S harfi ile başlayan deyimler ve anlamları
Ana Sayfa »Deyimler » S harfi ile başlayan deyimler ve anlamları

S harfi ile başlayan deyimler ve anlamları

   

S harfi ile başlayan deyimler ve anlamları

Saman altından su yürütmek deyiminin anlamı
* Kimseye belli etmeden olumsuz bir takım işler yapmak, gizli işler çevirmek.
* Kendisinin yaptığını belli etmeyerek ortalığı karıştırmak, herkesi birbirine düşürmek.
* Gizlice iş görmek, kimselere farkettirmeden işler çevirmek.
Örnek: Saman altından su yürütenleri hiç sevmem.
Örnek 2: Saman altından su yürüten, ürkek, kaypak görünüşlü insanoğlunu tanımışlığı var. (Y. Kemal)
Örnek 3: Adamın saman altından su yürüttüğü apaçık ortadaydı.

Saman altından su yürütmek hikayesi
Vaktiyle bir köye köylüler dereden tarlalarını sulamak için kanallar kazmışlar takat derenin suyu herkese aynı anda yetmediği için bu kanalların başına kapaklar konmuş ve köylüler sıra ile bu kapakları açarak tarlalarını suluyorlarmış. Tarlasını daha çok sulamak ve daha çok verim almak isteyen bir köylü ise kendi kanalından başka bir kanal daha açmış ve bu kanalın üstünü saman yığınları ile kapatmış. Kendilerine gelen suyun azaldığını fark eden köylüler, bunu araştırmaya çıkmışlar. Malum şahsın tarlasının ıslak ve toprakta samanlar yayılmış olduğunu görünce, hemen saman yığınlarını kurcalamış ve gizli kanalı fark etmişler.

Seninki can da benimki patlıcan mı deyiminin anlamı
* Birisi kendisini riske atmak istemeyip, başka bir kişiyi riske attığı zaman tepki olarak söylenir. Herkesin canı aynı değerdedir anlamını taşır.
* Kendi menfaatini düşünerek yapmak istemediklerini bir başkasına yaptırmaya çalışan kimseye söylenen sitemli söz.
* Senin canın kıymetli de benimki kıymetli değil mi? anlamında kullanılır.

Saltanat sürmek deyiminin anlamı
* Hüküm sürmek, bir yerde sözü geçen kişi olmak.
* Bolluk, gönenç içinde ve buyurucu durumda bir yaşamı olmak.
Örnek: Üzülme, saltanatı çok sürmeyecek.

Senli benli olmak deyiminin anlamı
* Samimi olmak, artık birbirine sen" diye hitap edebilecek yakınlığa ulaşmak.
* Çok samimi, içten, teklifsiz biçimde olmak, iç içe olmak, bütünleşmek.
Örnek: O kadar senli benli olma yabancılarla.
Örnek 2: Altı ay önce tramvaylar tuhafıma gitmişti. Bu sefer onlarla daha senli benli olduk.” (B. R. Eyuboğlu)
Örnek 3: Salonda kahvelerini içerlerken senli benli olmuşlardı bile.” (A. İlha)

Ser verip sır vermemek deyiminin anlamı nedir
Kendisine emanet edilen bir sırrı canı pahasına korumak.
* Dürüst, güvenilir, ağzı sıkı olmak; ne kadar zorlanırsa zorlansın kimseye sırrını söylememek.
* Ne denli sıkıştırılırsa sıkıştırılsın ağzından sır alınamamak, ağzı pek sıkı olmak.
Örnek: Bu ordunun ser verip sır vermeyen yiğitlere ihtiyacı vardır.

Sermayeyi kediye yüklemek deyiminin anlamı
* Tüm sermayesini tüketmek.
* Bütün parasını çarçur edip, yiyip bitirmek.
* Yaptığı işten zarar edip parasını batırmak.
Örnek: Desene sermayeyi kediye yüklemişsin sen!

Ses çıkarmamak deyiminin anlamı
Bir kimsenin yanlış davranışlarına karşı herhangi bir yaptırım yapmamak, göz yummak.

Ses seda çıkmamak deyiminin anlamı
* Bir kimseden herhangi bir tepki ya da haber gelmemesi.
* Birinden ya da bir yerden bir haber gelmemek ya da bir tepki görülmemek.
Örnek: Ses seda çıkmadı hiçbir komşudan.
Örnek 2: Çok uzak ama pek çok uzak birkaç akrabadan ses seda çıkmadı.” (A. Gündüz)

Ses vermemek deyiminin anlamı
* Bir çağrıya kulak vermemek.
* Ses çıkarmamak.
Örnek: Adam evdeydi ama hiç ses vermedi.
Örnek 2: Aşağıdakiler ses vermeyince endişelendik.

Sesini kesmek deyiminin anlamı
* Konuşmasını aniden sonlandırmak.
* Birisinin konuşmasına engel olmak ya da verdiği cevapla konuşmasına imkân bırakmamak.
Örnek: Şunun sesini kesmek gerekir artık.
Örnek 2: Şunun sesini kesin, yoksa çıldıracağım!

Seyirci kalmak deyiminin anlamı
* Gözü önünde gerçekleşen olumsuz bir duruma müdahale etmemek.
* Bir olay karşısında hiçbir tepki göstermemek, işe karışmamak.
Örnek: Öğrencilerin birbirine girmesine polis seyirci kalamazdı.
Örnek 2: Kavga edenlere kimse karışmaz, sadece uzaktan seyirci kalırlar.” (N. Hikmet)
Örnek 3: “Sadece seyirci olduğumu, olayların dolayısıyla hayatın dışında kaldığımı bu sorudan sonra anladım.” (E. Işı)

Sıcağı sıcağına deyiminin anlamı
* Bir olayın hemen ardından, daha etkileri bitmeden.
* Hemen, anında, vakit geçirmeden.
* Hemen, olayın üzerinden fazla zaman geçmeden, unutulmadan.
Örnek: Sıcağı sıcağına gidip onları barıştırmayı düşündü.

Sıcak bakmak deyiminin anlamı
* Bir şeye karşı olumlu bir bakış açısı ile bakmak.
* Bir durumu olumlu karşılamak, bir şeye olumlu yaklaşmak.
Örnek: Bu toplantıya sıcak bakıyorum.
Örnek 2: “Onlardan genelleme yaparak bütün kol emekçilerine sıcak bakma eğilimini edindim.” (R. Erduran)

Sıcak kanlı deyiminin anlamı
* Hemen samimi olunabilen, yanında yabancılık hissedilmeyen kimse.
* Sevimli, cana yakın, sempatik.
Örnek: Ne kadar sıcak kanlı bir çocuk.

Sıcak yüz göstermek deyiminin anlamı
* Sıcakkanlı bir şekilde tanışmak, yakınlık göstermek.
* Yakınlık, ilgi göstererek, iyi karşılamak.
Örnek: Biraz sıcak yüz gösterseydin günaha mı girerdin?

Sıdkı sıyrılmak deyiminin anlamı
* Bir şeye ya da kimseye olan sadakatini kaybetmek.
* Bir şeyden soğumak, tiksinmek.
* Birine karşı duyulan güven ve inancı yitirmek.
Örnek: Bir kez sıdkım sıyrıldı o adamdan.
Örnek 2: Adına en soylu dileklerde bulunduğumuz bu bağırgan, kaba ve düşüncesiz insan yığınından, o dakikada sıdkım sıyrılmaya yetti.” (A. İlhan)

Sıfıra sıfır elde var sıfır deyiminin anlamı
* Her şeyin boşa gittiğini, istenilen sonucun alınmadığını anlatan bir söz.
* Bir konudaki bütün çalışmaların, çabaların boşa gittiğini, hiçbir yararlı sonuç alınamadığını anlatmak için kullanılır.
* Hiçbir şey elde edemedik, bütün çalışmalar boşa gitti anlamında kullanılır.

Sıfırı tüketmek deyiminin anlamı nedir
* Bütün varını yoğunu harcamak, kaybetmek.
* Gücü kalmamak, artık dayanamaz olmak.
* Elinde avucunda bir şey kalmamak, malı ve parayı bitirmek.
* Ölmek.
Örnek: Bu kadar düşüncesiz davranmasaydı sıfırı tüketmezdi.
Örnek 2: Sonra ulusal sporumuzda hızla geriledik, çok geçmeden sıfırı tükettik.”

Soğuk nevale deyiminin anlamı
* Sıcakkanlı olmayan, mesafeli davranan kimse.
* Sevimsiz, söz ve davranışları sıcak olmayan, insanlardan uzak duran kimse.
* İnsanlara yaklaşmayan, söz veya davranışları soğuk olan sevimsiz kimse.

