Mustafa Kemal Atatürk Kimdir?
Ana Sayfa »Biyografi » Mustafa Kemal Atatürk Kimdir?

Mustafa Kemal Atatürk Kimdir?

   

Mustafa Kemal Atatürk Kimdir?

Mustafa Kemal Atatürk Kimdir? Mustafa Kemal Atatürk Hayatı? Mustafa Kemal Atatürk İlkeleri? Mustafa Kemal Atatürk İnkılapları? Mustafa Kemal Atatürk Katıldığı Savaşlar? Mustafa Kemal Atatürk Yaptığı Çalışmalar? Mustafa Kemal Atatürk Yaptığı Yenilikler ve Değişikler? Mustafa Kemal Atatürk Eserleri? Mustafa Kemal Atatürk Sözleri? Mustafa Kemal Atatürk Resimleri? Mustafa Kemal Atatürk Hakkında Tüm bilgiler...

 

Mustafa Kemal Atatürk (1881-1938)

Asker, devlet adamı, ulusal önder, Türkiye Cumhuriyeti"nin kurucusudur. 1881 yılında bugün Yunanistan sınırları içerisinde yer alan Selanik"te doğmuştur. 10 Kasım 1938 tarihinde saat 09:05′de İstanbul Dolmabahçe Sarayında hayata gözlerine yummuştur. Babası, Ali Rıza Bey annesi Zübeyde Hanım"dır. Babası Ali Rıza Bey Mustafa okul çağına geldiğinde atıldığı serbest ticaret yaşamı iyi gitmediğinden yeniden Rüsumat"ta (Gümrük) çalışmaya başladı. Mustafa annesinin isteğine uyularak önce mahalle mektebine sonra daha çağdaş yöntemlerle öğretim yapan Şemsi Efendi Mektebi"ne yazdırıldı. Babası Ali Rıza Efendi ölünce okuldan ayrılmak zorunda kaldı. Annesiyle birlikte dayısı Hüseyin Ağa"nın yanına yerleştiler. Zübeyde Hanım oğlunun eğitimden yoksun kaldığını görünce, bunu önlemek için Mustafa"yı Selanik"te oturan büyükannesiyle teyzesinin yanına gönderdi. Mustafa burada Selanik Mülkiye İdadisi"ne yazıldı. Askerliğe çok hevesli olduğundan annesinin istememesine karşın Selanik Askeri Rüstiyesi"ne girdi (1893).

Adı Mustafa olan matematik öğretmeni okuldaki üstün başarısından dolayı ona Kemal adını da ekleyerek Mustafa Kemal diye adlandırdı. Uzun yıllar bu adla anılacak yurt ve dünya çapında üne kavuşacak olan Atatürk"ün yeni adı okul kütüğünde yeni biçimiyle belirlendi. Mustafa Kemal, Selanik Askeri Rüştiyesi"nde kendisini derslerine verdi ve okulu 1895′te üstün başarıyla bitirdi. Aynı yıl Manastır Askeri İdadisi"ne girdi. Okul tatilinde Selanik"te Collège des Frères de Salle"in özel derslerini izleyerek Fransızcasını ilerletti. 1898′ de Manastır Askeri İdadisi"ni bitirdi. İstanbul"a gelerek 13 Nisan 1899′da Mektebi Harbiye"nin piyade sınıfına yazıldı. 10 Şubat 1902′de okul sekizincisi olarak Mektebi Harbiye"yi teğmen rütbesiyle bitirdi.

Erkanıharp sınıfını (kurmay) 11 Ocak 1905′te kurmay yüzbaşı rütbesiyle tamamladı. Şam"daki 5. Ordu 30. Süvari Alayı"na staj için görevlendirildi. Burada bir yandan kıta görevlerini yerine getirirken bir yandan da Suriye"nin çeşitli yörelerini dolaşıp imparatorluğun bazı kötü koşullarını yakından görme olanağını buldu. Ekim 1906′da Şam"daki bazı arkadaşlarıyla birlikte Vatan ve Hürriyet adında gizli bir cemiyet kurdu. Cemiyetin Beyrut, Yafa ve Kudüs"te de örgütlenmesini sağladı. Cemiyetin Makedonya"da daha etkin olacağı inancındaydı. Bu amaçla kimliğini gizleyip Selanik"e gitti. Bazı dostlarının yardımıyla dört ay hava değişimi alarak kaldığı bu kentte Vatan ve Hürriyet Cemiyeti"nin bir şubesini açtı. Cemiyet sonraları İttihat ve Terakki Cemiyeti içinde eridi. Hakkında tutuklama emri bulunduğunu öğrenince hemen Yafa"ya döndü. Bir süre sonra topçu stajı için Şam"a gitti. 20 Haziran 1907′de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu ve Şam Ordusu Kurmay Heyeti"ne atandı. Aynı yılın eylül ayında arkadaşlarının çabasıyla merkezi Selanik"te bulunan 3. Ordu"ya (Makedonya) gönderildi. Ancak Selanik"e gitmeden görev yeri ordu merkezi Manastır olarak belirlendi. Burada kısa bir süre kaldıktan sonra Selanik"te bir alayın denetlenmesiyle görevli askeri birliğe katıldı. Burada Kurmay Heyeti"ne daha yararlı olacağı anlaşıldığından Selanik"te alıkonuldu. Ordu Kurmay Heyeti"ndeki görevinden başka Selanik-Üsküp Demiryolu Müfettişliği de kendisine verildi. Bu görev Meşrutiyet"in ilanına yakın günlerin en hareketli bölgesi olan Selanik ve Üsküp"te ona çalışma olanağını sağladı.

23 Temmuz 1908′de İkinci Meşrutiyet ilan edildi. Bu yeni siyasal ortamda ülkede köklü reformların yapılacağını umuyor bunun için İttihat ve Terakki Cemiyeti"nin bir siyasal partiye dönüşmesi ve ordunun siyasal yaşamdan kesinlikle çekilmesini savunuyordu. Bu düşüncesi İttihatçılara ters düştüğünden Trablus ve Bingazi"de Meşrutiyet yönetimine karşı girişilen hareketleri denetim altına alması için Selanik"ten uzaklaştırıldı. Bu görevini kan dökmeden başardıktan sonra Selanik"e döndü. 13 Ocak 1909′da 2. Redif Tümeni Erkânıharp Reisi oldu.

