Hz Muhammed Sürekli Allah'ı Zikrederdi
Ana Sayfa »Dini Bilgiler » Siyer » Hz Muhammed Sürekli Allah'ı Zikrederdi

Hz Muhammed Sürekli Allah'ı Zikrederdi

   

Hz Muhammed Sürekli Allah'ı Zikrederdi

Hz Peygamber'in (s.a.v) Sürekli Allah'ı Zikretmesi, Savaş Alanında Allah'ı Zikretmesi, Huzur Ve Saadeti.

Kur'an-ı Kerim'de iman ehlinin özelliklerinden biri anlatılırken Al-i îmrân sûresin­de, "Onlar, Allah'ı ayakta, oturarak ve yanlarına yaslanmış olarak zikreden kimse­lerdir" (Al-i îmrân 3/191) buyrulmaktadır. Nûr sûresinde ise:
 

"Ticaret ve alışveriş onları Allah'ı anmaktan alıkoymaz" (Nûr 24/37) buyrul-maktadır.
 

İnsanlara Kur'an-ı Kerim'i getiren Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'in bizzat kendisi bu niteliklere en çok sahip olan insandı. Hz. Aişe (ra) şöyle demiş­tir: "Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem her an ve her saniye Allah'ı zikret­mekle meşgul olurdu." Rebîa b. Ka'b el-Eslemı (ra) şöyle demiştir: "Geceleyin, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'in teşbih ve tehlil seslerini dinleye dinleye yorulurdum da uyku bastırırdı."
 

Otururken kalkarken, yürürken dolaşırken, yerken içerken, uyurken uyanık­ken, abdest alırken, elbise giyerken, bineğe binerken, yola çıkarken, geri dönerken, eve girerken, mescide adım atarken kısacası her hal ve durumda kalbi ve dili Al­lah'ı zikretmekle meşgul olurdu. Böyle olduğu içindir ki hadislerde çeşitli zaman ve durumlara ait yaptığı pek çok dua nakledilmiştir. Hayatının sonuna doğru için­de hamdetmesi ve teşbih etmesi bildirilen Nasr sûresi nazil olduktan sonra mü'minlerin annelerinin anlattığına göre; her zaman ve her durumda mübarek ağ­zından teşbih ve tehlil eksik olmazdı.
 

îbn-i Ömer (ra) der ki, "Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem çoğu kez şu duayı kısa aralıklarla sürekli okurdu: "Ey Rabbim! Beni bağışla ve tevbemi kabul et, çünkü Sen tevbeleri en çok kabul eden bağışlayıcısın!" Hz. Peygamber sallalla­hu aleyhi vesellem'in her oturuşunda yüzer kere bu duayı okuduğunu saptadık. Yol ve seferin güvensiz anlarında da Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Al­lah'ı zikretmekten uzak olmazdı. Bineğin üzerinde oturmuş vaziyette nafile namaz kılardı ve yüzünün kıbleye dönük olup olmadığına aldırış etmezdi. Bineği ne tara­fa giderse, yüzü o tarafa olmak üzere namaza dururdu." "Siz ne tarafa dönerse­niz dönünüz, Allah'ın yüzü o taraftadır." (Bakara 2/115)