Sokağa düşmek deyiminin anlamı
* Herkesin sahip olması sonucu eski değerini kaybetmek.
* Bir şey çoğalarak, çok bol bulunur bir duruma gelerek değerini yitirmek.
* Kadın için her isteyenin cinsel ilişkide bulunabileceği biri durumuna gelmek, orta malı olmak. Kötü yola sapmak.
* Sükûneti, huzuru evin dışında aramak.
Örnek: Kimsesiz olduğu için itilip kakıldı, sonunda sokağa düştü zavallı.
Örnek 2: Babamın iğneli bakışlarından kurtulmak için o uyurken sokaklara düşerdim.” (O. Kemal)

Sokak süpürgesi deyiminin anlamı
* Sürekli sokaklarda olan kimse.
* Evinde oturmayıp sokak sokak gezen yada çok gezen kadın, sürtük.

Solda sıfır deyiminin anlamı
* Kıyaslanan iki şeyi arasındaki farkın çok büyük olması.
* Hiçbir değeri ve önemi olmayan, değersiz.
Örnek: Senin yaptığın iş benimkinin yanında solda sıfır kalır.
Örnek 2: Benim hâlim memleketin düştüğü hâlin yanında solda sıfır kalır.” (A. Kulin)

Soluğu kesilmek deyiminin anlamı
* Nefes alamaz duruma gelmek, gücü tükenmek.
* Soluk alamaz duruma gelmek ya da çok güçlükle soluk almak.
Örnek: Bu yokuş soluğumuzu keseceğe benziyor.

Soluk aldırmamak deyiminin anlamı
* Ara vermeden, hiç dinlendirmeden çok çalıştırmak.
* Ara vermeden çok sıkı çalıştırmak, dinlenmesine fırsat vermemek.
Örnek: Müdür Bey odunlar bitinceye kadar bize soluk aldırmadı.

Soluk soluğa kalmak deyiminin anlamı
* Nefes nefese kalmak, çok yorulmak.
* Zor nefes alarak; heyecan, telâş, yorgunluk veya bitkinlikle; koşmaktan güçlükle, sık sık soluyarak.
* Koşmak vb.nedenlerden dolayı sık sık soluk almak zorunda kalmak, soluk alışı sıklaşmak.
Örnek: Soluk soluğa içeri girdi.
Örnek 2: Çıkrıkçılar yokuşunu bir sincap çevikliğiyle tırmanır ve yokuşun üst başında soluk soluğa kalırdı.” (Y. K. Karaosmanoğlu)
Örnek 3: Soluk soluğa gelmişti; mühim bir haber getirmişti, belli. (E. E. Talu)

Son kozunu oynamak deyiminin anlamı
* Elinden gelen en son şeyi yapmak.
* Elinde bulunan son olanağı kullanmak.
* Elindeki son imkânı kullanmak, son çareye başvurmak.
Örnek:  “İlk uzunçaların hazırlıkları başladığında, her ikisi de son kozlarını oynadıklarını biliyordu.” (M. Mungan)

Sonradan görme deyiminin anlamı
* Sonradan zenginleşerek gösteriş, kibarlık, övünme gibi davranışlarda bulunan.
Örnek: Sonradan görme ne olacak!
Örnek 2: Sonradan görme bir insan gibi önünde olan böreğin hepsini yedi.
Örnek 3: Sonradan görme olan insanların çoğu cahil olur.

Süt dökmüş kedi gibi deyiminin anlamı
* Suçunu bilerek sessiz ve sakin durmak.
* Uysallaşmak, kabahatini bilerek ses çıkarmamak, bir köşede sessizce oturmak.
* Bir kabahat işleyip de bu kabahatinden dolayı utanan, korkan, çekinen kimsenin durumunu anlatmak için kullanılır.
Örnek: Hele süt dökmüş kedi gibi susmaktan ne çıkar?” (N. Uygur)

Süt kuzusu deyiminin anlamı
* Çok küçük yavru, nazlı kimse.
* Henüz meme emen kuzu.
* Korunması gerekecek denli küçük çocuk, yavru, bebek.
Örnek: Daha süt kuzusu o, nasıl kıyılıp da vurulur ona?

Süt liman olmak deyiminin anlamı
* Ortalığın sakin ve olaysız olması.
* Dingin, gürültüsüz, sakin olmak.
* Sakinleşmek, durulmak
Örnek: Ortalık bir anda süt liman olmuştu.
Örnek 2: Tam ortalık süt liman oldu derken, şimdi de bu mektup çıkmıştı karşıma. (A. Ümit)

Sütü bozuk deyiminin anlamı
* Kötü bir ünü olan aileden ya da çevreden gelmek.
* Mayası bozuk, kötü soydan gelen ve ahlâksızlık eden kimse.
* Soydan kötü, kötü soydan gelme, aşağılık, soysuz (kimse).
Örnek: Senin gibi sütü bozuklara selâm verilir mi?

Süzgecinden geçmek deyiminin anlamı
* Bir kişinin seçiminden, elemesinden geçmek.
Örnek: Çalakalem, savruk bir dille yazılmış, editörün süzgecinden geçmemiş birçok roman, özentili bir biçimde süslenerek neredeyse okurun gözüne sokuluyor kanımca.

Sözünü geri almak deyiminin anlamı
* Söylenen bir sözün yanlış olduğunu kabul etmek.
* Bir işten vazgeçtiğini söylemek.
* Birine söylemiş olduğu kırıcı, kötü bir sözün haksız olduğunu kabul edip onun söylenmemiş sayılmasını istemek, ondan dolayı özür dilemek.
Örnek: Sözünü geri al, yoksa karışmam!

Sözünü tutmak deyiminin anlamı
* Verdiği bir sözün gereğini yerine getirmek.
* Birisinin verdiği öğüdü uygulamak.
Örnek: Babanın sözünü tut, zararlı çıkmazsın.
Örnek 2: Arkadaşının sözünü tutup bu işe girdi.
Örnek 3: Sözünü tutmak insanın kişiliğini gösterir.

Sözünü yabana atmamak deyiminin anlamı
* Birisinin sözünü önemsemek, dikkat vermek.
* Bir kimsenin söylediklerine önem vermek.
* Söylenen söze değer vermek.
Örnek: Öğretmenin sözünü yabana atma sakın.
Örnek 2: Yooo, lafımı yabana atma, bu işi rahmetli anneciğim de bilirdi.” (Y. K. Karaosmanoğlu)

Sözünün eri olmak deyiminin anlamı
* Güvenilmek ve verdiği sözü yerine getirmek.
* Verdiği sözü ne pahasına olursa olsun yerine getiren bir kişi olmak.
Örnek: Görüşüne başvurduğum herkes, onun, sözünün eri bir kişi olduğunu söylüyordu.
Örnek 2: Ona güvenin, o sözünün eri olan birisidir.

Su gibi deyiminin anlamı
* Akıcı, dinlerken rahatsız etmeyen konuşma.
* Çok güzel kimseler için de söylenir.

Su gibi akmak deyiminin anlamı
* Zamanın hızla geçmesi.
* Gereğinden fazla kullanarak boşa akıtmak.
* Bol bol gelmek ya da gitmek (para, yiyecek vs.). Bol para harcamak.
Örnek: Para su gibi akıyor, o harcamayacak da ben mi harcayacağım?

Su götürmemek deyiminin anlamı
*
Şakadan anlamamak, alıngan olmak.
* Tartışılacak, farklı yorumlanacak tarafı olmamak, kesin olmak.
Örnek: Şu anlattıkları su götürmez gibi geliyor bana.

Saat bu saat deyiminin anlamı
* Bir şeyin yapılması için en uygun anın olduğunu anlatan bir söz.
* Ele geçen fırsattan yararlanmanın tam sırası, en iyi, en elverişli an bu andır.
Örnek: Saat bu saat tam içeri girme zamanı şimdi.

Saat gibi işlemek deyiminin anlamı
* Hiç aksamadan ve sorun çıkarmadan çalışmak.
* Hiç aksamadan, tam bir dakiklikle, düzgünlükle çalışmak, işlemek.
Örnek: Böyle saat gibi işleyen bir kuruluşun başında olmak güzel bir şey.
Örnek 2: Bulaşık makinesini onardım, şimdi saat gibi işliyor.

Saati saatine uymamak deyiminin anlamı
* Durumu ve huyu sık sık değişmek.
* Her an başka bir durum göstermek, çok çabuk değişmek, sık sık davranışı, durumu, huyu değişmek.
Örnek: Ona güvenemem, çünkü saati saatine uymaz.

Saman gibi deyiminin anlamı
* Tatsız, yavan ve neşesiz.
Örnek:  Saman gibi bir yaşamdı günlük yaşamım ama her şey dışarıdan bakılınca hiç de kötü değildi.” (E. Bener)
Örnek 2: Bu portakalın tadı saman gibi.