13 Nisan 1909′da İstanbul"da Meşrutiyet yönetimine ve İttihat ve Terakki"ye karşı 31 Mart Ayaklanması patlak verdi. Gelişmeleri Selanik"te dikkatle izleyen Mustafa Kemal İstanbul"a hemen bir kuvvet yollanması düşüncesini Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa"ya benimsetti. İstanbul"a gidecek askeri birliklere onun önerisiyle “Hareket Ordusu” adı verildi. Hareket Ordusu"nun İstanbul halkına dağıtılmak üzere hazırladığı bildiriyi Mustafa Kemal kaleme aldı. Hareket Ordusu"nda kurmay başkanı olarak görev aldı. 31 Mart Ayaklanması bastırıldıktan sonra yeniden Selanik"e döndü.

Selanik"te 22 Eylül 1909′da İttihat ve Terakki"nin büyük kongresi toplandı. Mustafa Kemal bu kongreye Trablus delegesi olarak katıldı. Ancak yaptığı konuşma Kongre tarafından benimsenmediği için İttihat Terakki ileri gelenleriyle arası açıldı. İttihatçılar onu ortadan kaldırmaya karar verdiler. İttihat Terakki silahşörlerinden Yakup Cemil Mustafa Kemal"i öldürmekle görevlendirildi. Ancak Yakup Cemil bu görevi kabul etmediği gibi durumu kendisine bildirdi. Bunun üzerine Mustafa Kemal İttihatçılarla olan tüm bağlarını kopardı. Aynı yıl içinde (1909) 38. Piyade Alay Komutanlığı" na atandı. Bu sırada Mahmut Şevket Paşa"nın kurmay heyeti ile birlikte Arnavutluk"taki ayaklanmaları bastırma harekatına katıldı. 1910′da Fransa"da Picardie"de düzenlenen büyük askeri manevralarda Osmanlı Ordusu"nu temsil eden üç kişilik heyette yer aldı. 13 Eylül 1911′de Erkan-ı Harbiye-i Umumiye"de yeni bir görev alarak İstanbul"a geldi.

27 Eylül 1911′de İtalyanlar Trablus"a saldırınca aynı yılın sonlarında Mısır yoluyla Trablus"a gitti. Bu sırada rütbesi binbaşılığa yükseldi (27 Kasım 1911). Tobruk ve Deme"de öteki gönüllü Osmanlı subaylarıyla birlikte İtalyanlara karşı çarpıştı. 24 Ekim 1912′de Balkan Savaşları"nın başladığını haber alır almaz Mısır, İtalya, Romanya yoluyla İstanbul"a geldi. Edirne"nin Bulgarlardan kurtarılması harekatına katıldı (22 Temmuz 1913). Enver Bey (Paşa) ile yıldızı barışık olmayan Mustafa Kemal İstanbul"dan uzaklaşmasını sağlamak amacıyla Sofya"ya askeri ataşe olarak atandı (27 Ekim 1913). Bir süre sonra Bükreş, Belgrat ve Çetine askeri ataşelikleri de ek görev olarak verildi. 1 Mart 1914′te rütbesi yarbaylığa yükseldi. Bulgaristan" da 1915 başlarına kadar kaldı. Birinci Dünya Savaşı çıkınca Mustafa Kemal Osmanlı İmparatorluğu"nun Almanya"nın yanında savaşa girmesine karşı çıktı. Bir süre yansız kalınması gelişmelere göre gerekirse savaşa girilmesi düşüncesindeydi. Ancak 29 Ekim 1914′te Osmanlı İmparatorluğu Almanya ve Avusturya-Macaristan"ın yanında Birinci Dünya Savaşı"na katıldı.

Mustafa Kemal orduda etkin bir görev almak için yaptığı ısrarlı başvurular sonunda başkomutan Vekili Enver Paşa 2 Şubat 1915′te Tekirdağ"da yeni kurulmakta olan 19. Fırka Eceabat Liman"ndan Seddülbahir ve Morto Limanı"na kadar olan bölgenin savunulmasıyla görevlendirildi. 18 Mart 1915 te İngiliz ve Fransız donanmaları Çanakkale Boğazı"nı geçme girişiminde bulundular. Ancak ağır kayıplar vererek geri çekilmek zorunda kaldılar. 25 Nisan sabahı ise düşman kuvvetleri iki noktadan Gelibolu Yarımadası"na çıkartma yapmaya başladı. Bu tarihten 21 Ağustos"a kadar Mustafa Kemal"in komutasındaki Türk kuvvetleri Sarıbayır, Kocaçimen, Conkbayırı, Kireçtepe ve Anafartalar cephelerinde örnek ve üstün bir savunma savaşı verdiler. Bu yüzden düşman bir başarı elde edemeden 19 Aralık 1915′te çekilip gitmek zorunda kaldı. Savaş sırasında 1 Haziran 1915′te Mustafa Kemal albaylığa yükseldi. Çanakkale Savaşları ona yurt ve dünya çapında ün kazandırdı. Yerli ve yabancı basında ilk kez fotoğrafları ve kendisiyle yapılan röportajlar yayımlanmıştı. Artık Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal diye adlandırıldı.

27 Ocak 1916′da Edirne"de 16. Kolordu komutanlığına getirildi. Bir ay sonra da Diyarbakır"da 16. Kolordu adıyla kurulacak olan yeni kolorduya atandı. Görevine giderken 1 Nisan 1916′da rütbesi liva (general) oldu. 6 ve 7 Ağustos"ta komuta ettiği birliklerle Bitlis ve Muş"u düşman istilasından kurtardı. Mart 1917′de 2. Ordu"ya önce vekaleten kısa süre sonra asaleten komutan atandı. O sırada Ordu Kurmay Başkanı Albay İsmet Bey ile tanıştı. 5 Temmuz 1917′de atandığı 7. Ordu Komutanlığı"ndan istifa etti. Önerilen 2. Ordu Komutanlığı"nı da kabul etmeyince, 7 Kasım 1917′de genel karargâha alındı. Aralık 1917′de Padişah V. Mehmet Reşat, Alman Ordu Karargahı"nı ziyarete çağrıldı. Padişahın yerine kardeşi ve veliaht Vahidettin Efendi"nin Almanya"ya gitmesi kararlaştırıldı. 15 Aralık 1917-5 Ocak 1918 arasındaki bu geziye Vahidettin"in yanında Mustafa Kemal de katıldı. Almanya"da İmparator II. Wilhelm, Mareşal Hindenburg, General Ludendorf gibi önde gelen Alman yönetici ve generalleriyle görüşmek olanağını elde etti. Ayrıca gelecekteki Osmanlı Padişahı Vahidettin"i daha yakından tanımış oldu.