 
Hz. Peygamberin Huzur Ve Saadeti

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, ashab-ı kiramın evlerindeki toplantıla­rında ya da mü'minlerin annelerinin odalarında sohbet ederken ezan sesi duyulun­ca hemen ayağa kalkardı.[199] Gecenin belirli bir bölümünü her zaman uyanık ve ibâ­detle geçirmesine rağmen sabah vakti müezzin "Allahü Ekber" diye sesini yüksel­tince Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem yatağından hemen kalkardı.[200] Ge­ce vakti nasıl bir zevk, şevk ve cezbeyle namaz kıldığını Aişe (ra) şu ifadeyle tasvir etmektedir: "Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem bazan bütün geceyi ayakta namaz kılarak geçirir, Bakara, Al-i îmrân ve Nisa sûrelerini —Kur'an'ın en uzun sûreleri— okurdu. Bir korku ve dehşet âyeti geldiğinde Allah'a yalvarır, O'nun hi­mayesini ister, bir müjde ve rahmet âyeti geldiğinde de onu kendine nasib etmesi­ni Allah'tan dilerdi. Kur'an okurken, o kadar yüksek sesle okurdu ki, sesi uzak­lara kadar gider, insanlar sedirlerinde uzanmış vaziyette iken Hz. Peygamber sal­lallahu aleyhi vesellem'in sesini dinlerdi. Okurken bazan öyle bir âyet gelirdi ki, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem onun cezbesinden, aldığı zevk ve şevk­ten dolayı kendinden geçerdi. Ebu Zer (ra) der ki: "Bir keresinde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şu âyeti okudu:
 

"Ey Rabbim! Eğer Sen onlara azap edersen, şüphesiz ki onlar Senin kullarındır. Yok onları bağışlarsan şüphesiz ki Sen yücesin, hikmet sahibisin." (Mâide 5/118) Bu âyeti okuyunca öyle etkilendi ki sabaha kadar aym âyeti okudu."
 

Zeyd b. Hâlid el-Cühenî (ra) sahabedendir. O şunu anlatmıştır: "Bir keresinde; bu gece Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'i namaz kılarken göreyim" de­dim. —Bunun bir yolculuk sırasında gerçekleşmiş olması muhtemeldir.— Namaz vakti gelince Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem namaz kılmak üzere ayağa kalktı, önce iki kısa rekat kıldı. Sonra uzun uzun iki rekat kıldı. Sonra ikişer rekat halinde sekiz rekat daha kısa olarak kıldı. En sonunda vitir namazını kıldı. Hab-bâb (ra) şöyle anlatır: "Bir gece Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem namaz kılmak üzere ayağa kalktı. Sabaha kadar durmadan namaz kıldı."
 

Huzeyfe (ra) şunu anlatmıştır: "Bir gece Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesel-lem'le birlikte namaz kılmak nasib oldu. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Ba­kara sûresini okumaya başladı. —Bu sûre Kur'an-ı Kerim'in en uzun süresidir.— Yüz âyet okuyacağmı sandım. Ama Allah Resulü yüz âyeti okuduktan sonra de­vam etti. içimden belki de bütün sûreyi bir rekatta bitirmek istediği fikri geçti. Sû­reyi bitirdikten sonra artık rükûya gidecek diye düşündüm. Ama Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Nisa sûresini okumaya başladı. Bu da bitince Al-i Îmrân sûresini okumaya başladı. —Bu üç sûre birlikte Kur'an-ı Kerim'in büyük bir bölü­münü oluşturmaktadır.— Ağır ağır, son derece sükûn ve huzur içinde okumaya devam ediyordu ve her âyetin konusuna uygun olarak aralarda teşbih ve dua oku­yordu. Al-i îmrân sûresini bitirince rükûya eğildi. Rükûda ayakta durduğu kadar kaldı. Sonra doğruldu ve bir o kadar daha ayakta durdu. Sonra secde etti. Secdede de yine o kadar durdu.
 

Savaş  Alanında Allah'ı Zikretmesi

iki tarafın askerleri savaşa tutuştukları sırada ok, kılıç, mızrak ve hançer parıltı­larından gözler donakaldığı, nara ve feryatların meydanı inlettiği bir sırada Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem emsalsiz bir teslimiyet ve huşu içinde kalp huzuruyla dua ve niyazda bulunur, Allah'ı zikretmekle meşgul olurdu. Askerler hırs, heyecan, çatılmış kaşlar ve gerilmiş sinirleriyle durmadan çarpışırken ordu komutanı alnmı yere koymuş dua ederdi. Bedir, Uhud, Hendek, Hayber, Tebük ve daha nice büyük savaşta Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'in hali işte böyleydi.
 

