Hz Muhammed'in Toplantıları, Divanı ve İrşad Meclisleri
Ana Sayfa »Dini Bilgiler » Siyer » Hz Muhammed'in Toplantıları, Divanı ve İrşad Meclisleri

Hz Muhammed'in Toplantıları, Divanı ve İrşad Meclisleri

   

Hz Muhammed'in Toplantıları, Divanı ve İrşad Meclisleri

Hz. Peygamber'in Toplantıları (Hz.   Peygamber'in Dîvanı), Kadınlara Özgü  Toplantıları, Toplantı Zamanları ve İrşâd  Meclisleri bilgisini bu sayfada derledik.
 

îki cihanın efendisinin divanı, vezirler, muhafızlar ve hizmetkârlarla donanmış tantanalı bir saltanat divanı değildi. Kapıda bir muhafız bile bulunmadığı halde, peygamberlik azamet ve ihtişamından dolayı herkes O'nun önünde bir heykel gi­bi dururdu. Hadislerde şu bildirilmektedir: Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesel-lem'in meclislerinde insanlar otururken, sanki başlarma kuşlar konmuş da ürkü­tüp de uçmasınlar diye sessiz ve hareketsiz duran insanlar gibi otururlardı. Yani hiç kimse en ufak bir harekette bulunmazdı. Konuşmaya izin verilirken sıra göze­tilirdi. Ama bu, seviye farkına, soy sop üstünlüğüne veya servet ve mal zenginliği­ne dayanmaz, aksine manevi üstünlüğe ve hak sahibi olmaya dayanırdı. Hz. Pey­gamber sallallahu aleyhi vesellem ilk önce ihtiyaç sahiplerine yönelir ve onları din­leyip ihtiyaçlarını yerine getirirdi.
 

Huzurunda bulananlar başları öne eğik durur, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'in kendisi de edepli bir tarzda otururdu. Bir şeyler konuşurken, bütün topluluğa sessizlik yayılırdı. Biri konuşuyorsa, o susuncaya kadar toplantıda bulu­nanlardan hiçbiri konuşmazdı. İhtiyaç sahibi isteğini arzederken saygı sınırını aşar­sa, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem olgun bir yumuşaklıkla sabrederdi.
 

Allah Resulü, hiç kimsenin sözünü keserek konuşmazdı. Hoşuna gitmeyen sö­zü duymamazlıktan gelir ve geçiştirirdi. Teşekkür eden biri çıkarsa, eğer gerçek­ten Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem onun bir işini görmüşse teşekkürü­nü kabul ederdi. Toplantısında ne gibi bir konu ortaya çıkarsa, ona katılırdı. Gü­lüşmeye de nezâketle katılırdı. Kendisi de şaka sözler söylerdi. Herhangi bir kabi­lenin değerli bir mensubu gelirse, ona mevkiine göre saygı gösterir ve: "Her mille­tin üstün insanına değer verin" buyururdu. Hal ve hatır sorarken herkese bir ihti­yacı olup olmadığını sorar ve: "İsteklerini bana kadar ulaştıramayanların durum­larını ve ihtiyaçlarını da bana bildirin" buyururdu.
 

iran'da, bir toplantı esnasmda değerli ve üstün mevkiden bir insan gelirse ona saygı için herkesin ayağa kalkması adetti. Devlet adamlarının ve asilzadelerin sa­raylarında yapılan toplantılarda insanların ellerini göğüslerine koyarak ayakta beklemeleri değişmez bir kuraldı. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem müs-lümanları bu gibi hareketlerden menetti ve: "Kendisinin karşısmda insanların say­gı için ayakta beklemelerinden hoşlanan kişi, kendi yerini cehennemde aramalıdır" buyurdu. Şüphesiz, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'in kendisi sevgi seline kapılarak gelen kimse için ayağa kalkmıştır. Nitekim Fâtıma (ra) çıkıp geldiğinde çok kere ayağa kalkar ve coşkun bir sevgisiyle alnından öperdi. Süt annesi olan Halime Sa'diyye için de Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem ayağa kal­karak altına şilte sermişti. Aynı şekilde bir gün süt kardeşi gelince onun için de mu­habbetle ayağa kalkmış ve kendisini önüne oturtmuştur.
 

Herkes kendi seviyesine layık yere oturtulurdu. Hiç kimsenin kalbinde "Başka biri bu yere ondan daha layıktır" diye bir düşünce doğmazdı. Güzel söz söyleyeni över, uygunsuz söz söyleyeni uyarırdı. Bir keresinde iki kişi Allah Resûlü'nün huzuruna geldiler. Biri asilzade, diğeriyse halktan biriydi. Asilzade aksırdı ama îs-lâmî usûle göre "elhamdülillah" demedi. Öteki de aksırdı ve "Elhamdülillah" de­di. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem her zaman yaptığı gibi "yerhamükel-lah" dedi. Asilzade olan, neden kendisine de öyle demediğini sorunca Hz. Pey­gamber sallallahu aleyhi vesellem: "O Allah'ı anınca ben de andım, sen Allah'ı unuttun ben de seni unuttum" diye cevap verdi.
 