Mustafa Kemal Almanya gezisinden yurda hasta döndü. İyileşmek ve dinlenmek için önce Viyana sonra da Karlsbad"a (bugün Karlovy Vary) gitti. 5 Temmuz 1917′de Mehmet Reşat ölüp yerine Vahidettin padişah olunca 4 Ağustos 1918′de İstanbul"a döndü ve Filistin Cephesi"ndeki 7. Ordu komutanlığına atandı. Burada başarılı savunma savaşları veren Mustafa Kemal Osmanlı askeri birliklerini fazla ve gereksiz kayba uğratmadan yaklaşık bugünkü güney sınırlarımız çizgisinde durdurdu (26 Ekim 1918). Bu arada Bulgaristan ve Almanya savaşta yenilgilerini kabullenerek silah bırakılması istiyorlardı. 8 Ekim"de Talat Paşa Hükümeti istifa etti. Mustafa Kemal Vahidettin"e bir telgraf çekerek yeni hükümeti Ahmet izzet Paşa"nın kurmasını kendisinin harbiye nazırlığına getirilmesini Fethi (Okyar), Rauf (Orbay) beylere de yer verilmesini önerdi. Padişah önce bu öneriyi dikkate almayarak yeni hükümeti kurmakla Tevfik Paşa"yı görevlendirdi. Tevfik Paşa hükümeti kuramayınca görev Mustafa Kemal"in isteği doğrultusunda Ahmet İzzet Paşa"ya verildi. Ahmet İzzet Paşa yeni hükümette Rauf (Orbay) Bey"i bahriye, Fethi (Okyar) Bey"i dahiliye nazırı atadı ama Mustafa Kemal"i hükümete almayarak harbiye nazırlığını kendisi üstlendi.

30 Ekim 1918′de Mondros Mütarekesi imzalandı. 31 Ekim"de Yıldırım Orduları Grubu komutanlığına atanan Mustafa Kemal Mondros"ta imzalanan silah bırakışmasına (mütareke) birkaç kez karşı çıkarak antlaşmanın ülkeye getireceği zararlar konusunda hükümeti uyardı. 7 Kasımda Yıldırım Orduları kaldırılarak Mustafa Kemal İstanbul"a çağrıldı. 13 Kasım"da İstanbul"a geldi. İngiliz Donanması Dolmabahçe açıklannda demirlemiş İttihat Terakki önde gelenleri yurt dışına kaçmıştı, İstanbul tam bir kargaşa içindeydi. Birkaç gün sonra Ahmet izzet Paşa Hükümeti istifa etti. Yeni hükümeti Tevfik Paşa kurdu.

Mustafa Kemal, İstanbul"da kaldığı 6 ay içerisinde güvendiği tüm arkadaşlarıyla ilişki kurdu. Bir süre annesinin oturduğu Akaretler"deki evde kaldıktan sonra Şişli"de bugün müze olan eve yerleşti. Bu arada Sofya"da ataşeyken kaleme aldığı Zabit ve Kumandala Hasbihal adlı eserini yayımladı. Gerektiğinde yayım yoluyla etkili olabilmek amacıyla Fethi Bey"in (Okyar) çıkardığı Minber gazetesine ortak girdi. Şişli" deki evinde çok yakında girişeceği Ulusal Kurtuluş Savaşı"nın tüm planlarını inceden inceye düşünüp hazırlamıştı. Artık sıra herhangi bir nedenle Anadolu"ya geçmesine gelmişti. O sıralarda İngiliz İşgal Kuvvetleri Samsun yöresindeki bazı olayların (Pontus çeteleriyle Türkler arasındaki) önlenmesini İstanbul Hükümeti"nden istedi. 30 Nisan 1919′da Mustafa Kemal"in beklediği oldu ve Samsun yöresindeki olayları bastırmakla görevlendirilerek merkezi Erzurum"da bulunan 9. Ordu (sonradan 3. Ordu) Kıtaatı Müfettişliği"ne atandı. İstanbul"dan ayrılmadan önce Yıldız Sarayı"na giderek Padişah Vahidettin ile bir görüşme yaptı. 15 Mayıs 1919′da Müttefik donanmasının koruması altında Yunanlılar İzmir"e 20 bin kişilik bir asker çıkardılar. 16 Mayıs akşamı Mustafa Kemal Bandırma vapuruyla İstanbul"dan Samsun"a harektet etti. 19 Mayıs 1919′da Mustafa Kemal Paşa Samsun"a çıktı. 9 Eylül 1922′de düşmanın İzmir"de denize dökülmesiyle sonuçlanacak Türk Kurtuluş Savaşı böylece başlamış oldu. İzmir"in işgali Anadolu"da olsun İstanbul"da olsun halk arasında geniş tepki ve nefret uyandırmıştı. Yurtta yer yer Müdafaai Hukuk ve Reddi İlhak cemiyetleri kuruluyordu. Batı Anadolu"da Kuvayı Milliye adı altında toplanarak silaha sarılanlar Yunan işgal kuvvetlerine karşı yer yer direnişe başladılar. Mustafa Kemal hem sivil direnişçiler hem de askeri birliklerle ilişki kurarak yabancı işgal ve katılmalara karşı direnişi yerellikten ulusallığa dönüştürme kararındaydı. Bu nedenle ulusun duygularını İstanbul Hükümeti"ne ve işgal kuvvetlerine anlatmak için Babıali"ye işgal ve ilhakları protesto eden telgraflar çekti.

