E harfi ile başlayan deyimler ve anlamları
Ana Sayfa »Deyimler » E harfi ile başlayan deyimler ve anlamları

E harfi ile başlayan deyimler ve anlamları

   

E harfi ile başlayan deyimler ve anlamları

Eli uzun deyiminin anlamı
* Hırsızlığı alışkanlık hâline getirmiş kimse.
* Hırsız, fırsat buldukça bir şeyler aşırmaktan geri kalmayan.
* İstediği her şeye ulaşabilen.
Örnek: O adamın eli uzunmuş, bakın yaptıramayacağı iş yok.
Örnek 2: O kadar hırsız bir kişilikti ki eli uzun deyimi onu tanımlıyor.

Elifi görse mertek sanır deyiminin anlamı
* Cahil, eğitimsiz, okuma yazması olmayan kimse.
* Çok cahil olmak anlamına gelir.
* Cahil, okuması yazması yoktur.
Örnek: Ona mı akıl danışıyorsun, elifi görse mertek sanır o.

Enine boyuna düşünmek deyiminin anlamı
* Bir şeyi en ince detayına kadar tamamen düşünmek.
* Her yönü ile, eksiksiz, bütün ihtimalleri göz önünde tutarak.
* İri yarı, gösterişli (adam).
* Çok ince ayrıntıları ile, eksiksizce, enikonu.
Örnek: Bu öneriyi enine boyuna düşündükten sonra karar vermelisin.
Örnek 2: Şu meseleyi enine boyuna bir kez daha düşünelim.
Örnek 3: Örnek: Hulusi Bey elli yaşlarında, enine boyuna bir adamdı. (H. Taner)
Örnek 4: Benimle enine boyuna serbest konuşmaktan zevk alırdı. (Y. K. Beyatlı)

Elinden hiçbir şey kurtulmamak deyiminin anlamı
* Çok becerikli olmak, birçok şeyi yapabilmek.
* Hünerli, her şeyi becerebilir olmak.

Elinden bir şey gelmemek deyiminin anlamı
* Yapacak bir şeyi olmamak.
* Gücü yetmemek.
Örnek : Bu duruma gerçekten çok üzülüyordu, ama elinden hiçbir şey gelmiyordu.

Eli yatkın olmak deyiminin anlamı
* Bir şeyi yapmayı çabuk öğrenen, bir şeyi yapmaya alışmış kimse.
* Eli bir şey yapmaya alışık olmak, yetenekli olmak.
* Eli o işi yapmaya alışık olan kimse.
Örnek: Elinin resim yapmaya yatkın olduğunu söylerler.
Örnek 2: Yemek yapmaya eli yatkındı.

Eli sıkı olmak deyiminin anlamı
Kolay para harcamayan, cimri, çok tutumlu olmak.
Örnek: Bu kadar eli sıkı bir adam olmak zorunda değilsin.

Eli kalem tutmak deyiminin anlamı
* Eğitim öğretim görmüş, yazı yazmayı bilen kimse.
* Düşündüğünü yazmak. (Düşüncelerini derli toplu güzel bir ifade ile yazabilmek.)
Örnek: Elin kalem tutmaz mı senin?
Örnek 2: Senin bu konuda elin kalem tutuyor.

Eli kolu sıvamak deyiminin anlamı
Bir işi yapmak için hazırlanmak.
Örnek: Her şey için çok geç olmadan hemen eli kolu sıvamam gerekiyordu. (ÖYS 1989)

Eli varmamak deyiminin anlamı
* Bir işi doğru yapmayı istememek, gönlü razı olmamak.
* Bir işi yapmaya gönlü razı olmamak, kıyamamak.
Örnek: Bulaşıkları yıkamaya bir türlü elim varmıyor.

Elinden tutmak deyiminin anlamı
* Yardım etmek, desteklemek.
* Destek olmak, ilerlemesi için yardımda bulunmak.
* Yürümesine, kalkmasına, inmesine, çıkmasına yardım etmek.
* Birine yardım etmek, onu güçlüklerden kurtarmak, birini kayırmak.
Örnek: “.. Şiir sevenler bilir; şiir insanın içini ısıtır, yerine göre serinletir, düşüncelerin ağırlığından kurtarır, alır götürür insanları bir yerlere gönlünün elinden tutarak...” (YGS-2012)
Örnek 2: Hayatım boyunca elimden tutan olmadı.

Eline düşmek deyiminin anlamı nedir
* Bir kimseye muhtaç olmak ya da onun emri altına girmek.
* Yakalanmak.
* Egemenliği buyruğu altına girmek, düşmanın ya da kendisine hıncı bulunan birinin hâkimiyetinde kalmak.
Örnek: Kale düşman eline düştü.
Örnek 2: Haydutların eline düştü.
Örnek 3: Elbet bir gün elime düşersin.
Örnek 4: Çocuk iyi bir öğretmenin eline düştü.
Örnek 5: Düşmanın eline düşmemek için bir yol bulmalıyız.

Eline su dökememek deyiminin anlamı
* Herhangi bir konuda bir kimseden üstün olmamak, yetenek veya bilgi de ondan aşağı olmak.
* Sözü edilen kişi, değerce ondan çok geride.
* Onun çırağı dahil olamaz. Güçte ve değerde onunla yarışa bile giremez.
* Ustalık derecesinde ondan çok gerilerde. Onun kalite ve derecesinden çok uzaktadır.
Örnek: Sen hamur açmakta Fatma`nın eline su dökemezsin.
Örnek 2: Mehmet'in eline hiç kimse su dökemez.
Örnek 3: Basketbolda Cenk en iyi oyuncudur. Kimse eline su dökemez.
Örnek 4: Temizlik denilince annemin eline kimse su dökemez.
Örnek 5: Meseleleri halletmekte Sanem'in eline kimse su dökemez.

Elini kolunu sallaya sallaya gelmek deyiminin anlamı
* Bir işten sonuç almaksızın dönmek, gelirken hiçbir armağan getirmemek.
* Bir yere eli boş gelmek, bir işten sonuç almadan dönmek yada hiçbir şeyden korkmadan gelmek anlamına gelir.

