Hz. Muhammed Sadeliği Sevip Yapmacıklıktan kaçınırdı
Ana Sayfa »Dini Bilgiler » Siyer » Hz. Muhammed Sadeliği Sevip Yapmacıklıktan kaçınırdı

Hz. Muhammed Sadeliği Sevip Yapmacıklıktan kaçınırdı

   

Hz. Muhammed Sadeliği Sevip Yapmacıklıktan kaçınırdı

Hz. Peygamber'in Sadeliği Sevip Yapmacıklıktan Kaçınması
 

Allah Resûlü'nün, toplantılardan çıkıp evine gittiği zamanlarda bazan ayakkabısı­nı orada bırakarak çıplak ayakla yürüyüp gittiği olurdu. Bu haraketi, tekrar gele­ceğini gösterirdi.
 

Saçını hergün taramayı sevmezdi. Bir gün durup bir gün taramalı derdi. Yeme-içme, örtünme-giyinme, oturup kalkma ve herhangi bir işte yapmacıklıktan hoş­lanmazdı. Yemekte önüne ne gelirse yerdi. Kaba demez, ne bulursa giyerdi. Top­rak üzerinde, hasır üzerinde, yaygı üzerinde nerede yer bulursa otururdu. Hiç­bir zaman kendisi için özel olarak un denmezdi. Cübbesinin düğmesini çoğunluk­la açık tutardı. Gösterişli ve lüks eşyadan yaratılış olarak hoşlanmazdı. Kısacası herşeyde sadelikten hoşlanırdı.
 

Hz. Peygamber'in Konfor Ve  Gösterişten Kaçınması
îslâm, ruhbanlığa ve münzevî hayata şiddetle karşıdır. Islâmda ruhbanlık yoktur. Bu îslâmın genel ve kesin prensibidir. O yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem dünya nimetlerinin helal olanlarından yararlanmayı caiz görürdü. Arasıra kendisi de bunlardan yararlanırdı. Bununla birlikte zevk ü sefa sürmeyi, konfor­lu bir hayat yaşamayı, dünya hayatından aşırı zevk almayı sevmez, başkalarını da bundan menederdi.
 

Bir gün bir kişi Hz. Ali'ye yemek teklif etti ve yemekleri pişirterek Hz. Ali'nin evine gönderdi. Hz. Fâtıma (ra): "Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem de gel­se, bizimle yeseydi ne iyi olurdu" dedi. Hz. Ali (ra) gitti ve Hz. Peygamber sallal­lahu aleyhi vesellem'e, Hz. Fâtıma'nın isteğini bildirdi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem geldi. Ama evde ve duvarlarda perde asılı olduğunu görünce dö­nüp gitti. Hz. Ali (ra) neden geri gitiğini sorunca Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, "Peygamberin, gösterişli, şatafatlı ve süslü-püslü bir eve girmesi O'nun şanına yakışmaz" buyurdu."
 

"Evde kişinin kendisi için bir yatak, eşi için bir yatak, misafir için bir yatak bu­lunması yeterlidir. Dördüncüsü şeytanın payıdır" buyururdu. Bir keresinde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem düşmana karşı bir sefere çıktı ve Hz. Aişe'yi evde bıraktı. Savaştan geri dönüp de Hz. Aişe'nin odasına girdiğinde duvarların bezlerle kaplandığını ve odanın şatafatlı bir hale getirildiğini gördü. Hemen orada­ki perdenin birini yırttı ve: "Allah bize serveti, taşa toprağa bez kaplayalım diye vermedi" buyurdu."
 