Samsun"da ayrıldıktan sonra gittiği Havza"da bütün komutanlara, idare amirlerine ve Anadolu"da kurulmuş tüm ulusal kuruluşlara bir genelge yayımladı. Bu genelgede devletin içine düştüğü güç durumu anlatarak ulusu bütünleşmeye çağırıyordu. Havza"dayken Harbiye Nezareti"nden derhal İstanbul"a dönmesi için gönderilen emri dinlemedi. Havza"dan Amasya"ya geçti. Burada 21-22 Haziran 1919 gecesi yurdun ve ulusun bütünlüğü için gerekli esasları belirleyen Amasya Genelgesi"ni yayımladı. Amasya"da Rauf (Orbay) ve Ali Fuat (Cebesoy) beyler de yanındaydı. Mustafa Kemal Vilayat-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuku Milliye Cemiyeti"nin kongresine katılmak için 3 Temmuz"da Erzurum"a geçti. İstanbul Hükümeti Mustafa Kemal"i durdurmak için önlemler almaya çalışıyordu. Yeni Dahiliye Vekili Ali Kemal, Mustafa Kemal ile tüm resmi ilişkilerini kesmeleri için gerekli yerlere talimat verdi. Bu da yarar sağlamayınca görevinden alındı. Mustafa Kemal durumu öğrenir öğrenmez 7 Temmuz 1919′da 3. Ordu Müfettişliği"nden ve çok sevdiği askerlikten istifa etti. Bundan böyle herhangi bir yurttaş gibi ulusla birlikte çalışacağını tüm ordulara ve ulusa duyurdu. Mondros Mütarekesi"ne tepki olarak İstanbul"da Vilayat-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adında bir cemiyet kuruldu. Cemiyetin Erzurum"da Müdafaa-i Hukuku Milliye adında bir kolu açıldı. Mustafa Kemal"in görevinden ayrıldıktan sonra bu cemiyete üye olması Erzurum Kongresi"nin toplanmasını kolaylaştırdı. Kongre, 23 Temmuz 1919′da çeşitli illerden gelen 54 üyenin katılmasıyla toplandı. Mustafa Kemal oybirliğiyle kongre başkanlığına seçildi. Çalışmalar 19 Ağustos 1919′da tamamlandı.

Alınan kararların başlıcaları şunlardı: “Ulusal sınırlar içinde bulunan vatan bir bütündür parçalanamaz”; “Her türlü yabancı saldırısı ve baskısı karşısında Osmanlı Devleti"nin dağılması durumunda ulus birlikte savunma yaparak karşı koyacaktır”; “İstanbul Hükümeti yurdu koruyamaz, bağımsızlığı sağlayamazsa, geçici bir hükümet kurulacaktır”; “Azınlıklara, siyasal egemenliğimiz ve toplumsal düzenimizi bozucu ayrıcalıklar verilemez”; “Manda ve koruyuculuk kabul olunamaz”; “Meclis-i Mebusan"nın hemen toplanmasına ve hükümeti denetim altına almasına çalışılacaktır”.

Kongre dağılmadan önce bir Heyeti Temsiliye seçilerek alınan kararlar kamuoyuna açıklandığı gibi İstanbul"daki işgal kuvvetleri temsilcilerine de bildirildi. Mustafa Kemal ve Heyeti Temsiliye üyeleri 29 Ağustosta Erzurum"dan ayrılarak Sivas"a doğru yola çıktılar. Kafile 3 Eylül 1919′da Sivas"a vardı. Amasya Genelgesi uyarınca yurdun çeşitli yerlerinden seçilen 31 delege kongre için Sivas"a geldi. Sivas Kongresi 4 Eylül 1919′da Sivas Lisesi binasında toplandı. Mustafa Kemal Kongre başkanlığına seçildi. Kongre 11 Eylüle kadar sürdü ve çok tartışmalı geçti. Kongrede Anadolu ve Rumeli"de ayrı ayrı kurulmuş olan tüm ulusal dernekler Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti adı altında birleştirildi. Erzurum Kongresi" nde kabul edilen ilkeler daha da genişletilerek güçlendirildi. Misak-ı Milli daha açık-seçik bir biçime sokuldu. Kongrenin aldığı kararları uygulamak için bir Heyeti Temsiliye seçildikten sonra kongre dağıldı. Bu arada Mustafa Kemal ulusal hareketin sesinin daha iyi ve etkili bir biçimde duyurulabilmesi için Sivas"ta İrade-i Milliye gazetesini yayımlamaya başladı (13 Eylül). Bundan bir gün önce 12 Eylül 1919′da Mustafa Kemal tüm telgraf merkezleri aracılığıyla asker ve sivil yöneticilere bir genelge yayımlayarak yasal bir hükümet işbaşına gelinceye kadar İstanbul ile bütün haberleşme ve resmi ilişkilerin kesildiğini bildirdi.

Damat Ferit Paşa istifa etti yerine Ali Rıza Paşa Hükümete geçti. Anadolu yeni hükümeti bazı koşullara bağlı olarak destekleyeceğini bildirdi. Ali Rıza Paşa Mustafa Kemal ile görüşmesi için Salih Paşa"yı görevlendirdi. 20-22 Ekim 1919′da Mustafa Kemal Salih Paşa ile görüştü. Bu görüşmeler sonunda Amasya protokolleri imzalandı. Meclis-i Mebusan seçimlerinde Mustafa Kemal Erzurum mebusu olarak Osmanlı Meclisi"ne girdi (7 Kasım 1919). Ama Meclis"in İstanbul dışında toplanması gerektiği görüşünü savunduğundan toplantılara katılmadı. Son Osmanlı Meclis-i Mebusan"ı Heyeti Temsiliye"nin istediği doğrultuda hareket ederek Misak-ı Milli esaslarını kabul ve bir bildiriyle tüm dünyaya ilan etti (17 Şubat 1920). Bu olaydan önce Mustafa Kemal 27 Aralık 1919′da Ankara"ya geldi ve 10 Ocak 1920′den başlayarak Ankara"da Hakimiyet-i Milliye gazetesini kurdu. İtilaf devletleri 15 Mart"ta İstanbul"da önde gelen 150 Türk komutan, yönetici ve aydınını tutukladı. 16 Mart"ta kent resmen işgal edildi. Mustafa Kemal durumu telgrafçı Manastırlı Hamdi"den (Mart 16) öğrendi. Bir bildiri yayımlayarak işgali tüm dünya parlamentoları ve İslam aleminde protesto etti. Kapatılan İstanbul Meclis-i Mebusanı"ndan gelebilen mebuslar Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti temsilcilerinden oluşan Türkiye Büyük Millet Meclisi Ankara"da 23 Nisan 1920′de açıldı. Ertesi gün Mustafa Kemal Meclis Başkanlıgı"na seçildi. 25 Nisan 1920′de Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal"in başkanlığında bir hükümet seçerek fiilen hükümet işlerine el koydu. Mustafa Kemal ve bazı yakın arkadaşları 11 Mayıs 1920′de İstanbul Hükümeti tarafından ölüm cezasına çarptırıldı. Meclis kurulduktan sonra Mustafa Kemal istilacı düşman kuvvetlerine karşı girişilecek savaş için düzenli bir ordu kurulması sorunu üzerine eğildi. Osmanlı Ordusu Birinci Dünya Savaşı"nda ağır kayıplara uğramış mütarekeden sonra silah ve cephanesi elinden alınmış büyük bir bölümü de terhis edilmişti. Mustafa Kemal çalışmalarını Ankaralıların armağan ettiği Çankaya"daki bağ köşkünde ve istasyondaki binada sürdürmeye başladı.