Hiçkimseye ait şikayet, hata veya ayıbı kendisine getirmemelerini sahabe-i ki­rama ısrarla tembih etmişti. "Dünyadan ayrılırken herkes hakkında iyi duygularla gitmek istiyorum" buyururdu.

 
Hz Muhammed'in İrşâd  Meclisleri
 

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'in eğitim ve telkinlerinin feyzi, her ne kadar seferde, evinde, yalnız veya insanlarla beraberken, oturuşunda, kalkışında, kısacası her an ve her zaman sürekli fışkırmaktaysa da bundan istifâde edebilenler ancak tesadüfen orada bulunanlar olurdu. Bu yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem insanların önceden haberdâr olmaları ve yararlanmak isteyenlerin gelebilmeleri için eğitim ve irşâd için özel vakitler belirlemişti.
 

Bu toplantı ve sohbetler genellikle peygamber mescidinde yapılırdı. Peygam­ber mescidinde küçük bir avlu vardı. Allah Resulü bazan oraya otururdu. Öncele­ri Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'in oturması için özel bir yer yapılma­mıştı. Dışardan yabancılar geldiklerinde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesel-lem'i tanımakta güçlük çektiklerinde sahabe-i kiram Hz. Peygamber'e ait toprak­tan küçük bir çardak yaptılar. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem orada otu­rur, sahabe de iki tarafına halka yaparak otururlardı.
 

Hz Muhammed'in Meclis Adabı
 

Bu toplantılara gelenler için herhangi bir engel yoktu. Örneğin bedeviler o görgü­süz tavırlarıyla gelir ve fütursuz sorular sorarlardı. Böyle toplantılarda Hz. Pey­gamberin karakteri şaşkınlık veren bir görüntüye bürünürdü. O, Son Peygamber olarak karşıda durmaktır. Sahabe-i kiram eşsiz bir sadakatla bağlı köleler gibi mü­barek huzurunda durmaktadırlar. Bir kişi gelmekte ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'le çevresini kuşatmış oturan tabileri arasmda görünüş bakımından hiçbir fark görmeyerek: "Muhammed kim?" diye sormakta, sahabe-i kiram da: "iş­te şu yaslanmış oturan, al benizli adam!" diye cevap vermektedirler. Gelen bedevi: "Ey Abdülmuttalib'in oğlu! Sana çok kaba bir tarzda sorular soracağım, sakın kız-mayasın" demekte, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem ise soru sormasına memnuniyetle izin vermektedir.
 

Bütün bu sadelik, alçak gönüllülük ve tevâzuya rağmen bu toplantılar, ciddi­yet, vakar ve peygamberlik adabının tesirleriyle dolu olurdu. Bunlar; Hz. Peygam­ber sallallahu aleyhi vesellem'in talimat ve telkinlerinin çizgisiyle, ahlâk, din ve ne­fislerin kötülüklerden arındırılmasıyla sınırlı olurdu. Bunun dışındaki hususlar, peygamberlik yetki ve makamının dışındaydı. Ama bazı insanlar son derece önem­siz ve basit şeyler sorarlardı. Mesela "Ey Allah Resulü! Babamın adı nedir? Devem kayboldu, acaba nerededir?" türünden sorular gibi. Hz. Peygamber sallallahu aley­hi vesellem bu tür sorulardan hoşlanmazdı.
 

Bir keresinde bu türden anlamsız bir soru sorulunca, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'in canı sıkıldı ve: "Doğru dürüst soracak birşeyin varsa cevap ve­reyim" buyurdu. Hz. Ömer (ra), Allah Resulü'nün çehresine bakınca, canının sıkıl­dığını gördü ve bütün içtenliğiyle: "iyi ettin!" dedi.
 

Hiç kimse O'nun karşısında ayakta dikilerek soru sormazdı. Bir gün biri bu şekilde soru sorunca Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şaşkınlıkla baktı. Bir konu bitirilmeden başka bir konuya geçilmemesi de Hz. Peygamber sallalla­hu aleyhi vesellem'in prensibiydi. Bazan konuşma yaptığı sırada meclis adabını, konuşma ve toplantı usûlünü hiç bilmeyen, çölde yaşayan bir bedevi gelir, ko­nuşmanın tam ortasında birşey soruverirdi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve­sellem, konuşmasını sürdürür, bitirdikten sonra ona dönerek sorduğu sorunun cevabını verirdi. Bir keresinde yine konuşma yapıyordu. Bir bedevi geldi ve gel­mesiyle birlikte hiç beklemeden "Kıyamet ne zaman kopacak?" diye sordu. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem konuşmasına devam etti. Oradakiler Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'in duymadığını sandılar. Bir iki sahabî: "Duydu ama hoşuna gitmedi" dediler. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem konuşmasını bitirdikten sonra: "Soru soran nerede?" diye araştırınca bedevi: "Be­nim, buradayım" dedi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem sorusuna ceva­ben: "İnsanlar, emanete ihanet etmeye başladıklarında" diye cevap verince, o ki­şi: "Emanete nasıl ihanet edilecek?" diye sordu. Bunun üzerine Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem: "iş ve yetki, ehil olmayanların eline geçince" diye ce­vap verdi.