Sapına kadar deyiminin anlamı
* Sonuna kadar, tamamen.
* (iyi bir nitelikte eksiksizlik, aşırılık belirtmek için) her yönden, her bakımdan, tümüyle, bütünüyle, tam olarak.
Örnek: Sapına kadar mert bir insandı.
Örnek 2: Arkadaşım sapına kadar adamdır.
Örnek 3: O sapına kadar askerdir asker doğmuş, asker ölecektir.” (H. Taner)

Sarı çizmeli Mehmet Ağa deyiminin anlamı ve hikayesi
* Kim olduğu bulunamayacak kadar belirsiz olarak tarü edilen kimseler için kullanılır.
* Kim olduğu, nerede oturduğu, nerede bulunduğu bilinmeyen kimse.
Örnek: Arkadaşım resmen sarı çizmeli mehmet ağaya döndü.

Sarı çizmeli Mehmet Ağa hikayesi
Bir zamanlar İzmir'de bir ağa başka Aydından gelen birisine sarı çizme alması için borç vermiş. Adam da çizmeleri alarak köyüne geri dönmüş. Bir zaman sonra borcun vadesi gelmiş ve ağa uşağını çağırarak, “Aydında Mehmet ağa adında birisi sarı çizme almak için benden borç istemişti. Uzun boylu, bıyıklı, orta yaşlı bir adamdır. Şimdi sen git, o adamı getir, adını defterden siliyorum, borcunu da gelince alırız.” demiş. Aydına giden uşak, sormuş soruşturmuş, tarife uyan bir Mehmet ağa bularak, İzmir'e geri dönmüş. İzmirli ağa bir bakmış bu Mehmet ağanın, kendi Mehmet ağası ile alakası yok, başlamış uşağı azarlamaya. Bir ara susunca uşak söz almış ve “Ağam” demiş, “Aydın koca şehir Mehmet ağa da çoktur, sen çizmeli de, şeninkini yaz bir daha deftere.”

Sarmaş dolaş olmak deyiminin anlamı
* Sıkı sıkı sarılmak.
* Karman çorman olmak, iç içe girmek.
* Birbirine sıkıca, iyice sarılıp kucaklaşmak.
Örnek: Anne oğul sarmaş dolaş oldular meydanda.
Örnek 2: Batan bir gemide birbirini arayıp bulduktan sonra sarmaş dolaş olmuş felaketzedelere benziyorlar.” (N. F. Kısakürek)

Sarpa sarmak deyiminin anlamı
* İşlerin içinden çıkılması zor bir durum alması.
* Bir iş, çözülmesi çok güç bir durum almak; zorluklar belirmek.
Örnek: İşler iyice sarpa sardı, nasıl kurtulacağız bundan.

Satıp savmak deyiminin anlamı
* Elindeki her şeyi değerine bakmaksızın satmak, yok pahasına elden çıkarmak.
* Eldeki malı veya eşyaları yok pahasına satmak, ucuza satıp tüketmek.
* Parasız, güç durumda kalarak, gereken parayı sağlamak için, nesi var nesi yoksa, yok pahasına satmak.
Örnek: Ne varsa satıp savacak, öyle gelecek.

Sayıp dökmek deyiminin anlamı
* İçindeki her şeyi söylemek.
* Ne var ne yok hepsini söylemek, arka arkaya sıralamak.
* Olumlu olumsuz ne varsa hepsini bir bir söylemek.
Örnek: Ne sözler sayıp döktü ama kimse anlamadı.

Sabahı etmek (bulmak) deyiminin anlamı
* Bir şeyi yaparken sabah olması, bütün geceyi o şeyi yaparak geçirmek.
* Sabahlamak, bir sebeple sabaha kadar uyumamak, bir konu ile uğraşmak.
Örnek: Köye varmamız sabahı bulacak.

Sabahın köründe deyiminin anlamı
* Sabahın çok erken saatlerinde.
* Ortalık henüz iyice aydınlanmamışken, ortalık henüz ağarmadan, sabah erkenden.
Örnek: Sabahın köründen beri yoldayız.
Örnek 2: Sabahın köründe okula gitmek çok zor oluyor.

Sabır taşı deyim anlamı
* Çok sabırlı olan kimse, türlü sıkıntılara katlanan.
Örnek: Ben sabır taşı mıyım?

Sabrı taşmak deyiminin anlamı
* Artık sabredemeyecek duruma gelmek.
* Katlanamaz, dayanamaz, sabredemez olmak; tahammül gücü kalmamak.
Örnek: Sabrımı taşırmadan çekip gidin buradan.
Örnek 2: Senin bu triplerin artık sabrımı taştı.
Örnek 3: Sabrı tükenmiş olanlardan birkaçı, birden söze başlamak istedilerse de reis izin vermedi.” (M. Ş. Esendal)

Saç ağartmak deyiminin anlamı
* Bir şeyi yaparken yaşlanmak.
* Bir işte uzun zaman çalışıp emek vermiş olmak.
Örnek: Okul zamanlarımda saçlarım ağardı.

Saç saça baş başa deyiminin anlamı
* (Kadınlar) kıyasıya kavgaya tutuşmak, birbirlerini hırpalayarak kapışıp dövüşmek.
Örnek: Eğer bu patırtıdan, ikindi uykusu başına sıçrayan imam aşağı koşmasa iki kadın, avluda saç saça baş başa dövüşeceklerdi.” (H. E. Adıvar)
Örnek 2: Okulda ki kızlar saç saça baş başa birbirine girdi.

Saç sakal birbirine karışmak deyiminin anlam
* Uzun süre traş olmamaktan dolayı saçın ve sakalın çok uzaması.
* Üstü başı perişan, uzun süre tıraş olmamış, saçını kestirmemiş, kendine çekidüzen vermemiş durumda olmak.
Örnek: Onu, saç sakal birbirine karışmış görünce bayağı canım sıkıldı.

Saçı bitmedik yetim deyiminin anlamı
* Çok küçük yaştaki yetim çocuk.
* Doğalı çok olmamış, henüz yeni doğmuş çocuk (yetim).
Örnek: Bu parada, saçı bitmedik yetimlerin de hakkı vardır.

Saçına ak düşmek deyiminin anlamı
* Yaşlanma belirtileri göstermeye başlamak.
* Saçı ağarmaya, yaşlanmaya (ihtiyarlanmaya) başlamak.
Örnek: Bizim de saçımıza ak düştü.
Örnek 2: Benim bütün saçlarıma, senin sadece şakaklarına ak düşmüş.” (R. H. Karay)

Saçını başını yolmak deyiminin anlamı
* Çok pişman olmak ya da çok üzülmek.
* Üzüntüsünden dövünmek, çok üzülmek.
* Birini çok fazla dövüp hırpalamak.
Örnek: Sinirinden saçını başını yolmaya başladı.
Örnek 2: Tanrıça Hebe çaresiz kalmış, saçını başını yoluyordu.” (S. F. Abasıyanık)

Saçını süpürge etmek deyiminin anlamı
* Birisi için kendini yıpratırcasına çalışmak, özveri göstermek.
* Birileri için çok özveride bulunarak çalışmak, hizmet etmek.
* (Kadın) çok büyük istekle çalışıp hizmet etmek, özveri ile birileri uğrana çalışmak.
Örnek: Sizi okutabilmek için saçımı süpürge ettim.
Örnek 2: Ah gençliğim, ah sana saçımı süpürge ettiğim gençliğim de diyecek değilim.” (A. Ağaoğlu)
Örnek 3: Ben de el evinde çalışacağıma kızımla damadıma saçımı süpürge ederim. (S. Ali)
Örnek 4: Saçımı süpürge edeyim, senin kölen olayım istiyorlar. (S. Soysal)

Suyun başında durmak deyiminin anlamı
Menfaat sağlayan bir işin en çok fayda sağlanabilinecek yerinde durmak.

Suyuna gitmek deyiminin anlamı
* Bir kimseyi mutlu edecek şekilde davranmak.
* Bir kimseyi öfkelendirmeyecek biçimde hareket edip davranışlarını onun isteğine, eğilimlerine uydurmak.
Örnek: Aman kızım kocanın suyuna git de sana zarar vermesin.

Suyunu çekmek deyiminin anlamı nedir
* Kazanç sağlanan bir yerin artık kazanç sağlanamaz hale gelmesi.
* Yemek kaynaya kaynaya suyu kalmamak.
* Para vb. tükenecek duruma gelmek, tükenmek. (Bir şeye özellikle de para harcanıp tükenmek)
Örnek: Paralar suyunu çekti. Fabrika da olduğu gibi Nihat"a geçti.” (N. F. Kısakürek)
Örnek 2: Paralar suyunu çekti, ağanın da forsu bitti.

Suyunun suyu deyiminin anlamı
* Çok dolaylı yoldan bağlantısı olan.
* Çok uzaktan ilgisi bulunan şey.

