi. Hz. Ömer onu azarladı. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem "Onu mazur gör, o her konuda çok titizdir ve Allah'tan çok kor­kar" buyurdu.
 

Çok kanaatkar ve cömert karakterliydi. Geçimini kendi eli ve koluyla çalışarak kazanır ve kazandıklarının birkısmını Allah yolunda dağıtırdı. Bir gün Hz. Ömer (ra) halifeliği zamanında ona yıllık nafakasını göndermişti. Paranın üzerine bir bez örttü ve Bizre bn. Râfi'a, "Git de şunu akrabalarım arasındaki yetim ve kimsesizle­re dağıt" diye emir verdi. Bizre, "Bizim de hakkımız var" deyince "Bezin altında ne varsa senin olsun" buyurdu. Bizre bezi kaldırıp baktığında 85 dirhem buldu. Bun­lar dağıtıldıktan sonra, "Ey Rabbim! Bu yıldan sonra, Ömer (ra)'ın gönderdiği bu paralardan yararlanmayayım" diye dua etti. Duası kabul oldu ve aynı yıl vefat etti.

 
Hz. Zeyneb (Ra)'nın Ölümü
 

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem mübarek eşlerine şöyle buyurmuştu: "Bana en erken kavuşacak olanınız, eli en uzun olunanızdır." Bu ifade dolaylı ola­rak cömert ve eli açık oluşa işaret ediyordu. Allah Resulü'nün temiz eşleri bu ger­çeği anlamış olmalarına rağmen aralarında kollarını ölçmeye başladılar. Cömertli­ğinden dolayı Zeynep (ra)'nın bu müjdeye tıpatıp uyduğu görüldü. Nitekim arala­rında ilk vefat eden de o oldu. Kefenini kendi imkânlarıyla hazırlamıştı. Hz. Ömer de bir kefen hazırlattığı için tekinin sadaka olarak verilmesini vasiyet etti. Nitekim bu vasiyet yerine getirildi. Ömer (ra) cenaze namazını kıldırdı. Daha sonra Allah Resulü'nün diğer eşlerine: "Onu kim kabre indirecek?" diye sorulunca; "Onun evi­ne girip çıkan kişiler" diye cevap verdiler. Nitekim Üsâme, Muhammed b. Abdul­lah b. Cahş, Abdullah b. Ebû Ahmed b. Cahş onu kabrine indirdiler.
 

Hicret'in 20. yılında elliüç yaşında iken vefat etti. Vâkıdî, "Hz. Peygamber sal­lallahu aleyhi vesellem'le evlendiğinde 35 yaşındaydı" demektedir.

 
Cüveyriye (Ra)
 

Hz. Cüveyriye (ra) Benî Mustalık kabilesinin lideri olan Haris b. Dırâr'ın kızıydı. Müreysa savaşmda öldürülen Mesâfi' b. Safvân ile evlenmişti. Bu savaşta müslü-manların eline pek çok cariye ve köle geçmişti. Bunlardan biri de Cüveyriye (ra) idi. Ganimet malları bölüştürüldüğünde Cüveyriye (ra), ensar müslümanlarından Sabit b. Kays b. Şemmâs'ın payına düştü, islâm prensiplerine göre eğer kölenin sa­hibi kadın ve erkek kölelerini isterse bir miktar para karşılığında azad edebilirdi. Buna fıkıhçıların tabiriyle "kitabet" denir. Bu prensibe göre Hz. Cüveyriye (ra) pa­ra karşılığında hürriyetini kazandı. Şartlara uygun olarak dokuz okka altın ödeme­si gerekiyordu. Ama bu miktar onun gücünün çok üstündeydi. Hz. Peygamber'in yanına geldi ve: "Ey Allah Resulü! Ben kelime-i şehâdet getiren bir kadınım ve ka­bilesinin lideri olan Hâris'in kızı Cüveyriye'nin basma gelen musibetleri biliyorsunuz. Ben Sabit b. Kays'ın payına düştüm ve dokuz okka altın karşılığında serbest bırakılmam üzerinde onunla anlaşma yaptım. Fakat bu miktar benim gücümün dı­şındadır. Bu anlaşmayı size güvenerek kabul ettim ve şimdi sizden bu miktarı iste­meye geldim" dedi.
 

