Hz Muhammed'in Doğru Sözlülüğü ve Sözünde Durması
Ana Sayfa »Dini Bilgiler » Siyer » Hz Muhammed'in Doğru Sözlülüğü ve Sözünde Durması

Hz Muhammed'in Doğru Sözlülüğü ve Sözünde Durması

   

Hz Muhammed'in Doğru Sözlülüğü ve Sözünde Durması

Peygamber Efendimizin Doğru Sözlülüğü, ve Peygamber Efendimizin Sözünde Durması
 

Doğru sözlülük, Hz. Peygamberin en önemli sıfatıydı. Bu sıfat Peygamberin kişi­liğinin de ayrılmaz bir parçasıydı. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'in Ah­lâkı adlı bölümde bu sıfatının ayrıntılarına yer verdiğimiz için burada bunları tek­rarlamaya gerek görmüyoruz. Sadece düşmanların kendi tanıklıklardan elimize geçenleri kaydetmek istiyoruz.
 

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem peygamberliğini ilan edince kafirler arasında O'nu tanıyanlar, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'in yalana ve palavracı biri olduğunu söylemediler. Aksine O'nun şuurunun bozulduğuna veya aklını kaybettiğine ya da kendisinde şiirsi hayaller oluştuğuna inandılar, O yüzden de Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem hakkında "deli, büyücü, büyülenmiş, şâir.." dediler. Ama asla "yalancı" demediler.
 

Birgün Kureyş'in ileri gelenleri bir araya gelmiş oturuyorlar ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem hakkında konuşuyorlardı. Kureyşliler arasında çok de­neyimli ve görgülü bir kişilik olan Nadr b. Haris, "Ey Kureyş! Bugüne kadar başı­nıza gelen bu felaketle ilgili bir tedbir bulamadınız. Muhammed gözlerinizin önünde çocukluk ve gençlik çağlarını asarak bu yaşa geldi. O, sizin içinizde çok beğenilen, doğru sözlü ve çok güvenilen biriydi. Şimdi saçlarına ak düştükten son­ra veya karşmıza peygamberlik davasıyla çıktıktan sonra "sihirbaz" diyorsunuz, "kâhin" diyorsunuz, "şair ve deli" diyorsunuz. Allah'a yemin ederim ki, ben O'nun söylediklerini dinledim. Muhammed'de böyle şeyler yok. Başınıza böyle bir felaket ilk kez gelmiştir" dedi.
 

Ebu Cehil daima "Muhammed! Ben sana yalancı demiyorum, ancak senin de­diklerini doğru kabul etmiyorum" derdi. Kur'an-ı Kerim'in şu âyeti işte bu söz üzerine nazil olmuştur:


"Şüphesiz ki ey Peygamber! Onların söylediklerinin seni üzmekte olduğunu biliyoruz. Aslında onlar seni yalanlamıyorlar. Fakat o zalimler açıktan açığa Al­lah'ı âyetlerini inkar ediyorlar." (En'âm 6/33)
 

Allah Teâlâ tarafından, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'e, "En yakın akrabalarını îslâma davet et" (Şuarâ 26/214) çağrısı gelince Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem bir tepenin üzerine çıkarak: "Ey Kureyş topluluğu" diye ses­lendi. İnsanlar bu çağrı ile O'nun etrafına toplanınca: "Size şu dağın arkasından bir ordu geliyor dersem, kesin olarak inanır mısınız?" dedi. Hep bir ağızdan: "Evet inanırız. Çünkü senin yalan söylediğini görmedik" dediler."
 

Bizans imparatoru, sarayının toplantı salonunda Ebu Süfyân'a: "Memleketiniz­de ortaya çıkan din davetçisinin daha önce yalan söylediğini hiç gördünüz mü?" diye sordu. Ebu Süfyân; "Hayır" dedi. Sonunda Bizans imparatoru yaptığı konuş­mada, "Size, o kişi yanınızda hiç yalan söyledi mi? diye sordum. "Hayır söyleme­di" diye cevap verdiniz. "Ben peygamberim" diyerek Allah'a iftira eden biri, yalan söyleyerek insanlara iftira etmekten neden kaçınsın ki?" dedi.

 
Hz. Peygamber'in Sözünde Durması
 

Sözünü yerine getirmek ve verdiği sözde durmak: Hz. Peygamber sallallahu aley­hi vesellem'in değişmez ölçülerle herkese uyguladığı öyle bir önemli özelliğiydi ki düşmanları bile bunu ikrar ederdi. Nitekim Bizans imparatoru'nun sarayında Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'le ilgili olarak Ebu Süfyân'a sorduğu sorular arasında bir de "Muhammed hiç sözünde durmamazlık yaptı mı?" sorusu vardı. Ebu Süfyân mecbur kalarak: "Hayır, yapmadı" cevabmı vermek zorunda kaldı. Hz. Hamza'yı şehid eden Vahşî, müslümanlarm intikam alacağı korkusuna kapı­larak kaçmış, şehir şehir dolaşıyordu. Tâifliler'in Medine'ye göndermek için teklif ettikleri heyette onun adı da vardı. Ama o, "Belki benden intikam alırlar" diye kor­kuyordu. Fakat bizzat Allah Resûlü'nün düşmanları ona: "Hiçbir endişe ve korku­ya kapılmadan git. Muhammed elçileri öldürtmez" diye teminat verdiler. Nitekim o, bu güven içinde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'in huzuruna geldi ve müslüman oldu.
 