Suyunun Suyu deyiminin hikayesi
Avcının biri bir tavşan yakalamış. Tavşanı bir tanıdığına hediye olarak götürmüş. Tanıdığı çok memnun kalmış tabii. Hemen tavşanı pişirtmiş, avcıya da ikram etmiş. Aradan bir iki gün geçmiş. Ev sahibinin kapı­sı tekrar çalmış. Açmış ki kapıda hiç tanımadığı bir adam duruyormuş. “Buyurun, kimsiniz?” demiş. “Ben geçen gün size tavşan getiren avcının komşusuyum” demiş gelen. Ev sahibi çaresiz onu da buyur etmiş içeri. Tavşandan kalan etin suyuyla yapılan yemekten ikram etmiş.

Ertesi gün tekrar kapı çalınmış. Yine kapıda yabancı bir adam. Ev sahibi, “Buyurun, kimsi­niz?” demiş yine. Kapıdaki adam, “Ben geçen gün size tavşan getiren avcmın komşusunun komşusuyum” demiş. Sonra da içeri geçip rahatça koltuğa serilmiş. Akşam vakti girmiş, daha da kalkma­mış. Ev sahibi hanımına seslenmiş: “Hanım, sof­raya bir tabak daha ekle misafirimiz var!” Adamın gözleri parlamış, yüzü gülmüş. Biraz sonra sofra hazır olmuş. Misafir tavşan hayaliyle sofraya oturmuş ki, önüne su gibi bir tas çorba gelmiş. Yanında da bir parça ekmek. Misafir beklemiş, beklemiş, başka yemek gelmeyeceğini anlayınca dayanamamış, “E hani tavşan?” diye sormuş. Ev sahibi de cevabı yapıştırmış: “Tavşan geti­renin komşusunun komşusuna anca tavşanın suyunun suyu düşer!”

Süklüm püklüm deyiminin anlamı
* Utanç ya da korkudan birinin karşısında dik duramamak, eğilip bükülmek.
* Utanıp sıkılarak, suç işlemiş gibi bir utanç içinde, korkup çekinerek, utanıp büzülmüş bir biçimde.
Örnek: Süklüm püklüm yanımıza yaklaştı.
Örnek 2: Güveyi kırmızı kravatı, mavi elbisesi, fazla çıkmış ipek mendiliyle süklüm püklüm oturuyordu. (Ç. Altan)

Sünger çekmek deyiminin anlamı
* Bir şeyi unutmak, hiç olmamış saymak.
* Unutmak, silmek, hiçbir şey olmamış saymak.
Örnek: Bir türlü doyamadığım hürriyetimin üstüne sünger çekmek lazım geliyordu.” (O. Kemal)
Örnek 2: Sen o işin üzerine bir sünger çek hele.

Süngüsü düşük deyiminin anlamı
* Eski gücü, kuvveti veya isteği ve atılganlığı olmayan kimse.
* Eski atılganlığı, neşesi, canlılığı, etkinliği kalmamış. Sağlığı, esenliği bozuk.
Örnek: Bir hayli süngüsü düşük çıktı müdürün yanından.
Örnek 2: Örnek: Bakımsız, pis, süngüsü düşük ufacık bir şeydi. (Y. N. Nayır)

Sürüden ayrılmak deyiminin anlamı
* Kalabalıktan ayrılarak, herkesin yaptığından farklı bir şey yapmak.
* Herkesin gittiği yolu bırakıp ayrı bir yol tutmak, herkesin yaptığını yapmamak.
Örnek: Sürüden ayrılanı her zaman kurt kapar mı?

Sürüncemede kalmak deyiminin anlamı
* Bir türlü sonuçlanamamak.
* Gecikmek, bir türlü sonuçlanamamak, askıda kalmak.
* Bir iş sonuçlanıncaya kadar boş yere gecikmek, uzamak, askıda kalmak, bir türlü sonuçlanamamak.
Örnek: Bizim iş sakın sürüncemede kalmasın çocuklar!

Safra bastırmak deyiminin anlamı
* Açlığını yatıştıracak kadar yemek.
* Açlığını yatıştırmak için az miktarda yemek yemek.

Sağ gözünü sol gözünden sakınmak deyiminin anlamı
* Çok kıskanç olmak. Üzerine titremek.

Sağa sola bakmamak deyiminin anlamı
* Ortalığı kollamak, çevresi ile ilgilenmemek.
Örnek: Sağa sola bakmadan yürüyordu.
Örnek 2: Sağa sola bakınca irili ufaklı evler görünüyor.

Sağı solu belli olmamak deyiminin anlamı
* Ne zaman, ne yapacağı belli olmayan kimse.
* Bir durum karşısında nasıl davranacağı, ne tavır takınacağı belli olmamak.
Örnek: Dikkatli olun, onun sağı solu belli olmaz.
Örnek 2: Babamın sağı solu belli olmaz her an dövebilir.

Sağır sultan bile duydu deyiminin anlamı
* Herkes duydu, duymayan kimse kalmadı anlamında kullanılır.
* İşitmedik kimse kalmadı, hemen herkes işitti, duymayan kalmadı.
Örnek: Haklarında çıkan dedikoduyu sağır sultan bile duydu ama siz duymadınız öyle mi?

Sağlam ayakkabı değil deyiminin anlamı
* Kuşku uyandıran, kötü bir kişi olduğu şüphesi olan.
* Güven duyulacak kimse değil, doğruluğu konusunda şüphe duyulur.
* Doğruluğuna, namusluluğuna güvenilmez; kişiliği kuşku veren.
Örnek: Nasıl aldattı beni, meğer sağlam ayakkabı değilmiş. (P. Safa)
Örnek 2: O mu? Hiç de sağlam ayakkabı değil.

Sağlam kazığa bağlamak deyiminin anlamı
* İşi garantiye almak.
* İşini güvenli kılacak önlemler almak.
Örnek: Deveni önce sağlam kazığa bağla, sonra tevekkül et. (Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellem)
Örnek 2: Ne demişler: Eşeğini sağlam kazığa bağla, sonra Allah'a ısmarla.

Sağlık olsun deyiminin anlamı
* Kaybedilen bir şey karşısında avunma sözü olarak kullanılır.
* Bir zarara uğradık ama önemli değil, üzülmeye değmez, canımız sağ olsun, kapatırız anlamında kullanılır.
* Üzücü bir durum ya da uğranılan bir zarar karşısında avunma ya da avutma sözü olarak kullanılır.
Örnek: Sürahi kırıldı diye üzülme, sağlık olsun!

Sağmal inek deyiminin anlamı
* Rahatça sömürülebilen kimse.
* Süt veren, sağılan inek.
* Aptal yerine konularak kendisinden sürekli çıkar sağlanan, sömürülen, dolandırılan kimse.
* Kendisinden durmadan çıkar sağlanan, sömürülen, istismar edilen kimse.
Örnek: ... onu iyice avucunun içine alıp sağmal inek gibi istismar etmek istiyordu. (E. E. Talu)

Sahip çıkmak deyiminin anlamı
* Aciz ya da güçsüz bir kimseye yardımcı olmak, onun ihtiyaçlarını gidermek.
* Kendinin olduğunu ileri sürmek.
* Birini ya da bir şeyi koruyup gözetmek, kayırmak.
Örnek: Elin malına sahip çıkmak olur mu?
Örnek 2: Arkadaşına sahip çıkmak gerekir.
Örnek 3: Şu kimsesize sahip çıkalım.

Sakalı ele vermek deyiminin anlamı
* Başkasının her dediğini yapacak duruma gelmek.
* Başkasının sözünden çıkmayacak bir duruma düşmek, birinin idaresine girmek.
* Başkasının oyuncağı olmak.
* Başkasının sözüyle hareket etmek.
Örnek: Yumuşak durmak, yalvarmak, sakalı ele vermek demektir, sonra artık evin idaresi ne olacak? (M. Ş. Esendal)

Sakız gibi yapışmak deyiminin anlamı
* Peşini bırakmamak, ayrılmamak, istediğini yaptırmaya çalışmak.
Örnek: Sakız gibi yapıştı yakama, bırakmıyor ki gideyim!
Örnek 2: Beş kuruş için adam çarşının ortasında sakız gibi yapıştı bana.

Sallantıda kalmak deyiminin anlamı
* Bir çözüme bağlanmamak.
* Bir çözüme bağlanamamak, nasıl olacağı bilinmeden öylece kalmak.
* Bir iş sürüncemede kalmak, çözüme bağlanmamak, ne biçim olacağı belirsiz bir biçimde durmak.
Örnek: İşler sallantıda kaldı; bu, bizi biraz düşündürüyor.
Örnek 2: Antalya'ya gidip gitmeyeceğim sallantıda kaldı.