Hz. Peygamber bunun üzerine; "Bundan daha iyisini istemez misin?" buyu-runca Cüveyriye (ra) "O nedir?" dedi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, "Bu miktarı ödeyeyim ve seninle evleneyim" buyurdu. Cüveyriye buna razı olun­ca Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Sabit b. Kays'ı çağırttı, o da razı oldu. Bunun üzerine Hz. Peygamber parayı ödedi ve onu azad ettirerek kendisiyle ev­lendi. Bu olay herkesin kulağına gidip de ağızdan ağıza yayılınca müslümanlar, Benî Mustahk kabilesinden elde ettikleri bütün köle ve cariyeleri/ Hz. Peygamber onlarla evlilik bağı kurarak akraba oldu diyerek serbest bıraktılar. Azad edilen kö­lelerin sayısı bir rivayete göre yediyüz olarak bildirilmiştir. Hz. Aişe (ra) diyor ki: "Cüveyriye sayesinde yüzlerce aile azad edilip serbest bırakıldı." Bazı rivayetler­de: Cüveyriyye (ra)'nın kendisinin bizzat Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesel-lem'deri böyle bir istekte bulunduğu, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'in de bütün esirleri ona bağışladığı bildirilmektedir.
 

Cüveyriye (ra) Hicret'in 50. yılında öldü ve Cennetu'1-Bakf mezarlığına defne­dildi. O sırada 65 yaşındaydı.

 
Peygamber Efendimizin eşi Ümmü Habibe (R.a)
 

Adı Remle, lakabı ise Ümmü Habîbe idi. Hz. Peygamber'in peygamber olarak gön­derilmesinden onyedi yıl önce doğdu ve ilk evliliğini Ubeydullah b. Cahş'la yaptı. Hz. Peygamber peygamber olarak gelince ikiside îslâmla şereflendi. Habeşistan'a ikinci defada hicret ettiler. Bir rivayete göre; adıyla lakablandığı kızı Habibe Habe­şistan'da doğmuştu. Habeşistan'a gittikten sonra Ubeydullah b. Cahş hıristiyanh-ğı kabul etti. Ama Ümmü Habibe (ra) müslümanlıkta sağlam durdu. Din ayrılığın­dan dolayı Ubeydullah b. Cahş Ümmü Habîbe'den ayrılmayı tehcih etti. Ümmü Habîbe (ra)'nın müslüman olma ve hicret etme erdemleriyle birlikte müminlerin annesi olma şerefini de elde etme zamanı da gelmişti. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Amr b. Ümeyye el-Damrryi, evlenme arzusunu Necâşî'ye bildir­mek üzere Habeşistan'a gönderdi. Damrî, Necâşfnin yanma gidip de durumu an­latınca, hemen cariyesi Ebrehe aracılığıyla haberi ulaştırarak, Hz. Peygamber'in kendisine evlenme teklif ettiğini bildirdi. Ümmü Habîbe, Hâlid b. Sadi el-Emevfyi kendisine vekil tayin etti ve verilen bu müjde karşılığında Ebrehe'ye gümüşten iki kolye ve yüzük gönderdi. Akşam olunca Necâşî, Ca'fer b. Ebî Tâlib'i ve oradaki müslümanlan biraraya toplayarak nikah kıydırdı ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem adına dörtyüz dirhem mihir verdi.
 

Herkesin gözü önünde Ümmü Habibe'nin vekili olan Hâlid b. Saîd'e bu mihir ve­rildi. Akitten sonra insanlar kalkıp gitmek isteyince Necâşî; "Düğün ziyafeti vermek, bütün peygamberlerin sünnetidir. Şimdi biraz oturmalısınız" dedi. Sonra yemek gel­di ve davetliler yemeklerini yiyerek ayrıldılar. Mihir parası Ümmü Habibe'yi ulaşın­ca bunun elli dinarını Necâşfnin cariyesi Ebrehe'ye verdi. Ama o bu parayı, daha ön­ce verdiği gümüş kolye ile birlikte; "Hükümdarım beni bunları almaktan menetti" di­yerek geri verdi. Ertesi gün Ebrehe, Ümmü Habibe'ye bir takım güzel kokular vs. ala­rak geldi. Ümmü Habibe, Medine'ye dönerken Hz. Peygamber'e getirip vermiştir. Nikah merasimleri eksiksiz yerine getirildikten sonra Necâşî, Ümmü Habibe'yi, Şu-rahbil b. Hasene ile birlikte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'e gönderdi.
 