İşin başında düşmana karşı direnişte İstanbul Hükümeti ve düşmanların kışkırtmalarıyla doğan iç ayaklanmaların bastırılmasında Kuvayı Milliye adıyla kurulan milis güçlerinin büyük yararı dokundu. Bu milis güçlerinden birinin başında da Kuvayı Seyyare komutanı Çerkez Ethem bulunuyordu. Ethem elde ettiği başarılara güvenerek bir başına hareket etmeye TBMM"nden izin almadan halktan vergi ve asker toplamaya başladı. 27 Kasım 1920′de ise Garp Cephesi Komutanı Albay İsmet Bey"in buyruğuna girmeyi kabul etmedi. Düzenli ordu birlikleri kısa bir direnişten sonra Ethem"in kuvvetlerini yendi. Çerkez Ethem ve kendisine bağlı bir kısım başıbozuk güçler Yunanlılara sığınmak zorunda kaldı.

Anadolu içlerine doğru ileri harekata geçen Yunanlılara karşı ilk ciddi başarı 10 Ocak 1921′de Birinci İnönü Savaşı"nda kazanıldı. Bu tarihten üç ay kadar sonra Yunanlıların giriştiği yeni bir saldırı 1 Nisan 1921′de İkinci İnönü Savaşı"nda püskürtüldü. 20 Ocak 1921′de Teşkilat-ı Esasiye (Anayasa) Kanunu ile İcra Vekilleri Heyeti reisliği kabul edildi. Fevzi Paşa (Çakmak) görev alıncaya kadar bu görevde Mustafa Kemal Paşa bulundu. 16 Mart 1920′de Ankara Hükümeti SSCB ile Moskova Antlaşması"nı imzalayarak uluslararası alanda güç kazandı. Yeni oluşturulan Türk Ordusu"nun karşısında üst üste iki yenilgi alan Yunanlılar, Anadolu"daki istilacı güçlerini güçlendirerek 10 Temmuz 1921′ de yeniden genel saldırıya geçtiler. Mustafa Kemal"in emriyle Türk Ordusu Sakarya"nın doğusuna kadar geri çekildi. Düşman kuvvetlerinin Polatlı yakınlarına kadar gelmesi Ankara"dan top seslerinin duyulmaya başlaması TBMM"nde heyecan ve hoşnutsuzluk uyandırdı. Bu gergin hava içinde 5 Ağustos 1921′de TBMM Mustafa Kemal Paşa"yı olağanüstü yetkilerle Başkomutanlık görevine getirdi. Mustafa Kemal Paşa"nın bu görevi 30 Ekim 1921, 4 Şubat 1922, 6 Mayıs 1922 tarihlerinde üçer ay süreyle uzatıldı. 20 Temmuz 1922′de süresiz olarak Başkomutan oldu. Cumhurbaşkam seçilinceye kadar bu görevde kaldı. Mustafa Kemal"in Başkomutan olduğu günlerde Yunan Kralı Konstantin de başkomutanlık görevini üstlenerek İzmir"e geldi. 15 Ağustos 1922′de Yunan Ordusu"na yayımladığı bildiride hedef olarak Ankara gösterildi. Yunan Ordusu Sakarya gerisinde mevzilenmiş Türk Ordusu"na karşı 23 Ağustos 1921′de genel bir saldırıya geçti. 22 gün 22 gece (12 Eylül 1921′e kadar) sürecek olan Sakarya Meydan Savaşı başladı. Yunanlıların 80 bin, Türklerin 40 bin tüfekle katıldığı bu kanlı ve çetin savaşı bir ara attan düşerek iki kaburga kemiği kırılmasına karşın Başkomutan Mustafa Kemal Paşa yönetti. Düşman ağır bir yenilgiye uğrayarak geri çekilmek zorunda kaldı. Bu savaştaki üstün başarısından dolayı 19 Eylül 1922′de TBMM başkanı Mustafa Kemal Paşa"ya Gazi ve Müşir (Mareşal) unvanını verdi.