Elini kolunu sallaya sallaya gezmek deyiminin anlamı
* Kimseden çekinmeden rahat bir biçimde ortada dolaşmak.
* Pervasızca, çekinmeden, kimseden korkmadan dolaşmak.
* Ortada görünmemesi gereken kimse pervasızca dolaşmak.
Örnek: Bunca ağır suç işlemesine rağmen elini kolunu sallaya sallaya gezmesi şaşılacak şey doğrusu.
“Örnek 2: Bütün memleketi, elimi kolumu sallayarak serbest ve rahat dolaşmaya başlamıştım.” (Y. K. Karaosmanoğlu)

Elini sıcak sudan soğuk suya sokmamak deyiminin anlamı
* İş yaptırmamak, sıkıntıya sokmamak, rahat bir şekilde yaşamasını sağlamak.
* Çok nazlı olmak, evde hiçbir iş yapmamak, zor işlerden kaçınmak.
* Çok rahat bir hayat sürmek.
Örnek: Ne kadınmış o da, elini sıcak sudan soğuk suya soktuğunu görmedim daha!
Örnek 2: Kaynanası, gelininin elini sıcak sudan soğuk suya değdirmiyor.

Elinin altında olmak deyiminin anlamı nedir
* Her an ulaşılabilir bir konumda tutmak, hazırda bulunmak.
* İstediği anda ele alıp kullanabileceği bir yerde bulunmak, buyruğunda olmak.
Örnek: İyi bir usta, araç ve gereçlerinin elinin altında olmasını ister.

Ecel teri dökmek deyiminin anlamı nedir
* Çok büyük bir korku ya da kaygı içinde beklemek.
* Çok korkmak, heyecan içinde bulunup terlemek, korku ve bunalım içinde olmak.
* Bir tehlike karşısında kalıp büyük sıkıntı içine düşmek.
* Tehlikeden dolayı çok korkmak, çok sıkılmak veya bunalım geçirmek.
Örnek: Köprüden geçerken ecel terleri döktüler.
Örnek 2: Bu sene girdiği ehliyet sınavında Ekrem ecel terleri döktü.

Eceline susamak deyiminin anlamı
* Ölümü istermiş gibi tehlikeli işlere girişmek.
* Ölümüne yol açacak kadar tehlikeli işlere girişmek.
* Ölmek istermiş gibi tehlikeli işlere girişmek
Örnek: Bırak o silâhı elinden, eceline mi susadın sen?
Örnek 2: Elinde silah olan adama küfrediyorsun, eceline mi susadın?
Örnek 3: Ecelinize mi susadınız, arabanın önüne atlanır mı?

Eciş bücüş deyiminin anlamı
* Yamuk yumuk, düzgün olmayan, şekilsiz bir biçim almış bulunan.
* Çarpuk çurpuk, eğri büğrü, düzgün yanı olmayan, çirkin bir biçim almış bulunan.
Örnek: Eciş bücüş bir yazıyla karşılaşınca şaşırdı.

Edebiyat yapmak deyiminin anlamı
* Çok süslü, sanatlı, eskimiş kelimelerle ve ağdalı konuşmak.
* Bir işe yaramayan, konuyu açıklamaya yetmeyen, gerçeği yansıtmayan süslü, parlak ve gereksiz sözler söylemek.
* Bir konu üzerinde gereksiz yere, konuyla ilgisi olmayan, süslü sözler söylemek.
Örnek: Edebiyat yapmaya amma da meraklı bir insanmış.

Efkar dağıtmak deyiminin anlamı
* Hissedilen sıkıntı ve kederi gidermek için bir şeyler yapmak.
* Sıkıntıyı gidermek, üzüntüyü yok etmeye çalışmak.
* Üzüntüsünü ortadan kaldırmak, uzaklaştırmak.
Örnek: Sahile efkâr dağıtmak için inmiş olmalı.

Eğip bükmek deyiminin anlamı
* Bir şeyin aslını bozarak başka bir biçime getirmek.
* Söylenen bir şeyi değiştirerek ya da farklı yorumlayarak çıkarına uygun hâle getirmek.
Örnek: Onları kullanırken ince eleyip sık dokuyorum. Eğip büküyor, kesip biçiyorum.

Ekmeğinden etmek deyiminin anlamı
* Bir kişinin para kazanmasına engel olmak, işten çıkarmak.
* İşinden çıkarmak veya atmak.
Örnek: Adamı durup dururken ekmeğinden ettiler.

Ekmeğine göz dikmek deyiminin anlamı
* Bir kişinin kazancına sahip olmak istemek.
* Birinin geçimini sağlayan işi elinden almaya çalışmak.
* Birinin geçim kaynağını tehlikeye düşürmek.
* Bir kimseyi acı ve gözyaşları içinde bırakacak davranışlarda bulunmak.
Örnek: O da başka yerde satsın, burada bizim ekmeğimize göz dikmesin.

Ekmeğine kuru ayranına duru mu dedik ne demek
* Sana dokunacak, seni küçük düşürecek bir söz mü söyledik! anlamında kullanılan bir söz. Bir başka şekli; kimin tavuğuna kış demişiz?
* Seni incitecek, başkalarının önünde küçük düşürtecek bir söz mü söyledik, bağlamında söylenir.

Ekmeğine yağ sürmek deyiminin anlamı
* İstemediği hâlde birisinin kazancını arttıracak ya da işine yarayacak şekilde hareket etmek.
* Birinin yararına göre eylemde bulunmak, istemese de birinin işine yarayacak biçimde hareket etmek.
* İşini kolaylaştırmak, kendisi istemese de farkında olmadan bir başkasının işine yarayacak davranışta bulunmak.
Örnek: O işi bana vermemekle yabancıların ekmeğine yağ sürdün sen.
Örnek 2: Kalecinin yaptığı bireysel hatalar rakibin ekmeğine yağ sürdü.

Ekmeğini it yer yakasını bit yer deyiminin anlamı
Kazandıklarından başkaları faydalanan kişiler için kullanılır.

Ekmeğini kazanmak deyiminin anlamı
* Geçimini sağlayacak parayı kazanmak.
* Geçimini temin edecek, ihtiyaçlarını karşılayacak parayı kazanmak.
* Geçinmek, hayatını devam ettirmek için gerekli parayı kazanmak.
Örnek: Kaygılanma, ekmeğini kazanmasını bilir o.
Örnek 2: Şu anda kendi ekmeğini kazanıyor.