 
Hz Muhammed'in Toplantı  Zamanları
 

Bu tür toplantılara ayrılan zaman, özellikle sabah vaktiydi. Sabah namazından son­ra Allah Resulü oturur ve manevi feyizler çeşmesi akmaya başlardı. Bazı rivayet­lerden, her namazdan sonra peygamberin yerinden kalkmayıp beklediği ve top­lantı yapıldığı anlaşılmaktadır. Nitekim Tebük gazvesine katılmayışından dolayı, kendisi hakkında azar âyeti nazil olan Ka'b b. Mâlik (ra) bu tür toplantılara gelerek Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'in kendisinden memnun olup olmadığı­nı öğrenmeye çalışırdı. Bizzat kendi ifadesi şöyledir:
 

"Hz. Peygamber'in yanına gidip selam verirdim. Bu sırada Allah Resulü, na­mazdan sonraki toplantısında olurdu. O zaman kendi içimden "Acaba selamıma karşılık vermek üzere dudağını oynattı mı oynatmadı mı?" diye düşünürdüm."
 

Sabah namazından sonraki toplantılarında Allah Resulü arasıra vaaz ederdi. Tirmizî ve Ebu Dâvûd'da Irbâd b. Sâriye'den şöyle bir rivayet nakledilmiştir.:
 

"Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem bir gün sabah namazından sonra çok etkili bir vaaz verdi. Konuşmanın tesiriyle gözler yaşardı ve kalpler heyecanla coştu."


Namazdan sonra yapılan toplantılarda öğüt ve nasihatler verilir ve meseleler ayrıntılı olarak konuşulurdu. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem bu vakitle­rin dışında da birtakım hakikat ve hikmetleri açıklamak için özel toplantılar yapar­dı. Şu ifadelerle tanımlanan toplantılar işte bu tür toplantılardı:


" Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem birgün insanlarla görüşmek için dı­şarı çıkmıştı."
 

Herkese hitaben konuşma yapacağı zaman Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve­sellem hiç kimsenin feyizden mahrum kalmasını istemezdi. Bu yüzden toplantıla­ra gelip de oturup dinlemeden gidenlere çok kızardı. Bir defasmda ashabıyla bir­likte mescidde otururken, üç kişi geldi. Biri kalabalık arasında küçük bir yer bula­rak oturdu. İkincisi ortada yer bulamadığından herkesin gerisinde oturdu. Fakat üçüncüsü "Yer bulamadım" diyerek dönüp gitti. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem konuşmasını bitirdikten sonra:
 

"Onlardan biri Allah'a sığındı, Allah da onu sığındırdı. Biri haya edip utandı, Allah da ondan haya etti. Bir diğeri Allah'tan yüz çevirdi, Allah da ondan yüz çe­virdi." buyurdu.


Konuşma ve öğütler, ne kadar etkili tarzda yapılırsa yapılsın, insan, mizacı ge­reği dinlemekten usanır. Öğütler ve konuşmalar etkisiz hale gelir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem bu gerçeği gözönünde tutar, öğüt ve nasihat toplantıla­rını aralıklarla yapardı. Buhârfde îbn Mes'ud (ra)'m şu rivayeti vardır:
 

"Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem bıkmayalım diye ara vererek top­lantılar yapar, bizlere öğüt ve nasihatler verirdi."

 
Hz Muhammed'in Kadınlara Özgü  Toplantıları
 

Bu meclislerin feyzi sadece erkeklerle sınırlı değildi. Kadınlar, kendileri için daha az fırsat düştüğünden onlar için de özel bir toplantı günü belirlenmesi yönünde bir istekte bulunmuşlardı. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, bu isteği kabul etti ve onlara da vaaz ü nasihatta bulunmak için özel bir gün belirledi.
 

Şer'î meselelerle ilgili her çeşit soruya izin veriliyor ve sahabe-i kiramın hanım­ları, kadınlarla ilgili mahrem sorular soruyorlardı. Bununla birlikte mahrem bir mesele böyle genel bir toplantıda soru halinde ortaya getirildiğinde, Hz. Peygam­ber sallallahu aleyhi vesellem son derece haya eder ve edebinden dolayı rahatsız­lık duyuyordu. Bu tür mahrem meseleleri açık toplantılarda erkekler bile sorardı. Nitekim sahabeden biri şöyle bir soru sormuştu: "İnsan kendi eşini başkalarıyla birlikte görürse hüküm ne olur?" Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem bu so­rudan son derece rahatsız oldu ve o kişiyi azarladı.

Benzer Konular

canlı kuran oku kuran dinle kuran izle
mekke kabe canlı yayın izle
büyük islam ilmihali
hadisi şerif
yemek tarifleri
en güzel oyunlar, oyun oyna