Yunan kuvvetleri Sakarya Savaşı"nda ağır yenilgiye uğradıktan sonra Gemlik, Bilecik, Eskişehir, Kütahya ve Afyon"un doğusundan geçen bir hat üzerinde mevzilenerek savunma için yoğun bir hazırlığa başladı. Türk Ordusu ise düşmana hemen saldırıya geçebilecek durumda değildi. Sakarya Savaşı"nda düşmanı yenmesine karşılık 26 bin kayıp verilmiş hemen bütün cephane tüketilmişti. Mustafa Kemal"in emriyle zaman yitirilmeden hazırlıklara başlandı. Ülkenin tüm kaynakları orduya verildi. Doğu ve Güney Anadolu"daki Türk askeri birliklerinin büyük bir bölümü Batı Cephesi"ne aktarıldı. Yurdun dört bir yanından silah altına alınan yeni güçlerin donatım ve eğitimine başlandı. İstanbul"da işgal kuvvetlerinin denetim ve gözetimindeki depolarda bulunan cephane ve mühimmat kaçırılarak denizden İnebolu yoluyla Türk Ordusu"na ulaştırıldı. Savaş hazırlıklarını uzayıp gitmesi Büyük Millet Meclisi"nde hoşnutsuzluğa ve sert tartışmalara yol açtı. Sonunda kimsenin beklemediği bir anda 6 Ağustos 1922 günü ordu birliklerine gizli bir emirle her an saldırıya hazır olmaları bildirildi. Yunan Ordusu, Türk Ordusu"na oranla her yönden üstündü. Türk Ordusu"nun yalnız süvari gücü düşmanınkinden fazlaydı. Mustafa Kemal hiç kimsenin haberi olmadan gizlice Batı Cephesi"nin karargahının bulunduğu Akşehir"e gitti. Burada Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa (Çakmak) ve Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa (İnönü) ile buluştu. Saldırı planlarını görüşerek son bir durum değerlendirmesi yaptı. Düşmanı bir baskınla yok etme karan alındı.

26 Ağustos 1922 sabaha karşı Türk kuvvetleri çok şiddetli ve yoğun topçu ateşi desteği altında genel bir saldırıya geçti. Paniğe kapılan düşman cephenin her kesiminde bozguna uğrayarak çekilmeye başladı. 30 Ağustos 1922′de Dumlupınar ve çevresindeki meydan savaşında düşmanın 5 tümenlik kuvveti yok edildi. Mustafa Kemal"in yönettiği bu savaş tarihe Başkomutanlık Meydan Savaşı olarak geçti. 30 Ağustos sabahı Mustafa Kemal Paşa önce 1. Ordu sonra da ön hattaki 4. Kolordu"yu denetleyerek saldırı için gereken emirleri verdi. Çarpışmalar aynı gün saat 14.00′te Aslıhanlar ve çevresinde başladı. Aynı anda Afyon"un kuzeyindeki 2. Ordu ile 5. Süvari Kolordusu düşmana saldırdı. Mustafa Kemal Paşa, Erkanıharp Albay Kemalettin Sami"nin komutasındaki 4. Kolordu"ya bağlı 11. Tümen"in ileri mevzilerinde saldırıyı bizzat yönetti. Çarpışmalar gece karanlığına kadar sürdü. Yunan Başkomutanı General Trikopis Türk saldırısından kurtulabilen 5-6.000 kişilik bir kuvvetle Murat Dağı yönüne doğru çekildiyse de 2 Eylül günü Uşak yakınlarında Türk kuvvetlerine tutsak olmaktan kurtulamadı. Düşman perişan bir durumda İzmir"e doğru çekilmesini sürdürüyordu. Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa Türk Ordusu"na şu emri verdi. “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz"dir! İleri!” Türk Ordusu kaçan düşmanı izleyerek 9 Eylül"de İzmir"de denize döktü. 18 Eylül 1922′de tüm Batı Anadolu düşmandan temizlendi. Gazi Mustafa Kemal Paşa İzmir"e gelişinde kentin tanınmış ailelerinden Uşakizade Muammer Bey"in Göztepe semtindeki evinde konuk kaldı. Bu süre içinde tanıştığı Muammer Bey"in kızı Latife Hanım ile 29 Ocak 1923′te evlendi. Bu evlilik 5 Ağustos 1925 tarihine kadar sürdü. Başkomutanlık Meydan Savaşı"ndan sonra 11 Ekim 1922′de imzalanan Mudanya Mütarekesi ile siyasal alanda da bir başarı kazanılmış oldu.

Türk ulusal bütünlüğünü tüm dünyaya kabul ettiren antlaşma ise Lozan Barış Antlaşması oldu. Barış Konferansı"nda Türkiye"yi başdelege olarak İsmet Bey (İnönü) temsil etti. 22 Kasım 1922′de başlayan konferans kesintilerle sürdü. Bu süre içinde İsmet Bey (İnönü) sık sık Ankara ile bağlantı kurarak Mustafa Kemal Paşa"nın verdiği emirlerin doğrultusunda Türk tutumunu yönlendirdi. 24 Temmuz 1923′te antlaşma imzalandı. Böylece Türk ulusu ve devleti uluslararası platformda Gazi Mustafa Kemal Paşa"nın düşüncesindeki onurlu yerini almış oldu. Lozan Barışı askeri alanda kazanılan Kurtuluş Savaşı"ndan sonra siyasal alanda kazanılmış bir ikinci zafer oldu. Mudanya Mütarekesi Antlaşması hükümleri uyarınca İstanbul"un yönetimi Ankara"daki TBMM Hükümeti"ne bırakılmıştı. Bu durum, Osmanlı Devleti"nin artık tarihe karışmış olması demekti. Ancak İtilaf devletleri Lozan"a önceleri Ankara ile birlikte İstanbul Hükümeti"ni de çağırmak girişiminde bulundular. Oysa Osmanlı Hükümeti işlevini yitirmiş hukuki hiçbir dayanağı kalmamıştı. Mustafa Kemal bu durum karşısında TBMM"e saltanatın kaldırılmasını öneren bir yasa tasarısı sundu. Tasarı oybirliğiyle yasallaştı (1 Kasım 1922). Artık Vahidettin yalnızca halifeydi. Bundan böyle Osmanlı Hanedanı"ndan hiç kimse devlet başkanlığı görevine getirilemeyecekti. Vahidettin çok geçmeden bir İngiliz savaş gemisine binerek yurdu terk etti. TBMM onun yerine halifeliğe Abdülmecit Efendi"yi getirdi (18 Kasım 1922).