Ensardan biri kubbesi yüksek bir ev yaptırmıştı. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem evi görünce: "Bunu kim yaptı?" diye sordu. İnsanlar yaptıranın adını söyleyince Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem sustu. Her zamanki gi­bi o kişi Allah Resûlü'nün mübarek huzuruna geldi ve selam verdi. Ama Hz. Pey­gamber sallallahu aleyhi vesellem yüzünü çevirdi. O zat tekrar selam verdi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi veseîlem yine yüzünü çevirdi. O kişi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'in üzüntüsünün sebebini anladı ve gidip kubbeyi yerle bir etti. Bir gün Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem çarşıya çıktı, etrafı dola­şırken kubbe gözüne ilişmedi. O ensarînîn kubbeyi yıktığını anladı ve: "insanın ih­tiyacı dışında yapılan bir bina, insan için vebaldir" buyurdu." Yanıbaşındaki in­san, başını sokacak bir yer bulamazken veya izbe yerlerde yaşıyorken bir insanın ihtiyacının dışında büyük ve masraflı inşaatlar yapması, kendisi için vebaldir. O, Allah'a karşı sorumludur.
 

Bir keresinde adamın biri Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'e çok de­ğerli ipek işlemeli ve çok süslü bir elbise gönderdi. Biraz giydikten sonra aklına geldi, çıkardı ve Ömer (ra)'a gönderdi. Hz. Ömer gözleri yaşlı gelip; "Giymekten hoşlanmadığınız şeyi bana mı ikramda bulunuyorsunuz?" dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem: "Giymen için değil, satman için gönder­dim" buyurdu. Hz. Ömer (ra) sattığında ikibin dirhem tuttu.
 

Adamın biri Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'e nakışlı, süslü ve çok güzel bir takım elbise gönderdi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem bunu Hz. Ali'ye verdi. O da giyinip Allah Resûlü'nün huzuruna geldi. Hz. Ali'yi o şekil­de görünce Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'in yüzünde kızgınlık alâmet­leri belirdi ve: "Ben sana bunu, söküp değiştirilerek kadın elbisesi yapılması için vermiştim" buyurdu."
 

Mühür kullanma ihtiyacı ortaya çıktığında, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem mühür olarak da kullanabileceği bir yüzük yaptırınca önce altından yap­tırdı. Hz; Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'in sünnetine uymak için sahabe-i kiram da altın yüzükler yaptırdılar. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem min­bere çıktı ve yüzüğü parmağından çıkararak fırlatıp attı ve: "Artık takmayacağım" buyurdu. Bunun üzerine sahabe-i kiram da hemen o anda parmaklarındaki altın yüzükleri çıkarıp attılar. Allah Resulü, kendisi sade bir hayat yaşadığı gibi, aile fertlerinin de aynı şekilde sâde bir hayat sürmelerini ve konforlu bir hayattan uzak kalmalarını isterdi. Şeriatta kadınların altın takılar kullanmaları mubahtır. Ama Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem kendi mübarek ev halkının, bundan da en uzak duranlar olmalarını arzu ederdi.
 

Bir keresinde Hz. Fâtıma'nın boynunda altmdan bir takı gördü ve: "İnsanlar, "Peygamberin kızı boğazma ateşten bir gerdanlık takmış" dediklerinde gücüne gitmez mi?" buyurdu."
 

Bir gün Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, Hz. Aişe'nin kollarında al­tın bilezikler gördü ve ona: "Başka şeyden yapılmış bir bileziği za'ferân boyasıyla boyayarak taksaydın daha iyi olurdu" buyurdu."
 

Bir keresinde Necâşî Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'e hediye olarak birtakım süs eşyaları gönderdi. Bunlar arasında bir de yüzük vardı. Kaşına kıymetli bir Habeşistan taşı yerleştirilmişti. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'in yü­zünde hoşlanmama izleri görülüyor, ona değnekle dokunuyor, elini sürmüyordu.
 

Bir gün biri hediye olarak ipekli bir cepken gönderdi. Allah Resulü onu giydi ve namaza durdu. Namazı bitirdikten sonra öfkeyle çıkarıp yere koydu. Sonra da: "Bu elbise, dünya süslerinden sakınanlar için uygun değildir" buyurdu.