Sırtını dayamak deyiminin anlamı
* Bir yere dayanmak, ya da yaslanmak.
* Güçlü bir yere veya birine güvenmek.
* Güven duymak, yardım almak, yaslanmak, dayanmak.
Örnek: Sırtını babasına dayamış atıp tutuyor, her dilediğini yapıyor.
Örnek 2:  “Kocaman duvara sırtını vererek üstüne zencefil ve tarçın serpilmiş salep içerlerdi.” (S. F. Abasıyanık)

Sırtını yere getirmek deyiminin anlamı
* Birisini yenmek, üstün gelmek.
* Güreşte rakibi sırt üstü yere yatırarak yenmek.
* Üstün gelmek, yenmek. Hasmını sırtüstü yere yatırarak yenmek, Galip gelmek.
Örnek: Onun sırtını kimse kolay kolay yere getiremez.

Sıygaya çekmek deyiminin anlamı
* Sorgulamak.
* Sorguya çekmek, sorular sorup yanıtlarını istemek.
Örnek: “Yüksek tahsilli olup olmadığımızı anlamak için bizi kara cümleden bile değil de imladan sıygaya çektiler.” (F. R. Atay)

Silip süpürmek deyiminin anlamı
* Evi, ortalığı temizlemek.
* Hepsini harcamak, yok etmek ya da ne var ne yoksa hepsini yemek.
Örnek: Evi çarçabuk silip süpürdüm.
Örnek 2: Büyükdere'den yanına bir sepet kiraz aldığı vakit, sandalda bütün kirazı silip süpürür.” (S. Birsel)
Örnek 3: Füsun teyzenin yaptığı salçalı makarna o kadar güzeldi ki  herkes tabağındakileri silip süpürdü.

Sinek avlamak deyiminin anlamı
* İşlerin kesat olduğunu anlatmak amacıyla kullanılan bir söz.
* İşi ya da müşterisi olmadığından boş oturmak.
* Satış yapamamak, iş ve müşteri olmadığından boş oturmak, iş yapamaz olmak.
Örnek: Sabahtan beri sinek avlayıp duruyoruz.
Örnek 2: İki gündür denizdeyiz ama sinek avlayıp duruyoruz.

Sinekten yağ çıkarmak deyiminin anlamı
* En ufak şeyden bile kazanç sağlamaya çalışmak. Genellikle çok cimri kimseler için kullanılır.
* Hemen her şeyden, olmayacak şeyden bile çıkar sağlamaya (yararlanmaya) çalışmak; yarar ummak.
Örnek: Öyle açıkgözdü ki sinekten bile yağ çıkarırdı.
Örnek 2: Elverişli durumların kokusunu hemencecik alıyor, sinekten yağ çıkartmasını biliyordu.” (T. Buğra)

Sedyelik olmak deyiminin anlamı
* Bir yere ancak sedye ile götürülebilecek bir hâle gelmek, ayakta duramayacak duruma gelmek.
Örnek: Adam bir vuruşta sedyelik oldu.

Seferber olmak deyiminin anlamı
* Tüm imkânları kullanmak.
* Bir işe eldeki tüm imkânları kullanarak girişmek.
* Bir iş, bir amaç için bütün olanaklarıyla harekete geçmek.
Örnek: Yanan evi söndürmek için herkes seferber oldu.
Örnek 2: Anası, kardeşi, konu komşu, bilen bilmeyen, polis, jandarma, herkes seferber oldu. Nevin bulunamadı.” (R. Çalapala)

Selam verdik borçlu çıktık deyiminin anlamı
* Bir kişi ile kısa bir iletişim esnasında ona herhangi bir görev verilmesi.
* Şöyle bir yakınlık gösterdik (biraz ilgi gösterdik), üzerimize iş yükletildi anlamında şaka yollu söylenir.
Örnek: Suç bende; selam verdik, borçlu çıktık.

Selamı sabahı kesmek deyiminin anlamı
* Bir kimse ile bütün iletişimini koparmak, küsmek.
* Dostluğu, arkadaşlığı, ahbaplığı kesmek, her türlü ilişkiye son vermek; selâmına bile karşılık vermemek.
* Biriyle her türlü ilişkisine son vermek.
Örnek: Onunla selâmı sabahı kesmişsin diyorlar, doğru mu?
Örnek 2: Onunla tamamıyla selamı sabahı kestim. Ne olursa olsun deyip adını bile artık ağzıma almaz oldum.” (O. C. Kaygılı)

Semaver gibi yerinde fokurdamak deyiminin anlamı
Sürekli şikâyet edip, hiçbir şey yapmamak.

Sen giderken ben geliyordum deyiminin anlamı
* Karşıdakinden çok daha fazla tecrübeli olduğunu ifade etmek için kullanılır.
* Bu oyunları senden iyi bilirim, beni aldatamazsın anlamında söylenir.

Sen sağ ben selamet deyiminin anlamı
* Artık yapılacak bir şeyin kalmadığı zamanlarda kullanılır.
* İyi ya da kötü bir sonuçla da olsa biten bir iş karşısında artık yapacak bir şey bulunmadığını anlatır.
* Yapacak bir şey kalmamak.

Suratı bir karış deyiminin anlamı
* Somurtur bir şekilde, kızgın ve öfkeli.
* Öfkeli, kızgın, üzüntülü ve somurtkan.
Örnek: Yanına vardığımızda suratı bir karıştı.

Suratını ekşitmek deyiminin anlamı
* Yüzüne rahatsız olduğunu belli eder bir ifade takınmak.
* Yüzüne, memnun olmadığını belirten bir anlam vermek.
* Rahatsız olduğunu, hoşnut olmadığını, öfke duyduğunu yüz ifadesiyle belli etmek.
Örnek: Haydi kalk, yüzünü ekşitme öyle, çok kalmayacağız onlarda.
Örnek 2: İşte ilmin, âlimin kıymeti bilinmeye başladı diye suratımı ekşittim. (Ö. Seyfettin)

Sus payı deyiminin anlamı
* Birisine bildiklerini anlatmaması için verilen şey.
* Bir kimseye bildiklerini söylememesi karşılığında verilen para, susmalık.
* Susması, karşı gelmemesi veya bildiği bir sırrı yaymaması için birine verilen para vb. şey, susmalık, hakkısükût.

Suya götürüp susuz getirmek deyiminin anlamı
* Çok zeki karşıdakini kolayca aldatılabilecek kimseler için kullanılır.
* Birinden çok kurnaz olmak, onu aldatabilecek kadar akıllı ve kabiliyetli olmak.

Suya sabuna dokunmamak deyiminin anlamı
* Sakıncalı bir konuyla ilgilenmemek.
* Davranışları ayarlamak.
* Davranışlarında, sözlerinde kimsenin incinmeyeceği bir yol tutmak, sakıncalı konulara hiç girmemek.
Örnek: Başına gelen son belâdan sonra suya sabuna dokunmamaya karar verdi.
Örnek 2: İyisi mi bir yazar, hep suya sabuna dokunmayan yazılar yazmalı. (O. V. Kanık)

Suyu bulandırmak deyiminin anlamı
* Bir yerdeki iyi olan insan ilişkilerini bozmak.
* İyi, olumlu, yolunda giden bir işi art niyetle karıştırmak.
* Yolunda gitmekte olan bir işi, kötü bir amaçla, karıştırmak.
Örnek: Sen de suyu bulandırmasan olmaz değil mi?

Suyu çıkmak deyiminin anlamı
* Çok tekrarlanmasından ya da yaygınlaşmasından dolayı rahatsızlık verecek bir seviyeye gelmiş şey.
* Çok söz edildiği veya üzerinde yerli yersiz durulduğu için değerini yitirmek, önemsizleşmek
Örnek: Bizim sanatçının muayene raporları işinin suyu çıktı. Raporlar birbirini tutmadı. (A. Boysan)

Suyu ısınmak deyiminin anlamı
* Bir kimsenin kabahatlerinin göz ardı edilemeyecek bir seviyeye gelmesi.
* Çok tehlikeli bir işin içine girmek.
* Bir kimsenin başına kötü işler gelmesi, işine son verilmesi (işten çıkarılması) ya da öldürülmesinin yakın olması.

Suyu nereden geliyor deyiminin anlamı
* Yaptığın bu şeylerin parasını nereden sağlıyorsun, bu işi yürütmek için harcanan para hangi kaynaktan sağlanıyor? anlamında kullanılan bir söz.
Örnek: Ahmet Bey, hergün lüks lokanta da yiyip içiyoruz da suyu nereden geliyor?

Sık boğaz etmek deyiminin anlamı
* Bir kişiyi istemediği bir şeyi söylemek için zorlamak.
* Bir şey yaptırmak için birini zorlamak, baskı altına almak.
Örnek: Sen bizi sıkboğaz ediyorsun diyorum, yani bu işi yarına bıraksak ha... (M. İzgü)
Örnek 2: Tamam yapacağız, sık boğaz edip durmayın.
Örnek 3: Pek sıkboğaz ederlerse bakalım bir sırasını düşürebilirsek yolunda bir yalanla yakamızı kurtarırız. (R. N. Güntekin)

Sıkı durmak deyiminin anlamı
Güçlü durmak ya da dikkatli olmak.
Örnek: Sıkı dur, şut çekeceğim.