1 Nisan 1923′te yapılan milletvekili seçimlerinden sonra İkinci TBMM 11 Ağustos 1923′te toplandı. 2 Ekim 1923′te 16 Mart 1920′den beri İstanbul"u işgâl altında tutan İtilaf devletleri kuvvetleri Dolmabahçe"de düzenlenen bir törenle İstanbul"u terkettiler. Türk Ordusu coşkulu bir törenle 6 Ekim 1923′te İstanbul"a girdi. İstanbul"un eskisi gibi başkent olmasını isteyenlere karşın 13 Ekim 1923′te kabul edilen bir yasayla Ankara başkent oldu. 9 Eylül 1923′te Cumhuriyet Halk Fırkası kuruldu. Mustafa Kemal bu partinin genel başkanı oldu. Sistem gereği yeni Türk devletinde Meclis başkanı aynı zamanda hükümetin de başkanıydı. Bu durumda Devlet Başkanlığı makamı boşmuş gibi bir izlenim doğuyordu. Üstelik Devlet Başkanlığı görevini Halife"ye vermekten yana olanlar da vardı. Bu arada hükümet istifa etmişti ve yenisi bir türlü kurulamıyordu. 1921 Anayasası"na göre bakanları TBMM"nin seçmesi gerekiyor, ancak milletvekilleri kabine listesi üzerinde anlaşmaya varamıyorlardı. 28 Ekim 1923 akşamı Mustafa Kemal yakın arkadaşlarını Çankaya"ya davet ederek kararını bildirdi: “Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz“.

İsmet Paşa (İnönü) ile birlikte Anayasa"da Cumhuriyet için yapılması öngörülen değişiklik tasarısını hazırladılar. 1921 Anayasası"nın ilk maddesinin sonuna “Türkiye Devleti"nin hükümet şekli Cumhuriyettir” cümlesi eklendi. Ertesi gün 29 Ekim 1923′te TBMM yaptığı görüşmeler sonunda Cumhuriyet ilan edildi aynı gün Gazi Mustafa Kemal Paşa Türkiye Cumhuriyeti"nin ilk Cumhurbaşkanı seçildi.

Mustafa Kemal halifeliği tasarladığı devrimler için bir engel olarak görüyordu. Meclis"te uzun süren tartışmalardan sonra 3 Mart 1924′te başta eski halife olmak üzere tüm Osmanlı soyundan olanlar yurt dışına çıkarıldı. 3 Mart 1924′te Halifelik ile birlikte Şeriye ve Evkaf Vekaleti de kaldırıldı. Bu laiklik devriminde atılan ilk adımdı. Böylece yeni yönetimde milli eğitim tek elde yönetilmeye başlandı. 2 Eylül 1925′te tekke ve zaviyeler, türbeler (ziyaret amacıyla) kapatıldı. Üfürükçülük v.b. işler yasaklandı. 1928′de milletvekillerinin ve cumhurbaşkanlarının and içmeleri laikleştirildi. Din ve devlet işleri kesin birbirinden ayrıldı herkes istediği gibi inanmakta ve ibadet etmekte özgür bırakıldı. Cumhuriyet"e kadar Osmanlı toplumunda hukuk kuralları din esasına dayalı şeriat hükümlerine göre uygulanıyordu. 17 Şubat 1925′da İsviçre Medeni Kanunu temel alınarak hazırlanan Türk Medeni Kanunu yürürlüğe girdi. Böylece özellikle Türk kadınına uygar ülke kadınlarına tanınan bütün haklar tanındığı gibi her alanda kadın-erkek eşitliği sağlanmış oldu. Medeni Kanun"dan sonra yeniden laiklik ilkelerine göre hazırlanan Borçlar Kanunu, Ticaret Kanunu, Ceza Kanunu, İcra İflas Kanunu v.b. TBMM"ce kabul edilerekyürürlüğe girdi.

24 Ağustos 1925′te fes yerine şapka giyilmesi kabul edildi. Türk kadın ve erkeği giderek Batılı uygar uluslar gibi giysi kullanmaya başladı. 1935′te hangi dinden olursa olsun, din adamlarının ibadet yerleri dışında dinsel giysilerle gezmeleri yasaklandı.

14 Haziran 1926′da İzmir"de Atatürk"e karşı bir suikast düzenlendiyse de başarıya ulaşamadı. Suikastçiler tek tek yakalanarak İstiklal Mahkemesi"nde yargılandılar ve çeşitli cezalara çarptırıldılar.

Ülkede Cumhuriyet"e kadar batman, çeki, okka, kantar gibi ağırlık; karış, kulaç, endaze, arşın gibi uzunluk ölçüleri kullanılıyordu. 26 Mart 1931′de bunlar kaldırılarak ölçülerde metre ve kilo sistemleri kabul edildi. 26 Aralık 1925′te takvim ve saatte Uluslararası Takvim (Milat yılı) ve saat esas alındı. Bu arada Batılı ülkeler gibi pazar günleri tatil günü olarak kabul edildi. 1 Kasım 1928′de yeni Türk Alfabesi kabul edildi. Yazı devrimi Atatürk"ün gerçekleştirdiği devrimlerin en önemlilerinden biriydi. O zamana kadar kullanılan öğrenilmesi güç ve zaman alıcı Arap Alfabesi yerini bu sakıncaları olmayan ve uygar Batı"nın kullandığı Latin esaslı Türk Alfabesi"ne bıraktı. 1 Ocak 1929′da Millet Mektepleri açılarak yurt çapında bir okuma-yazma seferberliğine girişildi.

21 Haziran 1934′te Soyadı Kanunu kabul edildi. 26 Kasımda TBMM oybirliğiyle Gazi Mustafa Kemal"e Atatürk soyadını verdi. 26 Kasım 1934′te ise efendi, bey, paşa gibi unvan ve lakaplar kaldırıldı. Uzun süren savaş yılları ülkeyi ekonomik yönden çok yoksul bırakmıştı. Tarım hala en ilkel yöntemlerle yapılıyordu. Endüstri çok geri ve hemen her bakımdan dışa bağımlıydı. Ticaret, azınlıkların ve yabancıların tekelindeydi. Anadolu"da kara ve demiryolları yok denecek kadar azdı. Türkiye"de yeni rejim; ticareti, tarımı, endüstriyi ve bayındırlık işlerini bir bütün olarak ele aldı. Önce tarım konusu üzerine eğilen Türk Devleti ilk olarak 17 Şubat 1925′te yoksul köylüye çok ağır gelen aşar vergisini kaldırdı. Ziraat Bankası"nın köylüye daha uygun koşullarla kredi açması için sermayesi artırıldı. Çiftçiye tohum ve damızlık hayvan dağıtıldı. Tarım kredi kooperatifleri açıldı. Örnek çiftlikler kuruldu.