Ekmeğini taştan çıkarmak anlamı
* En zor durumlarda bile bir şekilde geçimini sağlayabilmek
* Geçimini sağlamakta becerikli olmak.
* En zor işleri bile yapıp geçimini sağlayacak becerilikte olmak, her türlü işi yapmak.
* Hayatını çok zor şartlar altında kazanmak. Becerisi fazla olduğu için her ortamda geçimini temin etmek.
Örnek: Ekmeğini taştan çıkaran insanların arasına katılmakta gecikmedi.
Örnek 2: Gece gündüz çalışıyordu,ekmeğini taştan çıkarıyordu.
Örnek 3: Babam çalışarak ekmeğini taştan çıkarır.

Ekmek aslanın ağzında deyiminin anlamı nedir
* Para kazanmak ve geçimini sağlamak zor anlamında kullanılır.
* Geçim sağlayacak bir iş bulmak ve para kazanmak kolay değildir.
Örnek: Bu devirde ekmek aslanın ağzında.
Örnek 2: Bu iş beni çok yoruyor, ama ekmek aslanın ağzında.

Ekmek bedir'in su hıdır'ın yiyin kudurun için kudurun deyiminin anlamı
* Başkalarının kazancından geçinenler hakkında söylenir. Genelde çocuklara kızılınca söylenir.
* Çalışmadan, emek sarfetmeden başkasının kazancından beslenmek.

Ekmek elden su gölden deyiminin anlamı
* Kendisi kazanmayıp başkalarının kazancı ile geçinen kimselerin durumunu anlatmak için kullanılır.
* Kendi çalışmadan başkalarının kazancı ile rahatça kaygı duymadan yaşam sürme.
* Çalışıp gayret sarf etmeden başkasının kazancı ile geçinmek. Bedavacılık etmek.
* Kendi ihtiyaçlarının başkaları tarafından karşılanması demektir.İnsanlara yük olan ve hiç bir şey için emek vermeyen insanlar için kullanılmaktadır.
Örnek: Geldiğinden beri bir iş yaptığın yok; oh, ekmek elden su gölden.
Örnek 2:  Oh ne rahat hayat, ekmek elden su gölden!

Ekmek kapısı deyiminin anlamı
* Çalışıp para kazanılan, geçim sağlayan iş yeri.
* Kazanç, geçinmek için kazanılan para.
Örnek: Ekmek parası kolay kolay kazanılmıyor.
Örnek 2: O dükkân benim ekmek kapım, asla satmam, satamam onu!

Ekmek kavgası deyiminin anlamı
* Geçim sağlanan yer için kullanılır.
* Çok zor şartlarda geçim sağlama, geçim derdi.
* Geçim sağlamak için çalışıp uğraşmak.
Örnek: Bütün gün ekmek kavgasındaytz, e hâliyle yoruluyor insan.

Eksik gedik deyiminin anlamı
Ufak tefek ihtiyaçları ifade eder.
Örnek: İkramiye ile eksiği gediği kapadılar.
Örnek 2: Bunun hiçbir eksiği gediği yok.

Ekşi yüz deyiminin anlamı
* Yüzü gülmeyen, sürekli somurtan.
* Somurtkan, asık yüz.
Örnek: Onun ekşi yüz göstermeye hakkı yoktu.

El açmak deyiminin anlamı
* Dilenmek.
* Yardım istemek, başkasının yardımını almak için yalvarmak.
Örnek: İhtiyarlayıp da el açacağı hiç aklına gelmemişti.
Örnek 2: Oturup kör gibi, namerde el açmak iyi mi? (M. A. Ersoy)

El altından deyiminin anlamı
* Gizlice, saklı bir şekilde.
* Kimsenin haberi olmadan, gizlice.
Örnek: Parayı el altından verdi.
Örnek 2:  İşlerini el altından yürütüyormuş.

El atmak deyiminin anlamı
* Bir işe girişmek, müdahale etmek.
* Birisinin işine karışmak.
* Yardım istemek, yardım etmek.
Örnek: Üstüne vazife olmayan işe el atma sakın!
Örnek 2:  Şu işe bir el at da yapalım.
Örnek 3: Abi sen benim işlerime ne zaman el attıysan o işte çuvallıyoruz.
Örnek 4: Öyle bir işe el attım ki çok başarılı olacağız.

El ayak çekilmek deyiminin anlamı
* Ortamın ıssızlaşması. Bir başka şekli; el etek çekilmek.
* Ortalıkta kimse kalmamak, ıssızlaşıp sessizleşmek.
Örnek: Bu iş ancak el ayak çekildikten sonra yapılır.

El basmak deyiminin anlamı
* Kutsal bir şey üzerine yemin etmek.
* Yemin etmek, kutsal bir şey üzerine el koyarak ant içmek.
* Kutsal sayılan bir şey üzerine el koyarak yemin etmek.
Örnek: Kur'ân'a el basarım ki bu işi ben yapmadım.

Eteği ayağına dolaşmak deyiminin anlamı
* Telaşla başlanan bir işte sakarlık yapmak, eli ayağln dolaşmak.
* Telâş, korku ve heyecandan yürüyüşünü ve yapacağı işi şaşırmak.

Eteğine yapışmak deyiminin anlamı
* Bir kimseden yardım istemek, koruyuculuğu altına girmek.
* Bir kimsenin manevî desteğini istemek.
* Varlıklı, sözü geçer bir kimseden yardım ve himaye istemek.
Örnek: Korkudan annesinin eteğine yapıştı.

Etekleri tutuşmak deyiminin anlamı
* Çok telâşlanmak, aceleye getirmek, heyecanlanmak.
* Herhangi bir olay karşısında telaşlanmak, ne yapacağını bilememek.
* Korku heyecan ve telaş içinde olmak anlamına gelmektedir.İnsanların çok korkacağı şeyler olduğu zaman ne yapacağını bilmedikleri zamanlarda bu deyim kullanılır.
Örnek: Babasını parkta göremeyince etekleri tutuşmaya başladı, yoksa gelmeyecek miydi?
Örnek 2: Babasının geldiğini duyunca birden etekleri tutuştu.
Örnek 3: Sınavın yarın olduğunu öğrenince etekleri tutuştu.
Örnek 4: Etekleri tutuşunca hemen beni arar yardım isterdi.