Sıkı fıkı olmak deyiminin anlamı nedir
* Çok samimi olmak.
* Çok samimi, birbirine çok bağlı, içten ve teklifsiz.
Örnek: Onlar kadar sıkı fıkı insan görmedim.
Örnek 2: Birçok bakan, senatör ve milletvekiliyle de sıkı fıkı dostluk kurmuştu.

Sıkıntı basmak deyiminin anlamı nedir
* Can sıkıntısı duymak, nedensiz bir ruhî rahatsızlık içinde olmak.
* Can sıkıntısı duyumsamak, çok sıkılmak, içi daralmak, ruhen boşlukta olmak.
Örnek: Otobüste beni bir sıkıntı bastı, dokunsalar patlayacaktım hani!

Sıkıntı çekmek deyiminin anlamı
* Maddi veya manevi yönden zorluk yaşamak.
* Bir süre içinde güç ve zor bir durumda olmak.
* Zorluk ve yokluk içinde yaşamak.
* Ruh tedirginliği içinde olmak.
Örnek: Çocuklarının para sıkıntısı çekmesini istemez; onlara bol harçlık verirdi.
Örnek 2: Hiç sıkıntı çekmedim desem yalan olur.
Örnek 3: Bu duruma gelinceye değin çok sıkıntı çektim.
Örnek 4: Bu sıkıntıyı niçin çekiyorsun, boş ver gitsin.

Sıkıntıya gelememek deyiminin anlamı
* Zor ve sabır gerektiren işleri yapamamak.
* Sıkıntı verici, zor işlere dayanıklı olmamak, sıkıcı işler yapmayı sevmemek.
Örnek: Beyimiz sıkıntıya gelemezmiş!

Sınır çizmek deyiminin anlamı
* Geçilmesi istenmeyen bir limit belirlemek.
* Son vermek.
Örnek: İlk ürününü basılı görmekten duyulan sevince sınır çizilemez.
Örnek 2: 1920 baharı muhteşem bir mart sabahında Sultan Dağları'nın sınır çizdiği Batı Anadolu'ya kan ve barut kokularıyla geliverdi.” (T. Buğra)

Sır küpü deyiminin anlamı
* Çok gizemli olan ve hayatı ile ilgili bir şey anlatmayan kimse.
* Birçok sır bildiği halde bunları açığa vurmayan, başkalarına söylemeyen kimse.

Su katılmamış deyiminin anlamı
* Saf, cinsinin tüm özelliklerini bulunduran.
* Kendine özgü niteliğini koruyan, bozulmamış olan.
* Saf, katıksız, bozulmamış, başka bir etkiyle değişmemiş olan, hilesiz.
Örnek: O bizim su katılmamış biricik münekkidimizdir.” (B. R. Eyuboğlu)

Su koyuvermek deyiminin anlamı
* Çalışırken kaytarmak, zora gelememek.
* Bir şeyden vazgeçmek.
* Sebze, meyve, et gibi yarı katı nesneler, herhangi bir işlem sonunda ya da pişerken suyunu salıvermek.
* Teklifsiz (senlibenli) konuşmada sözünde durmamak, cıvıtmak.
Örnek: Su koyvermeden çalışamaz mısın sen?
Örnek 2: Melahat büsbütün su koyuvermiş, yerlere yatarak gülüyor.” (H. Taner)

Su yüzüne çıkmak deyiminin anlamı
* Karşıdakini yıldırıp bastırarak haklı çıkmak.
* Bir süre belli edilmemiş bir iş, bir sorun, bir tutum ya da düşünce vb. artık belli olmak.
* Bir süre örtülü kalmış bir iş veya sorun aydınlanmak, belli olmak, meydana çıkmak.
Örnek: Bu işin asıl sebepleri su yüzüne çıkacak, sen de gününü göreceksin.
Örnek 2: Tiyatroda sorunlar su yüzüne çıkmış, bunların neler olduğu anlaşılmıştır. (M. And)

Sucuk gibi ıslanmak deyiminin anlamı
* Çok ıslanmak.
* Baştan aşağı, elbisesinin ve vücudunun her yanına su değmek.
Örnek: Hortumu üstüme tutup beni sucuk gibi ısladı.

Sudan çıkmış balığa dönmek deyiminin anlamı
* Alışık olmadığı bir duruma girince ne yapacağını bilememekten dolayı sıkıntı çekmek.
* Yeni bir işe, ortama, duruma alışmakta zorluk çekmek.
* Herhangi bir sebeple ne yapacağını bilememek, çok şaşırmak.
* Kendi ortamından ayrılarak yeni ortama alışmakta zorluk çekmek.
Örnek: Okuldan mezun olunca bütün arkadaşlar sudan çıkmış balığa döndük.
Örnek 2: Eski işinden ayrılıp, yeni işine başlayınca denizden çıkmış balığa dönmüştü.
Örnek 3: Yaşama adım attılar mı sudan çıkmış balığa dönerler. Ya yetenekleri değerlendirilmezse bu yeni çevrede? Ya saygı görmezlerse?” (T. Uyar)

Sudan sebep deyiminin anlamı
* Çok önemsiz bir sebeple.
* Baştan savma, inandırıcı olmaktan uzak sebep.
Örnek: Doğruluğu peşin peşin kabul edilmiş bir hükme sudan sebepler aradılar. (O. V. Kanık)

Sudan ucuz deyiminin anlamı
* Çok ucuz, âdeta bedava gibi.
* Bedava denecek denli ucuz.
Örnek: Sizin orda elbiseler sudan ucuzmuş öyle mi?

Sululuk etmek deyiminin anlamı
* Ciddi davranmamak, yersiz davranışlarda bulunmak.
* Cıvıklık etmek, taşkın hareketlerde bulunmak, ciddi davranmamak.
Örnek: Sululuk etmeyi bırak da çalışmaya bak.

Surat asmak deyiminin anlamı
* Somurtmak.
* Kaşlarını çatarak yüzüne küskün ve dargın bir anlam vermek.
Örnek: Babam biraz surat astı ama anam katıldı gülmekten. (F. R. Atay)
Örnek 2: Ne vurdumduymaz misafirdi bunlar, ne surattan anlıyorlardı ne rumuzdan ne kinayeden.

Sır olmak deyiminin anlamı
* Hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolmak.
* Aklın eremeyeceği biçimde ortadan kaybolmak.
Örnek: Ahmet amca dikkat et, adamlar parayı vermeden sır olmasınlar.
Örnek 2: Böylelerinin kirayı biriktirdikten sonra bir para vermeden ortadan sır olanları çoktur.” (H. R. Gürpınar)

Sırım gibi deyiminin anlamı nedir
* Çok uzun boylu ve zayıf kimse.
* İnce yapılı olmasına mukabil güçlü, dayanıklı.
Örnek: Sırım gibi delikanlı olmuş.

Sırra kadem basmak deyiminin anlamı nedir
* Ortalıkta görünmemek.
* Bir kimse birdenbire ortalıktan yok olmak, nereye gittiği ne olduğu bilinmez olmak.
Örnek: Denizde bazı balık türleri sırra kadem bastı ama başka nice türler kıyılara akın etmeye başladılar.” (T. Halman)
Örnek 2: Sırra kadem bastı adam!

Sırt çevirmek deyiminin anlamı
* İhanet etmek ya da bir kimseyi zor bir durumunda yalnız bırakmak. Birine artık eskisi gibi iyi davranmamak, yakınlık göstermez olmak.
* İlgi göstermemek. Bir şeye artık önem vermemek, onu artık yapmamak ya da sürdürmemek.
Örnek: İşlerim bozulunca bana sırt çevirdi.
Örnek 2: “Batı âlemi Türkiye'den vazgeçemez, bizi yalnız bırakamaz, askerî ihtiyaçlarımıza sırt çeviremez. (T. Halman)

Sırt sırta vermek deyiminin anlamı
* Yardımlaşmak, iş birliği yapmak.
* Güçlerini, olanaklarını birleştirmek, işbirliği, elbirliği yapmak, birbirine destek olmak, dayanışmak.
Örnek: Sırt sırta verip bitiririz bu işi.

Sırtı pek deyiminin anlamı
* Güçlü kuvvetli kimseye veya yere güvenmek güçlü kişilerce desteklenmek.
* Soğuktan muhafaza edecek biçimde giyinmiş, kalın giysi giyinmiş kimse.
* Güçlü bir kimseye ya da yere güvenen.
Örnek: Ona göre hava hoş, çünkü karnı tok, sırtı pek nasıl olsa!

Sırtı yere gelmemek deyiminin anlamı nedir
* Yenilmemek, güçlü olmak.
* Sağlam olan durumu sarsılmamak, hiç yenilmemek, alt olmamak.
* Sarsılmamak, sağlam ve sağlıklı durumunu sürdürmek.
* Hiç yenilgi yüzü görmemek.
Örnek: Arkası yere gelmemiş bir adam olarak kalmalı o.
Örnek 2: Babamın destegi oldukça sırtım yere gelmez.
Örnek 3: Bu pehlivanın sırtı yere gelmez!