Teşviki Sanayi Kanunu çıkartılarak endüstri alanında girişimde bulunacaklara kolaylık sağlandı. Devlet, Sümerbank, Etibank gibi kuruluşları işletmeye açtı. Madenciliğe önem verildi. İç ve dış ticaret sağlam temeller üzerine oturtulurken yabancıların elinde olan demiryolları devletleştirildi. Yeni karayolları yapımı hızlandırıldı. Denizyolları için yeni gemiler satın alınırken havayolları da açıldı. Böylece ulusal ekonomi alanında da köklü girişimlerde bulunulmuş oldu.

Atatürk, Kurtuluş Savaşı kazanıldıktan sonra ülkenin içte ve dışta barış içinde kalkınmasına büyük önem verdi. Yaşamının sonuna kadar izlediği barışçı yoldan ayrılmadı. Bir ulusun varlığı tehlikeye girmediği sürece savaştan uzak kalınması inancındaydı. Bu inançla Türkiye Cumhuriyeti"nin politikasını “Yurtta Barış, Dünya"da Barış” ilkesiyle çizdi. 1926′da Lozan"da çözülmesi ertelenen Türkiye-Irak sınırı, Ankara Antlaşması ile belirlendi. Türkiye 1932′de Cemiyet-i Akvam"a (Milletler Cemiyeti) girdi. 9 Şubat 1934′te bölgede barışın ve karşılıklı işbirliğinin sağlanıp korunması amacını güden Balkan Paktı (Antlaşması) imzalandı. Antlaşmaya Türkiye"den başka Romanya, Yugoslavya ve Yunanistan da katıldı. 8 Temmuz 1937′de Doğu sınırlarının güvenliği için İran, Irak, Afganistan ve Türkiye arasında Sadabat Paktı (Antlaşması) imzalandı. 20 Temmuz 1936′da imzalanan Montrö (Montreux) Antlaşması ile Türkiye Boğazlar"da dilediği kadar asker bulundurmak bölgeyi savaş araç ve gereçleriyle güçlendirmek hakkını elde ettiği gibi Boğazlar Komisyonu kaldırılarak yetkisi Türkiye"ye verildi.

Atatürk 1930-1938 arasında Türk tarihi ve dili konularıyla özel olarak çok yoğun bir biçimde ilgilendi. Bu konularda yapılan bilimsel çalışmalara katıldı. Osmanlı döneminde okullarda yalnız İslam tarihi ve Osmanlı tarihi okutulmuş Türk tarihinin kökenleri ile ancak 1908 Meşrutiyeti"nden sonra ilgilenilmeye başlanmıştı. Atatürk Cumhuriyet döneminde ulusal Türk tarihinin aydınlığa çıkması gereğinden hareketle ülkede tarihle uğraşan kişilere Türk tarihinin kaynaklarını inceleme görevini verdi. 12 Nisan 1931′de Türk tarihi üzerinde sürekli bilimsel araştırma, çalışma ve yayımlar yapılması amacıyla Atatürk"ün buyruğu doğrultusunda Türk Tarih Kurumu kuruldu. Atatürk, ilk gençlik yıllarından başlayarak Türkçenin Farsça ve Arapça gibi yabancı dillerden arındırılmasından yanaydı. Türk dili konusunda bilimsel çalışmalar ve yayımlar yapılması amacıyla yine Atatürk"ün buyruğuyla 12 Temmuz 1932′de Türk Dil Kurumu kuruldu.

Atatürk"ün yaşamı boyunca en yakın çalışma arkadaşı İsmet İnönü oldu. İsmet İnönü 30 Ekim 1923′ten 1 Kasım 1937′ye kadar yedi kez hükümet kurarak Başbakanlık görevini yürüttü. İnönü 1 Kasım 1937′de Başbakanlıktan istifa etti yerine Celal Bayar atandı. Atatürk"ün buyruğuyla 29 Haziran 1938′de Yüzellilikler affedildi. O günlerin en önemli konusu Hatay idi. Atatürk ulusal sınırlar dışında kalan bu yurt parçasının barışçı yollardan anayurda bağlanmasını çok istiyordu. Fransızlarla uzun süren görüşmelerden sonra Hatay"da bir Türk Cumhuriyeti kurulması karar altına alındı. 5 Temmuzda Türk Ordusu Hatay"a girdi. 2 Eylül 1938′de Hatay Fransız yönetiminden ayrılarak cumhuriyet oldu. Atatürk tüm bu siyasal gelişmeleri bozulan sağlık durumuna karşın çok yakından izledi. Daha 1936 sonlarında siroz hastalığına yakalandığı anlaşılan Atatürk"ün tedavisi için yurtiçi ve yurtdışından getirilen hekimlerin çabalarıyla hastalık bir süre tedavi edildiyse de Atatürk"ün giderek bozulan sağlığı hakkında cumhurbaşkanlığınca ilk resmi bildiri 31 Mart 1938′de yayımlandı. 5 Eylül 1938′de Atatürk vasiyetini hazırlayarak servetini gelirinden ailesinin ve yakınlarının geçimlerini sağlayacak bir bölüm ayırdıktan sonra tamamı yarı yarıya olmak üzere Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarına bıraktı.

16 Ekim 1938′de Atatürk"ün sağlık durumu hakkında günlük bildiriler yayımlanmaya başlandı. 10 Kasım 1938′ de saat 09:05′te Dolmabahçe Sarayı"nda yaşama gözlerini yumdu. 21 Kasım 1938′de cenazesi Ankara"da Etnoğrafya Müzesi"nde hazırlanan Geçici Kabir"e konuldu. 26 Aralık 1939′ da CHP Olağanüstü Kurultayı"nda Atatürk"ün “Ebedi Şef” unvanıyla anılmasına karar verildi. 10 Kasım 1953′te cenazesi törenle Etnografya Müzesi"nden alınarak Anıtkabir"e konuldu.

 

Mustafa Kemal Atatürk Resimleri

Benzer Konular

canlı kuran oku kuran dinle kuran izle
mekke kabe canlı yayın izle
büyük islam ilmihali
hadisi şerif
yemek tarifleri
en güzel oyunlar, oyun oyna