Etekleri zil çalmak deyiminin anlamı
* Çok mutlu olmak, çok sevinmek, işler yolunda olmak.
* Alınan sevinçli bir haber üzerine telaşa ve heyecana kapılmak.
* Çok mutlu olacağı haberler alan,mutlu olan,çok sevinçli olan ve bu mutluluk ile yerinde duramayanlar için kullanılan bir deyimdir.
Örnek: Yazılı sınavı umduğundan iyi geçen Halit`in etekleri zil çalıyordu.
Örnek 2: Teyzesinin geleceğini duydu ya, etekleri zil çalıyor.
Örnek 3: Sınavı iyi geçen Alper'in etekleri zil çalıyor.
Örnek 4: Üniversiteyi de kazandı ya etekleri zil çalıyor.

Eti ne budu ne deyiminin anlamı
* Güçsüz, kuvvetsiz anlamında kullanılır.
* Bir kimsenin küçük, cılız veya olanaklarının sınırlı, parasını az olduğunu anlatmak için söylenir.
Örnek: Eti ne budu ne ki o adama karşı koymaya kalktı?
Örnek 2: Ona baskı yapma, zavallının eti ne butu ne?

Eti senin kemiği benim deyiminin anlamı
* Tamamıyla teslim etmek, verilen şeyin istediği gibi kullanmasına izin vermek.
* Çocuk velilerinin öğretmene ya da ustaya çocuğun eğitiminde kendine tam yetki verdiğini anlatmak için söylenir.
* Ne yaparsan yap ama iyi bir insan olmasını sağla. (Öğretmene, öğrenci teslim edilirken söylenir, öğretmenin, eğiticinin kişiliğine güveni anlatır.)
* “Çocuğumu gerektiği gibi yetiştirmek için istediğin cezayı verebilirsin” anlamındadır.

Etliye sütlüye karışmamak deyiminin anlamı
* Kimsenin işine karışmamak, kendi hâlinde olmak, hiç bir şeyle ilgilenmemek.
* Kendini alâkadar etmeyen meselelerden, toplumu derinden etkileyen olaylardan uzak durmak, kaçınmak ve hiçbiriyle ilgilenmemek.
* Toplum içindeki akımlardan uzak durmak, hiçbiriyle ilgilenmemek. Kendi hâlinde bir öğrenci işte, etliye sütlüye karışmaz.
* Kendini ilgilendirmeyen hiçbir şeye karışmamak. Toplumun hiçbir sorunu ile ilgilenmemek.
Örnek: Kendine sahip çık, sakın etliye sütlüye karışayım deme oğlum.

Etrafında dört dönmek deyiminin anlamı
* Bir kişinin sürekli etrafında dolaşmak. Bir diğer Şe etrafında pervane olmak.
* İstediğini elde etmek amacıyla bir kimsenin, bir şeyin yanından ayrılmamak, ona aşırı ilgi göstermek.
* İsteğini elde etmek için birinin yanından ayrılmayıp gönlünü etmeye çalışmak.
Örnek: Çocuklar Nasreddin Hoca'nın etrafında dört dönmeye başladılar.

Ettiğini bulmak deyiminin anlamı
* Yaptığı kötü davranışın karşılığını görmek.
* Yaptığı bir kötülüğün cezasını görmek (Yaptığı kötülüğün cezasını çekmek).
Örnek: Siz hiç merak etmeyin, oda ettiğini bulacak.

Ev açmak deyiminin anlamı
* Birisini evine davet etmek.
* Yeni bir ev kurmak, boş evi alıp içinde oturulacak hâle getirmek.
Örnek: Evlendikleri günün ertesinde ev açmaya karar verdiler.

Evde kalmak deyiminin anlamı
* Yaşı büyük olmasına rağmen evlenmemiş kimse.
* Yaşı ilerleyen kızın evlenememesi.
* Kız için evlenme çağı geçmiş olmak.
Örnek: Evde kalmak korkusu zavallı kızı yiyip bitiriyordu.

Evdeki hesap çarşıya uymamak deyiminin anlamı
* Önceden yapılan bir planın, uygulamaya geçildiğinde hesaplandığı gibi gitmemek, başka bir yönde işlemek.
* Önceden tasarlanan, düşünülen bir iş umulduğu gibi gitmemek, başka bir yönde gelişmek.
* Planlanan durumlarla ulaşılan sonuçlar her zaman aynı olmayabilir anlamında kullanılır.
Örnek: Babam, izin vermeyince sinemaya gidemedik, evdeki hesabımız çarşıya uymadı.
Örnek 2: O kadar uğraştık ama evdeki hesap çarşıya uymadı, bu paraya istediğimiz gibi bir ev bulamadık.

Eyvallah etmek deyiminin anlamı
* Hoş görerek kabul etmek.
* Bir kişiye minnet etmek.
* Minnet altına girip boyun eğmek.

Ezbere iş görmek deyiminin anlamı
* Bir işi, yeni durumunu incelemeden önceden yaptığı gibi yapmak, gelişi güzel yapmak.
* İncelemeden, özenmeden, gerekli olan bilgiyi almadan, gelişi güzel iş yapmak.
Örnek: Ben sana ezbere iş görme demedim mi?

Ezilip büzülmek deyiminin anlamı
* Güç bir duruma düşüp davranışlarıyla utandığını belli etmek.
* Bir ricada bulunulan kişinin karşısında gururunu ayaklar altına almak.
* Aşırı sıkılgan davranmak.
Örnek: Hiçbir insanın karşımda ezilip büzülmesine tahammülüm yoktur.
Örnek 2: Ezilip büzüldüğü belli oluyor, onun kendisini rahat hissetmesini sağlayın.

El üstünde tutmak deyiminin anlamı
* Çok değer vermek, çok saygı ve sevgi göstermek.
* Çok değer verilip sevilmek, kendisine büyük ölçüde saygı gösterilmek.
* Bir kimseye çok saygı ve sevgi göstermek.
* Bir kişiye çok önem vermek ve o kişiye büyük saygı duyarak incinmesinden korkmak.
Örnek: Dedem ailemizde el üstünde tutulurdu.
Örnek 2: “Ama azdır sanatçılara saygı gösterenler, onları el üstünde tutmak isteyenler.” (S. Birsel)
Örnek 3: İnsanların hayatında el üstünde tuttukları birileri mutlaka vardır.