Ümmü Habibe Hicrefin 44. yılında vefat etti ve Medine'de toprağa verildi.

 
Peygamber Efendimizin eşi Meymune (Ra)
 

Adı Meymûne idi. Babasmın adı Haris, annesinin adı da Hind'di. Daha önce Mes'ud b. Amr b. es-Sekafî ile evlenmişti. Mesûd es-Sekafî onu boşayınca Ebû Rehm b. Abduluzzâ ile evlendi. Ebu Rehm'in ölümünden sonra Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'in eşi oldu. Hz. Peygamberle evlenmesiyle ilgili değişik rivayetler vardır. Bir rivayete göre Meymune (ra) kendini Hz. Peygamber'e hibe et­miştir. Başka bir rivayet ise şöyledir: Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Me­dine'den kölesi Ebû Râfi'i, Evs b. Hûllî ile birlikte vekil atayıp gönderdi ve onlar da bu vekaletle evlenme işini tamamladılar. En doğru rivayet; Abbas (ra)'m bu ev­lenmeyi teşvik ettiği ve nikahı onun kıydığıdır.

 
Meymûne (Ra)'Nın Vefatı
 

Çok ilginç bir tesadüfle, "Sürf" denen yerde evlenmiş, yine "Sürf'te vefat etmişti. Abdullah b. Abbâs (ra) cenaze namazını kıldırdı ve kabrine indirdi. Sahih hadis ki­taplarında şöyle bildirilmektedir: Cenazesi kaldırılırken Abdullah b. Abbas (ra) "Bu Allah Resûlü'nün eşidir, cenazeyi fazla hareket ettirmeyin, saygıyla ağır ağır götürün" demiştir.
 

Hangi yıl öldüğü hakkında değişik görüşler varsa da en doğrusu, Hicret'in 51. yılında vefat ettiğidir.

 
Peygamber Efendimizin eşi Safiyye (R.a)
 

Asıl adı Safiyye değildir. Zerkânî şöyle yazmaktadır: Araplar arasında; ganimet ma­lının lidere veya hükümdara düşen en iyi bölümüne Safiyye denirdi. Safiyye (ra) da Hayber savaşında buna uygun olarak Hz. Peygamberle evlendiği için Safiye adıyla ün salmıştı. Asıl adı Zeynep'tir. Babasının adı Hüyey b. Ahtab, annesinin ise Dürre idi. Safiyye (ra) hem anne, hem de baba tarafından soyluluk taşıyordu. Babası, Benû Nadîr kabilesinin lideri, annesi ise, Kureyzâ kabilesinin reisinin kızıydı. Safiyye (ra)'nın evliliği Sellâm b. Mişkem el-Suradî ile oldu. Ibn-i Mişkem boşayınca Kinâne b. Übeyy el-Hakîk'Ie evlendi. Kinâne, Hayber savaşında öldürüldü. Safiyye'nin baba­sı ile kardeşi de aynı savaşta öldüler. Kendisi de esir edildi. Bütün Hayber esirleri bir araya toplandıktan sonra Dıhyetü'l-Kelbî isimli sahâbî, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'den bir hizmetçi kadın —cariye— istedi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem ona bir tane seçmesi için İzin verdi. O da Safiyye'yi getirdi. Hz. Pey­gamber sallallahu aleyhi vesellem, Dihye'ye başka bir cariye ikram etti ve Safiyye'yi azad etti. Daha sonra nikahını kıydırarak Hayber'den hareket edip Sahbâ denen yere vardıklarında evlenme merasimi yapıldı. İnsanların yanında bulunan yiyecek malze­meleri birleştirilerek düğün yemeği verildi. Oradan hareket edince Allah Resulü onu kendi devesine bindirdi ve kendi harmanisini ona vererek tesettür yapıldı. Bir bakı­ma bu hareket, artık onun kendi mübarek eşleri arasına girdiğini ilan etmekti.
 