Büyük savaşlarda ordu komutanları yiğit askerlerinin güç ve cesaretine gü­venirler. Ama îslâmın en büyük komutam sadece Allah Teâlâ'nın güç ve kuvve­tine güvenirdi. Sebep ve araçlar dünyası olan bu dünya açısından Hz. Peygam­ber sallallahu aleyhi vesellem de savaş prensiplerine uygun olarak savaş meyda­nında ordularını düzene koyardı. Ama asıl güven ve itimadı, sebepler dünyası­nın ötesinde, mutlak güç sahibi olan Allah'a idi. Bedir savaşında iki şahabı gelir ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'e şunu arzederler: "Ey Allah Resu­lü! Kafirler bizi savaşa katılmamamız şartıyla serbest bıraktı" derler. Bunun üze­rine Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem: "Bizim yardımcımız sadece Al­lah'tır" buyurmuştur. Bedir'de savaş meydanı, akan kanlarla bir lale bahçesi­ne andırmaktaydı. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem boynu bükük, başı eğik, ellerini huzur-i ilahîye kaldırmış şöyle dua etmekteydi: "Ey Rabbim! Ver­diğin zafer sözünü yerine getir." O, kendinden geçmiş, cezbe alemine dalmış olarak gökyüzüne uzattığı kollarından dolayı omuzlarındaki harmani düşmek­te, kendisinin de bundan haberi olmamaktaydı. Bazan secdeye kapanmakta ve Allah'a şunu arzetmekteydi:
 

"Ey Rabbim! Eğer bugün bu birkaç kişilik ordu yok olursa, kıyamete kadar Sa­na ibadet edecek kimse kalmayacaktır." Hz. Ali savaş alanından üç kere gelerek Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'in huzuruna çıkıyor ve her defasında mukaddes alnının toprağa yapışmış secde halinde olduğunu görüyordu.
 

Uhud savaşının sonunda zafer kazandıklarını gören Ebu Süfyân büyük bir se­vinçle "Yaşasın Hübel!" diye bağırıyordu. Ama Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem kalplerin yıkıldığı ve herkesi elem ve ızdırabın kapladığı bir anda Hz. Ömer'e emir vererek şöyle buyurdu:
 

"Ey Ömer! Sen de şöyle bağır: Allah bizim sahibimiz ve efendimizdir, halbuki sizin sahibiniz ve efendiniz yoktur. Allah en yüce ve en üstündür!"
 

Ahzâb —Hendek— savaşında Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem bizzat kendi mübarek eliyle hendek kazmıştı ve mübarek dudaklarından devamlı şu söz­ler dökülüyordu.
 

"Ey Rabbim! Ahiret hayrından başka bir hayır yoktur. Ensar ve muhacir müs-lümanlarına iyilikler lütfet"
 

Düşman, öyle yoğun bir şekilde saldırıyordu ki, hiçbir müslümanın yerinden kıpırdaması mümkün değildi. Bu kuşatma yirmi, yirmi iki gün devam etti. Ama bu süre içerisinde sadece bir veya en fazla dört vakit namaz kaza edildi. Birgün ikin­di vakti düşmanlar öyle hücum ettiler ki, bir an için dahi fırsat ele geçmedi. Sonun­da ikindi namazının vakti geçti. Hz. Peygamber (asv) çok üzüldü ve saldırı durur durmaz namazını cemaatle kıldı.
 

Hayber savaşında Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şehre yaklaşınca mübarek ağzından şu kelimeler döküldü: "Allahü Ekber! Hayber viran oldu!" Hayber evleri görülünce ashaba "Durun", dedi ve şu duayı okudu:
 

"Ey Rabbim! Senden bu şehrin ve bu şehir halkının ve bu şehirde bulunanların hayrını istiyoruz. Bu şehrin, şehir halkının ve bu şehirde bulunanların şerrinden de Sana sığınıyoruz."
 