Tevazu ve alçak gönüllülük bakımından çoğu kere sâde elbiseler giyerdi. Hz. Ömer (ra), Cuma ve Bayram namazlarında veya yabancı elçiler geldiği sırada Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'in, insanı heybetli gösteren süslü elbiseler giymesini uygun görüyordu. Bir gün yolda giderlerken, tesadüfen ipekli, süslü bir elbisenin satıldığını gördüler. Hz. Ömer (ra) bunu fırsat bilerek, "Ey Allah Resulü! Bu elbiseyi satın alın da Cuma günleri ve yabancı elçileri karşıladığınızda giyinin" dedi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem buna karşılık; "Bunu ahirette hiç giyme şansı olmayanlar giysinler" buyurdu. Çoğu kez kaba ve yünden yapılmış el­biseler giyerdi. Öyle elbiseler içinde de vefat etti.
 

Yatağı bir kilimden ibaretti. Bazan içine hurma lifleri doldurulmuş deri yüzlü bir yatak olurdu, bazan ikiye katlanmış bir kumaştan ibaret bir yatak olurdu. Hz. Hafsa (ra) şöyle anlatıyor: Bir gece ben Allah Resulü rahat etsin diye kumaşı dör­de katlayarak altına serdim. Sabah kalkınca memnuniyetsizliğini belirtti.
 

Hicret'in 9. yılında, Yemen'den başlayarak Suriye'ye kadar İslâm devletinin hâ­kimiyeti vardı. Bu devletin mutlak hâkiminin evinde sadece tahtadan bir divan ve deriden, kurumuş bir su tulumu vardı. Hz. Aişe (ra) şöyle der: "Allah Resulü ço­ğu kere: "Dünyada insan için bir yolcunun yol azığı olarak yanma aldığı şey kada­rı yeterlidir" buyururdu. Bir gün hasır üzerinde dinleniyordu. Kalktığında hası­ra gelen yanı üzerinde hasır izlerinin çıktığını gören insanlar, "Ey Allah Resulü! Bir yatak yaptırıp getirelim mi?" diye sorunca Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesel­lem: "Benim dünya ile ne alâkam var? Dünya ile ilişkim; yolculuk sırasında kısa süre dinlenmek için rastladığı bir ağacın gölgesinde oturan, sonra orayı terkederek çekip giden bir yolcunun o ağacın gölgesiyle olan ilişkisi kadardır" buyurdu.
 

"İlâ" sırasında —Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'in, eşlerinden bir ay uzak durmaya söz verdiği günlerde—, Hz. Ömer (ra), Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'in kaldığı evin eşyalarının bulunduğu terastaki odaya Hz. Peygam­ber sallallahu aleyhi vesellem'i ziyarete gittiğinde, dünyanın efendisinin mübarek evinde gördüğü dünya varlığı şunlardı: Mübarek vücuduna giydiği sâde bir entari, çıplak bir tahta divan, başını koyduğu hurma lifleriyle doldurulmuş bir yastık, bir tarafa konmuş bir avuç kadar arpa unu, bir köşede mübarek ayağının yanında du­ran bir hayvan postu, başı hizasında sarkan birkaç tane deri su tulumu. Hz. Ömer diyor ki: "Bunları görünce gözlerimden yaşlar aktı. Hz. Peygamber sallallahu aley­hi vesellem neden ağladığımı sorunca, "Ey Allah Resulü! Neden ağlamayayım, üze­rinde yattığınız sedirin izleri vücudunuza çıkmış, burası da eşyalarınızın bulundu­ğunuz odadır, içinde ne varsa, işte gözlerimizin önünde. Hükümdarlar, krallar dünyanın zevk ü sefasını sürüyorlar, rahat ve konforlu bir hayat sürüyorlar. Allah'ın Peygamberi ve seçkin bir kulu olarak sizin evinizin hali ise işte budur de­dim. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem buna karşılık "Ey Hattâb oğlu Ömer! Onların dünyayı, bizim de ahireti almamız hoşuna gitmez mi" buyurdu."

Benzer Konular

canlı kuran oku kuran dinle kuran izle
mekke kabe canlı yayın izle
büyük islam ilmihali
hadisi şerif
yemek tarifleri
en güzel oyunlar, oyun oyna