Sırtından geçinmek deyim anlamı
* Çalışmadan başkalarının kazançları üzerinden geçimini sağlamak.
* Asalak yaşamak, birinin kesesinden sağlamak.
Örnek: Öteki karınca türlerinin yuvalarını yağma edip kendi boyunduruklarına alıyor, onların sırtından geçiniyorlarmış.” (T. Halman)
Örnek 2: Yeter artık onun bunun sırtından geçindiğin, biraz da sen çalış çabala!

Sırtından vurmak deyiminin anlamı
* Size güven duyan bir kimseye ihanet etmek.
* Kendisine inanan, güvenen bir kimseye gizlice kötülük etmek.
Örnek: Onun beni sırtımdan vuracağı hiç aklıma gelmezdi.

Sözcüklerle oynamak deyiminin anlamı
* Kelimeleri farklı yazılışlarda ve anlamlarda kullanarak kelime oyunu yapmak.
Örnek: Yeni şairler şiirin aralarını yalnızca kullanmıyorlar, aynı zantatuia o aralarla özellikle de sözcüklerle oynuyorlar.

Sözde kalmak deyiminin anlamı
* Söz verilen bir şeyin yapılmaması.
* Yapılması kararlaştırılmış bir iş gerçekleşmemek.
* Bir iş, durum üzerinde konuşulup kararlaştırıldığı, yapılacağı söylendiği halde gerçekleşmemek ya da gerçekleştirilememek.
Örnek: Sözde kalacaksa konuşmamızın bir anlamı yok.

Sözü ağzında bırakmak deyiminin anlamı
* Birinin konuşmasını bölüp, sözünü tamamlamasına fırsat vermemek.
* Söylemekte olduğu şeyi bitirmesine fırsat vermemek, engel olmak.

Sözü bağlamak deyiminin anlamı
* Konuştuklarını bir sonuca ulaştırmak.
* Konuştuklarını bir sonuca vardırmak, konuşmayı sonuçlandırmak.
Örnek: Konuyu uzatma da, sözü bir yere bağla.
Örnek 2: Sözü bağlamasına az bir zaman kalmıştı ki bir gürültü koptu.
Örnek 3: “Sözü şöyle mi bağlayacağız, aydın kişinin hem akıllı hem bilgili hem zeki olması zorunludur.” (A. İlhan)

Sözü bir yere getirmek deyiminin anlamı
* Konuşma esnasında konuşmanın bir konuya gelmesini sağlamak.
* Konuşurken asıl üzerinde durmak istediği meseleye üstü kapalı değinmek, bu konunun üzerinde konuşulmasını sağlamak.
Örnek: Söylesene açıkça, sözü nereye getirmek istiyorsun?

Sözü çiğnemek deyiminin anlamı nedir
* Söyleyeceklerini açık ve kesin ortaya koyamamak, istediğini söyleyememek.

Söz kesmek deyiminin anlamı
* Ailelerle birlikte evlenmeye karar verildiğini belirten bir anlaşma yapmak.
* Evlenmek için anlaşıp kesin karar vermek.
* Erkek ve kız ailesi çocuklarının birbiriyle evlenmesi konusunda anlaşmak.
Örnek: Söz kesildi, iki ay sonra düğün olacak.
Örnek 2: O evlenmek üzere söz kesmiş, işi pişirmiş.” (H. R. Gürpınar)

Sözüm meclisten dışarı deyiminin anlamı
* Söylenilen bir sözün, konuşulan yerdeki ben olmadığını ifade eder.
* Konuşmam arasında hoşunuza gitmeyecek, kaba olabilecek, ağza alınması doğru olmayan sözler kullanacağım ancak bunların sizinle ilgisi yoktur anlamında kullanılır.
* Kullanacağım sözlerden burada olanlar alınmasın, gücenmesin. Sözüm burada olanlarla ilgili değil. Kullanacağım kaba sözcükler için şimdiden özür dilerim anlamlarındadır.
Örnek: Gülseren, sözüm meclisten dışarı, uygunsuz bir çift yakalamış bekçi, dedi.” (H. Taner)

Sözüm ona deyiminin anlamı
* İnanılmayan bir şey söylenmeden önce söylenir.
* Güya, sanki, öylesine, sözde anlamlarında kullanılır.
Örnek: Sakal, tozpembe yanaklarına sözüm ona, erkeksi bir gölge katıyor kuruntusundalar. (H. Taner)

Sözünde durmak deyiminin anlamı
* Yapmaya söz verdiği bir şeyi yapmak.
* Verdiği sözü yerine getirmek, verdiği sözden dönmemek, verdiği sözü tutmak, söylediğini yapmak.
Örnek: Demek sözünde duracaksın, iyi.
Örnek 2: Sözümüzde durmuştuk, benzeme bahsine girmedik.” (R. H. Karay)

Sözünden dönmek deyiminin anlamı
* Sözünde durmamak, sözünü bozmak.
* Söylenilen bir şeyi yapmamak.
* Verdiği sözü yerine getirmemek.
Örnek: Ahmet üniversiteyi kazanırsam sana telefon alacağım demişti ama kazanınca sözünden döndü.

Sözüne gelmek deyiminin anlamı
* İlk başta itiraz edilen ya da kabul edilmeyen bir şey; kabul etmek.
* En sonunda karşı çıktığı kimsenin fikrini kabul etmek.
Örnek: Demek sözüme geldin, o hâlde gidelim.
Örnek 2: Annesinin sözüne geldi de bana köpürdü.
Örnek 3: Ellerin sözüne geldin, beni terkettin.
Örnek 4: Başkasının sözüne gelmeyeceksin.
Örnek 5: Söze gelip , başkasını incitme.Zira oda başkasını dinler de seni siler.

Sözünü balla kesmek deyiminin anlamı nedir
* Bir kimsenin sözünü çok önemli ya da güzel bir söz kesmek.
* Sözünüzü kesmemi hoş görün; özür dilerim, sözünüzü kesmek zorunda kaldım anlamında kullanılır.

Sözünü esirgememek deyiminin anlamı
* Karşıdakinin incineceğini ya da üzüleceğini düşünmeden aklına geleni söylemek.
* Ne düşünüyorsa söylemek, kimseden çekinmemek, karşısındakini kıracağım diye kaygılanmamak.
Örnek: Çok patavatsız, sözünü esirgemez bir insandı.
Örnek 2: Ondan sözümü esirgeyecek değilim, tamam mı?
Örnek 3: Dikbaşlı ve sözünü esirgemez bir insan olduğundan orada bir köşede, küçük bir kâtip kalmıştı.

Sineye çekmek deyiminin anlamı
* Kötü bir davranışa ya da söze katlanmak, tepki vermemek.
* İstenmeyen bir durumu, bir zararı kabullenmek zorunda kalmak, ona ister istemez katlanmak.
* Bir zarara, hoş olmayan bir duruma, bir kötü söz veya davranışa ister istemez katlanmak.
Örnek: Uzun yıllar kocasının geçimsizliğini, kabalığını sineye çekti; durdu.
Örnek 2: “Onlar hızla geçer veya düşer musibeti sineye çekmek millete düşer.” (T. Halman)

Sinirleri altüst olmak deyiminin anlamı
* Sinirlenip ne yapacağını şaşırmak.
* Öfkesinden ne yapacağını bilememek, çok sinirlenmek, sinirlenip ne yapacağını şaşırmak.
* Haddinden fazla sinirlenmek; ne yapacağını şaşırmak, bilememek.

Sinirleri boşanmak deyiminin anlamı
* Duygularına hâkim olamayarak ağlamak ya da bağırmak gibi aşırı duygu durumları göstermek.
* Çok sinirlenerek kendini tutamayıp bağırmak, gülmek ya da ağlamak.
Örnek: “Şimdi soğukkanlı olan amcam, benim ise sinirlerim boşanmak üzere.” (A. Ümit)

Sinirleri bozulmak deyiminin anlamı
* Çok sinirlenip, ne yapacağını bilememek.
* Herhangi bir nedenle sinirlenmek, sinirli duruma gelmek.
* Çok sinirlenmek, ne yapıp edeceğini bilmeden şaşkın, karmaşık bir duruma düşmek.
Örnek: “Başı aylarca ağrımayan, sinirleri bozulmayan, yanılmayan sanatkâr, olduğu yerde sayandır.” (N. Hikmet)

Sinirleri gevşemek deyiminin anlamı
* Sinirliyken sakinleşmek, içe ferahlık gelmek.
* Sakin duruma gelmek sakinleşmek.
Örnek: Nasılsın yavrum, uyuduktan sonra biraz sinirlerin yatıştı mı? (S. M. Alus)
Örnek 2: Bu bitki çayını içince sinirlerim gevşedi.