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Safiyye'yi çok severdi ve her fırsatta onun gönlünü alırdı. Bir keresinde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, yolcu­luğa çıkmıştı. Mübarek eşleri de yanındaydı. Bir talihsizlik olarak Hz. Safiyye'nin de­vesi hastalandı. Zeyneb (ra)'nın yanıda ise ihtiyaçtan fazla deve bulunuyordu. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem ona; "Deveyi Safiyye'ye ver" buyurunca, o, "Bir yahûdîye mi deve vereceğim" diye cevap verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem ona o kadar kızdı ki iki ay boyunca yanma gitmedi.
 

Bir keresinde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Safiyye'nin yanma git­tiğinde, ağladığını gördü. Neden ağladığını sorunca, "Aişe ve Zeyneb (ra) "Biz bü­tün peygamber hanımları içinde en üstün olanlarız. O'nun eşleri olmakla birlikte bir de amca tarafından yakın akrabasıyız" dediler" dedi. Bunun üzerine Hz. Pey­gamber sallallahu aleyhi vesellem; "Sen neden, "Harun (as) benim babam, Musa (as) amcam ve Muhammed de kocam olduğuna göre, nasıl oluyor da benden üs­tün oluyorsunuz?" demedin" buyurdu.
 

Hz. Safiyye (ra), Hicret'in 50. yılında vefat etti ve Cennetu'l-Bakî'ye gömüldü.


Peygamber Efendimizin Eşi Maria / Hz. MÂRİYE (r.a)
 

Peygamberimizin İbrahim adındaki oğlunun annesi.

Hicretin yedinci yılında Hz. Muhammed (s.a.s), İslâm'a davet için bazı ülkelerin hükümdarlarına mektuplar yazmıştı. Bu mektupların birini de Mısır hükümdarı Mukavkıs'a göndermişti. O da bu mektuba bir cevap ile birlikte bazı hediyeler ve Mâriye, Sirin adlarında iki kızkardeşi cariye olarak göndermişti. Hristiyan olan bu iki Mısırlı kız, Medine'ye gelirken bazı kişilerden İslâm dini hakkında bilgi almış ve bu dini kabul etmişlerdi. Mukavkıs'ın gönderdiği hediyeler Hz. Peygamber (s.a.s)'e ulaşınca, bu iki kızdan Sirin'i şair Hasan b. Sabit'e vermiş, Mâriye'yi de kendisine almıştı.
 

Bu iki kızkardeş cariye statüsünde idiler. Hz. Peygamber, Mâriye'yi bir cariye olarak tutmuştu. Zira böyle bir hayat cariyeler için nimet olacak sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Mâriye ile kurulan bu hayatın sonucu olarak Peygamberimizin şu beyanı bir hukuk kaidesi halini almıştır: Şayet bir cariyenin efendisinden bir çocuğu dünyaya gelecek olursa, bu efendi onu daha önce azat etmemiş olsa bile, onun vefatı ile o kadın kendiliğinden azatlı (hür) hale gelir.
 

Hz. Muhammed (s.a.s)'ın ilk hanımı Hz. Hatice'den dünyaya gelen erkek çocuğundan sonra Mâriye'den doğan ve İbrahim adı verilen bir diğer erkek çocuğu olmuştur. Hicrî sekizinci yılda doğan İbrahim, 1,5-2 yaşında vefat etti. Hz. Muhammed (s.a.s)'e oğlu İbrahim'in hastalığı haber verildiğinde, Abdurrahman b. Avf ile birlikte yanına gitmiş, çocuğunun ölüm pençelerinde kıvrandığını görerek üzülmüş ve ağlamıştır. Ayrıca İbrahim'in vefatı anında güneş tutulmuştu. Halk, güneşin de Hz. Peygamber'in matemine iştirak ettiğini söylemiş, ancak O bu duruma hemen müdahale ederek: "Güneş ve ay, Allah'ın birliğine ve büyüklüğüne iki şahittir. Onlar hiç kimsenin ölümü ve dirimi ile ilgili değildir" buyurarak oğlunun ölümünden dolayı güneşin tutulmadığını belirtmiştir.
 

