Her işte bir hayır vardır atasözünün anlamı
Ana Sayfa »Atasözleri ve Anlamları » Her işte bir hayır vardır atasözünün anlamı

Her işte bir hayır vardır atasözünün anlamı

   

Her işte bir hayır vardır atasözünün anlamı

Atasözü; Atalarımızın uzun denemelere dayanan yargılarını, tecrübelerini, bilgece düşünce ya da öğüt olarak ifade eden ve kalıplaşmış biçimleri bulunan kamuca benimsenmiş özlü sözlerdir.

Deyim ise; Genellikle gerçek anlamından uzaklaşmış birden çok sözcükten oluşan, bir kavramı ya da durumu karşılayan kalıplaşmış sözcük gruplarıdır.

Her işte bir hayır vardır

* Olmuş bitmiş bir işi, değiştirmek, engellemek elimizde olmadığına göre hayra yormak gerekir. Böyle yapmak boşuna üzülmemenizi ve sıkıntı çekmemenizi sağlar. Yaşadığımı bazı olaylarlar başlangıçta çok kötü gibi görünse de, zamanla hakkımızda daha hayırlı olduğu ortaya çıkar. Uçağını kaçıran biri uçağı kaçırdığına üzülürken, uçak düştü haberini aldığında üzüntüsü kendi adına sonsuz bir sevince dönecektir.

* Bu atasözü, “başa gelen her kötü hadisede, ya o an ya da çok sonra farkına varacağımız bir hayırlı hikmet vardır,” mânâsında kullanılır.
 
Her işte bir hayır vardır Hikayesi; Eski devirde, bir medrese talebesi şöhretli bir şeyhin dergahına gidip ona talebe olur. Okuyup çalışmaya, aynı zamanda dergâhın işlerini de görmeye başlar.
 
Bir gün çeşmeden su doldurup, tekkeye dönerken, mahallede oynayan çocuklardan biri, bir taş atıp adamın elindeki testiyi kırar. Üzülerek hocasına gider vak"ayı anlatır. Hocası, “Zararı yok evladım her işte bir hayır vardır aldırma” der.
 
Ertesi gün, yine aynı şey olur, tekrar hadiseyi korkarak hocasına anlatır. Hocası:
 
“Böyle şeyler olur evlâdım, zarar yok her işte bir hayır vardır,” der.
 
Üçüncü günü, tekrar çeşmeden su doldurup dönerken bu sefer testiye atılan taş adamın gözüne gelerek kör eder.
 
Can acısıyla perişan, şeyhine giderek, felaketini anlatır. Şeyh yine soğukkanlı, “Onu tedavi ederiz, korkma evladım geçer,” diye her günkü gibi; “Her işte bir hayır vardır” deyince, adam, içinden; “Senin hayrına da şerrine de,” diyerek geceyi bekler ve herkes yattıktan sonra pilisini pırtısını toplayıp, geldiği köyün yolunu tutar.
 
Sabah, şafak sökerken yolun kenarındaki çalılıktan bir ses gelir:
 
“Tutun şu adamı, derhal yatırıp kurban edin!”
 
Her tarafı silahlarla dolu iki kişi birdenbire yola fırlayarak adamı tuttukları gibi yere yatırırlar ve ellerindeki keskin bıçakları boğazına dayarlarken bir tanesi bağırır:
 
“Ağa, bu adamın bir gözü kör, ne buyurursun keselim mi?”
 
Ağa cevap verir:
 
“Yok olmaz, bırakın gitsin.”
 
Neye uğradığını şaşıran adam, yerden kalkıp üstünü başını temizledikten sonra korka korka sorar:
 
“Beni neden kesecektiniz?”
 
“Dün rakiplerimizle vuruştuk. Tutulduğumuz kurşun yağmurlarının altında bir tek can kaybetmedik. Bu bize Allah"ın büyük bir lütfü deyip, sabah ilk gördüğümüz bir canlı mahlûku kurban etmeye karar verdik. “Yolumuza ilk sen çıktın, seni kurban edecektik.” Adam şaşkın bir halde tekrar sorar: “E, peki o halde niye bıraktınız?” “Dinimizde sakat bir kurbanın sevabı yoktur, caiz de değildir. Senin gözünün birini kör görünce bıraktık, işte bu. Hadi geç git yoluna” diye adamı iteleyince, adamcağız yolunu ters yüzü edip doğruca hocasının yanına döner ve tekrar ona talebe olur.

Benzer Konular

canlı kuran oku kuran dinle kuran izle
mekke kabe canlı yayın izle
büyük islam ilmihali
hadisi şerif
yemek tarifleri
en güzel oyunlar, oyun oyna