El yarası değil dil yarası deyiminin anlamı
Fizikî olarak verilen değil, söz ile verilen zarar, incitici ve kırıcı söz.

El yordamıyla deyiminin anlamı
* Geleceğini ya da önünü görmeden, deneme yanılma yöntemi ile bir yere gitmeye ya da bir şeyi yapmaya çalışmak.
* Tahminlerine, sezgilerine dayanıp elle yoklayarak.
* Elin duyumu ve yardımı ile varlıkları algılama.
Örnek: El yordamıyla kibrit kutusunu buldum.

Elde avuçta bir şey kalmamak deyiminin anlamı
* Sahip olduğu mal varlığını harcamış olmak veya kaybetmek, fakir kalmak.
* Parasını, malını, tüm varlığını harcayıp bitirmiş olmak.
* Bütün mal ve parasını harcamak, bitirmek. Malı, parası kalmamak.
Örnek: Elde avuçta bir şey kalmayınca ne yapacağını şaşırdı.

Elde etmek yakalamak deyiminin anlamı
* Bir şeye sahip olmak.
* Bir kimseyi kazanmak ya da ele geçirmek.

Elde kalmak deyiminin anlamı
* Bir malı satamamak, elden çıkaramamak.
* Harcanandan arda kalan.
* Bir malın satılmayıp geride kalan kısmı.
Örnek: Şu kasadaki üzümler elde kaldı.

Elden ayaktan düşmek deyiminin anlamı
* Hastalık ya da yaşlılık sonucu temel ihtiyaçlarını gideremez hâle gelmek.
* Yaşlılık, hastalık sebebiyle iş yapamaz, yürüyemez, kendi işini göremez duruma gelmek.
* Çok yaşlandığı için veya hastalıktan halsiz düştüğü için iş yapamaz, yürüyemez durumda olmak.
Örnek: Allah kimseyi elden ayaktan düşürmesin.

Elden çıkarmak deyiminin anlamı
* Sahibi olunan bir şeyi satmak ya da vermek.
* Yitirmek.
* Sahip olduğu şeyi satmak, mülkiyeti başkasına geçmek.
Örnek: Eskilerden bir kısmını yok pahasına elden çıkarmak gerekecek.” (H. Taner)
Örnek 2: Sanki o, kaçırdığım, elden çıkardığım bir fırsattı.” (N. F. Kısakürek)
Örnek 3: Otomobilimi elden çıkarmak istiyorum.

Elden ele geçmek deyimi açıklaması
Birçok sahip değiştirmek.
Örnek: Bu kitap elden ele geçiyor.
Örnek 2: Elden ele geçen ve fiyatı giderek artan bu silahlar eski ve güçsüzdür ama çetecilik için yeterlidir.” (A. Kutlu)

Elden ele dolaşmak deyiminin anlamı
* Çok ilgi görüp, beğenilmek.
* Pek çok kişi tarafından kullanılmak, bir çok sahip eline geçmek.
* Bir şeyin bîrden çok kimse tarafından ayrı ayrı zamanlarda kullanılması.
Örnek: Elden ele dolaşan atı nihayet geri almayı başardı.

Elden geçirmek deyiminin anlamı
* Kontrol etmek, eksik ve bozuklukları gidermek.
* Eksiklikleri düzeltmek, onarmak; denetlemek için pek çok şeyi ele alıp yoklamak, gözden geçirmek.
* Bir sürü eşyayı alıp durumlarını kontrol etmek.
Örnek: Yaptığın işi bir daha elden geçir.
Örnek 2: Yeni aldığı bilgisayarını elden geçirdi.

Ele almak deyiminin anlamı
* Bir konuyu incelemek, araştırmak, görüşmek.
* Bir şey üzerinde çalışmaya başlamış olmak.
* İncelemek, araştırmak veya tenkit etmek.
* Bir şeyin kötü yanlarını tespit edip eleştirmek. Bir kimseyi iyice dövmek.
Örnek: Başarılı eleştirmen, yazarın anlatım pürüzlerini ele alır.
Örnek 2: Konuyu yeni baştan bir daha ele alalım.
Örnek 3: Bu yazısında Türk romanının hiç eleştirilmeyen yanlarını ele aldı.

Ele avuca sığmamak deyiminin anlamı nedir
* Söz dinlememek, kural tanımamak, zapt edilememek.
* Şımarık davranmak.
* Taşkın davranışlarda bulunmak. Söz, kural tanımamak. Çok hareketli, söz dinlemez olmak.
Örnek: Sen ne ele avuca sığmaz bir çocukmuşsun meğer.

Ele geçirmek deyiminin anlamı
* Bir kimseyi yakalamak.
* Bir bölgeyi hâkimiyet altına almak.
* Sahip olmak, kaçan bir kimseyi yakalamak.
Örnek: Şu toprak parçasını da ele geçirdik mi işimiz tamam demektir.

Eli açık deyiminin anlamı
* Cömert ve yardımsever kimse.
* Cömert, çok para harcayan, sakınmadan para verebilen.
* İnsanların cimrilik etmemesi,yeri geldiği yerde cömert olması harcamaktan korkmaması.
Örnek: Eli açık olan insanları severim.

Eli ağır deyiminin anlamı
* Güçlü, kuvvetli, vurduğu zaman can yakan, vurunca çok acıtan.
* Oldukça yavaş iş yapan.
* Kendisine verilen işi gereğinden daha fazla zamanda yapan, işini çabuk yapamayan.
Örnek: Eli o kadar ağırmış ki enseme gülle düştü sandım.

Eli ayağı buz kesilmek deyiminin anlamı nedir
* Korku, heyecan ve üzüntüden ne yapacağını bilemez duruma gelmek, donup kalmak.
* Çok üşümek.
* Ansızın aldığı bir haberden dolayı iş yapamayacak durgunluk içine gelmek.
* Birdenbire aldığı bir haber sonrasında çok üzülmek, eli ayağı tutulmak, iş yapamaz duruma gelmek.
Örnek: Haydi elimiz ayağımız buz kesmeden girelim içeri.
Örnek 2: Duyduğu garip seslerden sonra eli ayağı buz kesildi ve öylece kalakaldı.