Sivri akıllı deyiminin anlamı
* Enteresan fikirlere sahip olan.
* Kimsenin aklını beğenmeyen, düşünceleri kimseninkine benzemeyen, acayip fikirleri olan.
Örnek: Hangi sivri akıllıya uydunuz da böyle yaptınız!
Örnek 2: Böyle bir sivri akıllı, bulaşık biri çıkar ortaya, dirliği düzeni berbat eder. (K. Korcan kaynak)

Soğuk almak deyiminin anlamı
* Nezle olmak, üşüterek hastalanmak, üşütmek.
Örnek: Soğuk almışım, öksürüp duruyorum.
Örnek 2: İliklerine kadar da ıslanmış ve soğuk almış.” (N. F. Kısakürek)

Soğuk duş etkisi yapmak deyiminin anlamı
* Aniden öğrenilen kötü bir haber karşısında donup kalmak, ne yapacağını bilememek.
* Bir durum, haber karşısında hiç hoşa gitmemek, çok tatsız karşılanmak.
* Ansızın bildirilen tatsız bir haber karşısında olumsuz bir tepki göstermek.

Soğukkanlı olmak deyiminin anlamı
* Çabuk heyecanlanmamak, zor durumlar karşısında metanet ve sağlıklı düşünme yeteneğini kaybetmemek.
* Öfkeye, heyecana ya da telaşa kolayca kapılmamak, duygularını denetleyebilmek.
Örnek: Helâl olsun, ne soğukkanlı davrandı.
Örnek 2: “Önce ince manevralar denedi ama soğukkanlı olamadığı için göze çarpıyordu.” (R. Mağden)

Söz bir Allah bir deyiminin anlamı
* Verilen sözümü tutacağım anlamında kullanılır.
* Sözümü yerine getireceğime, sözümden dönmeyeceğime, Yaradanın birliğine inandığınız gibi inanın (Verdiğim sözü yerine getireceğim, ondan dönmeyeceğim; Cenab-ı Hakk'ın bir olduğunda şüphe yoktur; ona nasıl inanıyorsam, verdiğim sözün doğruluğuna da inanın) anlamında söylenir.
Örnek: Söz bir, Allah bir, seni ele vermem.” (Y. K. Karaosmanoğlu)

Söz birliği etmek deyiminin anlamı
* Bir konuda hep birlikte aynı şeyleri söylemek.
* Daha önce bir konuda anlaşarak aynı şeyi yapmak ya da söylemek.
Örnek: Ağız birliği etmeli, hep birlikte savunmalıyız kendimizi.
Örnek 2: “Çocuklar sanki söz birliği etmişçesine ortadan yok olmuşlar.” (H. Taner)

Söz çıkmak deyiminin anlamı
* İnsanlar arasında bir dedikodunun dolanması.
* Ortalıkta bir rivayet dolaşmak.
* Hakkında dedikodu yapılır olmak.
Örnek: Bir daha görüşmek istemiyorum, hakkımızda söz çıkacak diye korkuyorum.

Söz dinlemek deyiminin anlamı
* Söylenen şeyi yapmak, itaat etmek.
* Verilen bir öğüdü, bir sözü tutmak, davranışlarını buna uydurmak.
Örnek: Sözümü dinleseydin başına bunlar gelmezdi!

Söz geçirmek deyiminin anlamı
* Dediğini yaptırmak.
* Birine söylediğini, istediğini yaptırmak.
Örnek: Oğluna söz geçirdin mi ki bana karışıyorsun?
Örnek 2: Düğün sahipleri onlara söz geçiremediler. (M. Ş. Esendal)
Örnek 3: Her seferinde kalbine söz geçirerek zaaflarını denetleyebiliyordu. (M. Mungan)

Söz gelmek deyiminin anlamı
* Ayıplanmak, kınanmak.
* Bir davranışından veya sözünden ötürü eleştiriye uğramak, kötülenmek, yakınları kendisine darılmak.

Söz götürmez deyiminin anlamı
* Doğruluğu ve gerçekliği tartışılmayan, şüphesiz.
* Gerçekliği, doğruluğu kesin ve açık olan; tersi savunulamayan.
Örnek: Söz götürmez işler bunlar.

Söz kaldıramamak deyiminin anlamı
* Hassas olan kimseye söylenen hafif veya ima yollu hakaretlere bile itiraz etmek, gururuna yedirememek.
* Onuruna dokunan söze dayanamayıp karşılık verir yaradılışta olmak.

Söz kesmek deyiminin anlamı
* Ailelerle birlikte evlenmeye karar verildiğini belirten bir anlaşma yapmak.
* Evlenmek için anlaşıp kesin karar vermek.
* Erkek ve kız ailesi çocuklarının birbiriyle evlenmesi konusunda anlaşmak.
Örnek: Söz kesildi, iki ay sonra düğün olacak.
Örnek 2: O evlenmek üzere söz kesmiş, işi pişirmiş.” (H. R. Gürpınar)

Söz sahibi olmak deyiminin anlamı
* Bir konuda otorite sahibi olmak, sözünü dinletebilmek.
* Herhangi bir konuda konuşmaya yetkisi bulunmak.
* Bir konuda uzmanlığı ya da yetkisi bulunmak.
Örnek: Bu şirketin alım ve satımında söz sahibi olmadığımı da kim söylemiş?

Sorguya çekmek deyiminin anlamı
* Bir kişiyi sorgulamak.
* Yargıç sanığa, olayla ilgisini saptamak ereğiyle, bir suçla ilgili olarak sorular sorup yanıtlarını istemek.
* Bir kimseye, bir şeyi ya da bir şeyle ilgisini anlamak isteğiyle, çok soru sormak.
Örnek: Akşam eve gelince seni sorguya çekeyim de gör!
Örnek 2: Hayalimde polislerin beni karakola sürüklediklerini ve sıkı bir sorguya çektiklerini görüyordum.” (H. E. Adıvar)

Soyup soğana çevirmek deyiminin anlamı
* Her şeyini, varını yoğunu elinden almak ya da çalmak.
* Hiçbir şey bırakmamacasına soymak, hırsız bir yeri ya da kişiyi iyice soymak.
* Birinden, herhangi bir nedenle, ödeme gücü kalmayıncaya değin para çekmek.
Örnek: Dükkânı soyup soğana çevirmişler.
Örnek 2: Şimdi bu herifi soyduk soğana çevirdik, değil mi?” (A. Midhat)

Sökün etmek deyiminin anlamı
* Art arda gelmek, birbiri ardından görünmek.
* Bir şey çıkagelmek, art arda gelmek, birbiri ardından görünmek.
Örnek: Göçmen kuşlar ufuktan sökün ettiler.
Örnek 2: Bir geniş bayırdan oynak Çerkez atları sökün etti.
Örnek 3: Gelincikler sökün etmiş geliyorlar.

Söz açmak deyiminin anlamı
* Bir konudan bahsetmeye başlamak.
* Bir konu hakkında konuşmaya başlamak, laf açmak.
Örnek: Toplantıda felsefeden söz açtı.
Örnek 2: “Mademki göndermişler, onlardan kısaca da olsa söz açmak boynumuzun borcu oldu.” (N. Hikmet)

Söz almak deyiminin anlamı
* Konuşmak için izin istemek, görüşlerini bildirmek.
* Birinin bir iş yapacağını kesin olarak bildirmesini sağlamak.
* Kız istemede kız tarafının olumlu cevap vermesi.
Örnek: Çocuklar söz alarak konuşun, çok gürültü yapıyorsunuz!
Örnek 2: Toplantıda ilk olarak Ayşe söz almak istedi.
Örnek 3: İşimin yapılacağı konusunda bakandan söz aldım.

Söz altında kalmamak deyiminin anlamı
* Bir kimsenin incitici sözüne karşılık gereken cevabı vermek.
* Kendine dokunan sözün karşılığını hemen vermek.
* Bir münakaşa sırasında söylenen her dokunaklı söze karşılık vermek, söz altında ezilmemek.
“Örnek: Oğlunu savunmasını bilir, hiçbir sözün altında kalmazdı.” (H. Topuz)

Söz ayağa düşmek deyiminin anlamı
* Bir sözün çok sık tekrarlanmasından ötürü eski etkisini kaybetmesi.
* Bir konu üzerine herkesin görüş bildirmesi.
* Bir konu, ilgili ilgisiz herkesin düşünce bildirdikleri duruma gelmek.
* Bir konu, herkesin ağzına dökülmek, sorumsuz ve yetkisiz kimselerin düşünce bildirdikleri duruma gelmek.





Benzer Konular

canlı kuran oku kuran dinle kuran izle
mekke kabe canlı yayın izle
büyük islam ilmihali
hadisi şerif
yemek tarifleri
en güzel oyunlar, oyun oyna