Öte yandan İbrahim'in doğması sebebiyle Resulullah (s.a.s), "Ebu İbrahim" künyesini almıştı. Bazı tarihçilerin kanaatine göre ise, hediyeler gönderildiğinde Mâriye'yi kendine alan Hz. Peygamber (s.a.s), onu azat ederek kendine nikâhlamıştı. Bu haliyle Mâriye, Peygamberimizin cariyesi değil hanımıydı. Hz. Mâriye'nin doğurduğu İbrahim, Arabistan'da âdet olduğu üzere bir süt anne tarafından emzirilmişti. Böyle bir uygulama cariye olmayan hür ve asil kadınların çocuklarına yapılırdı.
 

Diğer bazı tarihçiler ise, birinci gruptaki tarihçilerin düşüncelerini esas almakla birlikte, farklı düşünceler ileri sürmüşlerdir. Bunlara göre, Hz. Mâriye hediye olarak gönderildiğinde Hz. Muhammed (s.a.s), diğer hanımlarına yaptığı gibi azat edip nikâhına alma teklifinde bulunmuş, ancak Mâriye efendisinin nezdinde bir cariye olarak kalmayı tercih etmişti. İşte bu noktada bazı ihtimali sebepler ileri sürmüşlerdir:
 

Birinci sebep; Mâriye Mısır'da Mukavkıs'ın sarayında cariye idi. Bundan dolayı da cariye olarak yaşamaya alışmıştı. Hayatının akışını değiştirmek istememişti.
 

İkinci sebep; Mâriye'nin itaati teşvik eden ve bir tür münzevî bir hayatı hedef alan Hristiyanlık kurallarının etkisi altında kalmasıdır. Bu nedenle hür bir kadının evlilik vecibesini üstlenme sorumluluğunu gösterememiş olmasıdır.
 

Üçüncü bir sebep de -bir ihtimal- Mukavkıs'ın Mâriye'yi Hz. Peygamber (s.a.s)'e casus olarak göndermesidir. Bu sebepler ihtimali olan sebeplerdir. Bütün bu düşüncelere rağmen Hz. Mâriye, cariye olarak kalmak istedi. Karşılaştığı hayat onu çok etkiledi. Mâriye, Mukavkıs'ın sarayında şahane bir hayat sürerken, birden bire küçücük bir odada yaşayacağı Medine'ye gelmişti. Hz. Peygamber'in hayatı ona çok garip gelmişti. O müreffeh olmayan bir hayat yaşıyor, bazen aç karnına yatıyordu. Giydikleri alelâde olup yatağı sertti. Ev işlerinde kendisine yardımcı oluyor, ahlâkı en yüksek seviyede yaşıyordu. Mâriye, O'na vahyedilen ayetleri dinleyince Hz. İsa (a.s.)'nın gerçek durumunu öğrendi. O'nun, Hristiyanların iddia ettikleri gibi bir ilâh olmadığını, Allah'ın kulu ve peygamberi olduğunu gördü. Sonuçta İslâm'ı kabul etti.
 

Bütün bu ifadelerin dışında gerçek olan şudur ki, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in Mâriye ile evlenmesi, bütün Mısırlılar üzerinde gerçekten güzel bir etki bırakmıştı. Araplar Mısır'a hücum edip Bizanslılarla savaşa girdikleri zaman Mısırlıların tarafsız kalmalarının sebeplerinden biri de bu olmuştur. Mısırlılar, Hz. Muhammed (s.a.s)'in bir Mısırlı kadınla evlendiğini bu münasebetle hatırlamışlardı.
 

Hz. Mâriye, hicretin on altıncı senesinde vefat etmişti (İbn Sa'd, Tabakat, I, 134, 260; VIII, 187 vd.; Muhammed Hamidullah, İslâm Peygamberi, II, 745 vd.; Mevlana Şibli, Asrı Saadet, II, 154; M. Asım Köksal, Hz. Muhammed ve İslâmiyet, VII, 81-82; VIII, 565-568).

Benzer Konular

canlı kuran oku kuran dinle kuran izle
mekke kabe canlı yayın izle
büyük islam ilmihali
hadisi şerif
yemek tarifleri
en güzel oyunlar, oyun oyna