Eli ayağı tutmamak deyiminin anlam
* İş yapabilecek güçte olmamak, bedenî gücü var olmamak.
* Korku, heyecan ve üzüntüden ne yapacağını bilemez duruma gelmek, donup kalmak.
* Çok üşümek.

Eli bayraklı deyiminin anlamı
* Edepsiz, kavgacı kimse.
* Kavgacı, şirret, edepsiz.
Örnek: Onun eli bayraklı bir kadın olduğunu daha yeni anladınız.

Eli boş dönmek deyiminin anlamı
* Gittiği bir yerden ya da yaptığı bir işten bir umduğunu alamadan dönmek.
* Umduğunu alamadan geri dönmek.
* Elinde hiç bir şey olmadan veya hiç bir şey getirmeden dönmek.
Örnek: Eli boş döneceği hiç aklıma gelmezdi.
Örnek 2: Çarşıya gittik,ama elimiz boş döndük.
Örnek 3: Nereyi arayıp taradılarsa elleri hemen hemen boş döndüler.” (Halikarnas Balıkçısı)

Eli böğründe kalmak deyiminin anlamı
* Bir şeyi yapmak isteyip bitirememek, başarısızlığa uğramak. Diğer bir şekli ise hevesi kursağında kalmak.
* Çaresiz kalmak, bir şey yapamaz duruma gelmek, başarısızlığa uğramak.
* Çaresiz, iş yapamayacak durumda bulunmak, kalmak.
Örnek: Tek hayvanın öldüğünü görünce eli böğründe kaldı.

Eli cebine varmamak deyiminin anlamı
* Cimri olmak, para harcamayı istememek, borcunu ödemeye niyetlenmemek.
* Para harcamak istememek.
* Cimri olmak, para harcamaya kıyamamak.
Örnek: Ondan da yardım istediler, ancak eli cebine bir türlü gitmedi, arkasını dönüp uzaklaştı.

Eli çabuk deyiminin anlamı
* İşini hızlı bir şekilde yapan kimse.
* Tez iş gören, süratli iş gören.
* Bir işi çabuk yapan, çabuk bitiren.
Örnek: Eli çabuk adamlara ihtiyacımız var.

Eli cebine gitmemek deyiminin anlamı
* Cimri olmak, para harcamayı istememek, borcunu ödemeye niyetlenmemek.
* Cimri olmak, para harcamaya kıyamamak.
Örnek: Ondan da yardım istediler, ancak eli cebine bir türlü gitmedi, arkasını dönüp uzaklaştı.

Eli dar olmak deyiminin anlamı
* Nakit sıkıntısı çekmek, maddi zorluk içinde olmak.
* Geçimini güçlükle sağlayabilen kimse, muhtaç, yoksul, fukara, düşkün.
* Geçimi için para sıkıntısı çeken.
* Hindistan'da yokluğa, eziyete kendisini alıştırmış kimselere verilen ad.
Örnek: Eli darda insanlara yardım etmek insanlık borcudur.

Eli hafif olmak deyiminin anlamı
* Doktor ve hemşireler için kullanılır; iğne yaparken acıtmamak.
* İncitmeden, can yakmadan iş gören.
Örnek: İğneyi Hatice hemşireye vurdurun eli hafiftir onun.

Eliyle koymuş gibi bulmak deyiminin anlamı
* Aramadan, kolayca tespit etmek.
* Aradığı şeyi söylenen yerde çok kolay bulmak.
Örnek: Onca şeyin arasında küçücük düğmeyi eliyle koymuş gibi buluverdi.

Elle tutulur gözle görülür deyiminin anlamı
* Çok belirgin çok açık, gizli bir tarafı yok.
* Somut delillerle ispatlarımı nesneler için kullanılır.
Örnek: Şu zamana kadar elle tutulur gözle görülür bir iş yaptın mı sen?

Emeği geçmek deyiminin anlamı
* Bir şeyin ortaya çıkması için çalışmış olmak.
* Yardım etmiş olmak.
* Bir şeyin yapılmasında kendisinin de katkısı bulunmak. Yada bir şeyin yapılmasında kendisi de çalışmış olmak.
Örnek: Şu caminin yapımında kimlerin emeği geçmedi ki.
Örnek 2: Bu işte onun da çok emeği geçti.

Emek vermek deyiminin anlamı
* Bir şey için çaba harcamak.
* Bir şeyin meydana gelmesi için özenle ve çok çalışmak.
Örnek: İyi bir sonuç mu almak istiyorsun? Emek ver, gayret et.

Emir kulu deyiminin anlamı
* Kendisine emredilen işi yapmak zorunda olan kimse.
* Emri yerine getiren. Kendisine emredilen işi yapmak zorunda olan kimse.
* Başkasının verdiği emirleri yerine getiren.
Örnek: Emir kulu olmak o kadar da kolay değil.

Eninde sonunda deyiminin anlamı
* Nihayet, en sonunda.
* Mutlaka.
Örnek: Eninde sonunda onu bulacağım.

Ense yapmak deyiminin anlamı nedir
* Hiçbir iş yapmadan keyfine bakmak, yan gelip yatmak.
* Yemek, içmek ve keyfine bakmak, hiç iş yapmamak.
* Tembellik yaparak; yemek, içmek, yatmak, keyfine bakmak. Yapması gereken işleri yapmamak.
Örnek: Ense yapmayı bırak da biraz işle ilgilen.
Örnek 2: Beyim ense yapsın, biz burda çalışalım, didinelim ne güzel memleket!

Ensesi kalın deyiminin anlamı
* Güçlü, kuvvetli ve güçlü birileri tarafından desteklenen.
* Parası çok, varlıklı, sözü geçer, ödeme gücü yüksek.
Örnek: Neden şu ensesi kalın adamlardan yardım istemiyorsunuz.