Huneyn savaşında Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'in yanında oniki-bin asker vardı. Daha ilk hücumda ayakları kaydı, ordu geri çekildi. Ordunun baş­komutanı eğer sadece bu insanlara güvenerek savaş alanına çıksaydı, o zaman bel­ki de herkesten önce kendisi kaçarak canının kurtarırdı. Halbuki Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem hangi güce güvenip bel bağlamışsa, tek başına kaldığın­da da aynı şekilde yine O'nun yardımcı ve destekçi olacağını biliyordu. Onbin ki­şilik askerden oluşan bir ordunun okçularının ok yağdırarak sel gibi taşıp geldik­leri ve yanında birkaç fedaîden başka kimsenin kalmadığı bir sırada Hz. Peygam­ber sallallahu aleyhi vesellem'in tek dayanağı ve tek güvencesi sadece Allah'dı. Herkesin ümitlerinin söndüğü, insanlara güvenen komutanların korkudan titredi­ği dehşetli bir anda Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem bineğinden indi ve: "Ben, Allah'ın kulu ve Elçisi'yim" buyurdu. Sonra kollarını dergâh-ı ilahîye doğru uzatarak vaadedilen yardım ve zaferi istedi. Ansızın manzara değişti, rüzgar ters döndü, zafer rüzgarı İslâm sancağını dalgalandırmaya başladı. Onbin kişilik düş­manın amansız oklarını tek başına Allah'a dua ve niyaz siperinde durdurma cesa­reti peygamberlerden başka kimde görülebilir?
 

Benzer bir manzara çok daha etkili ve büyüleyici şekilde Benî Mustahk sava­şında göze çarpmaktadır. Düşman, karşıda üstlenmiş, dalgın bir anı beklemekte­dir. Tam o sırada namaz vakti gelmiş, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem imam olarak öne geçip namaza durmuştur. Sahâbe-i Kiram cemâat olarak saf bağ­lamış namaz kılmakta diğer yarısı ise düşmanın karşısında beklemektedir.
 

Hudeybiye barışı sırasında bundan da tehlikeli bir durum ortaya çıkmıştı. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Mekke yalanında Ğasfân denilen yerde ko­naklamıştı. Kureyş'in ünlü komutanı Hâlid b. Velîd çevredeki tepelerde ordusun­dan bir bölüğü emri altında tutuyor ve fırsat kolluyordu. Kureyş, müslümanlar tam namaza durduğu sırada ansızın saldırmaya karar verdi. Herşey tasarrufunda bulunan Yüce Allah'ın huzurunda müslümanlar seferi namaz kılmak üzere hazır­lık yapmıştı. Çünkü seferi namazla ilgili âyetler daha Önce nazil olmuştu. îkindi vakti gelince Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem namaz kılmak üzere ayağa kalktı. Düşman, kendi askerlerini sipere yatırmış bekliyordu. Sahabe-i kiram ikiye bölündü. Bir bölümü, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'in arkasında du­rarak saf bağladı, diğer bölümü ise düşman karşısında tetikte bekledi. Birinci grup namazı bitirdikten sonra düşman karşısında yerlerini aldı. ikinci grup düzenli bir şekilde geri çekilerek Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'in arkasında na­maza başladı. Bütün bu değişiklikler namazdaki cemaat saflarında oluyor ama or­du komutanı olan Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, kan içen kılıçların gölgesinde bütün tehlikelere aldırış etmeden Allah'a ibadetle meşgul ve onun dı­şında en ufak bir harekette bulunmaksızın duruyopdu.
 

Bu olayları okuduktan sonra şu ilahi emrin nereye kadar uygulandığı anlaşıla­caktır.
 

"Ey iman edenler! Bir zümreyle karşılaştığınızda ayağınızı sağlam basın ve Al­lah'ı çok anın. Siz muvaffak olacaksınız." (Enfâl 8/45).
 

SahüVi Buhârî'de şöyle rivayet edilmektedir: "Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem cihad sırasında bir tepeye tırmanırsa üç kez Allahü Ekber derdi."

Benzer Konular

canlı kuran oku kuran dinle kuran izle
mekke kabe canlı yayın izle
büyük islam ilmihali
hadisi şerif
yemek tarifleri
en güzel oyunlar, oyun oyna