Müslüman olmadan önce Safvân b. Ümeyye, en şiddetle İslâm düşmanlarından biriydi. Mekke fethedilince şehri terkederek Yemen'e gitme düşüncesiyle Cidde'ye kaçmıştı. Umeyr b. Vehb, Hz. Peygamber saİlallahu aleyhi vesellem'e gelerek duru­mu anlattı. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem mübarek sarığını vererek, "Bu, Safvân'ın güvende olduğuna işarettir" buyurdu. Umeyr, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'in mübarek sarığını alarak Safvân'a giderek "Artık kaçmana gerek yok, sana güvence verilmiştir" dedi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'in mübarek huzuruna geldiğinde, "Bana güvence verdiniz mi?" diye sordu. Hz. Pey­gamber sallallahu aleyhi vesellem de, "Evet, doğrudur" buyurdu.
 

Ebu Râfi, bir köleydi. Kâfir iken Kureyş elçisi olarak Medine'ye gelmişti. Allah Resûlü'nün mübarek yüzüne bakınca kendinden geçerek büyük bir heyecana ka­pıldı. Islânun hak din olduğu inancı kalbine girip yerleşti. Hz. Peygamber sallalla-hu aleyhi vesellem'e: "Ey Allah Resulü, artık kâfirlerin yanına hiç dönmeyeceğim" dedi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem ise: "Ne verdiğim sözden dönebi­lirim, ne de elçileri yanımda alıkoyabilirim. Şimdi geri dön, eğer oraya ulaştıktan sonra da kalbindeki bu hal devam ederse geri gelirsin" buyurdu. Nitekim geri dön­dü ve müslüman oldu.
 

Hudeybiye barışında şöyle bir şart vardı: Mekke'den müslüman olup Medi­ne'ye gelecek olanları Mekkeliler'in geri istemesi durumunda iade edileceklerdi. Bu şart tam kaleme alındığı sırada Ebu Cendel, ayaklarında zincirler olduğu halde Mekke'deki esaretten kaçıp geldi ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'den imdat diledi. Bütün müslümanlar bu acıklı manzarayı görünce çok üzüldüler ve Ebu Cendel'i geri vermek istemediler. Ama Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesel­lem tam bir kararlılıkla Ebu Cendel'e hitâb ederek: "Ey Ebu Cendel! Sabret, biz sö­zümüzden geri dönemeyiz. Allah Teâlâ en kısa zamanda sana bir yol gösterecek­tir" buyurdu.
 

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'e peygamberlik gelmeden önce şöy­le bir olay olmuştu. Abdullah b. Ebî el-Amsâ Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve-sellem'le bir takım ticarî işler yapmış ve "Gelmemi bekle. Gelince hesaplarımızı te­mizleriz" diyerek gitmişti. Farkında olmadan verdiği sözü unuttu. Üç gün sonra geldiğinde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'in aynı yerde beklemekte ol­duğunu gördü. Allah Resulü onu görünce: "Üç günden beri oturmuş, burada seni beklemekteyim" buyurdu.
 

Bedir savaşında inkar edenler karşısında müslümanların sayısı üçte birden da­ha azdı. Böyle bir durumda normal olarak Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesel­lem'in arzu ve isteği —ne kadar çok insan gelir bize katılırsa daha iyi olur— olma­lıydı. Fakat Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem bütün varlığıyla vefakâr bir insandı.
 

Huzeyfe b. el-Yemân ve Huseyn adlı iki sahabî Mekke'den geliyordu. Yolda müşrikler önlerine geçip onları durdurdular ve "Muhammed'in yanma mı gidiyor­sunuz?" diye sordular. Onlar da "Hayır" dediler. Sonunda Hz. Muhammed sallal­lahu aleyhi vesellem'in yanında Kureyş'e karşı savaşa katılmayacaklarına dair söz vermeleri şartıyla serbest bırakıldılar. Bu iki sahabî Hz. Peygamber sallallahu aley­hi vesellem'in yanına gelince başlarından geçenleri anlattılar. Bunun üzerine Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem: "Siz ikiniz geri dönün. Durum ne olursa olsun, biz müslüman olarak verdiğimiz sözde dururuz. Biz sadece Allah'tan yardım dileriz" buyurdu.

Benzer Konular

canlı kuran oku kuran dinle kuran izle
mekke kabe canlı yayın izle
büyük islam ilmihali
hadisi şerif
yemek tarifleri
en güzel oyunlar, oyun oyna