Ensesinde boza pişirmek deyiminin anlamı
* Bir kimseyi azarlayıp, hakaret ederek zor duruma düşürmek.
* Birini bir iş yapması için sürekli sıkıştırmak, onu kızgın duruma getirmek.
* ısıtmak, kızgın duruma getirmek. Birini çok üzmek, tedirgin etmek, sürekli çalıştırmak.
* Sıkıştırıp tedirgin etmek, eziyet etmek.Örnek: İşlerin yavaş gittiğini gören patron işçilerin ensesinde boza pişirmeye başladı.
Örnek 2: Güneş, bütün gün enselerinde boza pişirmiş, vücutlarının teri mintanlarının üstüne çıkmıştı.” (H. Taner)
Örnek 3: Şimdi çocuk evde ensemde boza pişiriyor.” (R. N. Güntekin)

Ensesine yapışmak deyiminin anlamı
Yakalamak, yakalayıp sıkıştırmak.
Örnek: Bir hamlede ensesine yapıştı çocuğun.
Örnek 2: Polisler ikametgâhsız diye ensene yapışırlar, seni deliğe tıkarlar.(Y. K. Beyatlı)

Es geçmek deyiminin anlamı
* Atlamak, bir şeyi yapmadan ya da görmeden sıradakine geçmek, dikkate almamak.
* Dikkate almamak, sözleri arasında o konuya dokunmamak.
* Üzerinde durmamak, boş vermek, önemsememek
Örnek: Borç meselesini es geçmesine fırsat vermeyin.
Örnek 2: Ortaya zam falcısı diye biri çıkar da hiç gazeteler, gazeteciler es geçerler mi bu haberi, olayı.” (M. İzgü)

Esamesi okunmamak deyiminin anlamı
* Bir kimseyi önemsememek, dikkate almamak.
* Kendisine değer verilmemek, adı anılmamak.
Örnek: Onun buralarda hiç esamisi okunmaz.
Örnek 2: Sen babasının gönlünü ettikten sonra kızın esamesi mi okunur bre usta! (O. Kemal)

Esip gürlemek deyiminin anlamı
* Bağırarak kötü sözler söylemek, hakaret etmek.
* Sinirli bir biçimde kızmak, bağırmak.

Eski çamlar bardak oldu deyiminin anlamı
* Eskiden olan bazı şeylerin unutulup, yok olması, değeri kalmamak.
* Şartlar değişti (devir değişti), eski durumların, tutumların bir önemi kalmadı.
* Daha önce olanlardan eser kalmadı. Eski durumlar değişti. Devir değişti.

Eski defterleri karıştırmak deyiminin anlamı
* Zor bir duruma düşünce eski tanıdıkları ya da olayları hatırlamak.
* Eski olayları, işleri bir çıkar umuduyla tekrar ele almak, yeniden gündeme getirmek.
* Eski olayları bir nedenle yeniden ortaya koymak.
Örnek: Eski defterleri karıştırmayı bırak artık.

Eski tas eski hamam deyiminin anlamı
* Hiçbir şey değişmemiş anlamında kullanılan bir söz.
* Hiçbir şey değişmemiş, eski durumda kalmış.
* Durumda hiçbir değişiklik yok yani durum aynı.
Örnek: Köy aynı, insanlar aynı, eski hamam eski tas.

Eski kafalı deyiminin anlamı
* Yeni gelişmelere alışamamış, hâlâ eski değer ve düşüncelere bağlı.
* Yeniliğe açık olmayan, yaşayış ve düşünce itibariyle eskiye bağlı.
Örnek: Eski kafalı insanlar gittikçe azalıyor mu ne?
Örnek 2: Ben ne anlarım oğlum internetten? Ben eski kafalıyım gazete okumak bana kafi gelir.

Eski kulağı kesiklerden olmak deyiminin anlamı
* Eskiden beri serserilik yapan yasadışı işlere bulaşan ya da eskiden bunları yapmış kimse.
* Görmüş geçirmiş, çok deneyimli.

Eski toprak deyiminin anlamı
* Yaşlı fakat dinç kimse.
* Yaşlılığına rağmen dinçliğini, dayanıklılığını hâlâ sürdüren, gücünü kaybetmemiş kimse.
* Yaşlı olduğu halde, zekâ ve dinçliğini koruyan kimse.
Örnek: Sen eski topraksın, bizim gibi birkaç genci daha cebinden çıkartırsın.
Örnek 2: O eski toprak, ona hiçbir şey olmaz.

Eşeği sağlam kazığa bağlamak deyiminin anlamı
* İşini sağlama almak, gerekli hazırlıkları tamamen yapmak.
* İşini güvenli kılacak önlemler almak.
Akıl insan içindir. İnsan önce aklını kullanarak işlerinin iyi yürümesi için tedbir almalı, sonra da tevekkül etmeli, yani o konuda yüce Allah'a güvenmelidir.
Örnek: Ne demişler: Eşeğini sağlam kazığa bağla, sonra Allah'a ısmarla.

Eşek sudan gelinceye kadar dövmek deyiminin anlamı
* Adam akıllı, uzun süre dövmek.
* Bir kimseyi adam akıllı bir güzel dövmek
* Adam akıllı, çok ve iyi dövmek.
Örnek: Eğer aklını başına toplamazsan seni eşek sudan gelinceye kadar döveceğim, anladın mı?

Eşek şakası deyiminin anlamı
* Yersiz ve ağır şaka.
* Ağır, hoşa gitmeyen, incitici, kaba şaka.
Örnek: Bu eşek şakaların yüzünden etrafında bir gün kimse kalmayacak, farkında mısın?
Örnek 2: Ben eşek şakasından hiç hoşlanmam.

Eşiğine yüz sürmek deyiminin anlamı
* Saygı ve sadakat ile bir şey istemek.
* Büyüklüğünü kabul etmek.
* Yaptığı hatadan pişman olup geri dönmek.
* Bir dilekte bulunmak için bir kişiye yalvarmaya gitmek.
* Bir isteğinin yerine getirilmesi için bir kimseye yalvarmak, önünde eğilmek.
Örnek: İnsanların eşiğine yüz sürülmemesi gerekir.

Eşiğini aşındırmak deyiminin anlamı
* Bir kimseye işini yaptırmak için sık sık gitmek.
* Bir işi yaptırmak, gördürmek için bir yere çok gidip gelmek.
* İşini yaptırmak için birinin yânına çok gidip gelmek.
Örnek: Şu köy yolu için hükümet eşiğini aşındırıp durduk.

Eşikte bırakmak deyiminin anlamı
* Bir işi başlangıçta bırakmak.
* Bir şeyi devam edecek şekilde başlatıp bırakmak.
Örnek: Yazar; karşıtlıkların üst üste yığıldığı, ucu açık, kesin bir yargıya götürmeyen, tam bitmeyen metinleriyle, okuru düşüncelerin eşiğinde bırakıyor.

Eşref saati deyiminin anlamı ve hikayesi
* Birisinden bir şey istemek ya da yaptırmak için en uygun saat.
* İş görecek kimsenin uysal davranacağı, aksilik çıkarmayacağı zaman.
* Bir işin olumlu yola girmesi için en uygun zaman.
Örnek: İzin alabilmek için müdür beyin eşref saatini kollamaya başladı.

Et kafalı deyiminin anlamı
* Anlayışsız, anlayışı az kimse.
* Akılsız, anlayışı az, kavrayışı kıt olan.
* Çok güç anlayan, anlayışsız. Kalın kafalı.

Et tırnak olmak deyiminin anlamı
* Ayrılmaz bir şekilde bir araya gelmek.
* Sıkı bir ilişkiye girmek, birbirinden kopmamak.
* Birbirlerinden ayrılamaz durumda olmak.


DEYİM NEDİR?

Deyim, dil biliminde, kavramları, durumları hoşa giden bir anlatımla ya da özel bir yapı ya da söz dizimi içinde belirten ve çoğunlukla gerçek anlamlarından ayrı anlamlara gelen sözcüklerden oluşan kalıplaşmış sözcük topluluğu ya da cümledir. İki veya daha çok sözcükten kurulu bir çeşit dil ifadesi olan deyimler, duygu ve düşünceleri dikkati çekecek biçimde anlatan ad, önad, belirteç, yalın ve birleşik eylem görünüşlü dilsel yapılardır. Ya tam bir tümcedirler ya da bir söz öbeğidirler.

Diğer bir deyişle Deyim; Genellikle gerçek anlamından uzaklaşmış birden çok sözcükten oluşan, bir kavramı ya da durumu karşılayan kalıplaşmış sözcük gruplarına “deyim” denir.

DEYİMLERİN ÖZELLİKLERİ

1. Deyimler kalıplaşmış sözlerdir, kelimelerin yerleri değiştirilemez ve aynı anlama bile gelse yerine başka bir sözcük getirilemez. Farklı bir sözcük getirilir veya sözcüklerin yeri değiştirilirse, ifade etmeye çalışılan düşünce anlamlı ve cümle akşına uygun olsa bile kullanılan söz grubu deyim sayılmaz.

“Başını taştan taşa vurmak” deyimi “kafasını taştan taşa vurmak” biçiminde söylenemez.

“Tut kelin perçeminden” deyimi” kelin perçeminden tut” biçiminde kullanılamaz.

2. Deyimler en az iki sözcükten oluşan söz gruplarıdır. Bir sözcük tek başına deyim oluşturamaz.

- Ağzını aramak
- Bozuntuya vermemek
- Fikir yürütmek
- Ekmeğini taştan çıkarmak
- Elinden geleni ardına koymamak

3. Deyimler farklı farklı söz grupları biçiminde meydana gelmişlerdir. Deyimleri oluşum şekillerine göre aşağıdaki gibi sınıflandırılabiliriz.

İsim Tamlaması Biçiminde Olanlar
Ateş pahası, ekmek kapısı, balık istifi, eşek şakası, anasının gözü vb.

Sıfat Tamlaması Biçiminde Olanlar
Kara cahil, deli fişek, yarım ağız, püsküllü bela vb.

Kurallı Bileşik Sıfat Biçiminde Olanlar
Çenesi düşük, içten pazarlıklı, eli açık, maymun iştahlı, gözü kara vb.

Mastar Grubu Biçiminde Olanlar
Acemilik çekmek, ciğeri beş para etmemek,  suratı bir karış asılmak, iki ayağını bir pabuca sokmak, etekleri zil çalmak, göz dikmek, aldırış etmemek vb.

Cümle Biçiminde Olanlar
Adet yerini bulsun. Dostlar alışverişte görsün. Delik büyük yama küçük. Fol yok yumurta yok. Ayıkla pirincin taşını vb.

(Eksiltili cümle, ikileme vb biçiminde olan deyimler de vardır.)

4. Ne kadar fazla sözcükten oluşursa oluşsun deyimler tek bir kavramı ya da durumu karşılar. Deyimleri atasözlerinden ayıran en önemli özellik de budur. Atasözlerinin arka planında öğüt verme, ders çıkarma gibi unsurlar varken deyimler yalnızca bir durumu bir kavramı belirten anlatım kalıplarıdır.

Çoban kulübesinde padişah rüyası görmek: Hayalcilik
Üstüne tuz biber ekmek: Kusuru artıracak harekette bulunmak
Suya götürüp susuz getirmek: Herhangi bir işte diğerini alt etmek
Atı alan Üsküdar'ı geçti: Fırsatı kaçırmak
Havanda su dövmek: Boşuna uğraşmak
Deveye sormuşlar: Neden boynun eğri? “Nerem doğru ki” demiş: İşin her tarafının bozuk olması durumu

5. Deyimlerin büyük çoğunluğu mecaz anlamlıdır, yani deyim içindeki sözcüklerin karşıladıkları anlamlar ile deyimin karşıladığı anlam farklıdır.

Küplere binmek: Sinirlenmek (Küpün üzerine oturmak anlamında değildir.)
Derdini dökmek: Çekilen sıkıntıların bir bir anlatılması.
Ayağının tozuyla: Gelir gelmez
Burun kıvırmak: Beğenmemek
Sinekten yağ çıkarmak: Olamayacak yerden çıkar sağlamaya çalışmak
Ağzı açık ayran delisi: Aptal aptal bakan avanak

6. Sayıları az da olsa gerçek anlamlı deyimler de vardır. Deyim içindeki sözcüklerin karşıladıkları anlamlar ile deyimin karşıladığı anlam aynıdır.
Çoğu gitti azı kaldı: Yapılmakta olan işin en önemli, en zor bölümü bitti.
İyi gün dostu olmak: Sadece iyi günlerde görünmek.
Kimi kimsesi olmamak: Yakını, eşi, dostu bulunmamak.
Yükte hafif pahada ağır: Taşınması kolay olan aynı zamanda kıymetli olan şey





Benzer Konular

canlı kuran oku kuran dinle kuran izle
mekke kabe canlı yayın izle
büyük islam ilmihali
hadisi şerif
yemek tarifleri
en güzel oyunlar, oyun oyna